KARAR METNİ
Derlemedeki karar metni
ÖZET: “Suça konu bononun dosyada delil olarak saklanmasına” ilişkin kararın, itiraz kanun yoluna tâbi bir hâkim kararı ya da kanunda açıkça itiraza tâbi olduğu belirtilen bir mahkeme kararı değil, Suç Eşyası Yönetmeliği’nin 16. maddesine istinaden, niteliği itibarıyla müsadere edilemeyen, ancak başlı başına delil niteliğinde olup aynı zamanda suç konusunu oluşturan eşyanın dosyada muhafaza edilmesini sağlamak için verilen bir mahkeme kararı olduğu ve anılan karara karşı başkaca bir kanun yolu öngörülmediği anlaşıldığından, başvurulması gereken kanun yolunun, esas hükmün tabi olduğu temyiz kanun yolu olduğunun kabulü gerekmektedir.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; dosyada delil olarak saklama kararının temyiz kanun yoluna mı, itiraz kanun yoluna mı tâbi olduğunun tespitine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, açılan kamu davasının gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle düşmesine ve adli emanette kayıtlı suça konu bononun dosyada delil olarak saklanmasına karar verildiği, sanık müdafiinin suça konu bononun dosyada delil olarak saklanması kararına yönelik temyiz isteminde bulunduğu anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi bakımından “dosyada delil olarak saklama kararı”nın hukuki niteliğinin belirlenmesi, bunun için de öncelikle “elkoyma” ve “müsadere” kurumlarına değinilmesi gerekmektedir. Elkoyma, 5271 sayılı CMK’nın birinci kitabının “Koruma Tedbirleri” başlıklı dördüncü kısmının, “Arama ve Elkoyma” başlıklı dördüncü bölümünde, 123 ilâ 134. maddeler arasında düzenlenmiş bir koruma tedbiri olup, “Ceza muhakemesinin yapılmasını veya yapılan muhakemenin sonunda verilecek kararın kâğıt üzerinde kalmamasını ve muhakeme masraflarının karşılanmasını sağlamak amacıyla, kural olarak ceza muhakemesinde karar verme yetkisini haiz olan yetkililer tarafından, gecikmede sakınca bulunan durumlarda
geçici olarak başvurulan ve hükümden önce bazı temel hak ve hürriyetlere müdahaleyi gerektiren kanuni çarelere ‘koruma tedbiri’ denir.” (Bahri Öztürk, Behiye Eker Kazancı, Sesim Soyer Güleç, Ceza Muhakemesi Hukukunda Koruma Tedbirleri, Seçkin, 2013, 1. Bası, S.1) CMK’nın 123. maddesine göre, ispat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerleri muhafaza altına alınırken; yanında bulunduran kişinin rızasıyla teslim etmediği bu tür eşyaya elkonulabilmektedir. Aynı Kanun’un 127. maddesinde, hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlilerinin elkoyma işlemini gerçekleştirebileceği belirtilmiştir. CMK’nın 128. maddesi uyarınca soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, aralarında kıymetli evrakın da bulunduğu maddede sayılan malvarlığı değerlerine elkonulabilir. Elkonulan eşyanın iadesine ilişkin CMK’nın 131. maddesinde ise şüpheliye, sanığa veya üçüncü kişilere ait elkonulmuş eşyanın, soruşturma ve kovuşturma bakımından muhafazasına gerek kalmaması veya müsadereye tâbi tutulmayacağının anlaşılması halinde, resen veya istem üzerine geri verilmesine Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından karar verileceği; istemin reddi kararlarına itiraz edilebileceği; CMK’nın 128. maddesine göre elkonulan eşya veya diğer malvarlığı değerlerinin, suçtan zarar gören mağdura ait olması ve bunlara delil olarak artık ihtiyaç bulunmaması halinde, sahibine iade edileceği ifade edilmiştir. Elkoyma, çoğu zaman bir suçun gerçekten işlenip işlenmediğinin belli olmadığı ya da işleme muhatap olan şüpheli tarafından işlendiğinin henüz yargı kararı ile sabit olmadığı hallerde, gecikmesinde sakınca bulunmasından dolayı görünüşte haklılıkla yetinilerek başvurulan bir koruma tedbiridir. İspat aracı olarak bir eşyanın delil olarak muhafazası veya elkonulması da bu kapsamda değerlendirilmelidir. Elkoyma kararlarına karşı itiraz kanun yoluna başvurulabilir. Müsadere ise, 5237 sayılı TCK’nın birinci kitabının “Yaptırımlar” başlıklı üçüncü kısmının, “Güvenlik Tedbirleri” başlıklı ikinci bölümünde, 54 ve 55. maddelerde düzenlenmiş bir güvenlik tedbiri olup, “Güvenlik tedbiri, işlediği suçtan dolayı kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın, suç işleyen kişi hakkında ya da suç konusu ile veya suçun işlenmesinde kullanılan araçla ilgili olarak uygulanan, koruma veya iyileştirme amacına yönelik ceza hukuku yaptırımıdır.” (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Adalet Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, Ankara, 2006, s. 627) Müsadere, bir şeyin mülkiyetinin devlete geçmesi sonucunu doğurmakta olup, 5237 sayılı TCK’nın 54. maddesinin birinci fıkrasında, iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak kaydıyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunacağı; suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edileceği; dördüncü fıkrasında ise üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşyanın müsadere edileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı CMK’nın 256. maddesinin 1. fıkrasında, müsadere kararı verilmesi gereken hallerde, kamu davası açılmamış veya kamu davası açılmış olup da esasla beraber bir karar verilmemişse; karar verilmesi için, Cumhuriyet savcısı veya katılanın, davayı görmeye yetkili mahkemeye başvurabileceği; 257. maddesinin 1. fıkrasında, bu kararların duruşmalı olarak verileceği; CMK’nın 258. maddesinde ise Aynı Kanun’un 256. maddesine göre verilecek hükümlere karşı başvurulacak kanun yolunun istinaf (karar tarihinde istinafa ilişkin hükümlerin yürürlükte olmaması nedeniyle temyiz) olduğu belirtilmiştir. Uygulamada sıkça karşımıza çıkan ancak kanunlarda yer almayan “dosyada delil olarak saklama kararı” ile ilgili olarak, suç eşyası ve suçla ilgili ekonomik kazancın, muhafaza altına alınması, elkonulması, gönderilmesi, elden çıkarılması, iadesi, müsaderesi ve imhası işlemlerine ilişkin usul ve esasları düzenleyen Suç Eşyası Yönetmeliğinin karar tarihi itibarıyla yürürlükte olan 16. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ile aynı doğrultuda olan 18. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde; “Emanete alınmakla birlikte mahiyetleri itibarıyla müsadereye konu edilemeyen eşya, yargılama sonunda verilen bu yöndeki karar doğrultusunda, ilgili dosyasında delil olarak muhafaza edilmek üzere mahkemesine gönderilir. Mahkemeden alınacak alındı yazısının gün ve sayısı suç eşyası kaydına işlenir. Alındı yazısı kartonda saklanır.” şeklinde doğrudan bir düzenleme yer almaktadır. Dosyada delil olarak saklama kararı, kanunda düzenlenmediği için “elkoyma” gibi bir koruma tedbiri kararı ya da “müsadere” gibi bir güvenlik tedbiri kararı olmayıp, ispat aracı olarak yararlı görülmesi ya da eşya ve kazanç müsaderesinin konusunu oluşturması nedeniyle muhafaza altına alınmak veya elkonulmak suretiyle adli emanete alınmış olup da niteliği itibarıyla müsadere edilemeyen ancak başlı başına delil niteliğinde olan veya suç konusunu oluşturan eşyanın ya da gerek soruşturma gerekse
kovuşturma aşamasında suçla ilgili delil elde etmek amacıyla toplanan bir kısım materyalin dosyasında delil olarak muhafaza edilmesini sağlamak amacıyla genellikle yargılama sonunda esas hükümle birlikte verilen bir karardır. İstisnaen de, faili meçhul suçlarda, failin yakalanması durumunda savunma hakkının kısıtlanmaması için suçta kullanılan veya başlı başına suç teşkil eden eşyanın zamanaşımı sonuna kadar dosyasında delil olarak saklanmasına karar verilmektedir. Mevzuatta, dosyada delil olarak saklama kararına karşı başvurulacak kanun yoluna ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır. Bu aşamada, “itiraz” ve “temyiz” kanun yollarına ilişkin düzenlemelere de değinilmelidir. Olağan kanun yollarından olan itiraz, 5271 sayılı CMK’nın 267 ila 271. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, “İtiraz olunabilecek kararlar” başlıklı 267. maddede yer alan “Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir” şeklindeki düzenleme uyarınca, kural olarak sadece hâkim kararlarına karşı gidilebilecek olan itiraz yoluna, kanunlarda açıkça gösterilmiş olunması kaydıyla mahkeme kararlarına karşı da başvurulması mümkündür. Ceza Muhakemesi Kanunu’nda; görevsizlik (madde 5/2), yetkisizlik (madde 18/3), hâkimin reddi isteminin kabul edilmemesi (madde 28), eski hale getirme isteminin geri çevrilmesi (madde 42/2), tanıklara ilişkin disiplin hapsi (madde 60/4), gözlem altına alma (madde 74/4), beden muayenesi (madde 75/6), tutuklama (madde 101/5), tutukluluk halinin devamı (madde 104/2) adli kontrol (madde 111/2), iddianamenin iadesi (madde 174/5), durma (madde 223/8) ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması (madde 231/12) kararlarına karşı itiraz yasa yoluna başvurulabileceği belirtilmiş olup, özel ceza kanunlarında da, örneğin 2004 sayılı İİK’nun 353. ve Kabahatler Kanunu’nun 29. maddelerinde, itiraz yoluna başvurulabilecek mahkeme kararları gösterilmiştir. Temyiz ise 5271 sayılı CMK’nın 286 ilâ 307. maddeleri arasında düzenlenmiş olağan kanun yolu olup, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla temyiz usulüne ilişkin olarak 1412 sayılı CMUK’un 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere 305 ilâ 326. maddeleri uygulanacaktır. 1412 sayılı CMUK’un, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 305. maddesi gereğince, ceza mahkemelerince verilen hükümler temyiz kanun yoluna tâbidir. Hükümler 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesinde “beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi, davanın düşmesi kararı” olarak sayılmış olup, kesin nitelikteki hükümler istisna olmak üzere, bu kararlara karşı başvurulabilecek olağan kanun yolu temyizdir. Esasında hüküm niteliğinde olmamakla birlikte, bazı kararların da kanun yolu bakımından hüküm sayılacağı kabul edilmiştir. Örneğin; CMK’nın 223/10. maddesinde, adlî yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı, kanun yolu bakımından hüküm sayılmıştır. Görüldüğü üzere itiraz, kural olarak hâkim kararlarına, kanunda belirtilmiş olmak şartı ile de mahkeme kararlarına karşı başvurulan olağan bir kanun yolu iken, temyiz (Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesinden sonra ise kural olarak, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümler açısından istinaf, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında verdikleri hükümler açısından temyiz), mahkemelerin, davanın esasını çözen ve kanun koyucu tarafından hüküm olarak nitelendirilen son kararlarındaki hukuka aykırılıkların giderilmesi için kabul edilmiş olağan kanun yoludur. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; “Suça konu bononun dosyada delil olarak saklanmasına” ilişkin kararın, itiraz kanun yoluna tâbi bir hâkim kararı ya da kanunda açıkça itiraza tâbi olduğu belirtilen bir mahkeme kararı değil, Suç Eşyası Yönetmeliğinin 16. maddesine istinaden, niteliği itibarıyla müsadere edilemeyen ancak başlı başına delil niteliğinde olup, aynı zamanda suç konusunu oluşturan eşyanın dosyada muhafaza edilmesini sağlamak için verilen bir mahkeme kararı olduğu ve anılan karara karşı başkaca bir kanun yolu öngörülmediği anlaşıldığından, başvurulması gereken kanun yolunun, esas hükmün tabi olduğu temyiz kanun yolu olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin temyiz isteminin reddine ilişkin kararının kaldırılmasına, dosyanın temyiz incelemesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir. … (CGK, 29.11.2016 tarihli ve142-463 sayılı)