Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Somut olayda yağma suçunun konusunu oluşturan para miktarının az olduğu hususunda tereddüt bulunmamakta ise de suç tarihi itibarıyla 12 ve 14 yaşlarında olan ve

Ceza HukukuE. 2019/821K. 2019/35830.04.2019Ret

Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)

Eklendi: 4 Ağustos 2026Son kontrol: 4 Ağustos 2026
01

Kararın özeti

Somut olayda yağma suçunun konusunu oluşturan para miktarının az olduğu hususunda tereddüt bulunmamakta ise de suç tarihi itibarıyla 12 ve 14 yaşlarında olan ve ceplerinde sadece 1’er TL’leri bulunan mağdur çocuklar bakımından bu para miktarının önemi, yaşça daha büyük olan sanığın eylemlerinin mağdur çocuklar üzerindeki etkisi, sanığın mağdurları metruk bir binanın bodrum katına götürüp beden veya ruh sağlıklarını bozacak şekilde cinsel istismar eylemlerini gerçekleştirmesi ve uygunsuz fotoğraflarını bir sosyal paylaşım sitesinde yayımlamakla tehdit etmesine bağlı olarak mağdurların maruz kaldıkları eylemin ağırlığı, sanığın cinsel saldırıda bulunduğu ve tehdit ettiği mağdurların ceplerini araması karşısında kastının yoğunluğu ve somut olayın tüm koşulları göz önüne alındığında, hâkimin TCK’nın 150/2. maddesinin verdiği takdir yetkisini somut olayın içeriğine uygun şekilde kullandığının ve yağmalanan paraların değerinin azlığı nedeniyle sanık hakkında indirim yapılamayacağının kabul edilmesi gerekmektedir. İtirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında yağma suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğuyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle sanık hakkında TCK’nın 150/2. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; İncelenen dosya kapsamından; Sanık S.B. hakkında, cips çaldıklarını iddia ettiği mağdur çocuklar G.Ö. ve B.K.’ye “Peşimden gelin, sakın kaçmaya çalışmayın, kaçarsanız sizi yakaladığım zaman döverim.” dediği, mağdurları harabe bir binanın bodrum katına götürerek bir arkadaşını çağırıp kendileri ile cinsel ilişkiye gireceklerini, karşı gelmeleri durumunda ise kemer ile dövüp öldüreceğini söylediği, elini mağdurların ceplerine atarak 1’er TL’lerini aldığı, ardından mağdurlara fili livatada bulunduğu, mağdur çocukları üst üste yatırıp fotoğraflarını çektiğini beyan ederek bu durumu başkalarına anlatmaları hâlinde fotoğraflarını Facebook’ta yayınlamakla tehdit ettiği iddiasıyla kamu davası açıldığı, 18.11.2013 tarihli olay ve muhafaza altına alma tutanağında; yapılan ihbar üzerine S. İnternet Kafe isimli yerden mağdur G.’nin babası olan M.Ö.’nün beyanı üzerine oğluna cinsel istismarda bulunduğu iddia edilen sanığın yakalandığı, sanığın olayı doğrulayıcı beyanlarda bulunarak kendisinden küçük yaşta iki çocuğu 1 Nolu Sağlık Ocağının üst kısımlarında bulunan harabe bir eve götürdüğünü ve bu evin bodrum katında iki çocuğa cinsel istismarda bulunduğunu beyan ettiğinin belirtildiği, 19.11.2013 tarihli olay yeri inceleme raporunda; olay yerinin bahçe içerisindeki tek katlı, üstü yıkık evin arka cephesinden girilebilen, kapısı olmayan, 3,5x5 metre ölçülerinde bodrum olduğu, yerde üç parçadan oluşan kağıt karton serili bulunduğu, kartonların etrafında beş adet sigara izmaritinin görülüp muhafaza altına alındıklarının bildirildiği, 19.11.2013 tarihli görgü tespit tutanağında; P. Mahallesi, S. Kara Caddesi, 2. sayılı adresin karşısında bulunan metruk binaya gidildiği, bahçe içerisindeki tek katlı binanın kapı ve pencerelerinin olmadığı, taşlardan yapılı ve çatısının bulunmadığı, arka tarafındaki bahçeye bakan bodrum kapısının açık vaziyette ve 160x70 cm ölçülerinde olduğu, içeriye girildiğinde sağ tarafta 70x120 cm ölçülerinde açık kahverengi karton bulunduğu ve yere serilmiş vaziyette olduğuna ilişkin tespitlere yer verildiği, 19.11.2013 tarihli teşhis tutanağında; mağdur çocukların birden çok kişi arasından sanığı teşhis ettiklerinin belirtildiği, A. Kriminal Polis Laboratuvarının 26.12.2013 tarihli uzmanlık raporunda; olay yerinden toplanan sigara izmaritlerinin bir kısımında bulunan tükürük örneklerinin sanıktan alındığı belirtilen kan örneği ile genotipik olarak uyumlu olduklarına dair belirleme yapıldığı, Bilirkişi tarafından hazırlanmış 04.11.2015 tarihli olay yeri fotoğraflarında; eylemin gerçekleştirildiği yerin etrafının bahçe duvarlarıyla çevrili, kapı ve pencereleri olmayan metruk bir binanın alçak tavanlı, bodrum benzeri bölümü olduğu ve içerisinde yırtık kartonların bulunduğunun görüldüğü, 10.03.2014 tarihli sosyal inceleme raporunda; sanık çocuk hakkında danışmanlık ve eğitim tedbiri ile psikiyatr ya da psikolog desteğine yönelik tedbir uygulaması gerektiğinin bildirildiği, Anlaşılmaktadır.

02

Derlemedeki karar metni

Aşağıdaki metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.

Görüntüleme ayarlarıStandart okuma alanı

KARAR METNİ

Derlemedeki karar metni

ÖZET: Somut olayda yağma suçunun konusunu oluşturan para miktarının az olduğu hususunda tereddüt bulunmamakta ise de suç tarihi itibarıyla 12 ve 14 yaşlarında olan ve ceplerinde sadece 1’er TL’leri bulunan mağdur çocuklar bakımından bu para miktarının önemi, yaşça daha büyük olan sanığın eylemlerinin mağdur çocuklar üzerindeki etkisi, sanığın mağdurları metruk bir binanın bodrum katına götürüp beden veya ruh sağlıklarını bozacak şekilde cinsel istismar eylemlerini gerçekleştirmesi ve uygunsuz fotoğraflarını bir sosyal paylaşım sitesinde yayımlamakla tehdit etmesine bağlı olarak mağdurların maruz kaldıkları eylemin ağırlığı, sanığın cinsel saldırıda bulunduğu ve tehdit ettiği mağdurların ceplerini araması karşısında kastının yoğunluğu ve somut olayın tüm koşulları göz önüne alındığında, hâkimin TCK’nın 150/2. maddesinin verdiği takdir yetkisini somut olayın içeriğine uygun şekilde kullandığının ve yağmalanan paraların değerinin azlığı nedeniyle sanık hakkında indirim yapılamayacağının kabul edilmesi gerekmektedir. İtirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında yağma suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğuyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle sanık hakkında TCK’nın 150/2. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; İncelenen dosya kapsamından; Sanık S.B. hakkında, cips çaldıklarını iddia ettiği mağdur çocuklar G.Ö. ve B.K.’ye “Peşimden gelin, sakın kaçmaya çalışmayın, kaçarsanız sizi yakaladığım zaman döverim.” dediği, mağdurları harabe bir binanın bodrum katına götürerek bir arkadaşını çağırıp kendileri ile cinsel ilişkiye gireceklerini, karşı gelmeleri durumunda ise kemer ile dövüp öldüreceğini söylediği, elini mağdurların ceplerine atarak 1’er TL’lerini aldığı, ardından mağdurlara fili livatada bulunduğu, mağdur çocukları üst üste yatırıp fotoğraflarını çektiğini beyan ederek bu durumu başkalarına anlatmaları hâlinde fotoğraflarını Facebook’ta yayınlamakla tehdit ettiği iddiasıyla kamu davası açıldığı, 18.11.2013 tarihli olay ve muhafaza altına alma tutanağında; yapılan ihbar üzerine S. İnternet Kafe isimli yerden mağdur G.’nin babası olan M.Ö.’nün beyanı üzerine oğluna cinsel istismarda bulunduğu iddia edilen sanığın yakalandığı, sanığın olayı doğrulayıcı beyanlarda bulunarak kendisinden küçük yaşta iki çocuğu 1 Nolu Sağlık Ocağının üst kısımlarında bulunan harabe bir eve götürdüğünü ve bu evin bodrum katında iki çocuğa cinsel istismarda bulunduğunu beyan ettiğinin belirtildiği, 19.11.2013 tarihli olay yeri inceleme raporunda; olay yerinin bahçe içerisindeki tek katlı, üstü yıkık evin arka cephesinden girilebilen, kapısı olmayan, 3,5x5 metre ölçülerinde bodrum olduğu, yerde üç parçadan oluşan kağıt karton serili bulunduğu, kartonların etrafında beş adet sigara izmaritinin görülüp muhafaza altına alındıklarının bildirildiği, 19.11.2013 tarihli görgü tespit tutanağında; P. Mahallesi, S. Kara Caddesi, 2. sayılı adresin karşısında bulunan metruk binaya gidildiği, bahçe içerisindeki tek katlı binanın kapı ve pencerelerinin olmadığı, taşlardan yapılı ve çatısının bulunmadığı, arka tarafındaki bahçeye bakan bodrum kapısının açık vaziyette ve 160x70 cm ölçülerinde olduğu, içeriye girildiğinde sağ tarafta 70x120 cm ölçülerinde açık kahverengi karton bulunduğu ve yere serilmiş vaziyette olduğuna ilişkin tespitlere yer verildiği, 19.11.2013 tarihli teşhis tutanağında; mağdur çocukların birden çok kişi arasından sanığı teşhis ettiklerinin belirtildiği, A. Kriminal Polis Laboratuvarının 26.12.2013 tarihli uzmanlık raporunda; olay yerinden toplanan sigara izmaritlerinin bir kısımında bulunan tükürük örneklerinin sanıktan alındığı belirtilen kan örneği ile genotipik olarak uyumlu olduklarına dair belirleme yapıldığı, Bilirkişi tarafından hazırlanmış 04.11.2015 tarihli olay yeri fotoğraflarında; eylemin gerçekleştirildiği yerin etrafının bahçe duvarlarıyla çevrili, kapı ve pencereleri olmayan metruk bir binanın alçak tavanlı, bodrum benzeri bölümü olduğu ve içerisinde yırtık kartonların bulunduğunun görüldüğü, 10.03.2014 tarihli sosyal inceleme raporunda; sanık çocuk hakkında danışmanlık ve eğitim tedbiri ile psikiyatr ya da psikolog desteğine yönelik tedbir uygulaması gerektiğinin bildirildiği, Anlaşılmaktadır.

Mağdur G.Ö. aşamalarda; tarihini tam olarak hatırlamadığı bir zaman diliminde kardeşi H.Ö ve onun arkadaşı M.Ç. isimli şahısların bir yerden cips çalmak istediklerini, kendisinin bu teklifi kabul etmediğini, arkadaşı olan diğer mağdur çocuk B.K. ile oradan ayrıldıklarını, Ç. Kahvehanesinin yanına geldiklerinde bir anda daha önceden tanımadıkları 16-17 yaşlarında bir erkek şahsın yanlarına gelerek cips çaldıklarını iddia edip muhabbete devam ettiğini, mağdur B.’in akrabalarını saymaya başladığını, daha sonra “Peşimden gelin. Sakın kaçmaya çalışmayın. Kaçarsanız sizi yakaladığım zaman döverim.” diyerek yanında gitmelerini istediğini, korktukları için bu şahıs ile birlikte yürümeye başladıklarını, harabe bir binanın bodrum katına gittiklerini, sanığın bodrum katın içerisine yere bir tane karton parçası serdiğini, bir arkadaşını çağıracağını ve kendileri ile cinsel ilişkiye gireceklerini söylediğini, korkup ağlamaya başladıklarını, “Bizi öldür ama böyle bir şey yapmalı” dediklerini ancak sanığın pantolonunun kemerini çıkartarak “Sizi burada bağlarım, kemer ile vurarak öldürüm.” dediğini, sanığın ilk olarak elini ceplerine sokup birer lira paralarını aldığını, daha sonra kendi pantolonunu indirdiğini, zorla kendisinin pantolonunu ve kilodunu çıkarttığını sonra da diğer mağdur B.’in pantolon ve külodunu çıkarıp ikisini de kartonun üzerine yüz üstü yatırdığını, her ikisine de fiili livatada bulunduğunu, ardından giyindiklerini, sanığın kemeri göstererek birbirlerinin üstüne çıkmalarını istediğini, “Bu olayı kimseye anlatmayın, yoksa çekmiş olduğum fotoğrafları Faceebook’a atarım.” dediğini, sanığın fotoğraflarını çekip çekmediğini görmediğini, Katılan M.Ö. aşamalarda; bir ay kadar önce yağmurlu bir akşamüzeri oğlu olan mağdur G.Ö.’nün eve gelerek dövüldüğünü söylediğini, çocuklar arasında böyle şeylerin olabileceğini düşünerek olayın üzerine fazla gitmediklerini, mağdur G.’nin evdeki ve dışarıdaki hâl ve hareketlerinde çok fazla değişim olduğunu, çocuğunun okulda devamsızlık yapmaya başladığını, derslerinin çok iyi olmasına rağmen son bir ayda fazlaca düşüş olduğunu, mağdurun yine devamsızlık yaptığını öğrenince oğlunu S. İnternet Kafe isimli iş yerinde bulduğunu, sıkıntısını öğrenmek için biraz baskı yaptığını, yaklaşık olarak 20-25 gün önce başına gelen olayı anlattığını, isminin S.B. olduğunu öğrendiği sanığı internet kafede görüp 155 Polis İmdat telefonunu aradığını, Mağdur B.K. Kollukta; diğer mağdur çocuk G.’den farklı olarak sanığın parmağını sokmak suretiyle kendisine fiili livatada bulunduğunu, cinsel organını ise arka kısmına sürttüğünü, kendilerine ceplerinde bulunan her şeyi çıkartmalarını söylediğini, bunun üzerine ceplerindeki parayı çıkartarak bu şahsa verdiklerini, kendisinin cebinde o sırada bir lira bulunduğunu, İstinabe olunan Mahkemede; sanığın cinsel eylemlerinden sonra “Biz artık gidelim. Bizi bırak.” deyince üzerlerindeki paraları istediğini, zorla cebinde bulunan bir lirayı aldığını, olay yerinden ayrıldığı sırada da olanları hiçbir yerde anlatmamalarını, anlattıkları takdirde onları öldüreceğini, yine kendilerine tecavüz ettiği sırada fotoğraflarını çektiğini ve bunları Facebook’ta yayınlayacağını söyleyerek kendilerini tehdit ettiğini, Müşteki H.K. aşamalarda; olay tarihinde öz oğlu olan mağdur B.’in eve gelerek kendisinin dövüldüğünü söylediğini, çocuklar arasında böyle şeylerin olabileceğini düşünerek olayın üzerine fazla gitmediklerini, 18.11.2013 tarihinde polislerin evlerine gelerek oğlu Bünyamin’in başına bir olay geldiğini söylediklerini, ismini kollukta öğrendiği S.B. isimli bir şahsın oğlu B. ve arkadaşı olan G.’ye cinsel istismarda bulunduğunu söylediklerini, İfade etmişlerdir. Sanık Savcılıkta ve tutuklanma talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde müdafi eşliğinde; parke işi ile uğraştığını, daha önce hırsızlık suçundan kayıtları bulunduğunu, mağdur çocuklar B. ve G. isimli kişileri şahsen tanımadığını ve görmesi hâlinde de tanıyacağını zannetmediğini, yaklaşık yirmi beş gün kadar önce çarşıdan eve gittiği sırada Ç. Kahvehanesi civarında cips çaldıklarını gördüğü çocukları yanına çağırdığını, ismini bilmediği ancak 14 yaşlarında olduğunu tahmin ettiği erkek şahsa hitaben kendisi ile işinin olduğunu yanına gelmesini söylediğini, şahıslara kaçmaya çalışmayın kaçarsanız sizi döverim gibi bir ifade kullanmadığını, sadece yaşı daha büyük görünen çocuğa kendisi ile gelmesini söylediğini, onunla birlikte diğer çocuğun da geldiğini, çocukları Hidayet Caminin ilerisindeki metruk iki katlı binaya götürdüğünü, binanın alt katına girdiklerini, kendilerine yönelik bir zorlama ya da tehdit içerikli söz ve eyleminin olmadığını, çocuklardan yaşı büyük olana pantolonunu indirmesini söylediğini, çocuğun karşı çıktığını ve kendisini bırakmasını istediğini fakat çocuğa hitaben pantolonunu indirmezse oradan çıkamayacağını söylediğini, çocuğun saatin geç olduğunu ve eve gitmek istediğini beyan etmesi üzerine yere uzanmasını istediğini, mağdurun yüzü koyun yere uzandığını cinsel organını çıkararak çocuğa makatından cinsel istismarda bulunduğunu, sadece yaşı büyük görünen çocuğa karşı istismar eylemini gerçekleştirdiğini, küçük görünen çocuğa karşı herhangi bir eyleminin olmadığını, olaylar sırasında çocukların ceplerine elini atarak zorla paralarını almadığını fakat yere düşmüş vaziyette 1 lira

ve tarak gördüğünü, çocuklardan birinin tarağın kendisine ait olduğunu söylediğini, bu nedenle tarağı verdiğini, parayla ilgili ise bir şey söylemediği için söz konusu parayı aldığını, üzerine atılı suçu bu şekilde kabul ettiğini, neden böyle bir şey yaptığını ve bunun ağır bir suç olduğunu bilmediğini, lüzum üzerine sanıktan sorulduğunda; yaklaşık dört sene önce ot diye tabir edilen esrar maddesi kullandığını, olay esnasında da esrar maddesi kullandığını ve maddenin etkisi altında olduğunu, Mahkemede; S. İnternet Kafe’de oturduğu sırada polis memurlarının gelerek kendisini karakola götürdüklerini ve darbedip bu olayı kendisinin yaptığını söylediklerini, Savcılıkta korktuğundan bu doğrultuda beyanda bulunduğunu, olay tarihinde kesinlikle mağdur çocukları görmediğini, karakola getirildikten sonra da mağdur çocukların kendisine gösterilmediğini, suç işlemediğini, olay tarihinde yanına kendisinden büyük olan sivil polis memurları konularak teşhis yaptırıldığını, Savunmuştur. Yağma suçunu düzenleyen TCK’nın 148. maddesinde; “1-Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 2-Cebir veya tehdit kullanılarak mağdurun, kendisini veya başkasını borç altına sokabilecek bir senedi veya var olan bir senedin hükümsüz kaldığını açıklayan bir vesikayı vermeye, böyle bir senedin alınmasına karşı koymamaya, ilerde böyle bir senet hâline getirilebilecek bir kağıdı imzalamaya veya var olan bir senedi imha etmeye veya imhasına karşı koymamaya mecbur edilmesi hâlinde de aynı ceza verilir. 3-Mağdurun, herhangi bir vasıta ile kendisini bilmeyecek ve savunamayacak hâle getirilmesi de, yağma suçunda cebir sayılır.” hükmü öngörülmüş; aynı Kanun’un 149. maddesinde ise yağma suçunun nitelikli hâlleri düzenlenmiştir. 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 64. maddesiyle 149. maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde yapılan değişiklik ile yağma suçunun; “Yol kesmek suretiyle ya da konutta, işyerinde veya bunların eklentilerinde,” işlenmesi nitelikli hâllerden birisi olarak düzenlenmiştir. “Daha az cezayı gerektiren hal” başlıklı 150. madde ise; “(1) Kişinin bir hukukî ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması hâlinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. (2) Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir.” şeklinde düzenlenmiş olup madde ile yağma suçunun daha az cezayı gerektiren hâlleri belirlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması hâlinde, tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Buna göre bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması hâlinde eylem yağma suçunu oluşturmakta, ancak yaptırım olarak daha az cezayı gerektiren tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanmaktadır. Yağmanın temel şeklinin düzenlendiği 5237 sayılı TCK’nın 148. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da mal varlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir. Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır. Hırsızlık ile yağma suçları aynı ortak unsurlara sahip olup ayrıldıkları tek nokta ya da başka bir deyişle yağmanın, hırsızlığa oranla sahip olduğu ilave unsur, malı almak için cebir veya tehdit kullanılmasıdır. Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır. Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki

değerler olan kişi hürriyeti, vücut dokunulmazlığı, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuki değerlerdir. 5237 sayılı TCK’nın 150. maddesinin ikinci fıkrasında; “Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.” hükmü yer almakta iken, anılan fıkra 29.06.2005 tarihli ve 5377 sayılı Kanun’un 17. maddesi ile; “Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir.” şeklinde değiştirilmiştir. Fıkranın ilk hâli ile yağma suçlarında, konu değerin azlığı nedeniyle hâkime cezada indirim yapma zorunluluğu getirilmiş daha sonra yapılan değişiklikte ise indirim yapıp yapmama konusunda hâkime takdir yetkisi tanınmıştır. TCK’nın 150/2. maddesi, yağma suçunun konusunu oluşturan değerin az olmasını temel almaktadır. Değer azlığı ile kanun koyucu tarafından neyin kastedildiği, tereddütleri önleyecek biçimde açıklığa kavuşturulmamış, rakamsal bir sınırlandırma getirilmemiş fakat hâkime, yargılama konusu maddi olayla ilgili olarak takdir ve değerlendirme yetkisi tanınmıştır. Hâkim, bu değerlendirmenin yanı sıra her somut olayda, olayın özelliklerini dikkate alacak, 5237 sayılı TCK’nın 3. maddesinde öngörüldüğü üzere “işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı” olacak şekilde ceza adaletini sağlayacaktır. Görüldüğü gibi, madde ile getirilen sistem, sadece malın değerinin objektif ölçütlere göre belirlenerek cezadan indirim yapılmasından ibaret değildir. Olayın özelliği her somut olayda değerlendirmeye konu edilecek, meydana gelen haksızlığa faili iten etkenler ve bu haksızlığın mağdur üzerindeki etkileri de gözetilerek, indirim yapıp yapmama konusunda takdir kullanılacak ve maddenin uygulanıp uygulanmamasına ilişkin gerekçe kararda gösterilecektir. Gelinen bu aşamada ceza hukukunda “kıyas” ve “yorum” kavramları üzerinde durulması gerekmektedir. Doktrindeki “kıyas” ve “yorum”a yönelik; Bahri Öztürk, Mustafa R. Erdem ve Veli Özbek; “Kanunda kural boşluğunun bulunması durumunda bu boşluğun ilgili kanundaki veya hukuk düzenindeki en benzer hukuk kuralı bulunarak doldurulmasıdır.” [Bahri Öztürk, Mustafa R. Erdem, Veli Özbek, Ceza Hukuku Genel hükümler ve Özel Hükümler (Kişilere ve Mala Karşı Suçlar), Turhan Kitabevi, Ankara, 2003, s. 5.], Nevzat Toroslu ve Haluk Toroslu; “Kanunda öngörülen durumlara ilişkin düzenlemeleri veya genel ilkelerden elde edilen düzenlemeleri, kanunda öngörülmeyen benzer durumları kapsamına alacak şekilde genişleterek bu durumların çözümlenmesi işlemidir. Kıyas yeni normlar yaratma faliyeti olmayıp, hareket noktası yazılı hukuk olan ve bu hukukun mantıkî yaygınlaşmasını sağlayan benzerliklere dayalı bir akıl yürütme; yorum ise Kanun’un anlamını araştırmak ve açıklamak için başvurulan zihinsel bir faliyettir.” (Nevzat Toroslu, Haluk Toroslu, Ceza Hukuku, Savaş Yayınevi, 2016, s. 58, 65.), “Yorumcu, her zaman, normun sözlerinden doğrudan elde edilen sonuç ile yani normun görünüşteki anlamı ile yetinemez; o aynı zamanda normun özünde yer alan anlamını ve gerçek kapsamını da araştırmak zorundadır.” (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku, Savaş Yayınevi, 1998, s. 26.) şeklinde görüşler ileri sürmüşlerdir. Öğretide yorum yöntemleri olarak gramatik (lâfzı), sistematik, tarihsel ve teolojik (amaçsal) yorum yöntemleri benimsenmiştir. Bu yöntemlerin içerisinde lâfzı yorum öncelikli olsa da tüm yorum yöntemlerinin birlikte kullanılması mümkündür. Bu doğrultuda doktrinde Kayıhan İçel; “Örneksemede (kıyasta) benzetme ile yasal boşluk doldurulmaktadır. Oysa ki genişletici yorumda var olan bir hükümden yola çıkılarak yasa koyucunun iradesi belirlenmektedir. Diğer bir ifade ile genişletici yorum, yasada kullanılan sözcüklerin yasa koyucunun amacından daha dar olması durumunda başvurulacak bir yorum şeklidir.” (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta, 2017, s. 108.) şeklinde açıklamalarda bulunmuştur. Doktrindeki “kıyas” ve “yorum” ile ilgili görüşler birlikte değerlendirildiğinde; 26.02.2019 tarihli, 120-135 sayılı ve 04.12.2018 tarihli, 92-606 sayılı ilamlarda da söz edildiği üzere Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanan uygulamalarında sanığın daha çoğunu alabilecekken daha azını alma yönünde özgülenmiş iradesi olması kriterinin tek başına yeterli sayılmadığı, öncelikle yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin az olması, her somut olayda meydana gelen haksızlığa faili iten etkenler ve bu haksızlığın mağdur üzerindeki etkileri de gözetilerek hükmolunan temel cezada indirim yapıp yapmama konusunda hâkimin takdir hakkını kullanacağının belirtilmesi şeklindeki uygulamanın ceza hukukumuzda yasak olan kıyas değil, Kanun’un cevaz verdiği yorum olduğu, bu yorumun TCK’nın 150. maddesinin birinci fıkrasında 29.06.2005 tarihli ve 5377 sayılı Kanun’un 17. maddesi ile yapılan değişiklik ile getirilen “indirilebilir” ibaresi nedeni ile hâkime tanınan takdir hakkından kaynaklandığı ve Ceza Genel Kurulunca kabul edilen kriterlerin aynı Kanun’un 2. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen kıyasa yol açacak nitelikte genişletici yorum niteliğinde olmadığı açıktır. Zira kıyastan bahsedilebilmesi için en az iki yazılı hükmün bulunması, benzetme yoluyla bir hükmün diğerine uygulanması gerekmektedir. Oysa

ki TCK’nın 150. maddesinin ikinci fıkrasına ilişkin kriterler başka bir hükümden taşınmış değildir. Kanun metninde kullanılan sözcüklerin dar olan anlamının yine kanun koyucunun hâkime verdiği yetkinin kullanılması suretiyle genişletilmesidir. Kaldı ki kıyasın kanun koyucunun söz konusu kanun boşluğunu amaçlamamış olması koşulu da oluşmamaktadır. Nitekim kanun koyucu maddenin ilk halindeki “indirilir” ibaresini “indirilebilir” şeklinde değiştirirken değer azlığından ne anlaşılması gerektiğine ilişkin herhangi bir düzenlemeye gitmemiştir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanığın, 2003 yılı Ekim ayı içerisinde T.’de bulunan Ç. Kahvehanesi önündeki mağdur çocuklara yaklaşarak cips çaldıklarını gördüğünü söylediği ve mağdurlar ile bir süre sohbet ettiği, ardından “Peşimden gelin, sakın kaçmaya çalışmayın, kaçarsanız sizi yakaladığım zaman döverim.” diyerek tehdit ettiği, bunun üzerine kendisini takip eden mağdurları bilirkişi tarafından sunulan fotoğraflar ve olay yeri inceleme tutanaklarından anlaşıldığı üzere kapı ve penceresi bulunmayan metruk bir binanın bodrum katına götürdüğü, bir arkadaşını çağırıp mağdurlarla cinsel ilişkiye gireceğini söylediği, mağdur çocukların ağlamaları üzerine elinde tuttuğu kemeri göstererek “Sizi burada bağlarım, kemer ile vurarak öldürüm.” dediği, elini mağdurların ceplerine sokup 1’er TL’lerini aldığı, ardından her iki mağdur çocuğun beden veya ruh sağlıklarını bozacak şekilde nitelikli cinsel istismarda bulunduğu, olanları herhangi bir kimseye anlatmaları hâlinde üst üste yatırıp çektiğini söylediği fotoğraflarını Facebook’ta yayınlamakla tehdit ederek yağma suçunu işlediği olayda; yağma suçunun konusunu oluşturan para miktarının az olduğu hususunda tereddüt bulunmamakta ise de suç tarihi itibarıyla 12 ve 14 yaşlarında olan ve ceplerinde sadece 1’er TL’leri bulunan mağdur çocuklar bakımından bu para miktarının önemi, yaşça daha büyük olan sanığın eylemlerinin mağdur çocuklar üzerindeki etkisi, sanığın mağdurları metruk bir binanın bodrum katına götürüp beden veya ruh sağlıklarını bozacak şekilde cinsel istismar eylemlerini gerçekleştirmesi ve uygunsuz fotoğraflarını Facebook’ta yayımlamakla tehdit etmesine bağlı olarak mağdurların maruz kaldıkları eylemin ağırlığı, sanığın cinsel saldırıda bulunduğu ve tehdit ettiği mağdurların ceplerini araması karşısında kastının yoğunluğu ve somut olayın tüm koşulları göz önüne alındığında hâkimin TCK’nın 150. maddesinin ikinci fıkrasının verdiği takdir yetkisini somut olayın içeriğine uygun şekilde kullandığı ve yağmalanan paraların değerinin azlığı nedeni ile sanık hakkında indirim yapılamayacağının kabul edilmesi gerekmektedir. Yerel Mahkemece TCK’nın 150. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanmamasına ilişkin “Sanığın daha çoğunu alabilecekken iradesini daha azına özgülemesi” şeklindeki gerekçesi Kanunumuzda yer alan bir hukuk kuralının yağma suçuna kıyas yoluyla aktarılması değildir. Zira böyle bir yasal düzenleme Kanun’da bulunmamaktadır. Ceza Genel Kurulunca yapılan TCK’nın 150. maddesinin ikinci fıkrasındaki açık olmayan düzenlemenin yorum yoluyla farklı uygulamaların önüne geçilip “Kanun’un açıklığı” ilkesinin gerçekleştirilmesidir. Anılan fıkranın lâfzına bakıldığında da yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığından bahsedilmektedir. Ceza Genel Kurulunca getirilen kriterlerin ise değer azlığına ilişkin olduğu ve bu kriterlerin başka bir kuraldan yağma suçunda değer azlığı hükmüne taşınmadıkları açıktır. Öte yandan Yerel Mahkemece, TCK’nın 61. maddesi kapsamına göre temel cezaların belirlenmesi sırasında yağmalanan malın değerinin azlığına dayanılmışken TCK’nın 150. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanmamasının çelişki oluşturduğuna dair muhalefet görüşüne gelince; TCK’nın 61. maddesinin cezaların şahsileştirilmesine ilişkin olduğu, Yerel Mahkemece temel cezaların belirlenmesi sırasında kullanılan “değer azlığı” kavramının suç konusunun önem ve değerine yönelik sadece maddi değeri ifade ettiği, somut olayda TCK’nın 150. maddesinin ikinci fıkrasına yönelik olarak 1’er TL’nin miktar itibarıyla az olduğu konusunda herhangi bir tereddütün bulunmadığı ancak Yerel Mahkemece gerek muhalefet görüşünde zikredilen Ceza Genel Kurulunun 24.02.2015 tarihli ve 817-14 sayılı kararında gerekse benzer nitelikteki diğer kararlarda ön koşul olan “objektif olarak değer azlığı” ile birlikte somut olayın şartları, faili meydana gelen haksızlığa iten etkenler ve bu haksızlığın mağdur üzerindeki etkileri birlikte değerlendirilip sanık hakkında hükmolunan cezadan indirim yapılamayacağına karar verildiğinden temel cezanın alt sınırdan tayini ile TCK’nın 150. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanmaması arasında bir çelişki bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. ... (CGK, 30.04.2019 tarihli ve 821-358 sayılı)

KISA DEĞERLENDİRME

Bu karar neden önemli?

Kararın merkezinde maddi gerçeğin araştırılması ile savunma hakkı arasındaki denge bulunuyor. Delilin nasıl elde edildiği, sonuca en az delilin içeriği kadar etki eder.

KARAR METNİ HAKKINDA

Metin hakkında

Aktarım
Metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.
Sayfa düzeni
Metin yalnızca okunabilir olması için paragraflara ayrıldı; içerikten çıkarma veya yeniden yazma yapılmadı.
Derleme
Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)
Son kontrol
4 Ağustos 2026