KARAR METNİ
Derlemedeki karar metni
ÖZET: Sanığın yalnızca ehliyetsiz araç kullanması ve meydana gelen kazada taksirinin bulunması, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun oluşumu açısından yeterli değildir. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözülmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üzerine atılı trafik güvenliğini kasten tehlikeye sokma suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Suç tarihinde 18 yaşında olan sanık M. T.’nin olay günü saat 15.40 sıralarında Balkan Ticaret isimli işyerinin önünde bulunan H.B.’ye ait motosikleti çalıp işyeri çıkışındaki tali yoldan çift yönlü A. Caddesine kontrolsüz bir şekilde çıktığı sırada cadde üzerinde kamyoneti ile seyir halindeki şikâyetçi M.E.S.’nin şeridini ihlal etmesi neticesinde, motosikletin ön sol direksiyon maşa kısmıyla kamyonetin ön sağ kısmına
çarpması sonucunda motosikletin hâkimiyetini kaybederek yere savrulması şeklinde gelişen kazada, sanığın yaralandığı, kamyonet ve motosiklette maddi hasarın oluştuğu, Trafik kazası tespit tutanağında; kazanın oluşumunda M.T.’nin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanun’un 84. maddesinde yer alan asli kusurlardan “şeride tecavüz etme” kuralınıihlal ettiğinin belirtildiği, Kovuşturma aşamasında trafik bilirkişiden alınan raporda ise, sanığın motosiklet hırsızlığı nedeniyle olay yerinden korku ve panikle kaçtığı sırada 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 57/b-7 maddesindeki “bir iz veya mülkten çıkan sürücülerin karayolunda geçmekte olan araçlara ilk geçiş hakkını verme zorunluluğu”na dair kuralı ihlal etmesi nedeniyle asli kusurlu olduğuna yer verildiği, Şikâyetçi M.E.S. aşamalarda; ekmek fırınına ait kapalı kasa kamyonetle A. Caddesi üzerinde normal hızda ilerlemekte iken sanığın motosiklet ile yolun sağ tarafındaki ardiye girişinden hızla çıktığını, çarpmamak için direksiyonu sola kırdığını ancak sanığın çarpmasına engel olamadığını, aracının farında ve kaportasında çökme oluştuğunu, zararının giderilmediğini beyan ettiği, Sanık ise; suçlamayı kabul etmediğini, yaralanan kişi kendisi olduğu halde hakkında dava açıldığını, şikâyetçinin gelip kendisine çarptığını, olay sırasında hızının ne olduğunu, ne şekilde hareket ettiğini ve çarpışmanın hangi sebepten kaynaklandığını hatırlamadığını savunduğu, Anlaşılmaktadır. Türk Ceza Kanunu’nun “Trafik güvenliğini tehlikeye sokma” başlıklı 179. maddesinin ikinci fıkrası; “Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarını kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare eden kişi, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş olup, anılan fıkranın gerekçesi; “Kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarının, kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare edilmesi, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, aracın tehlikeli bir şekilde sevk ve idare edilmesi gerekir. Aracın sevk ve idaresinin salt trafik düzenine aykırılığı bu suçun oluşumuna neden olmayacaktır. Bu suçun oluşabilmesi için, aracın trafik düzenine aykırı olarak ve ayrıca kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı açısından tehlikeli olabilecek şekilde kullanılması gerekir. Bu bakımdan söz konusu suç, somut tehlike suçu niteliği taşımaktadır” biçiminde açıklanmıştır. Trafik güvenliğini kasten tehlikeye sokma suçunun oluşabilmesi için; kara, deniz, hava veya demiryolu ulaşım araçlarının, kişilerin hayat, sağlık veya malvarlıkları bakımından tehlike meydana getirebilecek biçimde iradi bir şekilde sevk ve idare edilmesi gerekmektedir. Trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma suçu ise, aynı Kanun’un 180. maddesinde; “Deniz, hava veya demiryolu ulaşımında, kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından bir tehlikeye taksirle neden olan kimseye üç aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir” şeklinde hüküm altına alınmış olup, madde metninden de anlaşılacağı üzere, karayolu ulaşım araçları bu suçun kapsamı dışında tutulmuştur. Başta Karayolları Trafik Kanunu olmak üzere bir çok kanunda; kara, hava, deniz ve demiryolu araçlarının trafikte kullanılmalarına ilişkin bir takım kurallar öngörülmüştür. Bu kurallar trafik güvenliğini sağlamanın yanında, kişilerin hayat, sağlık ya da mal varlıklarını korumaya yönelik olup, uyulmaması halinde trafik güvenliği tehlikeye düşürülebilmektedir. Ancak her kural ihlalinin mutlaka kişiler bakımından tehlikeye neden olacağını söylemek de mümkün değildir. Bu durumda tehlikeye neden olma halinin somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Trafik güvenliğini tehlikeye sokma, somut tehlike suçudur. Bu suçun oluşabilmesi için suç tanımında yer alan eylemin gerçekleştirilmesi yeterli olmayıp, tehlikelilik halinin gerçekleşmesi ya da gerçekleşmesinin mümkün bulunması zorunludur. Bu nedenle her somut olay bakımından tehlikeye neden olma ögesinin varlığı aranmalıdır. Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun kanunda kasıtlı bir suç olarak düzenlenmesi ve ancak kasten işlenebilmesi karşısında, söz konusu suçun oluşabilmesi için, failin tehlikeli sevk ve idaresinin iradi davranıştan ileri gelmesi gerekmektedir. Failin kasıtla hareket etmesi yeterli olup saik (özel kast) aranmamıştır. Ancak sanığın kastının, fiilinin başkalarının hayat, sağlık ya da malvarlığı bakımından tehlikeye neden olabileceğini kapsaması gerekir. Aracın tehlikeli olabilecek şekilde sevk ve idare edilmesi, çoğu zaman bir trafik kuralına da aykırılık oluşturmaktadır. Failin bir trafik kuralını bilinçli olarak ihlal etmesi durumunda kasıt unsuru gerçekleşecektir. Kural ihlalinin kasta ya da en azından olası kasta değil taksire dayanması, başka bir anlatımla dikkatsiz ve tedbirsiz davranışlarının herhangi bir tehlikeye yol açması halinde kasıt unsurunun gerçekleşmemesi nedeniyle bu suç oluşmayacak, kuralın kasta değil taksire dayalı olarak ihlali neticesinde ölüm veya herhangi bir yaralanma meydana gelmiş ise fiil yalnızca taksirle öldürme ya da yaralama suçunu teşkil edecektir. Nitekim Yargıtay 2 ve 12. Ceza Dairelerinin istikrar kazanmış kararları da bu yönde olup, Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 23.12.2009 gün ve 53795-48456 sayılı kararında; “sevk ve idaresindeki araçla tali yoldan
ana yola çıkarken ikaz levhası ve kavşakta geçiş önceliğine uymayıp, dikkatsiz ve tedbirsiz şekilde ana yola girerek kazaya neden olması şeklindeki eylemin taksirle gerçekleşmesi karşısında, kasten işlenebilen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun unsurlarının oluşmadığı,” aynı Dairenin 25.11.2009 gün ve 37049- 44411 sayılı kararında da; “idarelerindeki araçlarla olay mahalli kavşakta karşılaşan sanıklardan birinin sola dönüş kuralına uymaması, diğerinin de kavşağa yaklaşırken hızını azaltmaması nedeniyle çarpışmaları sonucunda, araçlardan birinde yolcu olarak bulunan mağdurların basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanmalarına neden olan sanıkların eyleminde trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun unsurlarının bulunmadığı, bu suçun ancak kasten işlenebilen suçlardan olduğu ve oluşabilmesi için aracın kasıt ya da olası kasıtla kişilerin hayat, sağlık veya malvarlığı açısından tehlike yaratacak bir şekilde sevk ve idare edilmesi gerektiği”, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 04.02.2015 gün ve 12611-1939 sayılı kararında, “Sanığın yönetimindeki otomobil ile yerleşim yeri içinde, bölünmüş, tek yönlü, hafif eğimli, kuru, asfalt kaplama yolda seyir halinde iken ışık kontrollü yaya geçidi bulunan kavşak mahalline geldiğinde, seyir istikametine göre yolun sol tarafından sağındaki pazar yerine doğru karşıdan karşıya geçmekte olan yayaya aracının sol ön tampon ve yan kısımlarıyla yaya geçidi üzerinde çarpması ve yayanın 2. derece kemik kırığı meydana gelecek şekilde yaralanması ile sonuçlanan olayda, sanık ve katılanın yeşil ışıkta geçtiklerini beyan etmeleri nedeniyle ışık ihlali yapanın kim olduğu tespit edilememiş ise de; sanığın kavşağa yaklaşırken hızını azaltıp yaya geçidinden geçmekte olan yayalara geçiş önceliği tanıyıp, onların yolu tamamlamasını müteakip yoluna devam etmesi gerektiği halde seyir hızıyla kavşağa girerek kazaya asli kusuru ile sebebiyet verdiği olayda, ancak kasten işlenebilecek olan trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun oluşmadığı”, aynı Dairenin 05.06.2015 gün ve 15163-9970 sayılı kararında da; “Tek yönlü ve 3 şeritli yolun orta şeridinde sevk ve idaresindeki servis aracıyla seyir halinde olan sanığın, kırmızı ışığın yeşil ışığa dönmesi ile önündeki araçları sollamak için sol şeride girdiğinde arkasından gelen müştekinin, servis aracına çarpmamak için direksiyonu sola kırdığı ve orta refüje çarpması şeklinde gelişen olay nedeniyle, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan sanığın cezalandırılmasına karar verilmiş ise de, TCK’nın ‘Trafik güvenliğini tehlikeye sokma’ başlıklı 179/2. maddesinde, alkol veya uyuşturucu madde etkisi olmaksızın kasıtlı olarak, kişilerin hayat, sağlık ve mal varlığı açısından tehlike yaratacak şekilde araç sevk ve idare edilmesi suçunun düzenlendiği, maddede düzenlenen suçun ancak kasten işlenebilen suçlardan olduğu, atılı suçun oluşabilmesi için aracın kasıt ya da olası kasıtla kişilerin hayat, sağlık ve malvarlığı açısından tehlike yaratacak bir şekilde sevk ve idare edilmesi gerektiği, somut olayda sanığın kastının bulunmaması nedeniyle atılı suçun unsurları oluşmadığı” vurgulanmıştır. Sürücü belgesi, kişinin araç kullanmaya yetkili olduğunu gösteren bir belge olup sürücü belgesi olmaksızın araç kullanılması, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanun’un 36. maddesiyle idari yaptırıma tabi bir kabahat eylemidir. Karayolları Trafik Yönetmeliğinin suç tarihindeki 76. maddesine göre, A1, A2, F ve H sınıfı sürücü belgesi alacakların 17; B ve G sınıfı sürücü belgesi alacakların 18; C, D ve E sınıfı sürücü belgesi alacakların ise 22 yaşını bitirmiş olmaları gerekli iken 17.04.2015 tarihinde yapılan değişiklikle; M, A1 ve B1 sınıfı sürücü belgesi alacakların 16; A2, B, BE, C1, C1E, F ve G sınıfı sürücü belgesi alacakların 18; A sınıfı sürücü belgesi alacakların 20; C, CE, D1 ve D1E sınıfı sürücü belgesi alacakların 21; D, DE sınıfı sürücü belgesi alacakların ise 24 yaşını bitirmiş olmaları gerekmektedir. Sürücü belgesine sahip olan kişilerin her zaman güvenli bir şekilde araç sürecekleri kesin olmadığı gibi belge sahibi olmayan kişilerin de mutlaka tehlikeli şekilde araç kullanacakları iddia edilemez. TCK’nın 179/2. maddesindeki suç, kasıtla işlenebilen somut tehlike suçu niteliğinde olduğundan; sürücü belgesiz araç kullanılmasının, tek başına başkalarının hayatı, sağlığı ve malvarlığı bakımından tehlikeye neden olacağının kabul edilemeyeceği, aksi durumun anılan suçu somut tehlike suçundan soyut tehlike suçuna dönüştüreceği açıktır. Failin sürücü belgesiz araç kullanması, tek başına suçun oluşumu için yeterli olmayıp, varsa somut tehlikeli hareketi ile yaşı ve kullandığı aracın niteliği itibariyle araca hâkimiyet sağlayıp sağlayamayacağı değerlendirilerek TCK’nın 179/2. maddesindeki suçun oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Öte yandan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Suçta ve cezada kanunilik ilkesi” başlıklı 2. maddesinde, Kanun’un açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemeyeceği, kanunen suç sayılmayan bir eylem dolayısıyla sanığa ceza verilemeyeceği gibi kanun’un suç ve ceza içeren hükümlerinin kıyas yolu ile de uygulanamayacağı, diğer bir ifadeyle kıyasa yol açacak şekilde genişletici yorumlanamayacağı ifade edilmiştir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; B. Ticaret’e ait işyerinin önünde bulunan motosikleti çalıp işyeri çıkışındaki tali yoldan kontrolsüz bir şekilde caddeye çıkarak o sırada cadde üzerinde kamyoneti ile seyir halindeki şikâyetçinin şeridini ihlal etmesi nedeniyle trafik kazasına neden olan sanığın, motosikleti alıp hızla uzaklaşmaya çalışırken şerit ihlali yaparak kazaya sebebiyet verdiği sabit ise de, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin suç tarihindeki 76.
maddesiyle yaşı itibariyle motosiklet ehliyeti alma hakkına haiz olması, emniyetli şekilde aracı sevk ve idare edemeyecek halde olduğuna veya kullanmayı bilmediğine ilişkin hakkında herhangi bir tespitin bulunmaması, başkalarının hayatı, sağlığı ya da malvarlığı bakımından tehlikeye neden olma kastıyla hareket ettiğinin ispat edilememesi ve sürücü belgesine sahip olmadan araç kullanılmasının suçun unsurları arasında gösterilmemesi karşısında; yalnızca ehliyetsiz araç kullanmasının ve meydana gelen kazada taksirinin bulunmasının, trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun oluşumuna yeterli olmadığı, bu nedenle kasten işlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yerel Mahkeme direnme hükmünün, sanığın üzerine atılı trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun unsurlarının oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. (CGK, 17.11.2015 tarihli ve 64-405 sayılı)