KARAR METNİ
Derlemedeki karar metni
ÖZET: Yerel Mahkemece, suç ve karar tarihi itibarıyla “bir yıldan altı yıla kadar” hapis cezası öngörülen kamu malına zarar verme suçundan sanık hakkındaki temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak iki yıl hapis cezası olarak belirlendiği, suça yardım etme, etkin pişmanlık ve takdiri indirim maddeleri uygulandıktan sonra ulaşılan beş ay hapis cezasının günlüğü 20 TL’den paraya çevrilip sonuç olarak sanığın 3.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği olayda; hapis cezasının üst sınırı “altı yıl” iken alt sınırdan ayrılmak suretiyle temel cezanın iki yıl olarak belirlenmesi ve karar tarihinden sonra yürürlüğe giren kanun uyarınca atılı suç için öngörülen hapis cezasının üst sınırının “dört yıla” indirilmesi karşısında; hâkimin, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen alt ve üst sınırlar arasında temel cezayı belirlemesi gerektiği hususu da dikkate alındığında, hakkında daha az ceza belirlenme olasılığı bulunan sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirmesinde zorunluluk bulunduğunun kabulü gerekmektedir. ...11 Uyuşmazlık konusu bu şekilde çözümlendikten sonra, bir kısım Ceza Genel Kurul üyelerince, 5237 sayılı TCK’nın 152/1-a maddesinde bir yıldan altı yıla kadar hapis cezası gerektiren kamu malına zarar verme suçundan hüküm kurulduktan sonra 6545 sayılı Kanun’un 65. maddesi ile atılı suça ilişkin ceza üst sınırının dört yıla indirilmesi karşısında, temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen sanık hakkında yeniden bir değerlendirme yapılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine bu hususa ilişkin olarak yapılan değerlendirmede; 5237 sayılı TCK’nın “Mala zarar verme” başlıklı 151. maddesinin birinci fıkrasında; “Başkasının taşınır veya taşınmaz malını kısmen veya tamamen yıkan, tahrip eden, yok eden, bozan, kullanılamaz hâle getiren veya kirleten kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” şeklinde mala zarar verme suçunun basit hâli düzenlenmiş, Suç ve karar tarihi itibarıyla suçun nitelikli hâlleri ise aynı Kanun’un 152. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında; “(1) Mala zarar verme suçunun; a) Kamu kurum ve kuruluşlarına ait, kamu hizmetine tahsis edilmiş veya kamunun yararlanmasına ayrılmış yer, bina, tesis veya diğer eşya hakkında, b) Yangına, sel ve taşkına, kazaya ve diğer felaketlere karşı korunmaya tahsis edilmiş her türlü eşya veya tesis hakkında, c) Devlet ormanı statüsündeki yerler hariç, nerede olursa olsun, her türlü dikili ağaç, fidan veya bağ çubuğu hakkında, d) Sulamaya, içme sularının sağlanmasına veya afetlerden korumaya yarayan tesisler hakkında, e) Grev veya lokavt hâllerinde işverenlerin veya işçilerin veya işveren veya işçi sendika veya konfederasyonlarının maliki olduğu veya kullanımında olan bina, tesis veya eşya hakkında, f) Siyasi partilerin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ve üst kuruluşlarının maliki olduğu veya kullanımında olan bina, tesis veya eşya hakkında, g) Sona ermiş olsa bile, görevinden ötürü öç almak amacıyla bir kamu görevlisinin zararına olarak, İşlenmesi hâlinde, fail hakkında bir yıldan altı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (2) Mala zarar verme suçunun; a) Yakarak, yakıcı veya patlayıcı madde kullanarak, b) Toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olmak suretiyle, c) Radyasyona maruz bırakarak, nükleer, biyolojik veya kimyasal silah kullanarak, İşlenmesi hâlinde, verilecek ceza iki katına kadar artırılır.” şeklinde iken, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 65. maddesiyle 5237 sayılı TCK’nın 152. maddesinin birinci fıkrasındaki «bir yıldan altı yıla kadar hapis” şeklindeki yaptırım “bir yıldan dört yıla kadar hapis” olarak, ikinci fıkrasındaki “iki katına kadar” şeklindeki artırım oranı ise “bir katına kadar” olarak değiştirilmiştir.
Kararın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kısmının özetine CMK’nın 149. maddesi ile ilgili bölümde yer verilmiş olduğundan, söz konusu suç ile ilgili deliller ve hukuki açıklamalar bu karardan çıkarılmıştır.
Görüldüğü gibi 6545 sayılı Kanun ile 5237 sayılı TCK’nın 152. maddesinin uyuşmazlık konusuyla ilgili birinci fıkrasındaki mala zarar verme suçunun nitelikli hâli bakımından ceza süresinin alt sınırı korunmuş, üst sınırı ise dört yıla indirilerek bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Temel cezanın belirlenmesine ilişkin ilkeler ise 5237 sayılı TCK’nın 61. maddesinin birinci fıkrasında; “(1) Hâkim, somut olayda; a) Suçun işleniş biçimini, b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları, c) Suçun işlendiği zaman ve yeri, d) Suçun konusunun önem ve değerini, e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, g) Failin güttüğü amaç ve saiki, Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler.” şeklinde düzenlenerek kanun koyucu, cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime, olayın özelliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi yüklemiştir. Türk Ceza Kanunu’nda suçlar için çoğunlukla sabit cezalar öngörülmemiş, alt ve üst sınırlar gösterilerek, bu sınırlar arasından hâkime temel cezayı belirleme yetkisi verilmiştir. Basamaklı ceza öngören suçlarda, iki sınır arasında cezayı belirleme konusundaki takdir yetkisi her somut olayın özelliğine göre kanunun genel amacı ve felsefesi gözetilerek 5237 sayılı TCK’nın 61. maddesinde sıralanan ölçütlere göre kullanılır. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. Baskı, s. 530) Öte yandan, 5237 sayılı TCK’nın «Zaman bakımından uygulama» başlıklı yedinci maddesinde; ceza hukuku kurallarının yürürlüğe girdikleri andan itibaren işlenen suçlara uygulanacağına ilişkin ileriye etkili olma prensibi ile bu ilkenin istisnasını oluşturan, «Failin lehine olan yasanın geçmişe etkili olması», «Geçmişe etkili uygulama» veya «Geçmişe yürürlük» ilkesine yer verilmiştir. Bu ilke uyarınca, suçtan sonra yürürlüğe giren ve fail lehine hükümler içeren yasa, hükümde ve infaz aşamasında dikkate alınmalıdır. Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda; “Adli para cezasını öngören yasanın, hapis cezasını kabul eden yasaya göre”, aynı nev’i ceza içeren yasalardan; “Üst sınırların aynı olması hâlinde alt sınırı az olan yasanın”, “Alt sınırları aynı olması hâlinde üst sınırı az olan yasanın”, “Alt ve üst sınırlarının farklı olması durumunda ise üst sınırı az olan yasanın” lehe olduğu kabul edilmektedir. Lehe yasanın tespiti açısından bu ölçütlere yeni kriterler eklenmesi yönündeki görüş ve uygulamalar, öğreti ve yargısal kararlara da konu olmuş, değişen ceza mevzuatı karşısında dahi hâlen geçerliliğini koruyan 23.02.1938 tarihli ve 23–9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da, “Suçun işlendiği zamanın yasası ile sonradan yürürlüğe giren yasa hükümlerinin farklı olması hâlinde, her iki yasanın birbirine karıştırılmadan, ayrı ayrı somut olaya uygulanıp, her iki yasaya göre hükmedilecek cezalar belirlendikten sonra, sonucuna göre lehte olanı uygulanmalı” şeklinde, lehe yasanın tespitinde başvurulacak yöntem belirtilmiştir. Öğretide de anılan İçtihadı Birleştirme Kararındaki ilke benimsenerek, uygulanma olanağı bulunan tüm yasaların leh ve aleyhteki hükümleri birlikte ayrı ayrı ele alınarak somut olaya göre sonuçlarının karşılaştırılması gerekeceği ve sonunda fail bakımından daha lehe sonuç veren yasanın belirlenip hükmün buna göre verileceği görüşleri ileri sürülmüştür. (S. Dönmezer, S. Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Cilt I, 11. Bası, s. 167; S. Dönmezer, Genel Ceza Hukuku Dersleri, s. 64; M. E. Artuk, A. Gökçen, A. C. Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Cilt I, s. 221) Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 13.03.2018 tarihli ve 154-100 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır. Bu açıklamalar ışığında konu değerlendirildiğinde; Yerel Mahkemece, sanık hakkında suç ve karar tarihi itibarıyla “bir yıldan altı yıla kadar” hapis cezası öngörülen kamu malına zarar verme suçundan temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak iki yıl hapis cezası olarak belirlendiği, suça yardım etme, etkin pişmanlık ve takdiri indirim maddeleri uygulandıktan sonra ulaşılan beş ay hapis cezasının günlüğü 20 TL’den paraya çevrilip sonuç olarak sanığın 3.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği olayda; hapis cezasının üst sınırı “altı yıl” iken alt sınırdan ayrılmak suretiyle temel cezanın iki yıl olarak belirlenmesi ve karar tarihinden sonra yürürlüğe
giren kanun uyarınca atılı suç için öngörülen hapis cezasının üst sınırının “dört yıla” indirilmesi karşısında, hâkimin, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen alt ve üst sınırlar arasında temel cezayı belirlemesi gerektiği hususu da dikkate alındığında, hakkında daha az ceza belirlenme olasılığı bulunan sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirmesinde zorunluluk bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. (CGK, 07.02.2019 tarihli ve 114-82 sayılı)