KARAR METNİ
Derlemedeki karar metni
ÖZET: Sanıklara atılı 1072 sayılı Kanun’a muhalefet suçuna ilişkin yaptırımın ve güvenlik tedbirlerinin suç tarihinden sonra ve fakat hükümden önce 5728 sayılı Kanun ile değiştirilmesi nedeniyle TCK’nın 7/2. maddesi uyarınca suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanun hükümlerinin Yerel Mahkemece 23.02.1938 tarihli ve 23/9 sayılı içtihadı birleştirme kararında belirlenen ilkelere uygun olarak karşılaştırılıp sonucuna göre uygulama yapılması gerekirken, herhangi bir karşılaştırma ve değerlendirme yapılmadan hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır.
İtirazın kapsamına göre inceleme, sanıklar Z.A.T. ve S.Ç. hakkında 1072 sayılı Kanuna muhalefet suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar hakkında suç tarihi itibarıyla yürürlükte olan 1072 sayılı Kanun’un 2/1 ve 5252 sayılı Kanun’un 4/b-4 ve 5/2. maddeleri gereğince adli para cezasının 450 Lira olarak belirlenmesinde zorunluluk bulunup bulunmadığının tespitine ilişkin ise de; öncelikle, suç tarihinden sonra 1072 sayılı Kanun’un 2. maddesinde değişiklik yapılması nedeniyle, Yerel Mahkemece lehe kanun değerlendirmesi yapılmaksızın hüküm kurulmasının isabetli olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. İncelenen dosya kapsamından; 19.03.2007 tarihinde kolluk görevlilerince yapılan denetimler sırasında, sanıkların üyesi ve çalışanı oldukları dernekte tombala oynatıldığının tespit edildiği ve dernekte bulunan tombala makinesi ile tombala kartları, top ve pul gibi oyun aletlerine elkonulduğu, Yerel Mahkemece, lehe kanun değerlendirmesi yapılmaksızın sanıkların, suç tarihinden sonra 08.02.2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun’un 325. maddesi ile değişik 1072 sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarınca cezalandırılmalarına karar verildiği, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kullanılarak çıkartılan güncel nüfus kayıt örneğinde; sanık Z.A.T.’nin, hakkındaki mahkûmiyet hükmünün onanmasından sonra 17.01.2015 tarihinde öldüğü bilgisinin yer aldığı, Anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşması için 1072 sayılı Kanun ve 5237 sayılı TCK’nın ilgili hükümlerinin incelenmesinde fayda bulunmaktadır. Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makinaları Hakkında Kanun’un uyuşmazlık konusuyla ilgili 2. maddesi; “Bu kanuna aykırı hareket edenler bir yıldan aşağı olmamak üzere hapis ve 1.000 liradan 5.000 liraya kadar ağır para cezasına mahkûm edilirler. Tekerrürü halinde cezalar bir misli artırılır. Ele geçirilen alet, makina ve bunların çalıştırılmasına yarayan tesisat ve paralar zapt ve müsadere edilir. Bu gibi oyun oynanan yerler bir daha açılmamak üzere kapatılır. Bu suçlardan mahkûm olanların cezaları tecil edilmez.” şeklinde düzenlenmiş, Maddede öngörülen adli para cezası 01.08.1999 tarihinde yürürlüğe giren 4421 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile üçbindokuzyüzotuz, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 4/1/b-4. maddesi ile ondörtbinikiyüzseksenbeş katına çıkartılıp, Aynı Kanun’un 5/2. maddesi ile de alt sınırı 450 Lira olarak belirlenmiştir. Suç tarihinden sonra ve fakat hükümden önce 08.02.2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun ile 1072 sayılı Kanun’un 2. maddesi;
“Bu Kanuna aykırı hareket edenler bir yıldan beş yıla kadar hapis ve yüz günden bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.” hâline getirilmiştir. Görüldüğü üzere 5728 sayılı Kanun değişikliği ile daha önce maddede yer alan erteleme, tekerrür, müsadere ve iş yerinin kapatılmasına ilişkin özel hükümler çıkartılarak, bu kurumların uygulanma koşulları 5237 sayılı TCK’nın genel hükümlerine tabi kılınmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ‘’Zaman bakımından uygulama’’ başlıklı 7. maddesinin 2. fıkrasında da; “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” hükmü yer almakta olup, madde gerekçesinde; “Madde, kanunun zaman bakımından uygulanmasına ilişkindir. Lehe olan kanunun uygulanacağı kuralı muhafaza edilmiştir. Yürürlükteki usul hükümleri, kesinleşmiş hükümler hakkında lehe olan yeni kanunun nasıl uygulanacağını göstermek bakımından yeterli görülmüştür.” açıklamalarına yer verilmiştir. Değişen ceza mevzuatı karşısında dahi halen geçerliliğini koruyan 23.02.1938 gün ve 23-9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; “Suçun işlendiği zamanın kanunu ile sonradan yürürlüğe giren kanun hükümlerinin farklı olması halinde, her iki kanun birbirine karıştırılmadan, ayrı ayrı somut olaya uygulanıp, her iki kanuna göre hükmedilecek cezalar belirlendikten sonra, sonucuna göre lehte olanı uygulanmalı” şeklinde, lehe kanunun tespitinde başvurulacak yöntem ana hatlarıyla belirtilmiştir. Öğretide de sözkonusu İçtihadı Birleştirme Kararındaki ilkeler benimsenerek, uygulanma imkanı bulunan tüm kanunların leh ve aleyhteki hükümleri ile birlikte ayrı ayrı ele alınarak somut olaya göre sonuçlarının karşılaştırılması gerekeceği ve sonunda fail bakımından daha lehe sonuç veren . belirlenip son hükmün buna göre verileceği görüşleri ileri sürülmüştür. (Sulhi Dönmezer-Sahir Erman, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, C.I, 11. Bası, s. 167 vd.; Sulhi Dönmezer, Genel Ceza Hukuku Dersleri, s. 64 vd.; Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen- A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, C.I, s. 221 vd.) Ceza Genel Kurulunun 13.11.2007 gün ve 225–233 sayılı kararı başta olmak üzere pek çok kararında da; lehe kanun tespit edilirken, sabit kabul edilen somut olaya her iki kanunun ilgili tüm hükümleri birbirlerine karıştırılmaksızın uygulanmak suretiyle ayrı ayrı sonuçlar belirlenerek karşılaştırılması, bu karşılaştırmada hükmün tesisi aşamasında uygulanması gereken normlar ile infaza ilişkin normların birlikte değil, ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutulması gerektiği açıklanmıştır. Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin olarak yapılan değerlendirmede; Sanıklara atılı 1072 sayılı Kanun’a muhalefet suçunun yaptırım ve güvenlik tedbirlerinin suç tarihinden sonra ve fakat hükümden önce 5728 sayılı Kanun ile değiştirilmesi nedeniyle 5237 sayılı TCK’nın 7/2. maddesi uyarınca suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanun hükümlerinin Yerel Mahkemece 23.02.1938 gün ve 23/9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirlenen ilkelere uygun olarak karşılaştırılıp sonucuna göre uygulama yapılması gerekirken, herhangi bir karşılaştırma ve değerlendirme yapılmadan hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün saptanan bu nedenden dolayı bozulmasına karar verilmelidir. Öte yandan, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi kullanılarak çıkartılan güncel nüfus kayıt örneğinden sanık Z.A.T.’nin, hakkındaki mahkûmiyet hükmünün onanmasından sonra 17.01.2015 tarihinde öldüğünün anlaşılması ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilerek Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi karşısında; sanık Z.A.T.’nin ölümü ile ilgili mahallinde araştırma yapılarak karar verilmesinde de zorunluluk bulunmaktadır. (CGK, 25.04.2017 tarihli ve 117-253 sayılı)