Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Suçun Büyükşehir Belediyesi sınırlarının il mülki sınırları statüsü kazanmasından önce işlenmesi, suça konu binanın belediye sınırları dışında, ancak İlçe

Ceza HukukuE. 2018/71K. 2018/54015.11.2018Ret

Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)

Eklendi: 4 Ağustos 2026Son kontrol: 4 Ağustos 2026
01

Kararın özeti

Suçun Büyükşehir Belediyesi sınırlarının il mülki sınırları statüsü kazanmasından önce işlenmesi, suça konu binanın belediye sınırları dışında, ancak İlçe Belediyesinin mücavir alanında kalması, TCK’nın 184/4. maddesinin üçüncü fıkra hariç ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tâbi yerlerde uygulanabilmesi karşısında, suçla korunmak istenen hukuki yarar ve ceza hukukunda kanunilik ilkesi bağlamında imar kirliliğine neden olma suçunun mücavir alanda işlenememesi nedeniyle suçun unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti bakımından ruhsatsız olarak inşaat yapılan yerde özel imar rejimi bulunup bulunmadığı araştırılarak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Sanık hakkında, hakkı olmayan yere tecavüz suçundan verilen mahkûmiyet hükmü Özel Dairece bozulmuş olup, itirazın kapsamına göre inceleme imar kirliliğine neden olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılacaktır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; imar kirliliğine neden olma suçunun mücavir alan sınırları içerisinde işlenip işlenemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir İncelenen dosya kapsamından; K.B. İmar ve Şehircilik Müdürlüğü görevlilerince düzenlenen 07.05.2009 tarihli yapı tatil zaptına göre; K.M.Taban Yaylası ... adali numaralı parselde sanık A. B.’nin ruhsatsız olarak inşaat yaptığı, yapının perde beton hâlinde, ortalama 1 metre boyunda, 2 bölmeli ve 21x10 metre ebadında olduğu, mahallinde malikinin olmadığı ve inşaatın mühürlenerek durdurulduğu, K.B. Encümeninin 11.05.2009 tarihli ve ... sayılı kararına göre; söz konusu yere Plansız Alanlardaki İmar Yönetmeliği’ne göre yapı izni verilmesi mümkün olmayıp ayrıca meraya tecavüz edildiğinden inşaatın yıkılarak suç duyurusunda bulunulduğu ve idari para cezası uygulandığı, K.B. Başkanlığının 08.06.2009 tarihli ve ... sayılı yazısına göre; 30 günlük süre içerisinde mührün bozulup, inşaata devam edildiği belirtilerek TCK’nın 184. maddesi gereğince işlem yapılması için Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, K. Tapu Sicil Müdürlüğünün 28.08.2009 tarihli yazısına göre; suça konu ... ada ... parseldeki taşınmazın ham toprak vasfında ve malikinin sanık olduğu, 09.04.2009 tarihinde edinildiği, ... ada ... parsel sayılı taşınmazın ise mera vasfında olduğu, 19.10.2010 tarihinde mahallinde icra edilen keşif sonrası düzenlenen 20.10.2010 ve 24.11.2010 tarihli bilirkişi raporlarına göre; inşaatın 120,70 m2’lik kısmının sanığa ait 131 numaralı parsel üzerinde

02

Derlemedeki karar metni

Aşağıdaki metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.

Görüntüleme ayarlarıStandart okuma alanı

KARAR METNİ

Derlemedeki karar metni

ÖZET: Suçun Büyükşehir Belediyesi sınırlarının il mülki sınırları statüsü kazanmasından önce işlenmesi, suça konu binanın belediye sınırları dışında, ancak İlçe Belediyesinin mücavir alanında kalması, TCK’nın 184/4. maddesinin üçüncü fıkra hariç ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tâbi yerlerde uygulanabilmesi karşısında, suçla korunmak istenen hukuki yarar ve ceza hukukunda kanunilik ilkesi bağlamında imar kirliliğine neden olma suçunun mücavir alanda işlenememesi nedeniyle suçun unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti bakımından ruhsatsız olarak inşaat yapılan yerde özel imar rejimi bulunup bulunmadığı araştırılarak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Sanık hakkında, hakkı olmayan yere tecavüz suçundan verilen mahkûmiyet hükmü Özel Dairece bozulmuş olup, itirazın kapsamına göre inceleme imar kirliliğine neden olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılacaktır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; imar kirliliğine neden olma suçunun mücavir alan sınırları içerisinde işlenip işlenemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir İncelenen dosya kapsamından; K.B. İmar ve Şehircilik Müdürlüğü görevlilerince düzenlenen 07.05.2009 tarihli yapı tatil zaptına göre; K.M.Taban Yaylası ... adali numaralı parselde sanık A. B.’nin ruhsatsız olarak inşaat yaptığı, yapının perde beton hâlinde, ortalama 1 metre boyunda, 2 bölmeli ve 21x10 metre ebadında olduğu, mahallinde malikinin olmadığı ve inşaatın mühürlenerek durdurulduğu, K.B. Encümeninin 11.05.2009 tarihli ve ... sayılı kararına göre; söz konusu yere Plansız Alanlardaki İmar Yönetmeliği’ne göre yapı izni verilmesi mümkün olmayıp ayrıca meraya tecavüz edildiğinden inşaatın yıkılarak suç duyurusunda bulunulduğu ve idari para cezası uygulandığı, K.B. Başkanlığının 08.06.2009 tarihli ve ... sayılı yazısına göre; 30 günlük süre içerisinde mührün bozulup, inşaata devam edildiği belirtilerek TCK’nın 184. maddesi gereğince işlem yapılması için Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, K. Tapu Sicil Müdürlüğünün 28.08.2009 tarihli yazısına göre; suça konu ... ada ... parseldeki taşınmazın ham toprak vasfında ve malikinin sanık olduğu, 09.04.2009 tarihinde edinildiği, ... ada ... parsel sayılı taşınmazın ise mera vasfında olduğu, 19.10.2010 tarihinde mahallinde icra edilen keşif sonrası düzenlenen 20.10.2010 ve 24.11.2010 tarihli bilirkişi raporlarına göre; inşaatın 120,70 m2’lik kısmının sanığa ait 131 numaralı parsel üzerinde

184. madde 12.10.2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

08.07.2005 tarihli ve 25869 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 29.06.2005 tarihli ve 5377 sayılı Kanun’un 21. maddesi ile eklenmiştir.

bulunduğu, binanın 110,30 m2’lik kısmı ile 78 m2’lik bitişik müştemilat ve 24 m2’lik deponun 132 numaralı parselde bulunan meraya tecavüzlü olduğu, belediyenin tuttuğu zabıttan sonra inşaata devam edilerek bitirildiği, betonarme binanın elektrik ve suyunun olduğu, içerisinde ikamet edildiği, belediyenin tuttuğu zabıtta iki adet depo niteliğindeki yerin mevcut olmayıp sonradan yapıldığı, hem sanığın malik olduğu parselde hem de mera parselinde imar planının bulunmadığı, binanın ruhsat alınmaksızın yapıldığı, K.B. Başkanlığının 29.03.2011 tarihli ve ... sayılı yazısına göre; kaçak yapının belediye imar planı sınırları dışında, ancak mücavir alan sınırları içerisinde kaldığı, bu nedenle söz konusu yerin Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği’ne tabi olduğu, Anlaşılmıştır. Sanık A.B. aşamalarda; belediyeye ruhsat başvurusunda bulunduğunu, ancak inşaatın imar sahası dışında olması nedeniyle kendisine ruhsat verilmediğini, inşaatın kendi parseline sığmaması nedeniyle yan parsele taştığını, taşan kısmın bulunduğu yerin mera olduğunu bilmediğini savunmuştur. “İmar kirliliğine neden olma” suçu 5237 sayılı TCK’nın 184. maddesinde; “1) Yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 2) Yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır. 3) Yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faliyetin icrasına müsaade eden kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 4) Üçüncü fıkra hariç, bu madde hükümleri ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tabi yerlerde uygulanır. 5) Kişinin, ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi halinde, bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmaz, açılmış olan kamu davası düşer, mahkum olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar. 6) İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, 12 Ekim 2004 tarihinden önce yapılmış yapılarla ilgili olarak uygulanmaz” şeklinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre; yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan ya da yaptıran, yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere su, elektrik veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden, yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faliyetin icrasına müsaade eden kişiler maddede yazılı cezalarla cezalandırılacaktır. Maddenin dördüncü fıkrası uyarınca; üçüncü fıkra dışındaki hükümler, ancak belediye sınırları içinde veya özel infaz rejimine tabi yerlerde uygulanacaktır. Ancak, failin ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hâle getirmesi durumunda, maddenin bir ve ikinci fıkra hükümleri gereğince kamu davası açılmayacak, açılmış olan kamu davası düşecek, mahkûm olunan ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkacaktır. Düzenlemenin dördüncü fıkrasından anlaşılacağı üzere belediye sınırları ile özel imar rejimine tabi yerler haricindeki alanlar bu suç tipiyle korunmak istenen hukuki yararın dışındadır. Kanun koyucu bu suçun ülke sınırları içerisindeki belli yerlerde işlenmesi durumunu cezai yaptırım altına almıştır. Dolayısıyla Kanun’da geçen belediye sınırları ve özel imar rejimine tabi yerler ile bu bağlamda mücavir alan kavramlarının değerlendirilmesi gerekmektedir. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Sınırların tespiti” başlıklı 5. maddesinde; “Yeni kurulan bir belediyenin sınırları, kuruluşu izleyen altı ay içinde aşağıdaki şekilde tespit edilir: a) Eskiden beri o yerleşim yerine ait sayılan tarla, bağ, bahçe, çayır, mera, otlak, yaylak, zeytinlik, palamutluk, fundalık gibi yerler ile kumsal ve plajlar belediye sınırı içine alınır. b) Belediye sınırlarını dere, tepe, yol gibi belirli ve sabit noktalardan geçirmek esastır. Bunun mümkün olmaması durumunda, sınır düz olarak çizilir ve işaretlerle belirtilir. c) Belediyenin sınırları içinde kalan ve eskiden beri komşu belde veya köy halkı tarafından yararlanılan yayla, çayır, mera, koru, kaynak ve mesirelik gibi yerlerden geleneksel yararlanma hakları devam eder. Bu haklar için sınır kâğıdına şerh konulur. d) Çizilen sınırların geçtiği yerlerin bilinen adları sınır kâğıdına yazılır. Ayrıca yetkili fen elemanı tarafından düzenlenen kroki sınır tespit tutanağına eklenir.”,

“Sınırların kesinleşmesi” başlıklı 6. maddesinde ise, “Belediye sınırları, belediye meclisinin kararı ve kaymakamın görüşü üzerine valinin onayı ile kesinleşir. Kesinleşen sınırlar, valilikçe yerinde uygulanmak suretiyle taraflara gösterilir ve durum bir tutanakla belirlenir. Kesinleşen sınır kararları ile dayanağı olan belgelerin birer örneği; belediyesine, mahallî tapu dairesine, il özel idaresine ve o yerin mülkî idare amirine gönderilir. Kesinleşen sınırlar zorunlu nedenler olmadıkça beş yıl süre ile değiştirilemez.” 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 12.11.2012 tarihli ve 6360 sayılı Kanun’la değişik 5. maddesine göre; “Büyükşehir belediyelerinin sınırları, il mülki sınırlarıdır. İlçe belediyelerinin sınırları, bu ilçelerin mülki sınırlarıdır.» 12.11.2012 tarihli ve 6360 sayılı “On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi Ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”unsuç ve karar tarihinden sonra yürürlüğe giren “Büyükşehir belediyesi kurulması ve sınırlarının belirlenmesi” başlıklı 1. maddesine göre ise; “(1) Aydın, Balıkesir, Denizli, Hatay, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Ordu, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa ve Van illerinde, sınırları il mülki sınırları olmak üzere aynı adla büyükşehir belediyesi kurulmuş ve bu illerin il belediyeleri büyükşehir belediyesine dönüştürülmüştür. (2) Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Erzurum, G., İzmir, Kayseri, Konya, Mersin, Sakarya ve Samsun büyükşehir belediyelerinin sınırları il mülki sınırlarıdır. (3) Birinci ve ikinci fıkrada sayılan illere bağlı ilçelerin mülki sınırları içerisinde yer alan köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliği kaldırılmış, köyler mahalle olarak, belediyeler ise belde ismiyle tek mahalle olarak bağlı bulundukları ilçenin belediyesine katılmıştır. (4) İ. ve Kocaeli il mülki sınırları içerisinde bulunan köylerin tüzel kişiliği kaldırılarak bağlı bulundukları ilçe belediyesine mahalle olarak katılmıştır. (5) Birinci, ikinci ve dördüncü fıkrada sayılan illerdeki il özel idarelerinin tüzel kişiliği kaldırılmıştır. (6) Birinci ve ikinci fıkrada sayılan illerin bucakları ve bucak teşkilatları kaldırılmıştır.” Düzenlemelerine yer verilmiştir. Bu düzenlemelerle belediye ve büyükşehir belediye sınırlarının ne şekilde tespit edileceği, kesinleşme usulü ve belediye sınırlarının kapsadığı alanlar belirlenmiş, büyükşehir olan belediyeler bakımından belediye sınırlarının il mülki sınırları, ilçe belediyeleri bakımından ise belediye sınırlarının bu ilçelerin mülki sınırları olduğu kabul edilmiştir. Özel imar rejimine tabi yerler kavramının tanımına kanunlarda rastlanmamaktadır. TCK’nın 184. maddesinin gerekçesinde organize sanayi bölgelerinin özel imar rejimine tabi yerlere örnek olarak sayıldığı görülmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 21.02.2012 tarihli ve 570-51 sayılı kararında da belirtildiği üzere, organize sanayi bölgeleri haricinde 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu, 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu, 4691 sayılı Teknoloji Bölgeleri Kanunu, 3621 sayılı Kıyı Kanunu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu, 2960 sayılı İ. Boğaziçi Kanunu gibi kanunların kapsamındaki yerler de özel imar rejimine tabi yerlere örnek sayılabilir. Suçun işlendiği yerin özel imar rejimine tabi olan bir yer olması durumunda, belediye sınırları içerisinde kalıp kalmadığına ilişkin ayrıca bir araştırma yapılmasına gerek yoktur. Mücavir alan kavramı 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 5. maddesinde; “İmar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti altına verilmiş olan alanlardır.” biçiminde tanımlanmıştır. Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğüne göre “mücavir” kelimesi; “Yakın komşu olan” anlamına gelmektedir. Mücavir alanlar; toplumsal, ekonomik ve şehirleşmeyle ilgili gelişmeleri belli bir coğrafyaya özgü ve planlı bir şekilde yönetip denetlemek amacıyla imar mevzuatı bakımından belediyelerin yetkisine bırakılan yerlerdir. Mücavir alan belirlenmesindeki amaç, belediyeye yakın çevredeki imar faliyetlerinin denetimini sağlayıp, rantı ve plansız yapılaşmayı önlemektir (Zeki Hafızoğulları, Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Topluma Karşı Suçlar, 2012, Ankara, s. 72).

İmar Kanun’un 45. maddesinde mücavir alan sınırlarının belediye meclisi ve il idare kurulu kararına dayanarak vilayetlerce Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gönderileceği, Bakanlığın bunları inceleyerek aynen veya değiştirerek tasdik etmeye veya değiştirilmek üzere iadeye yetkili olduğu, mücavir alandan çıkarılmanın da aynı usule tabi olduğu, Bakanlığın gerekli görmesi halinde mücavir alana alma ve çıkarma hususunda resen karar verebileceği ve ayrıca mücavir alanın ilgili belediye sınırına bitişik olması gerekmediği, bu alanların köyleri de kapsayabileceği belirtilmiştir. 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 2, 5 ve 19. maddelerinde, “belediye sınırları” tabirinin yanı sıra ayrıca “mücavir alandan” da bahsedilmesi karşısında, her iki kavram arasında farklılık olduğunun ve kanun koyucunun 5237 sayılı TCK’da “özel imar rejimine tabi olan yerler” ve “belediye sınırları” terimlerini bilinçli olarak seçtiği kabul edilmelidir. Hükmün gerekçesinde de “Bu madde hükümlerinin uygulanma alanı ile ilgili sınırlama getirilmiştir” denilmektedir. Kaldı ki, yürürlükten kaldırılan 09.07.1956 tarihli ve 6785 sayılı önceki İmar Kanunu’nun 47. maddesinde “Belediye hudutlarına mücavir bulunan… sahalarda” denilmek suretiyle de mücavir alanın belediye sınırları dışında olduğu, ancak bu sahaların İmar Kanunu hükümlerine tabi olduğuna yönelik bir düzenleme getirilmişti. Dolayısıyla belediye sınırları içerisindeki alanlar ile özel imar rejimine tabi olan yerler haricindeki alanlar bu suçla korunmak istenen hukuki yararın dışında tutulmuştur. Belediye sınırları dışına bazı belediyecilik hizmetlerinin götürülmesi veya imar mevzuatı bakımından bir yerin belediyenin yetki sınırları içerisinde olması, buranın kendiliğinden belediye sınırları içerisinde olduğu anlamına gelmez. Nitekim, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 11. maddesinden anlaşılacağı üzere bir alanda belediye kurulup belediyenin seçilmiş organlarının iş başına gelmesi bu alan içindeki köylerin idari varlığının ve tüzel kişiliğinin sona ermesine yol açacaktır. Ancak, bir köyün mücavir alan sınırlarına alınması köyün idari ve tüzel kişiliğinin sona erdiği anlamına gelmemektedir. Ceza hukukunda “kanunilik ilkesinin” bir sonucu olarak, özel bir imar rejimi bulunmayan belediye mücavir alanı içerisinde, kişilerin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak bina yapması veya yaptırması durumunda imar kirliliğine neden olma suçu işlenmiş olmayacaktır. Ruhsatsız yapılaşmanın sadece belediye sınırlarında veya özel imar rejimine tabi yerlerde ceza hukuku anlamında takip edilmesi, kapsam dışı bırakılan alanlar bakımından bir korumasızlığı akla getirse de bu yerlerde gerçekleştirilen inşaat faliyetleri açısından bir sorumsuzluk söz konusu olmayıp, sadece Türk Ceza Kanunu açısından suç oluşmamakta, ancak 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri uyarınca, gerektiğinde ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapının mühürlenmesi, yıkılması ve idari para cezası uygulamaları söz konusu olabilecektir (M. Kaplan, İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu, Doktora Tezi, Antalya, 2016, s. 200-201). Öte yandan, ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delillerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle, adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; K.B. İmar ve Şehircilik Müdürlüğü görevlilerince 07.05.2009 tarihinde K.M. T.Y. ... Ada ... parselde yapılan kontrolde, sanık A. B.’nin ruhsatsız olarak yaptığı inşaatın mühürlenerek durdurulduğu ve Belediye Başkanlığının 08.06.2009 tarihli ve 357 sayılı yazısı ile 30 günlük süre içerisinde mührün bozularak inşaata devam edilmesi nedeniyle TCK’nın 184. maddesi gereğince işlem yapılması amacıyla Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu olayda, suçun K. Büyükşehir Belediyesi sınırlarının il mülki sınırları statüsü kazanmasında önce işlenmesi, suça konu binanın belediye sınırları dışında ancak K. İlçe Belediyesinin mücavir alanında kalması, TCK’nın 184. maddesinin dördüncü fıkrasının üçüncü fıkra hariç ancak belediye sınırları içinde veya özel imar rejimine tâbi yerlerde uygulanabilmesi karşısında, suçla korunmak istenen hukuki yarar ve ceza hukukunda kanunilik ilkesi bağlamında imar kirliliğine neden olma suçunun mücavir alanda işlenememesi nedeniyle suçun unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti bakımından anılan yerde özel imar rejimi bulunup bulunmadığı araştırılarak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır. Bu itibarla haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. (CGK, 15.11.2018 tarihli ve 71-540 sayılı)

KISA DEĞERLENDİRME

Bu karar neden önemli?

Kararın merkezinde maddi gerçeğin araştırılması ile savunma hakkı arasındaki denge bulunuyor. Delilin nasıl elde edildiği, sonuca en az delilin içeriği kadar etki eder.

KARAR METNİ HAKKINDA

Metin hakkında

Aktarım
Metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.
Sayfa düzeni
Metin yalnızca okunabilir olması için paragraflara ayrıldı; içerikten çıkarma veya yeniden yazma yapılmadı.
Derleme
Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)
Son kontrol
4 Ağustos 2026