Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Suçta kullanılan kesici delici aletin niteliği, sanığın, batın ve göğüs bölgesini hedefleyerek şikâyetçiye bıçakla beş kez vurması, şikâyetçinin göğsüne isabet eden

Ceza HukukuE. 2019/179K. 2019/6005.02.2019Bozma

Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)

Eklendi: 4 Ağustos 2026Son kontrol: 4 Ağustos 2026
01

Kararın özeti

Suçta kullanılan kesici delici aletin niteliği, sanığın, batın ve göğüs bölgesini hedefleyerek şikâyetçiye bıçakla beş kez vurması, şikâyetçinin göğsüne isabet eden bir kesici delici alet yarasının batın boşluğuna girerek karaciğerin ön yüzünde kesi oluşturup şikâyetçinin yaşamsal tehlike geçirmesine neden olması ve şikâyetçinin etkin direnmesi ile etrafta bulunan tanıkların müdahalesi şeklindeki engel hâl nedeniyle sanığın eylemine son vermek zorunda kalması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eyleme bağlı olarak ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğunun kabulü gerekmektedir. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin kasten öldürme suçuna teşebbüsü mü, yoksa kasten yaralama suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 19.03.2008 tarihli olay tutanağında; 18.03.2008 tarihinde saat 23.50 sıralarında İ. ili, B. ilçesi, A. Mahallesinde kasten yaralama olayı meydana geldiğinin kolluk kuvvetlerine bildirilmesi üzerine, olayın meydana geldiği 5539 sayılı Sokaktaki 1 numaralı binaya gidildiği, yaralı olduğu bildirilen şikâyetçinin hastaneye kaldırıldığının öğrenildiği, kimliği tespit edilen sanığın yakalama işleminin yapıldığı, sanığın suçta kullandığını belirttiği bıçağı attığı yeri gösterdiği ancak bıçağın gösterilen yerde bulunamadığı bilgilerine yer verildiği, Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Dairesince şikâyetçi hakkında düzenlenen 11.05.2012 tarihli raporda; şikâyetçinin vücudunun ön yüzünde, batın ve göğüs bölgelerinde 4 adet, sol ön kolda 1 adet olmak üzere toplam 5 adet kesici delici alet yaralanması bulunduğu, göğüs kemiğinin sağında tanımlanan kesici delici aletin batın boşluğuna geçerek karaciğerde kesiye neden olduğu cihetle kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olduğu, vücudun diğer bölgelerinde tarif edilen kesici delici alet yaralarının kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı, bu yaraların basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğunun ifade edildiği, T. Ö. B. Acil Yardım Hastanesince sanık hakkında düzenlenen 19.03.2008 tarihli raporda; burun sırtında ve sağ göz altında ay şeklinde hiperemi, oksipitalde 2 cm uzunluğunda şişlik bulunduğu, tespit edilen bu yaraların basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu bilgilerine yer verildiği, Anlaşılmaktadır. … 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Suça teşebbüs” başlıklı 35. maddesinde; “Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur” hükmü yer almaktadır. Buna göre suça teşebbüs, işlenmesi kast olunan bir suçun icrasına elverişli araçlarla başlanmasından sonra, elde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamamasıdır. Maddenin açık hükmüne göre, icra hareketlerinin yarıda kalması ya da sonucun meydana gelmemesi failin iradesi dışındaki engel nedenlerden ileri gelmelidir. Öte yandan, suça teşebbüsle ilgili değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna «subjektif unsur» denir. Failin gerçekleştirdiği davranış ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini belirleyebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi, teşebbüs aşamasında kalan suçta da, işlenmek istenen suç tipindeki bütün unsurlar failce bilinmelidir. (İçel Suç Teorisi, Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih S. Mahmutoğlu, Yener Ünver 2. Kitap, 2. Baskı, İstanbul, 2000, s.315.) Bu husus, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 765 sayılı TCK’nın yürürlükte olduğu dönemde verilmiş olup kabul edilen ilkeler açısından 5237 sayılı TCK’nın teşebbüse ilişkin 35. maddesi yönüyle de varlığını devam ettiren 04.06.1990 tarihli ve 101-156 sayılı kararında da; “Teşebbüste aranan kast, icrasına başlanmış cürmü teşebbüs aşamasında bırakma kastı olmayıp, söz konusu suçu tamamlamaya yönelmiş kasttır” şeklinde açıklanmıştır.

02

Derlemedeki karar metni

Aşağıdaki metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.

Görüntüleme ayarlarıStandart okuma alanı

KARAR METNİ

Derlemedeki karar metni

ÖZET: Suçta kullanılan kesici delici aletin niteliği, sanığın, batın ve göğüs bölgesini hedefleyerek şikâyetçiye bıçakla beş kez vurması, şikâyetçinin göğsüne isabet eden bir kesici delici alet yarasının batın boşluğuna girerek karaciğerin ön yüzünde kesi oluşturup şikâyetçinin yaşamsal tehlike geçirmesine neden olması ve şikâyetçinin etkin direnmesi ile etrafta bulunan tanıkların müdahalesi şeklindeki engel hâl nedeniyle sanığın eylemine son vermek zorunda kalması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eyleme bağlı olarak ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğunun kabulü gerekmektedir. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin kasten öldürme suçuna teşebbüsü mü, yoksa kasten yaralama suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 19.03.2008 tarihli olay tutanağında; 18.03.2008 tarihinde saat 23.50 sıralarında İ. ili, B. ilçesi, A. Mahallesinde kasten yaralama olayı meydana geldiğinin kolluk kuvvetlerine bildirilmesi üzerine, olayın meydana geldiği 5539 sayılı Sokaktaki 1 numaralı binaya gidildiği, yaralı olduğu bildirilen şikâyetçinin hastaneye kaldırıldığının öğrenildiği, kimliği tespit edilen sanığın yakalama işleminin yapıldığı, sanığın suçta kullandığını belirttiği bıçağı attığı yeri gösterdiği ancak bıçağın gösterilen yerde bulunamadığı bilgilerine yer verildiği, Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Dairesince şikâyetçi hakkında düzenlenen 11.05.2012 tarihli raporda; şikâyetçinin vücudunun ön yüzünde, batın ve göğüs bölgelerinde 4 adet, sol ön kolda 1 adet olmak üzere toplam 5 adet kesici delici alet yaralanması bulunduğu, göğüs kemiğinin sağında tanımlanan kesici delici aletin batın boşluğuna geçerek karaciğerde kesiye neden olduğu cihetle kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olduğu, vücudun diğer bölgelerinde tarif edilen kesici delici alet yaralarının kişinin yaşamını tehlikeye sokmadığı, bu yaraların basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğunun ifade edildiği, T. Ö. B. Acil Yardım Hastanesince sanık hakkında düzenlenen 19.03.2008 tarihli raporda; burun sırtında ve sağ göz altında ay şeklinde hiperemi, oksipitalde 2 cm uzunluğunda şişlik bulunduğu, tespit edilen bu yaraların basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu bilgilerine yer verildiği, Anlaşılmaktadır. … 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Suça teşebbüs” başlıklı 35. maddesinde; “Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur” hükmü yer almaktadır. Buna göre suça teşebbüs, işlenmesi kast olunan bir suçun icrasına elverişli araçlarla başlanmasından sonra, elde olmayan nedenlerle suçun tamamlanamamasıdır. Maddenin açık hükmüne göre, icra hareketlerinin yarıda kalması ya da sonucun meydana gelmemesi failin iradesi dışındaki engel nedenlerden ileri gelmelidir. Öte yandan, suça teşebbüsle ilgili değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna «subjektif unsur» denir. Failin gerçekleştirdiği davranış ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini belirleyebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi, teşebbüs aşamasında kalan suçta da, işlenmek istenen suç tipindeki bütün unsurlar failce bilinmelidir. (İçel Suç Teorisi, Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih S. Mahmutoğlu, Yener Ünver 2. Kitap, 2. Baskı, İstanbul, 2000, s.315.) Bu husus, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 765 sayılı TCK’nın yürürlükte olduğu dönemde verilmiş olup kabul edilen ilkeler açısından 5237 sayılı TCK’nın teşebbüse ilişkin 35. maddesi yönüyle de varlığını devam ettiren 04.06.1990 tarihli ve 101-156 sayılı kararında da; “Teşebbüste aranan kast, icrasına başlanmış cürmü teşebbüs aşamasında bırakma kastı olmayıp, söz konusu suçu tamamlamaya yönelmiş kasttır” şeklinde açıklanmıştır.

Kasten yaralama suçu ile kasten öldürme suçuna teşebbüs arasındaki ayırıcı kriter manevi unsurun farklılığına dayandığından, sanığın kastının öldürmeye mi, yoksa yaralamaya mı yönelik olduğunun çözülmesi gerekmektedir. 5237 sayılı TCK’nın 21/1. maddesine göre, suçun kanuni tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle, failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir. İlkeleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere, bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüs mü, yoksa kasten yaralama mı sayılacağının belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır. Kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerekmektedir. Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Olay tarihinde saat 23.00 sıralarında, İ. ili, B. ilçesi, A. Mahallesinde bulunan kahvehanede oturan sanık ve arkadaşları olan tanıkların yanına şikâyetçinin kullandığı motosikleti ile gelerek oturduğu, sanığın şikâyetçiden motosikletini istediği, ehliyeti olmadığı için sanığa motosikletini kullandırmak için veremeyeceğini söyleyen şikâyetçi ile sanık arasında tartışma çıktığı, sanığın şikâyetçiye hakaret edip yumrukla vurarak kavgayı başlattığı, şikâyetçinin de sanığa karşılık verdiği, kavga sırasında sanığın cebinden çıkardığı ele geçirilemeyen bıçağı şikâyetçinin göğüs ve batın bölgesine doğru sallayarak şikâyetçiyi dördü göğüs ve batın bölgesine, biri de sol ön kola isabet edecek şekilde beş bıçak darbesi ile yaraladığı, dört kesici delici alet yarasının basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte yaralanmaya yol açarken, şikâyetçinin göğsüne isabet eden bir kesici delici alet yarasının ise batın boşluğuna girerek karaciğer ön yüzde kesi oluşturup şikâyetçinin yaşamsal tehlike geçirmesine neden olduğu, sanığın olay yerinde bulunan ve şikâyetçinin bağırarak yardım istemesi üzerine tanıklar S.Ç., S.K. ve İ.O.’nun müdahaleleri üzerine eylemine son verdiği anlaşılan olayda; suçta kullanılan kesici delici aletin niteliği, sanığın şikâyetçinin batın ve göğüs bölgesini hedefleyerek şikâyetçiye beş kez bıçakla vurması, şikâyetçinin göğsüne isabet eden bir kesici delici alet yarasının batın boşluğuna girerek karaciğer ön yüzde kesi oluşturup şikâyetçinin yaşamsal tehlike geçirmesine neden oluşu, şikâyetçinin etkin direnmesi ve etrafta bulunan tanıkların müdahalesi üzerine, engel hâl nedeniyle sanığın eylemine son vermek zorunda kalmış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eyleme bağlı olarak ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu nedenle, sanığın kastının yaralama olduğunu kabul eden Yerel Mahkemenin direnme kararında isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmelidir. (CGK, 05.02.2019 tarihli ve 179-60 sayılı)

KISA DEĞERLENDİRME

Bu karar neden önemli?

Kararın merkezinde maddi gerçeğin araştırılması ile savunma hakkı arasındaki denge bulunuyor. Delilin nasıl elde edildiği, sonuca en az delilin içeriği kadar etki eder.

KARAR METNİ HAKKINDA

Metin hakkında

Aktarım
Metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.
Sayfa düzeni
Metin yalnızca okunabilir olması için paragraflara ayrıldı; içerikten çıkarma veya yeniden yazma yapılmadı.
Derleme
Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)
Son kontrol
4 Ağustos 2026