KARAR METNİ
Derlemedeki karar metni
ÖZET: Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçundan TCK’nın 165. maddesi uyarınca 6 ay hapis ve 3.600 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hapis cezası suç tarihinde yürürlükte olmayan 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi gereğince ertelenen sanık hakkında aleyhe temyiz de bulunmayan olayda; sanığın hüküm tarihinden itibaren beş yıl içinde başka bir suç işlememesi hâlinde ertelenen mahkûmiyetinin vaki olmamış sayılacağı; TCK’nın 51. maddesi uyarınca hükmedilen cezanın ertelenmesi durumunda ise 1 yıl ile 3 yıl arasında belirlenecek denetim süresinin, suç işlemeden geçirilmesi durumunda cezası infaz edilmiş olarak kabul edileceğinden, hapis cezasının tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması veya infaz edilmiş sayılması bakımından sonuçları itibarıyla aleyhe değiştirme yasağının bulunduğunun kabulü gerekmektedir.
Suçun sübutuna ve nitelendirilmesine ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde, dosya içeriği itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda; Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; aleyhe temyiz bulunmayan davada, sanık hakkında hükmedilen hapis cezasının, 5237 sayılı TCK’nın 51. maddesi yerine suç tarihinde yürürlükte olmayan 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca ertelenmesinin aleyhe değiştirmeme yasağına konu olup olmayacağı, aleyhe değiştirmeme yasağına konu olduğunun kabulü halinde ise eleştiri ile yetinilerek onama mı, yoksa sonuçları itibarıyla aleyhe değiştirmeme yasağına vurgu yapılarak bozma kararı mı verilmesi gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Şikâyetçinin, 14.02.2009 günü geceleyin ikâmetinin önüne kilitleyerek park ettiği motosikletinin çalındığı, soruşturma sırasında suça konu motosikleti kullanırken yakalanan sanık hakkında hırsızlık suçundan kamu davası açıldığı, savunmalarında suçu kabul etmeyerek motosikleti tanımadığı bir şahıstan satın aldığını söyleyen sanığın eyleminin suç eşyasının satın alınması suçunu oluşturduğu kabul edilerek 5237 sayılı TCK’nın 165/1. maddesi uyarınca 6 ay hapis ve 3600,00 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve hükmolunan hapis cezasının 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca ertelenmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlıkların ayrı ayrı ele alınmasında yarar bulunmaktadır.
I- Sanık hakkında hükmedilen hapis cezasının, 5237 sayılı TCK’nın 51. maddesi yerine suç tarihinde yürürlükte olmayan 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca ertelenmesinin aleyhe değiştirmeme yasağına konu olup olmadığı; Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözülebilmesi için 647 sayılı Kanun ve 765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK’nın ertelemeye ilişkin hükümlerinin incelenmesi gerekmektedir. “Cezaların ertelenmesi” başlığını taşıyan 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi; “Adliye mahkemelerince para cezasından başka bir ceza ile mahkûm olmayan kimse, işlediği bir suçtan dolayı ağır veya hafif para veya bir yıla kadar (bir yıl dahil) ağır hapis veya iki yıla kadar (iki yıl dahil) hapis veya hafif hapis cezalarından biriyle mahkûm olur ve geçmişteki hali ve suç işleme hususunda eğilimine göre cezanın ertelenmesi ileride suç işlemekten çekinmesine sebep olacağı hakkında mahkemece kanaat edinilirse, bu cezanın ertelenmesine hükmolunabilir. Bu halde ertelemenin sebebi hükümde yazılır. Suç tarihinde 18 yaşını doldurmamış olanlar ile 65 yaşını ikmal etmiş bulunanların mahkûm oldukları ağır hapis cezası iki yıldan, hapis veya hafif hapis cezası üç yıldan fazla olmadığı hallerde de yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanabilir.”, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 94. maddesi; “Cezası tecil edilen mahkûm hazır ise mahkemenin reisi cezanın tecil edildiğini tefhim ettikten sonra yeniden bir suç işlediği takdirde 95 inci madde hükmü dairesinde tecil olunan ceza çektirilmekle beraber sonraki cürüm cezasının dahi şartlarına muvafık olduğu takdirde, tekerrürden dolayı artırılacağını kendisine ihtar eder”, Aynı Kanun’un 95. maddesi ise; “I- Kabahat ile mahkûm olan kimse hüküm tarihinden itibaren bir sene içinde bir cürümden veya evvelki hükmün verildiği mahaldeki Asliye mahkemesinin kazası dairesinde diğer bir kabahatten dolayı aynı cinsten veya daha ağır bir cezaya, II- Cürüm ile mahkûm olan kimse hüküm tarihinden itibaren beş sene içinde işlediği diğer bir cürümden dolayı evvelce verilen ceza cinsinden bir cezaya yahut hapis veya ağır hapis cezasına mahkûm olmazsa, cezası tecil edilmiş olan mahkûmiyeti esasen vaki olmamış sayılır. Aksi takdirde her iki ceza ayrı ayrı tenfiz olunur” Şeklinde düzenlenmiştir. Görüldüğü gibi 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi ile daha önce para cezasından başka bir ceza ile mahkûm olmayan sanığın “…geçmişteki hali ve suç işleme hususundaki eğilimine” göre cezasının ertelenmesinin ileride suç işlemekten çekinmesine sebep olacağı yönünde mahkemeye kanaat gelmesi halinde erteleme kararı verilebilecek olup 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi ile getirilen bu düzenleme, erteleme gerekçesini sadece sanığın suç işlemeye yönelip yönelmeyeceğine ilişkin şahsi halinin değerlendirilmesine dayandırmıştır. Ertelemeye karar verilmesi halinde hüküm tarihinden itibaren 765 sayılı TCK’nın 95. maddesi uyarınca kabahatlerde bir, cürümlerde beş yıllık süre içerisinde suç işlenmemesi halinde mahkûmiyet esasen vaki olmamış sayılacak, belirtilen süreler içerisinde suç işlenmesi halinde ise ertelenmiş ceza da sanığa çektirilecektir. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Hapis cezasının ertelenmesi” başlıklı 51. maddesinde ise; “(1) İşlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış veya altmışbeş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır. Ancak, erteleme kararının verilebilmesi için kişinin; a) Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması, b) Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması, Gerekir. (2) Cezanın ertelenmesi, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşuluna bağlı tutulabilir. Bu durumda, koşul gerçekleşinceye kadar cezanın infaz kurumunda çektirilmesine devam edilir. Koşulun yerine getirilmesi hâlinde, hâkim kararıyla hükümlü infaz kurumundan derhâl salıverilir. (3) Cezası ertelenen hükümlü hakkında, bir yıldan az, üç yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi belirlenir. Bu sürenin alt sınırı, mahkûm olunan ceza süresinden az olamaz.
(4) Denetim süresi içinde; a) Bir meslek veya sanat sahibi olmayan hükümlünün, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesine, b) Bir meslek veya sanat sahibi hükümlünün, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına, c) Onsekiz yaşından küçük olan hükümlülerin, bir meslek veya sanat edinmelerini sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmesine, Mahkemece karar verilebilir. (5) Mahkeme, denetim süresi içinde hükümlüye rehberlik edecek bir uzman kişiyi görevlendirebilir. Bu kişi, kötü alışkanlıklardan kurtulmasını ve sorumluluk bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda hükümlüye öğütte bulunur; eğitim gördüğü kurum yetkilileri veya nezdinde çalıştığı kişilerle görüşerek, istişarelerde bulunur; hükümlünün davranışları, sosyal uyumu ve sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek hâkime verir. (6) Mahkeme, hükümlünün kişiliğini ve sosyal durumunu göz önünde bulundurarak, denetim süresinin herhangi bir yükümlülük belirlemeden veya uzman kişi görevlendirmeden geçirilmesine de karar verebilir. (7) Hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, hâkimin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi hâlinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine karar verilir. (8) Denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi hâlli olarak geçirildiği takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır.” hükümleri öngörülmüştür. Buna göre, iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilenlerin cezasının ertelenebileceği, fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış veya altmış beş yaşını bitirmiş olanlar bakımından ise bu sürenin üst sınırının üç yıl olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, hükmolunan hapis cezası ertelenen kişi hakkında belirli bir denetim süresinin belirlenmesi zorunludur. Bu süre bir yıldan az ve üç yıldan fazla olamayacaktır. Yine belirlenecek sürenin alt sınırı mahkûm olunan ceza süresinden de az olmamalıdır. Mahkeme tarafından denetim süresi içinde hükümlünün; a) Bir meslek veya sanat sahibi değilse, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesine, b) Bir meslek veya sanat sahibi ise, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına, c) On sekiz yaşından küçükse, bir meslek veya sanat edinmelerini sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmesine, Karar verilebilir. Yine mahkemece denetim süresi içinde hükümlüye rehberlik edecek bir uzman görevlendirilebileceği gibi hükümlünün kişiliği ve sosyal durumu göz önünde bulundurularak, denetim süresinin herhangi bir yükümlülük belirlenmeden veya uzman kişi görevlendirilmeden geçirilmesine de karar verilebilir. Hükümlünün denetim süresini yükümlülüklere uygun veya iyi hâlli olarak geçirmesi hâlinde cezası infaz edilmiş sayılacak, denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, hâkimin uyarısına rağmen uymamakta ısrar etmesi hâlinde ise ertelenen cezasının kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine karar verilecektir. Görüldüğü gibi 647 sayılı Kanun’un 6. maddesinde düzenlenen erteleme kurumu ile 5237 sayılı TCK’nın 51. maddesinde düzenlenen erteleme kurumu arasında uygulanma koşulları ve hukuksal sonuçları bakımından oldukça büyük farklılıklar bulunmakta olup özetle; Mahkemenin sanığın suç işlemeyeceği hususundaki kanaatinin, 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi gereğince geçmişteki hali ve suç işleme hususundaki eğilimine, 5237 sayılı TCK’nın 51. maddesi uyarınca ise, sanığın suç işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlığa dayanması gerekmektedir. Erteleme için, 647 sayılı Kanun’un 6. maddesinde daha önce para cezası dışında bir cezaya mahkûm edilmemiş şartı bulunurken, 5237 sayılı TCK’nın 51. maddesinde, kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olma koşulu aranmıştır. Hükmedilen cezanın 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca ertelenmesi durumunda, 765 sayılı TCK’nın 95/2. maddesine göre, sanığın, hüküm tarihinden itibaren beş yıl içinde işlediği diğer bir cürümden dolayı önceki verilen ceza türünden bir cezaya yahut hapis veya ağır hapis cezasına mahkûm olmaması halinde, cezası tecil edilmiş olan mahkûmiyeti esasen vaki olmamış sayılacak, aksi takdirde her iki ceza ayrı ayrı infaz edilecek, 5237 sayılı TCK’nın 51. maddesi uyarınca ertelenmesi halinde ise denetim süresinin yükümlülüklere uygun veya iyi hâlli olarak
geçirilmiş olması durumunda ceza infaz edilmiş sayılacaktır. 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi doğurduğu hukuksal sonuçlar bakımından, 5237 sayılı TCK’nın 51. maddesinde düzenlenen erteleme kurumundan tamamen farklı ve bazı durumlarda sanık lehinedir. Bununla birlikte, suç hangi kanunun yürürlüğü zamanında işlenmişse, kural olarak o kanun hükümlerine tâbidir. Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, sanığın lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur. Buna karşılık yeni kanun zamanında işlenen suçlara eski kanun hükmünün, lehe de olsa uygulanması mümkün değildir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler, Ankara, 2016, s. 71 ) Diğer taraftan, 5271 sayılı CMK’nın 307/4. maddesinde yer alan “aleyhe değiştirme yasağı” 1412 sayılı CMUK’un 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326. maddesinin son fıkrasında; “Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz” biçiminde düzenlenmiştir. Buna göre, ceza hukukunda genel anlamda bir “kazanılmış hak” kavramından bahsedilemez. Ancak, 1412 sayılı CMUK’un 326. maddenin son fıkrası uyarınca sınırlı biçimde uygulanabilecek bir “cezayı aleyhe değiştirememe ilkesi”, “Reformatio in pejus” veya “aleyhte düzeltme yasağı”nın söz konusu olduğunun kabulü gerekmektedir. Kanundaki açık düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere; aleyhe değiştirme yasağının kapsamı yalnızca ceza miktarı ile sınırlı olacak, sanık veya onun lehine ilgililer tarafından temyiz davası açıldığında, lehe bozma üzerine yeniden kurulan hükümde belirlenen ceza ve sonuç, önceki hükümle belirlenen cezadan ve sonuçtan daha ağır olamayacaktır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığın suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçundan 5237 sayılı TCK’nın 165. maddesi uyarınca 6 ay hapis ve 3600 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının suç tarihinde yürürlükte olmayan 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi gereğince ertelenmesine karar verilen ve aleyhe temyiz bulunmayan olayda, sanığın hüküm tarihinden itibaren beş yıl içinde başka bir suç işlememesi halinde ertelenen mahkûmiyetinin vaki olmamış sayılacağı; 5237 sayılı TCK’nın 51. maddesi uyarınca hükmedilen cezanın ertelenmesi halinde ise; bir yıl ile üç yıl arasında belirlenecek denetim süresinin, suç işlemeden geçirilmesi durumunda cezası infaz edilmiş olarak kabul edileceğinden, hapis cezasının tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması veya infaz edilmiş sayılması bakımından sonuçları itibarıyla aleyhe değiştirmeme yasağının bulunduğunun kabulü gerekmektedir. II-Birinci uyuşmazlık konusunun bu şekilde çözümlenmesinden sonra bu hususta eleştiri ile yetinilerek onama mı, yoksa sonuçları itibarıyla aleyhe değiştirmeme yasağına vurgu yapılarak bozma kararı mı verilmesi gerektiğinin değerlendirilmesine gelince; Yerel Mahkemece, bozma sonrası devam olunacak yargılama sonucunda, sanık hakkında hükmedilen 6 ay hapis cezasının, 5237 sayılı TCK’nın 51. maddesine göre ertelenmesine ve bir denetim süresi belirlenmesine karar verilecek, bununla birlikte bozma öncesi ilk hükümde, 647 sayılı Kanun’un 6. maddesine göre erteleme yapılmış olduğundan aleyhe değiştirmeme yasağı kapsamında ileride doğacak sonuçlar gözetilerek bir değerlendirme yapılacaktır. 765 sayılı TCK’nın 95. maddesi uyarınca sanığın, hüküm tarihinden itibaren beş yıllık süre içinde kasıtlı bir suç işlememesi hâlinde 647 sayılı Kanun’un 6. maddesine göre yapılan ertelemenin hukuki sonucu olarak mahkûmiyet vaki olmamış sayılacaktır. TCK’nın 51. maddesine göre, bir yıl ile üç yıl arasında belirlenecek denetim süresi içinde sanığın kasıtlı suç işlemesi veya yükümlülüklere hâkimin uyarısına rağmen uymamakta ısrar etmesi hâlinde, hapis cezasının kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine karar verilecek, denetim süresini yükümlülüklere uygun veya iyi hâlli olarak geçirmesi halinde ise cezası infaz edilmiş sayılacaktır. Bu ahvalde; Sanığın, TCK’nın 51. maddesi gereğince belirlenen denetim süresi geçtikten sonra ve fakat 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca hüküm tarihinden itibaren beş yıllık süre dolmadan yeni bir kasıtlı suç işlemesi ve bu suçtan hapis cezası ile mahkûm olması halinde; sonuçları itibarıyla TCK’nın 51. maddesi lehe kabul edilecektir. Zira sanık hakkındaki ceza TCK’nın 51. maddesine göre infaz edilmiş sayılacak, sanık 647 sayılı Kanun gereğince cezanın infaz edilmesi durumu ile karşılaşmayacaktır.
Sanığın, hüküm tarihinden itibaren beş yıllık süre geçmeksizin ve TCK’nın 51/3. maddesi gereğince belirlenen denetim süresi içerisinde başka bir anlatımla, her iki kanundaki süreleri kapsayacak bir zaman diliminde yeni bir suç işlemesi halinde ise; lehe kanunun belirlenmesi mahkemece yapılacak değerlendirme sonucu ortaya çıkacaktır. Zira TCK’nın 51/7. maddesi, 647 sayılı Kanun’un 6. maddesine göre cezanın infazı bakımından daha farklı ve özel düzenlemeler içermektedir. Sonuç olarak; Yerel Mahkemece, TCK’nın 51. maddesine göre erteleme kararı verilmesi ve hapis cezası ertelenen sanık hakkında bir yıl ile üç yıl arasında bir denetim süresinin belirlenmesi zorunlu olduğundan, “delillerle yüz yüzelik ilkesi” uyarınca da denetim süresinin Yerel Mahkeme tarafından belirlenecek olması nedeniyle hükümde yer alan “hapis cezasının 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca ertelenmesi” ibaresinin çıkarılarak, yerine “hapis cezasının 5237 sayılı TCK’nın 51. maddesi uyarınca ertelenmesine” ibaresinin yazılması suretiyle hükmün düzeltilerek onanması ya da “yürürlükte olmayan 647 sayılı Kanun’un 6. maddesine göre erteleme kararı verilmesi” eleştirisiyle onanması mümkün değildir. Bu nedenle Özel Dairece verilen bozma kararı yerinde olmakla birlikte, aleyhe temyiz bulunmaması dikkate alındığında, sanığın ileride doğacak sonuçları itibarıyla aleyhe değiştirmeme yasağının korunacağı ilkesine bağlı kalınarak hükmün bozulması gerektiğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne, Özel Dairece verilen bozma kararının son kısmına; “1412 sayılı CMUK’un 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/son maddesine göre ileride doğacak sonuçları itibarıyla aleyhe değiştirmeme yasağının korunması kaydıyla” ibaresinin ilave edilmesine karar verilmelidir. ... (CGK, 18.04.2017 tarihli ve 197-234 sayılı)