KARAR METNİ
Derlemedeki karar metni
ÖZET: Tanıklar H. ve Y. ile yemek yediği sırada sanık M. ve kimliği tespit edilemeyen iş yeri çalışanları ile birlikte masaya gelen sanık E.’nin restoranı terk etmesi konusundaki ihtarı üzerine buradan ayrılmak zorunda kalan şikâyetçinin tanıklar ile birlikte çıkışa doğru ilerlerken 155 polis imdat hattını aradığı, bu durumu fark eden sanık E.’nin, konuşmasına fırsat vermeden telefonu şikâyetçinin elinden aldığı, sonrasında sanıkların şikâyetçiyi tanıkların yanından ayırıp boş bir odaya götürdükleri, burada sanık E.’nin şikâyetçiyi yumruk atarak basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladığı, bu esnada sanık M.’nin, şikâyetçiye yardım etmek için odaya girmeye çalışan tanık H.’ye engel olduğu, şikâyetçinin yaklaşık 45 dakika bu odada tutulduktan sonra serbest bırakıldığı anlaşılmakla TCK’nın 37. maddesi kapsamında iştirak hâlinde olan sanıkların cebir kullanarak ve birden fazla kişi tarafından birlikte kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan cezalandırılmalarına dair Yerel Mahkeme hükmü ile bu hükmü onayan Özel Daire kararının isabetli olduğu kabul edilmelidir.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanık E.K.’nin eyleminin TCK’nın 86/2. maddesinde düzenlenen kasten yaralama suçunu mu yoksa TCK’nın 109. maddesinde yer alan kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu mu oluşturduğunun, 2- Sanık M.K.’ye atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun sabit olup olmadığının, Belirlenmesine ilişkindir. ...
5237 sayılı TCK’nın “Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” başlıklı 109. maddesi; “(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Bu suçun; a) Silahla, b) Birden fazla kişi tarafından birlikte, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı, f ) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır. (4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır. (6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.” şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi ve üçüncü fıkrasında ise; altı bend halinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi nitelikli haller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun netice sebebiyle ağırlaşmış haline, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenen özgürlüğü kısıtlama suçuna yer verilmiş, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibariyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi halinde, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında nitelikli hal olarak sayılan cebir, kişiye karşı fiziki güç kullanmak suretiyle, onun veya bir üçüncü kişinin iradesi ve davranışları üzerinde zorlayıcı bir etki meydana getirilmesidir. Cebre maruz kalan kişi, bu fiziki gücün meydana getirdiği acının etkisiyle belli bir davranışta bulunmaya zorlanmaktadır. Bu suç ile cezalandırılmak istenen husus, bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması ya da kısıtlanmasıdır. Nitekim bu husus madde gerekçesinde de; “Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir” şeklinde belirtilmiştir. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Sonuç ise, mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması biçiminde kendini gösterir. Serbest hareketli bir suç olduğundan, bir yere gitme ya da bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması sonucunu doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilir. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun manevi unsuru, failin, mağduru kişisel özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi istemesi ve bilmesi, yani genel kasttır. Kanun’un metninden ve ruhundan da anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır. Bu görüş öğretide (Erman-Özek, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, İst-1994, s.130, Ayhan Önder, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Bası, İst-1994, s.31; Durmuş Tezcan-M. Ruhan Erdem-M. Önok, Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Ankara-2008, s.363 vd.; M. Emin Artuk, Ahmet Gökcen, A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara-2009, cilt:3, s.2830 vd.; Recep Gülşen, Hürriyeti Tahdit Suçları, Ankara-2002, s.87) ve yargısal kararlarda da (CGK’nun 29.06.2010 gün ve 110-161, 23.01.2007 gün ve 275- 9, 03.12.2002 gün ve 288-419 sayılı kararları) benimsenmiştir Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları birlikte değerlendirildiğinde; Şikâyetçinin aşamalarda istikrarlı şekilde arkadaşları olan tanıklar H. ve Y.’nin yanında otururken sanıklar tarafından alınarak bir odaya kapatıldığını, burada yaklaşık 45 dakika zorla tutulup sanık E.
tarafından darp edildiğini beyan etmesi, bu beyanların tanıkların anlatımları ve şikâyetçi hakkında düzenlenen adli raporla doğrulanması karşısında; şikâyetçinin arkadaşları olan tanıklar H. ve Y.’nin daveti üzerine suç tarihinde K. Balıkçılık isimli restorana gittiği, tanıkların bulunduğu masaya oturmasından kısa bir süre sonra sanık M. ve kimliği tespit edilemeyen iş yeri çalışanları ile birlikte masaya gelen sanık E.’nin “Müdür V., sen benim mekânımda yemek yiyemezsin, terk edin burayı” dediği, tanık H.’nin hesap istemesi üzerine sanık E.’nin bunu da kabul etmeyerek acele oradan ayrılmalarını istediği, tanıklar ile birlikte çıkışa doğru ilerleyen şikâyetçinin 155 polis imdat hattını aradığını fark eden sanık E.’nin, konuşmasına fırsat vermeden telefonu şikâyetçinin elinden aldığı, sonrasında sanıkların şikâyetçiyi tanıkların yanından ayırıp boş bir odaya götürdükleri, burada sanık E.’nin şikâyetçiyi yumruk atarak basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladığı, bu esnada şikâyetçiye yardım etmek için odaya girmeye çalışan tanık H.’ye sanık M.’nin engel olduğu ve şikâyetçinin yaklaşık 45 dakika kadar bu odada tutulduktan sonra serbest bırakıldığı anlaşıldığından, sanık M.’nin suç yerinde bulunmadığına, sanık E.’nin ise atılı suçu işlemediğine dair savunmalarına itibar edilemeyeceği cihetle, TCK’nın 37. maddesi kapsamında iştirak halinde olan sanıkların, eylemlerine uyan cebir kullanarak ve birden fazla kişi tarafından birlikte kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan cezalandırılmalarına dair Yerel Mahkeme hükmü ile bu hükmü onayan Özel Daire kararının isabetli olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının her iki uyuşmazlık yönünden reddine karar verilmelidir. (CGK, 22.01.2019 tarihli ve 1163-34 sayılı)