Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Sanığın gerçekte böyle bir durum olmadığını bildiği hâlde asker kaçağı olduğunu söylemek suretiyle bakaya kalmak suçunu işlediğini iddia ederek mağdura iftira attığı,

Ceza HukukuE. 2015/42K. 2015/9707.04.2015Onama

Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)

Eklendi: 4 Ağustos 2026Son kontrol: 4 Ağustos 2026
01

Kararın özeti

Sanığın gerçekte böyle bir durum olmadığını bildiği hâlde asker kaçağı olduğunu söylemek suretiyle bakaya kalmak suçunu işlediğini iddia ederek mağdura iftira attığı, isnatta bulunduğu suçun işlenmediğinin ortaya çıkması yönünde bir katkısının olmadığı, kolluk görevlilerince askerlik şubesine gidilerek araştırma yapılmasıyla gerçeğin ortaya çıktığı, bu aşamadan sonra sanığın asılsız yere ihbarda bulunduğunu ve pişman olduğunu söyleyerek iftiradan dönmesinin etkin pişmanlık hükümleri gereği cezasından indirim yapılması için yeterli olmadığı, gerçek fiili durumun ortaya çıktığı ana kadar sanığın etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektirir çabasının bulunmadığı göz önüne alındığında; TCK’nın 269. maddesinin uygulama şartlarının oluşmadığı anlaşılmaktadır. Suçun sübutuna ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda; Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 269. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasının gerekip gerekmediğinin tespitine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Olay günü mağdurun Cumhuriyet savcılığına verdiği şikâyet dilekçesinde; kolluk görevlilerinin işyerine geldiğini, dükkanını basarcasına sert şekilde kendisini sorduklarını, bağırmamaları gerektiğini söyleyip kimliğini açıklayınca bu kez görevlilerin; “bugün iki kez 155 polis imdat hattını arayıp ihbarda bulunan bir şahsın kendisinin asker kaçağı olduğunu ve hemen gidilmezse kaçabileceğini” söylediğini açıklamaları üzerine, kolluk görevlileri ile askerlik şubesine gittiklerini ve üniversitede okuması nedeniyle askerliğinin tecilli olduğuna dair belgeyi aldıklarını, askerliği tecilli olmasına rağmen polisi arayıp asker kaçağı olduğunu söyleyen kişiler hakkında şikayetçi olduğunu belirttiği, Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğünce düzenlenen 07.02.2011 tarihli raporda, ihbarcı şahsın aradığı telefon numarası tespit edilip hattın mağdurun işyerinde 13 yıldır çalışan sanığa ait olduğunun belirlendiği, B. Askerlik Şubesi Başkanlığınca düzenlenen 06.01.2011 tarihli belgede; mağdurun son yoklama tarihinin 30.10.2009, erteleme bitim tarihinin 31.12.2011, muhtemel sevk tarihinin ise 21.02.2012 olduğu ve anılan tarihe kadar askerlik işlemleri yönünden bir sakıncasının olmadığı bilgilerine yer verildiği, Mağdur hakkında sanığın ihbarı nedeniyle herhangi bir soruşturma evrakı düzenlenmediği, Anlaşılmaktadır.

02

Derlemedeki karar metni

Aşağıdaki metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.

Görüntüleme ayarlarıStandart okuma alanı

KARAR METNİ

Derlemedeki karar metni

ÖZET: Sanığın gerçekte böyle bir durum olmadığını bildiği hâlde asker kaçağı olduğunu söylemek suretiyle bakaya kalmak suçunu işlediğini iddia ederek mağdura iftira attığı, isnatta bulunduğu suçun işlenmediğinin ortaya çıkması yönünde bir katkısının olmadığı, kolluk görevlilerince askerlik şubesine gidilerek araştırma yapılmasıyla gerçeğin ortaya çıktığı, bu aşamadan sonra sanığın asılsız yere ihbarda bulunduğunu ve pişman olduğunu söyleyerek iftiradan dönmesinin etkin pişmanlık hükümleri gereği cezasından indirim yapılması için yeterli olmadığı, gerçek fiili durumun ortaya çıktığı ana kadar sanığın etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektirir çabasının bulunmadığı göz önüne alındığında; TCK’nın 269. maddesinin uygulama şartlarının oluşmadığı anlaşılmaktadır. Suçun sübutuna ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda; Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 269. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasının gerekip gerekmediğinin tespitine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Olay günü mağdurun Cumhuriyet savcılığına verdiği şikâyet dilekçesinde; kolluk görevlilerinin işyerine geldiğini, dükkanını basarcasına sert şekilde kendisini sorduklarını, bağırmamaları gerektiğini söyleyip kimliğini açıklayınca bu kez görevlilerin; “bugün iki kez 155 polis imdat hattını arayıp ihbarda bulunan bir şahsın kendisinin asker kaçağı olduğunu ve hemen gidilmezse kaçabileceğini” söylediğini açıklamaları üzerine, kolluk görevlileri ile askerlik şubesine gittiklerini ve üniversitede okuması nedeniyle askerliğinin tecilli olduğuna dair belgeyi aldıklarını, askerliği tecilli olmasına rağmen polisi arayıp asker kaçağı olduğunu söyleyen kişiler hakkında şikayetçi olduğunu belirttiği, Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğünce düzenlenen 07.02.2011 tarihli raporda, ihbarcı şahsın aradığı telefon numarası tespit edilip hattın mağdurun işyerinde 13 yıldır çalışan sanığa ait olduğunun belirlendiği, B. Askerlik Şubesi Başkanlığınca düzenlenen 06.01.2011 tarihli belgede; mağdurun son yoklama tarihinin 30.10.2009, erteleme bitim tarihinin 31.12.2011, muhtemel sevk tarihinin ise 21.02.2012 olduğu ve anılan tarihe kadar askerlik işlemleri yönünden bir sakıncasının olmadığı bilgilerine yer verildiği, Mağdur hakkında sanığın ihbarı nedeniyle herhangi bir soruşturma evrakı düzenlenmediği, Anlaşılmaktadır.

08.07.2005 tarihli ve 25869 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 29.06.2005 tarihli ve 5377 sayılı Kanun’un 31. maddesi ile değiştirilen fıkra metni; “(5) İftira suçunun basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, bu madde hükümleri uygulanmaz.” şeklindedir.

Mağdur; olay tarihinde işyerine gelen polislerin kendisinin asker kaçağı olduğunu bildirmesi üzerine birlikte askerlik şubesine gittiklerinde asker kaçağı olmadığı ortaya çıkınca serbest bırakıldığını, sonradan bir şahsın polis imdat hattını arayarak kendisinin asker kaçağı olduğunun ihbar edildiğini öğrendiği, arayan numaranın işyerinde çalışan sanığa ait olduğunu, böyle bir ihbarı neden yaptığını bilmediğini, sanıktan şikayetçi olmadığını belirttiği, Sanık kollukta; polis imdat hattının arandığı numaranın kendisine ait olduğunu ve kendisi tarafından kullanıldığını, patronu olan mağdurun işyerinde 13 yıldır çalıştığını, aralarında herhangi bir problem olmadığını, sim kartının takılı olduğu telefonun dört kişi olarak çalıştıkları işyerindeki iletişim odasında çalışma masasının çekmecesinde durduğunu, ihbar eden şahsın kendisi olmadığını, ihbarı kimin yaptığını bilmediğini, işyerinde çalışan arkadaşlarının da böyle bir şey yapacaklarına inanmadığını beyan ettiği, Duruşmada ise; atılı suçlamayı kabul ettiğini, pişman olduğunu, mağdurun yoğun bir şekilde kendisine iş vermesinden, mesai saatlerinden sonra bile çalıştırmasından dolayı ihbarı kendisinin yaptığını savunmuştur. 5237 sayılı TCK’nın“Adliyeye Karşı Suçlar” bölümünde yer alan “iftira” başlıklı 267. maddesinin 1. fıkrası; “(1) Yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idarî bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiştir. “Etkin pişmanlık” başlıklı 269. maddesi ise; “(1) İftira edenin, mağdur hakkında adlî veya idari soruşturma başlamadan önce, iftirasından dönmesi halinde, hakkında iftira suçundan dolayı verilecek cezanın beşte dördü indirilir. (2) Mağdur hakkında kovuşturma başlamadan önce iftiradan dönme halinde, iftira suçundan dolayı verilecek cezanın dörtte üçü indirilir. (3)Etkin pişmanlığın; a) Mağdur hakkında hükümden önce gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisi, b) Mağdurun mahkûmiyetinden sonra gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın yarısı, c) Hükmolunan cezanın infazına başlanması halinde, verilecek cezanın üçte biri, İndirilebilir. (4) İftiranın konusunu oluşturan münhasıran idari yaptırım uygulanmasını gerektiren fiil dolayısıyla; a) İdari yaptırıma karar verilmeden önce etkin pişmanlıkta bulunulması halinde, verilecek cezanın yarısı, b) İdari yaptırım uygulandıktan sonra etkin pişmanlıkta bulunulması halinde, verilecek cezanın üçte biri, İndirilebilir. (5)İftira suçunun basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde, bu madde hükümleri uygulanmaz..” hükmünü içermekteyken maddenin 5. fıkrası 08.07.2005 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle değiştirilerek “(5)Basın ve yayın yoluyla yapılan iftiradan dolayı etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanılabilmesi için, bunun aynı yöntemle yayınlanması gerekir.” şekline dönüştürülmüştür. Anılan maddenin 765 sayılı TCK’daki karşılığını oluşturan 285/son. maddesi ise; “Yukarıdaki fıkralarda yazılı olan suç faili mağdur hakkında takibat yapılmadan evvel bu isnadatından rücu eder veya uydurduğunu itiraf ederse yukarıda yazılı cezaların altıda biri hükmolunur ve ceza müebbed ağır hapis ise on sene ağır hapse indirilir ve isnaddan rücu veya tasniin itiraf olunması takibata başlandıktan sonra vaki olursa azıl cezanın üçte ikisi indirilir ve müebbet ağır hapis yerine 24 sene ağır hapis cezası tayin olunur. Tasni veya iftira, kabahat ef’aline taallük ederse bu madde ile 283. maddede tesbit olunan cezalar yarıya kadar indirilir.” biçimindedir. Yargı organlarının yasal işleyiş düzenini sağlamayı, bireyin adil yargılanma hakkını güvence altına almayı ayrıca kişilerin şahsiyet haklarını korumayı amaçlayan iftira suçu; hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat edilmesiyle oluşur. 765 sayılı TCK’nın 285/son. maddesinde “rücu” terimi ile 5237 sayılı TCK’nın 269. maddesinde de; “iftiradan dönme” şeklinde ifade edilen iftira suçunda etkin pişmanlık ise; failin gerçeği açıklaması başka bir deyişle mağdura yüklediği hukuka aykırı fiilin gerçekte olmadığını itiraf etmesi olarak tanımlanmakta ve her durumda suçu ikrarı gerektirmektedir. 21.01.1959 gün ve 12/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme

kararında da vurgulandığı üzere; kanun’un iftiradan dönme dolayısıyla cezadan indirim yapılmasını öngördüğü bir halde, inkarını sürdüren ve ahlaki kötülüğünde ısrar eden kişinin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanması mümkün değildir. İftiradan dönme olgusunun varlığı için mutlaka pişmanlığı ifade eden kelimelerin kullanılması şart olmamakla birlikte failin ifadesinin bu anlama gelecek biçimde açık ve anlaşılır olması, meramını anlatamadığı durumda gerçek iradesinin ortaya konması gereklidir. Diğer taraftan fail hangi amaç ve gerekçeyle olursa olsun kendi özgür iradesiyle iftirasından dönmelidir. (Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Osman Yaşar, Hasan Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Ankara 2010, s.7892) Yerleşmiş yargısal kararlar ve öğretide yer alan baskın görüşlere göre, 5237 sayılı TCK’nın 269. maddesinde yer alan etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması için iftiradan dönme istikrarlı olmalı, tekrar önceki isnada dönülmemelidir. İftiracı rücu ettikten sonra bunun istemeyerek gerçekleştiğini beyan edip rücuunu geri almış olursa ceza indiriminden yararlandırılamayacaktır. (Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ayhan Önder, 3. Bası, s.234) Burada belirtmek gerekir ki, iftira suçu nedeniyle ortaya çıkan etkin pişmanlık hali ile “yalan tanıklık” ve “şikayet hakkının kullanımını” birbirine karıştırmamak lazımdır. Kişi mahkemede tanık olarak yaptığı açıklamalardan dönmüş ise, eyleminin yalan tanıklık mı, tanık olarak dinlendiği sırada söylediklerinin şikayet hakkının kullanılması mı yoksa iftira suçu mu olduğu konusunda fiilin somut olayın koşullarına göre değerlendirilmesi ve tespit edilmesi gerektiği öğretide haklı olarak ileri sürülmüştür. (Adliyeye Karşı Suçlar, Yener Ünver, 3. Bası, s.109; Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, 8. Bası, Ankara 2015, s.1092) İftiradan dönme halini kanuni bir hafifletici sebep olarak görmeyen ancak temel cezanın tespitinde göz önüne alan hukuk düzenlemelerinin aksine Avusturya ve İsviçre Hukukunda olduğu gibi mevzuatımızda da failin gerçeğe dönmesi açıkça «etkin pişmanlık» olarak yerini bulmuş ve ortaya çıkma anına göre; 5237 sayılı TCK’nın 269. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında verilecek cezanın belirli oranlarda indirilmesi zorunluluğu getirilmişken anılan maddenin 3. ve 4. fıkralarında hakime takdir yetkisi tanınarak cezadan indirim yapılabileceği belirtilmiştir. Bu açıklamaların sonucu olarak; kanun koyucunun amacının pişmanlığın gerçeğin ortaya çıkmasına katkı sağlaması olduğu, failin isnadından dönmeden önce maddi gerçeğin ortaya çıkması durumunda artık gerçek anlamda bir pişmanlığından söz edilemeyeceği dolayısıyla bu halde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma şartlarının oluşmayacağının kabulü gerekmektedir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 08.07.1985 gün ve 141-435 sayılı kararında da aynı hususa işaret edilmiştir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Olay günü ismini belirtmeyen bir kişinin polis imdat hattını arayarak asker kaçağı olduğunu ve hemen gidilmezse kaçabileceğini belirttiği mağdurun işyerine emniyet görevlilerince gidilerek ihbar sebebinin açıklandığı ancak mağdurun askerliğinin tecilli olduğunu beyan ettiği, bunun üzerine emniyet görevlilerinin askerlik şubesi başkanlığından mağdurun eğitiminin devam etmesi nedeniyle askerliğinin erteli olduğunu tespit etmeleri ile ihbarın asılsız olduğunun anlaşıldığı, polis imdat hattını arayan numaranın adına kayıtlı olduğu belirlenen sanığın suçunu soruşturma aşamasında inkar ettiği, ancak suç tarihinden 9.5 ay sonra kovuşturma aşamasında alınan savunmasında; patronu olan mağdurun kendisine yoğun şekilde iş vermesinden dolayı ihbarı yaptığını ve pişman olduğunu beyan ettiği olayda; sanığın gerçekte böyle bir durum olmadığını bildiği halde asker kaçağı olduğunu söylemek suretiyle bakaya kalmak suçunu işlediğini iddia ederek mağdura iftira attığı, isnatta bulunduğu suçun işlenmediğinin ortaya çıkması yönünde bir katkısının olmadığı, kolluk görevlilerince askerlik şubesine gidilerek araştırma yapılmasıyla gerçeğin ortaya çıktığı, bu aşamadan sonra sanığın asılsız yere ihbarda bulunduğunu ve pişman olduğunu söyleyerek iftiradan dönmesinin etkin pişmanlık hükümleri gereği cezasından indirim yapılması için yeterli olmadığı, gerçek fiili durumun ortaya çıktığı ana kadar sanığın etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasını gerektirir çabasının bulunmadığı göz önüne alındığında; 5237 sayılı TCK’nın 269. maddesinin uygulama şartlarının oluşmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, Yerel Mahkeme hükmünün onanmasına ilişkin Özel Daire kararı isabetli olup Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. … (CGK, 07.04.2015 tarihli ve 42-97 sayılı)

KISA DEĞERLENDİRME

Bu karar neden önemli?

Kararın merkezinde maddi gerçeğin araştırılması ile savunma hakkı arasındaki denge bulunuyor. Delilin nasıl elde edildiği, sonuca en az delilin içeriği kadar etki eder.

KARAR METNİ HAKKINDA

Metin hakkında

Aktarım
Metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.
Sayfa düzeni
Metin yalnızca okunabilir olması için paragraflara ayrıldı; içerikten çıkarma veya yeniden yazma yapılmadı.
Derleme
Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)
Son kontrol
4 Ağustos 2026