Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Sanığa atılı açığa imzanın kötüye kullanılması suçuna konu senedin sanıkla katılan arasındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasının yazılı delil ile

Ceza HukukuE. 2018/1347K. 2018/63411.12.2018Ret

Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)

Eklendi: 4 Ağustos 2026Son kontrol: 4 Ağustos 2026
01

Kararın özeti

Sanığa atılı açığa imzanın kötüye kullanılması suçuna konu senedin sanıkla katılan arasındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasının yazılı delil ile ispatlanması zorunlu olup, yalnızca tanık deliline dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması mümkün değildir. Sanık hakkında kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan verilen beraat hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında açığa imzanın kötüye kullanılması suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı açığa imzanın kötüye kullanılması suçuna konu senedin sanıkla katılan arasındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasının yazılı delil ile ispatlanması mecburiyeti bulunup bulunmadığının ve buna bağlı olarak suçun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olup suçun sabit olduğunun kabulü halinde senedin müsadere edilmesine karar verilmesinin isabetli olup olmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir.

02

Derlemedeki karar metni

Aşağıdaki metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.

Görüntüleme ayarlarıStandart okuma alanı

KARAR METNİ

Derlemedeki karar metni

ÖZET: Sanığa atılı açığa imzanın kötüye kullanılması suçuna konu senedin sanıkla katılan arasındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasının yazılı delil ile ispatlanması zorunlu olup, yalnızca tanık deliline dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması mümkün değildir. Sanık hakkında kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan verilen beraat hükmü Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında açığa imzanın kötüye kullanılması suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı açığa imzanın kötüye kullanılması suçuna konu senedin sanıkla katılan arasındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasının yazılı delil ile ispatlanması mecburiyeti bulunup bulunmadığının ve buna bağlı olarak suçun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olup suçun sabit olduğunun kabulü halinde senedin müsadere edilmesine karar verilmesinin isabetli olup olmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir.

İncelenen dosya içeriğinden; İ. Cumhuriyet Başsavcılığınca; katılan Ö.A.’nın, Eminönü’nde bulunan ve işletmekte olduğu T. Eczanesi isimli iş yerine ait binanın mülkiyetini satın alması nedeniyle ekonomik sıkıntıya girdiği ve ticari ilişki içerisinde olduğu H. Ecza Deposu A.Ş.nin yetkilisi olan sanık C.G. ile eczane binasının 1/2 hissesinin satılması konusunda anlaştığı, katılanın aralarında yapılacak protokolü yazıya dökmek üzere sanık tarafından kendisine verilen boş A4 kâğıdını alt kısmına adını ve unvanını yazarak imzaladığı, ancak daha sonra sanığın bu kâğıdı 1.700.000 TL bedelli sahte bonoya dönüştürerek katılan aleyhine icra takibi başlattığı iddiasıyla sanık hakkında kamu davası açılmıştır. Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesi tarafından düzenlenen 26.05.2014 ve 03.08.2015 tarihli bilirkişi raporlarında; senet metin yazılarının bilgisayar yazıcısı ile yazılmış olduğu, senet üst kenarının forme kesim olmadığı, üst kenarda kesik kenara paralel uzanan mavi mürekkepli kaleme ait bakiyeler mevcut olduğu, senet yüzeyinde dağılmış biçimde toner partiküllerinin bulunduğu, gerek imzanın atıldığı kalem mürekkebinin akışkanlığı nedeniyle kâğıt liflerinin arasını doldurması, gerekse toner partiküllerinin kâğıt lifleri arasına ve yüzeyine dağılmış olması nedeniyle toner partiküllerinin imzanın altında veya üstünde olduğu ya da metin yazılarının sonradan doldurulup doldurulmadığı hususunda bir tespite gidilemediği, Mahkemece alınan 12.05.2015 tarihli heyet bilirkişi raporunda; belgenin standart bir senet kağıdından oluşturulmadığı, A4 kâğıdı üzerine yazıcı yardımıyla oluşturulduktan sonra kesilmek suretiyle senet haline getirildiği, belgenin sağ üst kenar boyunca kısmen mürekkep bulaşığı bulunması nedeniyle kalemle çerçeve içine alınarak kesilmiş olduğu intibaını verdiği, belgenin tamamında yazıcı mürekkebinden kaynaklı toner damlacık sıçramaları ve kirliliği mevcut olduğu, bu sıçrama ve kirliliklerin imzanın üstünde mi yoksa altında mı olduğu yönünde sahip olunan imkanlarla bir karar verilemediği ve belgede ad, soyad ile imza dışında karşılaştırma yapılacak herhangi bir mürekkepli yazı olmadığından yazı yaşı analizi yapılamayacağı, Katılan vekilinin isteği üzerine ve senet aslının icra dairesinde görülmek suretiyle düzenlendiği belirtilen “Bilimsel Mütalaa Beyanıdır” başlıklı ve 15.11.2013 tarihli raporda; suça konu senedin boş halde iken sağ alt bölümüne isim yazılarak imzalanmış bir A4 boyutlarındaki kâğıt üzerine lazer bilgisayar yazıcısı ile sonradan senet metni yazılması ve fazla olan üst bölümün kesilmesi suretiyle oluşturulduğu, Bilgilerine yer verilmiştir. Katılan Ö.A.; işlettiği eczanenin bulunduğu binanın mülkiyetini devir aldıktan sonra binaya yaptığı masraflar nedeniyle maddi sıkıntı içerisine girdiğini, borçlarını zamanında ödeyemeyince ilaç depolarından eczanesine ilaç alamadığını, bankalardan kredi de temin edemeyince bir süredir ticari ilişki içerisinde olduğu H. Ecza Deposunun yetkilisi olan sanığın maddi yardım teklifinde bulunması üzerine 03.08.2010 tarihinde ecza deposunun idare merkezine gittiğini, sanık ve sanığın ortağı olan tanık G.Y. ile görüştüğünü ve eczanesinin bulunduğu binanın yarısının devri karşılığında 1.650.000 TL istediğini, teklifini kabul ederek aynı gün 150.000 TL kaparo ödediklerini, kalan 1.500.000 TL’nin ise tapu devri sırasında ödenmesini kararlaştırdıklarını, ayrılacağı sırada “Verdiğimiz bu paranın karşılığında tapu devrini yapmaz isen biz ne yapacağız” demeleri üzerine yıllardır ticaret yaptıklarını ve karşılıklı güven içerisinde konuştukları şartlardan vazgeçmeyeceğini söylediğini, “Bir beyaz kâğıdın altına imza at, biz aramızdaki konuşmalara göre üstünü satış protokolü olarak doldururuz, hissenin devrinden sonra borcunu ödersen hisseyi de geri veririz” dediklerini, sanığın verdiği beyaz kâğıdın sağ alt köşesine adını yazarak imza attığını, bu sırada yanlarında sanığın ortakları olan G.Y., F.T. ve A.K. ile kendisinin çalışanları olan Y.Ö. ve F.A.’nın bulunduğunu, 27.08.2010 tarihinde sanık ile birlikte tapu müdürlüğüne giderek eczane binasının yarı hissesini H. Ecza Deposu Ticaret ve Sanayi A.Ş’ne devrettiğini, devirden sonra kalan 1.500.000 TL’yi istediğinde sanığın parasının olmadığını ve kredi çekeceğini söylediğini, birlikte bankaya gittiklerini, kendisinin kefil olduğu bir kredi çektiklerini ve anlaşma doğrultusunda 1.500.000 TL’nin tamamının kendisine ödendiğini, 23.07.2013 tarihine kadar ticari ilişkilerinin devam ettiğini, ancak bu tarihte sanık tarafından kendisi aleyhine icra takibi başlatıldığını öğrenince yaptığı araştırmada, icra takibine konu senedin açığa attığı imzanın bulunduğu kâğıdın bilgisayarda doldurularak oluşturulduğunu anladığını, sorduğunda ise sanığın senede konu parayı elden kendisine verdiğini söylediğini, ancak kendisinin kesinlikle bu şekilde bir para almadığını, Savcılıkta ek olarak; maddi durumu düzeldiğinde iade edilmesi şartıyla eczane binasının yarı hissesini satmayı kendisinin önerdiğini, bu konu ile aralarındaki ilaç alım satım hususlarını yazılı hale getirecekleri sırada kendisinden yapılacak protokol için imzalı bir kâğıt istediklerini, güvendiği için verilen boş kâğıdın alt kısmına unvanını, adını ve soyadını yazarak imzalayıp verdiğini, iki gün sonra sanığın iki sayfalık bir

protokol gönderdiğini, protokolde kabul edemeyeceği şartların yazıldığını ve kendisinin imzalamış olduğu kâğıdın da kullanılmadığını görünce sanığı aradığını, imzalı kâğıdının iadesini istediğini, sanığın “Veririz” dediğini, ancak oyalayarak kâğıdı vermediğini, 2013 yılı ortalarına doğru H. ecza deposunun kendi eczanesi üzerinden aşırı derecede ilaç talebinde bulunması üzerine bu durumu engelleme kararı alması nedeniyle boş kâğıdın doldurularak icra takibi başlatıldığını, amaçlarının eczane binasının diğer hissesini de ele geçirmek olduğunu, Tanık Y.Ö.; 10 yıldır katılanın eczanesinde kalfa olarak çalıştığını, katılanın ilaç depolarına yüksek miktarda borcu olduğunu, katılan ile birlikte H. Ecza Deposuna gittiklerinde eczane binasının yarısının devrine karşılık 1.650.000 TL’ye anlaşıldığını, peşin olarak 150.000 TL ödendiğini, sanığın verdiği paraya karşılık teminat istemesi üzerine katılanın sözlü olarak anlaştıklarını, başka bir şeye gerek olmadığını söylediği ve o sırada bir A4 kâğıdının sağ alt köşesine adını yazıp imzalayarak sanığa verdiğini, kâğıdın üzerinde herhangi bir şey yazmadığını ve kesinlikle senet olmadığını, katılanın daha önceki ticari ilişkilerinde açığa imza atarak birine kâğıt verdiğini hatırlamadığını, Tanık F.A.; katılanın yanında 2004 yılından beri kalfa olarak çalıştığını, aynı zamanda eczanenin gelir gideriyle de ilgilendiğini, olay tarihinde eczanenin maddi olarak sıkışıklığı bulunduğundan binanın yarısının satılmasına karar verildiğini, bu nedenle birlikte H. Ecza Deposuna gittiklerinde yapılan pazarlık sonucu eczanenin yarısının devri için 1.650.000 TL’ye anlaşıldığını, 150.000 TL ödeme yapıldığını, sanığın katılana “Peki bu anlaşmamızdan vazgeçersen ne yapacağız” diye sorduğunu, katılanın da “Eğer güvenmiyorsan bir kâğıt imzalayarak size verebilirim” dediğini ve boş haldeki bir kâğıdın alt sağ kısmına adını yazıp imzaladığını, “Üstünü de protokol olarak doldurursunuz” dediğini, kâğıdı sanığın katlayarak aldığını, katılanın imzaladığı kâğıdın kesinlikle bir senet olmadığını, Mahkemede farklı olarak; katılanın imzaladığı kâğıdın 150.000 TL ödemenin karşılığı olarak verildiğini, tapu devri yapıldıktan sonra bu kâğıdın yok edilecek olduğunu, çelişki nedeniyle sorulduğunda; katılanın kâğıdı “Bir şey olursa protokol olur, üstünü doldurursunuz” diyerek imzaladığını, asıl amacının ise “Ben size güveniyorum, siz de bana güvenin” mesajı vermek olduğunu, Tanık G.Y.; H. Ecza Deposunun ortaklarından olduğunu ve sanık ile aynı odada oturduğunu, katılanın borç batağında olması nedeniyle yanlarına gelip gittiğini, ecza deposu ile katılanın eczanesi arasında 02.08.2010 tarihinde toplam 1.600.000 TL karşılığında eczane binasının mülkiyetinin ve işletmesinin yarısının devri konusunda bir ortaklık tesis edildiğini, sonrasında katılanın ortaklık sözleşmesi görüşmeleri sırasında beyan ettiği borcunun daha fazla olduğunun anlaşıldığını, katılanın belirttiği borç 2.500.000 TL civarında iken daha sonra yaklaşık 5.000.000 TL borcunun olduğunu tespit ettiklerini, sanığın da inisiyatif kullanarak katılanın ihtiyacı olan 1.700.000 TL’yi kırk gün içerisinde elden ödediğini, suça konu senedin de bu borç nedeniyle verilmiş olduğunu, suça konu senedi katılan ile sanığın birlikte bilgisayarda hazırladıklarını, sanığın yazıcıdan çıktı aldığını, katılanın da imzaladığını, boş kâğıda imza atılmadığını, senet düzenlendiği sırada kendilerinden başka kimsenin olmadığını, Tanıklar F.T. ve A.K. aynı yöndeki beyanlarında; sanığın katılana verdiği borç karşılığında senet aldığını bildiklerini, ancak senet düzenlendiği sırada orada olmadıklarını, İfade etmişlerdir. Sanık C.G.; H. Ecza Deposunun ortağı olduğunu, katılan ile 2008 yılından itibaren ticari ilişki içinde olduklarını, katılanın 2009 yılı sonlarında ekonomik olarak zor durumda olduğunu söyleyip yardım talep ederek ortaklık teklifinde bulunduğunu, bu amaçla birçok kez iş yerine geldiğini, en son 2010 yılı Temmuz ayında çalışanı tanık Y. Ö. ile birlikte iş yerine gelerek eczanesinin işletmesinin ortaklaşa yapılmasını ve borçlarını kapatmak için de 1.550.000 TL karşılığında eczane binasının yarı hissesini devretmeyi teklif ettiğini, kendisinin de bu durumu kabul ettiğini, ortaklık şartlarının sözleşme haline getirilmesi için şirket avukatlarına talimat verdiğini, ancak katılanın protokolü imzalamadığını, ortaklık görüşmesi sırasında kendilerinden gizlediği borçları için şahsen borç para istemeye başladığını, şahsi birikimlerinden ve elden vermiş olduğu 1.700.000 TL alacağına karşılık suça konu senedi katılanın imzalayarak verdiğini, bu sırada yanlarında ortağı tanık G.Y. ile katılanın çalışanı tanık Y.Ö.’nün de hazır bulunduklarını, o anda şirkette matbu senet olmadığı için bilgisayarda kendisinin hazırladığı senet çıktısını katılanın okuduktan sonra imzaladığını, ortaklık ilişkisi devam ettiğinden senedi işleme koymadığını, ancak 2013 yılı Temmuz ayında katılan haksız bir şekilde ortaklığı tek taraflı olarak bitirdiğini bildirince A4 kâğıdına almış oldukları çıktının üstten ve alttan fazlalık kısımları keserek senedin hükümsüz duruma gelmemesi için vadesinden üç yıl sonra icra takibi başlattığını, daha önceden başka ticari ilişkilerinde bilgisayar çıktısı olarak böyle bir senet düzenlemediğini,

Mahkemede farklı olarak; senedin düzenlendiği sırada odada sadece tanık G.Y.’nin olduğunu, tanık Y.Ö.’nün daha önceki görüşmelerde hazır bulunduğunu, ancak senedi hazırladığı sırada yanlarında bulunmadığını, Savunmuştur. Açığa imzanın kötüye kullanılması suçu TCK’nın 209. maddesinde; “(1) Belirli bir tarzda doldurulup kullanılmak üzere kendisine teslim olunan imzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kâğıdı, verilme nedeninden farklı bir şekilde dolduran kişi, şikayet üzerine, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) İmzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kâğıdı hukuka aykırı olarak ele geçirip veya elde bulundurup da hukuki sonuç doğuracak şekilde dolduran kişi, belgede sahtecilik hükümlerine göre cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiştir. Açığa imzanın kötüye kullanılması suçunun konusu belirli bir tarzda doldurulmak üzere imzalı ve kısmen veya tamamen boş bir şekilde verilen kâğıttır. Maddeyle, belirtilen biçimde verilen bir kâğıdı, teslim eden kişinin isteğine ve kâğıdı veriş nedenine aykırı olarak dolduran kimse cezalandırılmaktadır. Birinci fıkradaki suçun oluşumu için bir kimsenin imzasının yer aldığı boş bir kâğıdı, diğerine belirli bir tarzda doldurulmak üzere vermesi, kâğıdı alan kimsenin de tevdi ve teslim nedeninden farklı bir şekilde bu kâğıdı doldurarak hukuki sonuç doğuracak bir belge hâline getirmesi gereklidir. Kâğıt üzerine atılan imzanın gerçek olması şarttır. Aksi takdirde belgede sahtecilik suçu söz konusu olur. Suçun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyet şartına bağlı tutulmuştur. İkinci fıkrada, imzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kâğıdı hukuka aykırı olarak ele geçirip veya elde bulundurup da hukuki sonuç doğuracak şekilde dolduran kişinin, belgede sahtecilik hükümlerine göre cezalandırılması öngörülmüştür. Bu fıkradaki suçun oluşması için faile imzalı kâğıt teslim veya tevdi edilmemiş olmalı, fail imzalı kâğıdı hukuka aykırı bir şekilde ele geçirerek veya elde bulundurarak doldurmalıdır. Fail, imzalı olarak verilen boş kâğıdı doldurduğunda meydana gelen belgenin niteliğine göre resmî veya özel belgede sahtecilik suçu hükümlerine göre cezalandırılacaktır. Açığa imzanın kötüye kullanılması suçunun unsurları ile alâkalı bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlık konusu ile ilgili olarak suça konu senedin anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunun ispatı açısından yazılı delil mecburiyeti bulunup bulunmadığı ve tanık dinlenip dinlenemeyeceği konusunda hangi usul hükümlerinin uygulanması gerektiğinin irdelenmesinde yarar bulunmaktadır. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren ve suç tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 288. maddesinde; “Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri dörtyüz milyon lirayı geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma (ibra) gibi herhangi bir sebeple dörtyüz milyon liradan aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz”, 1086 sayılı Kanun’un 290. maddesinde ise, “Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler dörtyüz milyon liradan az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz” hükümleri yer almaktadır. 6100 sayılı HMK’nın “Senetle ispat zorunluluğu” başlıklı 200. maddesi ile; “(1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. (2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir”, Aynı Kanun’un “Senede karşı tanıkla ispat yasağı” başlıklı 201. maddesi ile de; “Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz” şeklinde düzenlemeler getirilmiştir. Yerleşmiş yargısal kararlar ve öğretideki baskın görüşlerde de, senede müstenit olan her nevi iddiaya karşı ileri sürülecek savunmaların tanıkla ispatının mümkün olmadığı, ancak senetle ispat zorunluluğunun

yalnız hukuki işlemler için olup hukuki fiillerin senetle ispat zorunluluğunun bulunmadığı, borcun ödenmesi, bir borcu sona erdirme amacına yönelik olduğu için bir hukuki fiil değil, hukuki işlem olduğundan, senede bağlı borçların ödendiğinin de tanıkla ispat olunamaması gerektiği belirtilmiştir. Somut olayda da, sanığın eylemi, anlaşmaya aykırı senet düzenlemek biçiminde gerçekleştirdiği iddia edilen bir hukuki işlemdir. Senede karşı ileri sürülen hukuki işlemlerin değeri ne olursa olsun tanıkla ispat olunamayacağı kuralı 1086 sayılı HUMK’nın 290. maddesinde hükme bağlanmakla birlikte, aynı Kanun’da senetle ispatın istisnalarına da yer verilmiştir. 1086 sayılı HUMK’nın 293. maddesinde, “1 - Usul ve füru, birader ve hemşire veya karı koca ve kayınpeder ve valide ile damat ve gelin arasındaki muameleler, 2- Cürümden mütevellit olsun olmasın tazminatı müstelzim fiiller, 3- Yangın veya kazayı bahri veyahut düşman istilası gibi senet alınması gayrimümkün veya fevkalade müşkül hallerde yapılan muameleler. 4- halin icabına ve iki tarafın vaziyetlerine nazaran senede raptı müteamil olmıyan muameleler, 5- Akitlerde hata, hile, gabin, cebir ve ikrah vukuu” hallerinde tanıkla ispat yapılabileceği hüküm altına alınmış, Aynı Kanun’un 294. maddesinde de; “Nagehani bir hadise veya mücbir bir sebep ile senedin sahibi yedinde veyahut her ne suretle olursa olsun alelüsul tevdi olunan resmî memur nezdinde zayi olduğu hakkında kanaatbahş delil ve emareler mevcut olduğu takdirde” tanıkla ispat olunabileceği belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK’nın “Senetle ispat zorunluluğunun istisnaları” başlıklı 203. maddesinde de bu husus, “(1) Aşağıdaki hâllerde tanık dinlenebilir: a) Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler. b) İşin niteliğine ve tarafların durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler. c) Yangın, deniz kazası, deprem gibi senet alınmasında imkânsızlık veya olağanüstü güçlük bulunan hâllerde yapılan işlemler. ç) Hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları. d) Hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları. e) Bir senedin sahibi elinde beklenmeyen bir olay veya zorlayıcı bir nedenle yahut usulüne göre teslim edilen bir memur elinde veya noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu kanısını kuvvetlendirecek delil veya emarelerin bulunması hâli.” biçiminde düzenlenmiştir. Bu istisnalar dışında, imzalı boş kâğıdın senet haline dönüştürülmesine karşı borçlu tarafından ileri sürülen hususların senetle ispatı gerekmekte olup, bu nitelikte bir kâğıdı imzalayan bir kimse muhtemel tehlikelere ve onun hukuki sonuçlarına katlanmalı ve senede karşı savunmasını yazılı delillerle ispat etmelidir. Bu aşamada Hukuk Muhakemeleri Kanunu yönünden açıklanmış bulunan “istisnalar dışında tanıkla ispatın mümkün olmadığı”na ilişkin kuralın 5237 sayılı TCK’nın 209. maddesinin birinci fıkrası yönünden ceza mahkemesinde de geçerli olup olmadığı konusu üzerinde durulması gerekmektedir. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 254. maddesi, “Mahkeme irat ve ikame edilen delilleri duruşmadan ve tahkikattan edineceği kanaate göre takdir eder. Soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri deliller hükme esas alınamaz”, Aynı Kanun’un 255. maddesi ise; “Bir fiilin suç olup olmaması, adi hukuka müteallik bir meselenin halline bağlı ise ceza mahkemesi bu meseleye dahi ceza işlerindeki usul ve deliller için mer’i kaidelere göre karar verir. Bununla beraber mahkeme, muhakemeyi talik ve hukuk davası açılması için alakadarlara bir mehil verebilir. Hukuk mahkemesinden bu babda bir hüküm çıkmasını da bekliyebilir.

Ceza mahkemelerinde son tahkikat esnasında suçtan zarar görenlerle maznunların yaşlarında ceza hükümleri bakımından lüzum görülecek tashihlerin Nüfus Kanun’undaki usule göre icrası ceza mahkemesine aiddir. Bu babda verilecek karar esas hükümle birlikte temyiz olunabilir” şeklinde düzenlenmişken, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren ve suç tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı CMK’nın 217. maddesinde; “(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir”, Aynı Kanun’un 218. maddesinde ise, “(1) Yüklenen suçun ispatı, ceza mahkemelerinden başka bir mahkemenin görev alanına giren bir sorunun çözümüne bağlı ise; ceza mahkemesi bu sorunla ilgili olarak da bu Kanun hükümlerine göre karar verebilir. Ancak, bu sorunla ilgili olarak görevli mahkemede dava açılması veya açılmış davanın sonuçlanması ile ilgili olarak bekletici sorun kararı verebilir. (2) Kovuşturma evresinde mağdur veya sanığın yaşının ceza hükümleri bakımından tespitiyle ilgili bir sorunla karşılaşılması halinde; mahkeme, ilgili kanunda belirlenen usule göre bu sorunu çözerek hükmünü verir.” hükümlerine yer verilmiştir. Buna göre, bir eylemin suç olup olmaması başka bir mahkemenin görev alanına giren bir sorunun çözümüne bağlı ise, ceza mahkemesi bu sorunu kendi çözümleyebileceği gibi, yargılamaya ara vererek hukuk davası açılması için ilgililere uygun bir süre verebilecek ve hukuk mahkemesinden bu konuda bir karar verilmesini de bekleyebilecektir. İlgililere süre verilerek hukuk mahkemesinden bir kararın çıkması beklendiği takdirde, örneğin anlaşmaya aykırı düzenlendiği iddia edilen senet ile ilgili değerlendirme yapan hukuk mahkemesi, ceza usulünde benimsenen serbest delil ilkesi hükümlerine göre değil, hukuk usulünde uygulanan “istisnalar dışında senede karşı iddiaların ancak senetle ispat edilebileceği” ilkesi uyarınca bir karar tesis edecek ve senet hakkında hukuk mahkemesince verilen karar ceza mahkemesini de bağlayacaktır. Görüldüğü üzere, ceza mahkemesi yüklenen suçun ispatı açısından ceza usulü kuralları içinde karara bağlamadığı bir sorunun hukuk mahkemesinde çözümüne imkan tanımışsa, artık hukuk mahkemesinden verilen kararla bağlı olacaktır. Başka bir mahkemenin görev alanına giren bir sorunu kendisi karara bağlamak istediği takdirde ise, yine aynı kuralları, yani hukuk usulünde benimsenen kuralları uygulaması gerekecektir. Aksi hâlin kabulünde çelişkili kararların tesisi ihtimali nedeniyle adalete olan güven sarsılacaktır. Bu durumda ceza mahkemesi, bir fiilin suç olup olmamasını değil, bir hukuki işlemin, yani senedin anlaşmaya aykırı düzenlenip düzenlenmediğini belirleyerek sonuca gideceğinden, açığa imzanın kötüye kullanılması suçunun sübutunu hukuk usulünde öngörülen kuralları uygulamak suretiyle çözümlemek zorundadır. Bu zorunluluk yalnızca senedin anlaşmaya aykırı düzenlendiği iddiasına ilişkin olup, sanığın kastı, senedi kullanıp kullanmadığı gibi diğer unsurları değerlendirirken ceza muhakemesindeki serbest delil ilkesine uygun şekilde takdirini kullanabilecektir. Ceza ve hukuk mahkemelerinde, sübuta ilişkin bir sorunun çözümünde farklı usul kurallarının uygulanması farklı hukuki sonuçları ortaya çıkarabilecektir. İmzalı boş bir kâğıdın anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasının ceza mahkemesinde serbest delil usulü, hukuk mahkemesinde ise, istisnalar dışında sınırlı delil usulüne göre çözümünün ve bundan dolayı farklı sonuçların ortaya çıkmasının kabulü, adalet ve hakkaniyete aykırı düşecektir. Bu nedenle, senedin anlaşmaya aykırı düzenlenip düzenlenmediğine ilişkin sorunun çözümünde, ceza ve hukuk mahkemelerinden verilen farklı kararların uygulamada doğuracağı sakıncalarının önlenmesi bakımından, tanıkla ispat konusunda ceza mahkemesinin hukuk mahkemesinin bağlı olduğu usul kurallarını uygulaması gerekmektedir. Diğer bir anlatımla, farklı usul hükümlerinin uygulanması nedeniyle imzalı boş bir kâğıdın anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasının ceza mahkemesinde sabit görülerek mahkûmiyet kararı verilmesi, buna karşılık hukuk mahkemesinde böyle bir iddianın yerinde olmadığının kabulü ile alacağın geçerli görülmesi durumunda, ceza mahkemesi kararı sonucu açığa imzanın kötüye kullanılması suçundan hakkında mahkûmiyet hükmü kurulan alacaklı, hukuk mahkemesi kararına göre alacağını icrada tahsil edebilecektir. Üstelik bu kabul, elinde gerçeğe ve hukuka uygun olarak düzenlenmiş senet bulunan alacaklının senede konu alacağını tahsil edememe tehlikesinin yanında, TCK’nın 209/1. maddesinde düzenlenen ceza tehdidi altında bulundurulmasına neden olacak, hatta Hukuk Muhakemeleri Kanunu, İcra İflas Kanunu ve Ticaret Kanunu hükümlerine güvenerek alacağını hukuki yönden güvende gördüğü için, işlemlerin yapılması sırasında tanık temini yoluna gitmeyen alacaklının kolayca mahkûm edilmesi sonucunu ortaya çıkaracak ve ekonomik hayatta güvensizliğe neden olacaktır. Bu tür sakıncalara ve böylesine çelişkili bir durumun ortaya çıkmasına hukuk mantığının izin vermeyeceği açıktır.

Nitekim, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde, benzer uyuşmazlık konularının değerlendirildiği 12.04.1933 tarihli ve 31-7 sayılı, 02.04.1941 tarihli ve 19-12 sayılı, 24.03.1989 tarihli ve 1-2 sayılı İçtihat Birleştirme Kararlarında ve Ceza Genel Kurulunun 05.02.2013 tarihli ve 1086-40 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmış olup, 1412 sayılı CMUK’nun 254 ve 255. maddeleri ile suç tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı CMK’nın 217 ve 218. maddelerinin uyuşmazlık konusunu ilgilendiren bölümleri itibariyle paralel hükümler içermeleri nedeniyle değişen ceza mevzuatı karşısında dahi söz konusu İçtihadı Birleştirme Kararları halen geçerliliklerini korumaktadır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanığın, boş ve imzalı olarak katılandan aldığı kâğıdı, aralarındaki anlaşmaya aykırı olarak 1.700.000 TL bedelli senet hâline getirerek katılan aleyhine icra takibi başlattığının iddia edildiği olayda; ceza yargılamasında hakimin delilleri serbestçe takdir edeceği açıklanmış ve ispat vasıtaları yönünden bir sınırlama getirilmemiş ise de, hukuki bir ilişkinin sonucu olup, aynı zamanda cezai sorumluluğu da gerektiren işlemlerde hukuk mahkemelerinde aranılan ispat şeklinin ceza mahkemelerinde de aranması gerektiği, ceza mahkemelerinden verilen mahkûmiyet hükümlerinin hukuk mahkemelerini de bağlayacağı, açığa imzanın kötüye kullanılması suçunun işlendiğinin tanıkla ispatı kabul olunduğu takdirde katılanın ceza ilamına dayanarak 1.700.000 TL bedelindeki senedin anlaşmaya aykırı olarak düzenlendiğini herhangi bir yazılı delile ihtiyaç olmadan ispat edebileceği, bunun da miktar itibarıyla tanıkla ispat edilemeyecek bir iddianın suç tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na aykırı olarak tanıkla ispatı sonucunu doğuracağı, dosyada mevcut bilirkişi raporlarındaki tespitlerin suça konu senedin katılan ile sanık arasındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulup doldurulmadığına yönelik olmadığı ve dolayısıyla katılanın hukuka uygun olarak sadece tanık deliline dayandığı anlaşıldığından, katılanın senedin anlaşmaya aykırı olarak düzenlendiği yönündeki yazılı bir delile dayanmayan iddiasının kabul edilmesinin ve sanığın mahkûmiyetine karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, senedin açığa imzanın kötüye kullanılması suretiyle düzenlendiği hususunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri uyarınca ispatlanamadığı ve elde edilen delillerin sanığın hükümlülüğüne yeter nitelik ve derecede bulunmadığı anlaşıldığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmelidir. Ulaşılan bu sonuç karşısında, suça konu senedin müsadere edilmesine karar verilmesinin isabetli olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. (CGK, 11.12.2018 tarihli ve 1347-634 sayılı)

KISA DEĞERLENDİRME

Bu karar neden önemli?

Kararın merkezinde maddi gerçeğin araştırılması ile savunma hakkı arasındaki denge bulunuyor. Delilin nasıl elde edildiği, sonuca en az delilin içeriği kadar etki eder.

KARAR METNİ HAKKINDA

Metin hakkında

Aktarım
Metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.
Sayfa düzeni
Metin yalnızca okunabilir olması için paragraflara ayrıldı; içerikten çıkarma veya yeniden yazma yapılmadı.
Derleme
Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)
Son kontrol
4 Ağustos 2026