KARAR METNİ
Derlemedeki karar metni
ÖZET: Sanığın, açık arazide otlayan sürünün gerisindeki hasta üç kuzunun başında bekletilen katılana ait çoban köpeğini çaldığı olayda; büyükbaş veya küçükbaş hayvan tanımına girmediği için TCK’nın 142/2-g. maddesinde yazılı suçun konusunu oluşturmayan, ancak belli bir ekonomik değerinin bulunması nedeniyle ceza hukuku anlamında eşya kapsamında değerlendirilmesi gereken çoban köpeğinin, suçun işlendiği sırada kullanım gereği herhangi bir yere bağlı olmadan, sahibinin gözetiminden uzak, açıkta bırakılması nedeniyle çalınmasında kolaylık bulunması dikkate alındığında, sanığın eyleminin TCK’nın 142/1-e. maddesindeki suçu oluşturduğu kabul edilmelidir. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin TCK’nın 142/1-e maddesine mi yoksa aynı Kanun’un 141/1. maddesine mi uyduğunun belirlenmesine ilişkin olup eylemin basit hırsızlık suçunu oluşturduğunun kabulü hâlinde 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesi uyarınca uzlaştırma kapsamında kalıp kalmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir. İncelenen dosya kapsamından; Sanığın, katılana ait, arazide otlayan sürünün başındaki çoban köpeğini çaldığı anlaşılmaktadır. Katılan C.K.; çobanı olan tanık A.K.’nin, hayvanların otladığı sırada sürüde bulunan çoban köpeğinin ve üç adet kuzunun çalındığını söylemesi üzerine olay yerine gittiğini, etrafı araştırdığında kuzuları bulduğunu, çoban köpeğini ise bulamadığını, Tanıklar H.K. ve A.K. aynı yöndeki beyanlarında; olay günü katılana ait küçükbaş hayvanları arazide otlattıkları sırada üç adet hastalıklı kuzunun sürünün gerisinde kaldığını, kuzuların başında bulunan çoban köpeğinin ise ... LA ... plakalı araçtan inen üç dört kişi tarafından araca bindirilerek olay yerinden götürüldüğünü, Beyan etmişlerdir. Sanık savcılıkta; ... LA ... plakalı aracı kendisinin kullandığını, suça konu köpeği sevmek amacıyla aldığını, sonrasında amcasının evine bıraktığı köpeğin katılana iade edildiğini, mahkemede ise farklı olarak; suça konu köpeği kendisi ile birlikte aynı araçta bulunan yeğeninin çaldığını savunmuştur.
Kitabın diğer bölümlerindeki kararlarda hırsızlık suçuna ilişkin hukuki açıklamalar bulunduğundan, tekrardan kaçınmak adına bu kararın yalnızca özetine yer verilmiştir.
5237 sayılı TCK’nın 141. maddesinde yer alan “Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir” şeklindeki düzenleme ile hırsızlık suçunun basit hâli hüküm altına alınmış, aynı Kanun’un 142. maddesinde ise suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri sayılmıştır. Hırsızlık suçunun basit hâlinin oluşması için, başkasına ait taşınabilir eşyanın suçun nitelikli hâllerinde belirtilen şekiller dışında çalınması gerekmektedir. Suç ve karar tarihi itibarıyla uyuşmazlık konusuyla ilgili 5237 sayılı TCK’nın 142. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi; “(1) Hırsızlık suçunun; ... e) Âdet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında, İşlenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”, Aynı maddenin ikinci fıkrasının (g) bendi ise hırsızlık suçunun; “Barınak yerlerinde, sürüde veya açık yerlerde bulunan büyük veya küçükbaş hayvan hakkında, İşlenmesi hâlinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” şeklinde iken, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 62. maddesiyle 5237 sayılı TCK’nın 142. maddesinin birinci fıkrasındaki “iki yıldan beş yıla kadar hapis” şeklinde iken yaptırım “üç yıldan yedi yıla kadar hapis”, ikinci fıkradaki “üç yıldan yedi yıla kadar hapis” şeklindeki yaptırım ise “beş yıldan on yıla kadar hapis” olarak değiştirilmiş; maddenin ikinci fıkrasının (g) bendinde yer alan “Barınak yerlerinde, sürüde veya açık yerlerde bulunan” ibareleri madde metninden çıkarılmıştır. Uyuşmazlık konusunda isabetli bir çözüme ulaşılması bakımından 5237 sayılı TCK’nın 142. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve ikinci fıkrasının (g) bentlerinin uygulanma şartları üzerinde durulması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK’nın 142. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki suçun oluşabilmesi için, hırsızlık fiilinin âdet veya tahsis ya da kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında işlenmesi gerekmekte olup bu bölüme ilişkin madde gerekçesinde de; “fıkranın (e) bendinde, âdet veya tahsis ve kullanım gereği açığa bırakılmış olan eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenmesi, bir nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir. Tarlalarda bırakılan tarım araçları, inşaat yerine yığılan malzeme, bu kapsama giren eşyaya örnek olarak gösterilebilir. Bunların çalınmalarında kolaylık bulunması, bu nitelikli hâlin kabulünde etken olmuştur” şeklinde açıklamalara yer verilmiş, böylece maliklerince her türlü denetim, gözetim ve önlemden yoksun olan, sahiplerince sürekli biçimde korunmalarındaki zorluk nedeniyle açık alanda bulunan eşyanın başkaları tarafından alınabilmesinin kolaylığını dikkate alan bir düzenleme yapılmıştır. Suçun konusunu oluşturan “açıkta bırakılmış eşya” ifadesinden özel alanlar dışında kalan caddeler, sokaklar, parklar, bahçeler, tarlalar, sahil kenarları ve bunun gibi yerlerde bırakılmış eşya akla gelmelidir. Bununla birlikte maddedeki nitelikli hâlin oluşması için, eşyanın açıkta bırakılması yeterli olmayıp hangi nedenle açıkta bırakıldığının araştırılması ve âdet veya tahsis ya da kullanımları gereği açıkta bırakılma şartlarının da aranması gerekecektir. 5237 sayılı TCK’nın 142/1-e maddesinde yer alan nitelikli hırsızlığın karşılığı 765 sayılı TCK’nın 491/2. maddesinde; “âdet muktezası olarak yahut tahsis ve istimalleri itibarıyla umumun tekafülü altında bulunan eşya hakkında hırsızlık” olarak düzenlenmiştir. İki madde birbiriyle paralel hükümler içermekte ise de, umumun tekafülü ya da kamunun güvencesine bırakılma şeklinde ifade edilen unsur 5237 sayılı TCK’nın 142/1-e maddesinde bulunmadığından, açıkta bırakmanın âdet, tahsis ya da kullanım gereği nedenlerine dayandığının tespiti yeterli kabul edilmiş ve böylece nitelikli hâlin uygulama alanı 765 sayılı TCK’na göre genişletilmiştir. Öğretideki görüşlere göre âdet; “toplumda süreklilik kazanan, alışkanlık oluşturan ve genellik karakterini taşıyan, kamu düzenine, kanunlara ve ahlaka aykırı olmayan, uygunlukları nedeniyle kanunlarca korunabilir nitelikteki yaygın davranış biçimi” olarak tanımlanmış olup zamana, yere ve bölgeye göre değişebileceği, ancak kişisel alışkanlıkları kapsamadığı kabul edilmektedir. “Tahsis” kelimesi, eşyanın bir iş için özgülenmesi, ayrılması, belirlenmesi ve hasredilmesi anlamına gelmektedir ki, parka gelenlerin oturmasına tahsis edilmiş durumda olan banklar bu kapsamda değerlendirilmelidir.
“Kullanım gereği” ibaresi ile, eşyanın kullanılması için açıkta bırakılmasının zorunlu olduğu durumlar kastedilmekte olup söz konusu eşyanın amacına uygun kullanılabilmesi ve kendisinden beklenen fonksiyonu yerine getirebilmesi için açıkta durmasının gerekli olduğu durumlarda bu nitelikli hâl uygulanacaktır. Örneğin, apartmanın önünde bulunan kapı zilleri kullanımları gereği açıkta bırakılan eşya niteliğinde kabul edilebilir. Yine arı kovanları kullanımları gereği açıkta bırakılmaktadır. Kurutulmak amacıyla tarlaya serilen üzümler de bu bent kapsamı içerisinde değerlendirilmelidir. Doktrindeki yaygın görüşe göre, suça konu eşyanın genel ve kamuya açık bir yerde bulunmayıp herkesin rahatlıkla girip çıkamayacağı bir yere bırakılması, açıkta bırakılmasının âdet veya tahsis ya da kullanımları gereği zorunlu bulunmaması, sahibi veya zilyedi ya da onlar adına başkasının gözetimi altında olması, ebat ve ağırlığı gereği çalınmasının normalin üstünde bir güç ve teknik gerektirmesi durumlarında söz konusu nitelikli hâlin uygulanmayacağı kabul edilmekte, elektrik ve telefon direkleri, çeşmeler, elektrik lambaları, demir yollarındaki raylar, tarlalardaki tarım araçları ve toplandıktan sonra bırakılan mahsuller, deniz kıyısında bırakılan kayıklar ve ağlar, trafik işaret ve lambaları, inşaata bırakılan inşaat malzemeleri ve demirler, anıtlara bırakılan çelenkler, yol kenarlarına yığılan taş ve çakıllar, gemilerdeki C. yelekleri ve filikalar, binalar üzerindeki paratonerler, sel ve baskınların önlenmesi için yapılmış duvar taşları ve kapaklar, deprem anında acil müdahale için gerekli malzemelerin bulunduğu deprem konteynerleri bu nitelikli hâl kapsamında bulunan eşyaya örnek olarak gösterilmektedir. (Sulhi Dönmezer, Mala Karşı Cürümler, Beta Yayınevi, 2001, s.388; Osman Yaşar, Hasan Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2010, s. 1410; İ. Malkoç, Yeni Türk Ceza Kanunu, Malkoç Kitapevi, 2005, s.938; Kubilay Taşdemir, Ramazan Özkepir, Sahtecilik ve Mala Karşı Cürümler, Adil Yayınevi, 1999, s.332) Diğer taraftan, 765 sayılı TCK’nda hayvanlar hakkında gerçekleştirilen hırsızlık eylemleri suçun işlendiği yere göre 491. maddenin beşinci fıkrasında “Mandıra, ağıl gibi hayvanata mahsus yerlerde bulunan yahut lüzumuna göre açık yerlerde veya kırlarda bırakılan ve haklarında 492. maddenin dokuzuncu fıkrasının tatbiki mümkün olmayan hayvanları bu yerden almak suretiyle işlenirse, cezası bir seneden beş seneye kadar hapistir.” ve aynı Kanun’un 492. maddesinin dokuzuncu fıkrasında “Meskun bir hanenin doğrudan doğruya müştemilâtından olan veya duvarla çevrilmiş bulunan yerlerindeki hayvan hakkında işlenirse suçlu iki seneden beş seneye kadar hapsolunur” şeklinde iki ayrı madde biçiminde düzenlenmişken, 5237 sayılı TCK’nda bina ve eklentileri içinde muhafaza edilen hayvanların çalınması ile ilgili suç ve karar tarihinde yürürlükte olan 142. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi dışında özel bir madde ihdasına gerek görülmeyerek sadece barınak yeri, sürü ve açık yerlerde bırakılan büyükbaş ve küçükbaş hayvanların çalınması ile ilgili 142/2-g maddesi öngörülmüş; 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 62. maddesiyle TCK’nın 142/2-g maddesindeki “Barınak yerlerinde, sürüde veya açık yerlerde bulunan” ibareleri metinden çıkarılmıştır. Yapılan değişiklik uyarınca bu tarihten sonra büyükbaş veya küçükbaş hayvanın nereden çalındığına değil çalınan hayvanın büyükbaş veya küçükbaş olup olmadığına bakılarak uygulama yapılacaktır. 5237 sayılı TCK’nın 142/2-g maddesindeki nitelikli hâlin gerçekleşebilmesi için suça konu hayvanın büyükbaş veya küçükbaş olması gerekmektedir. Yürürlükte bulunan kanunlarımızda büyükbaş veya küçükbaş hayvan tanımı yapılmamıştır. Ancak büyükbaş veya küçükbaş hayvandan neyin anlaşılması gerektiği, 27.10.1988 gün ve 3488 sayılı Uygulama İmkânı Kalmamış Olan Kanunların Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Kanun’un birinci maddesi ile yürürlükten kaldırılan 22.3.1950 gün ve 5617 sayılı Hayvan Hırsızlığının Men’i Hakkında Kanun’un ikinci maddesi ile 27.12.2011 gün ve 28155 sayılı Hayvansal Gıdalar İçin Özel Hijyen Kuralları Yönetmeliği ile yürürlükten kaldırılan 25691 sayılı Kırmızı Et ve Et Ürünleri Çalışma ve Denetleme Usul ve Esaslarına Dair Yönetmelik’in dördüncü maddesinde açıklanmıştır. Buna göre, sığır, manda, at, katır, eşek, deve, domuz ve bunların yavruları büyükbaş hayvanı; koyun, keçi, tavşan ve bunların yavruları ise küçükbaş hayvanı ifade etmektedir. Dolayısıyla büyükbaş veya küçükbaş hayvan tanımına girmeyen tavuk, horoz, ördek, hindi, güvercin, kedi, köpek gibi hayvanların çalınması hâlinde bu bent uygulanmayacak, bu durumda çalınan hayvanın bulunduğu yere bakılarak suçun niteliğinin belirlenmesi gerekecektir. Gelinen aşamada taşınır mal ve eşya kavramları ile hayvanların bu kavram içinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği üzerinde de durulmalıdır. Türk Dil Kurumu tarafından mal; “bir kimsenin, bir tüzel kişinin mülkiyeti altında bulunan, taşınır veya taşınmaz varlıkların bütünü” şeklinde tanımlanmıştır. Taşınır mal, sabit olmayan, bir yerden başka bir yere götürülmesi mümkün her türlü eşya olarak anlaşılabilir. Hukuki anlamda mal kavramı ise fiziki varlığı bulunan, mal varlığı hakkının konusunu oluşturan, belli bir değere sahip ve belirlenebilir şeyleri ifade etmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.06.1988 gün 175-306 sayılı kararında da “mal, mülkiyet konusu olabilen bütün maddi eşya ile mameleke girebilen bütün haklardır” şeklindeki tanımlamaya yer verilmiştir. Türk Hukukunda eşya, kişilerin üzerinde hâkimiyet kurabildikleri, kişilik dışı, ekonomik değer taşıyan, maddi varlıklar olarak tanımlanmıştır. (Kemal Oğuzman, Özer Seliçi, Saibe O. Özdemir, Eşya Hukuku, Filiz Kitabevi, 2009, s. 4 vd.) Tanımdan da anlaşılacağı üzere eşya kavramı için gerekli unsurlar; üzerinde hâkimiyet kurulmaya elverişli ve kişilik dışı olma, az çok ekonomik değer taşıma ve maddi varlık olma şeklinde sayılabilir. Öğretide bir kısım yazarlarca eşya kavramının C.sız araç ve gereçleri kapsadığı, doğada kendiliğinden bulunan şeyler, sıvı ve gazlar ile hayvanların eşya kavramına dâhil olmadığı savunulmakla birlikte (Mahmut Koca, İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 2017, s, 554; Nur Centel, Hamide Z., Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Beta Yayınevi, 2017, s, 344) diğer bir kısım yazarlarca da hayvanların menkul eşya kapsamında olduğu kabul edilmiştir. (Ahmet Gökcen, Ceza Muhakemesi Hukukunda Basit Elkoyma ve Postada Elkoyma, 1994, s 78) Eşya kavramının hukuki tanımı, mevzuatta hayvanların eşya olmadığına ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmaması ve satış sözleşmelerine konu olabilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, hayvanların, hukuken eşya oldukları rahatlıkla ifade edilebilir. Nitekim, kanun koyucu büyükbaş veya küçükbaş hayvan hakkında işlenen hırsızlık suçunu nitelikli hâller arasında düzenleyerek, hayvanların ceza hukuku anlamında mal veya eşya niteliğinde olduğunu kabul etmiştir. Bununla birlikte sahipsiz ve yabani hayvanlar hırsızlık suçunun konusunu oluşturmaz. Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığın, katılana ait, açık arazide otlayan sürünün gerisinde kalan hasta üç kuzunun başında bekletilen çoban köpeğini çaldığı olayda; büyükbaş veya küçükbaş hayvan tanımına girmediği için TCK’nın 142. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinde yazılı suçun konusunu oluşturmayan, ancak belli bir ekonomik değerinin bulunması nedeniyle ceza hukuku anlamında eşya kapsamında değerlendirilmesi gereken çoban köpeğinin, suçun işlendiği sırada kullanım gereği herhangi bir yere bağlı olmadan, sahibinin gözetiminden uzak, açıkta bırakılması nedeniyle çalınmasında kolaylık bulunması dikkate alındığında, sanığın eyleminin TCK’nın 142. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendindeki suçu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Özel Daire bozma kararı isabetli olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. (CGK, 27.02.2018 tarihli ve 429-68 sayılı)