Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Posta dağıtıcısı olan sanığın suça konu tebligat evrakını katılanın adresine gitmeden gitmiş ve katılanı adresinde bulamamış gibi ihbar kayıt ve iade şerhlerini

Ceza HukukuE. 2019/167K. 2019/39109.05.2019Bozma

Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)

Eklendi: 4 Ağustos 2026Son kontrol: 4 Ağustos 2026
01

Kararın özeti

Posta dağıtıcısı olan sanığın suça konu tebligat evrakını katılanın adresine gitmeden gitmiş ve katılanı adresinde bulamamış gibi ihbar kayıt ve iade şerhlerini yazmak suretiyle görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu belgeyi sahte olarak düzenlemesi şeklindeki eyleminin; TCK’nın 257/1. maddesinde yer alan görevi kötüye kullanma suçuna göre asli norm niteliğindeki, Aynı Kanun’un 204/2. maddesinde düzenlenen kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Katılan PTT Genel Müdürlüğünün, açılan kamu davasına katılma ve kurulan hükmü temyiz etme hakkının bulunup bulunmadığının, 2- Katılma hakkının bulunduğu sonucuna ulaşılması hâlinde her iki temyiz istemine istinaden, katılma hakkının bulunmadığı sonucuna ulaşılırsa sadece sanığın temyiz istemine istinaden; sanığın eyleminin kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçunu mu, yoksa görevi kötüye kullanma suçunu mu oluşturduğunun, Belirlenmesine ilişkindir.

02

Derlemedeki karar metni

Aşağıdaki metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.

Görüntüleme ayarlarıStandart okuma alanı

KARAR METNİ

Derlemedeki karar metni

ÖZET: Posta dağıtıcısı olan sanığın suça konu tebligat evrakını katılanın adresine gitmeden gitmiş ve katılanı adresinde bulamamış gibi ihbar kayıt ve iade şerhlerini yazmak suretiyle görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu belgeyi sahte olarak düzenlemesi şeklindeki eyleminin; TCK’nın 257/1. maddesinde yer alan görevi kötüye kullanma suçuna göre asli norm niteliğindeki, Aynı Kanun’un 204/2. maddesinde düzenlenen kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Katılan PTT Genel Müdürlüğünün, açılan kamu davasına katılma ve kurulan hükmü temyiz etme hakkının bulunup bulunmadığının, 2- Katılma hakkının bulunduğu sonucuna ulaşılması hâlinde her iki temyiz istemine istinaden, katılma hakkının bulunmadığı sonucuna ulaşılırsa sadece sanığın temyiz istemine istinaden; sanığın eyleminin kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçunu mu, yoksa görevi kötüye kullanma suçunu mu oluşturduğunun, Belirlenmesine ilişkindir.

Yukarıdaki CGK kararlarında mühür bozma suçuna ilişkin hukuki açıklamalar bulunduğundan, tekrardan kaçınmak adına bu kararın yalnızca özetine yer verilmiştir.

İncelenen dosya kapsamından; Katılan M.Ü.’nün, Ç. Belediyesine yaptığı müracaatın reddine ilişkin Ç. Belediyesince düzenlenen 11.05.2007 tarihli ve ... sayılı yazının tarafına tebliğ edilemeden mercine iade edilmiş olmasından bahisle şikâyetçi olması üzerine başlatılan soruşturmada, anılan belgenin katılana tebliği için Ç. PTT Müdürlüğünde posta dağıtıcısı olarak çalışan sanığın görevlendirildiğinin belirlendiği, Ç. Kaymakamlığının 07.02.2008 tarihli ve ... sayılı kararıyla Ç. PTT Müdürlüğünde kamu hizmeti ifa eden posta dağıtıcısı sanık hakkında soruşturma izni verildiği, PTT Genel Müdürlüğü PTT Başmüdürlüğü Teftiş Kurulu Kontrolörlüğünün 13.06.2008 tarihli ve ... sayılı soruşturma raporunda özetle; söz konusu TB0063663... nolu tebligatın Ç. Belediyesi Yazı İşleri Müdürlüğünce vergi tebliği formatında 8.. dosya numarası ile hazırlanarak Ç. PTT Müdürlüğüne 16.05.2007 tarihinde saat 08.32’de getirildiği, Ç. PTT Müdürlüğünce tebliğinin sağlanması amacıyla Ç. Belediyesinden teslim alınan tebligatın kayıt ve kabul işlemlerini ifa eden memur N.T. tarafından ilgili cihet dağıtıcısına teslim edilmek üzere kayıt ve kabul işlemlerinin yapıldığı, 17.05.2008 tarihinde saat 01.30’da tebligat teslim listesine kaydedildiği, bahsedilen tebligatın, kayıtlandığı 116 nolu cihetin sorumlu posta dağıtıcısı sanık M.T.’ye 18.05.2018 tarihinde imza karşılığında teslim edildiğinin tebligat teslim listesi başlıklı belge ile sabit olduğu, söz konusu tebligat üzerinde bulunan şerhler kontrol edildiğinde, sanık tarafından verilen şerhlerin “1. ihbar -17.05.2007” ve “2. ihb. - 18.05.2007” şeklinde olduğu, bu şerhlerin alt kısmının sanık tarafından imzalandığı, ayrıca aynı tebligatın alt kısmında “Bekleme süresi doldu, müracaat olmadığından iade – 05.06.2007” şeklinde bir şerhin daha bulunduğu, bu şerh altında da sanığın imzasının yer aldığı tespitlerine yer verildiği ve mevcut belgelerdeki duruma göre, sanığa 18.05.2007 tarihinde imza karşılığı teslim edilen suça konu tebligat ile 17.05.2007 tarihinde katılan M.’nin adresine gidilip 1. ihbarın yapılmasının fiilen imkânsız olduğu, yine aynı tebligat yönünden 18.05.2007 tarihli 2. ihbar şerhinin de katılan M.’nin adresine gidilerek yapılıp yapılmadığı noktasında yoğun şüphe oluştuğu, sanık tarafından katılan M.’nin adresine gidilmiş gibi verilen şerhlerin, anılan tarihlerde fiilen gerçekleşmiş durumların sonucuna göre zuhur eden şerhler olmadığı, mevcut belgelere ve sanığın idari soruşturma kapsamında alınan ifadesine göre de, yoğun işlerin vermiş olduğu sıkıntı ile 05.06.2007 tarihinde elinde bulunan söz konusu tebligata, belirtilen tarihte yapılması fiilen imkânsız olan şerhi geriye dönük olarak vermek suretiyle bahsedilen eylemlerini gerçekleştirdiğinin sabit görüldüğü kanaatinin bildirildiği, Sanık hakkında açılan kamu davasına PTT Genel Müdürlüğünce 02.08.2008 tarihli dilekçeyle katılma talebinde bulunulduğu, Yerel Mahkemece 24.09.2008 tarihli oturumda PTT Genel Müdürlüğünün davaya katılan olarak kabulüne karar verildiği, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün PTT Genel Müdürlüğü vekilince katılan vekili sıfatıyla vekâlet ücreti yönünden temyiz edildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan M.Ü. aşamalarda; Ç. Belediyesinde inşaat mühendisi olarak görev yaptığı sırada işe devamsızlığı ileri sürülerek işine son verilmesi nedeniyle anılan Belediye Başkanlığına dilekçe ile müracaatta bulunduğunu, bu müracaatın cevabını beklediğini ancak cevap verilmediğini, daha sonra ise aslında bu müracaatına cevap verildiğini, cevap yazısının tebligat için Ç. PTT Müdürlüğüne teslim edildiğini, ancak tebligatın kendisine yapılamadığından bahisle çıkış mercine iade edildiğini öğrendiğini, tebligata konu adresin annesine ait olduğunu, 2006 yılından itibaren annesiyle birlikte ikamet ettiğini, adresini hiç değiştirmediğini, dilekçe tarihinden yaklaşık iki ay içinde İdare Mahkemesinde dava açması gerektiği için bu tebligatı beklediğini, adresten ayrılmadığını, tatile gitmediğini, zaten evde devamlı annesinin olduğunu, apartman görevlileri tanık M.D.’ye de durumu sorduğunda tebligatın gelmediğini öğrendiğini, tebligatta bir usulsüzlük yapıldığını düşündüğünü, olay nedeniyle mağdur olduğunu, Tanık M.E.; katılan M.Ü.’yü iyi tanıdığını, katılanın Ö. sitesi A blok . numaralı dairede oturduğunu, kendisinin de 7 yıldır bu sitenin kapıcılığını yaptığını, Mayıs 2007 tarihinde de katılan M.’nin ikametgâhını kullandığını, o tarihte ikametten ayrıldığını görmediğini, o dönemde kendisine PTT görevlilerinden kimsenin gelip katılan M. ile ilgili bir şey söylemediğini, kapıda bekçi veya özel güvenlik olmadığını, bu siteyle yalnızca kendisinin ilgilendiğini, hatırladığı kadarıyla katılan M.’nin kendisine tebligat gelip gelmediğini sorduğunu, kendisinin de tebligat gelmediğini söylediğini, ancak tarihi hatırlayamadığını, Tanık N.T.; Ç. PTT Müdürlüğünde tebligat memuru olarak görev yaptığını, ilgili tebligatın kendisine 16.05.2007 tarihinde geldiğini, 17.05.2007 tarihinde kayıt yaptığını ve 18.05.2007 tarihinde de sanığa teslim ettiğini, posta dağıtıcılarının tebligatları ertesi gün aldıklarını ve teslim aldıkları günün tarihini yazarak belgeyi imzaladıklarını, resmî kayıtlardaki tarihten önce alıp işlem yapılmasının mümkün olmadığını, İfade etmişlerdir.

Sanık idari soruşturma kapsamında Teftiş Kurulu Kontrolörü B.K. huzurunda verdiği ifadesinde; gösterilen belgelerden hareketle söz konusu tebligatın 16.05.2007 tarihinde Ç. PTT Müdürlüğü kayıtlarına girdiğinin, 17.05.2007 tarihinde kayıt kabul işlemi tamamlanıp 18.05.2007 tarihinde ise imza karşılığında kendisi tarafından teslim alınmış olduğunun anlaşıldığını, yani suça konu tebligatın 18.05.2007 tarihinde uhdesine girdiğini, tebligat üzerinde verilen şerhlerin de sabit olduğunu, yorumladığında teknik ve fiili durum olarak 17.05.2007 tarihli olarak 1. ihbar yazmasının ve bunu şerh etmesinin mümkün görünmediğini, bu hâliyle 2. ihbarın da tartışmalı duruma geldiğini, 18.05.2007 tarihinden sonra izin ve rapor kullandığını, 04.06.2007 tarihinde tekrar göreve başladığını ve bu tarihten sonraki günlerde elinde bulunan geriye dönük tebligatların gereğini sağladığını, söz konusu tebligatın işlemini de bu yoğunluk sırasında yaptığını, 05.06.2007 tarihinde de bu tebligatın işlemlerini bitirdikten ve gerekli şerhleri verdikten sonra iadesini yaptığını, Kovuşturma evresinde ise; tebliğ evrakını 17.05.2007 tarihinde aldığını, ancak teslim belgesini 18.05.2007 olarak imzalamış olduğunu, 17.05.2007 tarihinde katılan M.’nin ikametine gittiğini, katılanı bulamayınca 18.05.2007 tarihinde ikinci ihbar için yeniden gittiğini, suça konu evrak nedeniyle kapısına 7 gün içerisinde PTT’ye gelinmesi için sarı ihbar kağıdı bıraktığını ve ihbar kağıdı bıraktığını site kapıcısı tanık M.E.’ye bildirdiğini, soruşturma evresinde müfettişe verdiği ifadesi okunup sorulduğunda; doğru olduğunu, aynen tekrar ettiğini, Savunmuştur. Uyuşmazlık konusunda sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşılabilmesi bakımından öncelikle “resmî belgede sahtecilik” ve “görevi kötüye kullanma” suçları üzerinde durulması gerekmektedir. Resmî belgede sahtecilik suçu 5237 sayılı TCK’nın 204. maddesinde; “(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır” şeklinde düzenlenmiştir. Söz konusu suç, maddenin birinci fıkrasında seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmî belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmî belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır. Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanarak daha ağır bir yaptırıma bağlanmış, maddenin üçüncü fıkrasında ise suçun konusunu oluşturan resmî belgenin, Kanun’un hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması hâlinde cezanın yarı oranında artırılması gerektiği belirtilmiştir. Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güveni olup, belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, tamamen veya kısmen değiştirilmesi ya da gerçek bir belgeye eklemeler yapılması eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır. Resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi ya da gerçek bir resmî belgenin değiştirilmesi eyleminin sahtecilik suçunu oluşturabilmesi için, düzenlenen ya da değiştirilen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği suçun temel unsuru olup, özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte olup olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun ikinci kitabının “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler”e yer veren dördüncü kısmının “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümünde “Görevi kötüye kullanma” suçu ise 257. maddede; “(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.)” şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin, uyuşmazlıkla ilgili birinci fıkrasında düzenlenen icrai davranışlarla görevi kötüye kullanma suçu, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi ve bu aykırı davranış nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da haksız menfaat sağlanması ile oluşmaktadır. Buna göre ilk şart, kamu görevlisi olan failin yaptığı işle ilgili olarak kanun veya diğer idari düzenlemelerden doğan bir görevinin olması ve bu görevi dolayısıyla yetkili bulunmasıdır. Suçun oluşabilmesi için, norma aykırı davranış yetmemekte, fiil nedeniyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız menfaat sağlanması gerekmektedir. Anılan maddenin gerekçesinde; suçun oluşmasına ilişkin genel koşullar, “Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın, kişilerin mağduriyetiyle sonuçlanmış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir” şeklinde vurgulanmış, öğretide de; TCK’nın 257. maddesindeki suçun oluşmasının, kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi sonucunda kişilerin mağdur olması veya kamunun zarar görmesi ya da haksız menfaat sağlanması şartlarına bağlı olduğu, bu sonuçları doğurmayan norma aykırı davranışların, suç kapsamında değerlendirilemeyeceği açıklanmıştır. (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 913 vd.; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s.769; Veli Özer Özbek - Mehmet Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974.) Norma aykırı davranışın maddede belirtilen sonuçları doğurup doğurmadığının saptanabilmesi için öncelikle “mağduriyet”, “kamunun zarara uğraması” ve “haksız menfaat” kavramlarının açıklanması gerekmektedir. Mağduriyet kavramının, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmadığı, bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği kabul edilmelidir. Bu husus madde gerekçesinde; “Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olunması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir.” şeklinde vurgulanmış, öğretide de; mağduriyetin sadece ekonomik bakımdan ortaya çıkan zararı ifade etmeyeceği, mağduriyet kavramının ekonomik zarar kavramından daha geniş bir anlama sahip olduğu, bireyin, sosyal, siyasi, medeni her türlü haklarının ihlali sonucunu doğuran hareketlerin ve herhangi bir çıkarının zedelenmesine neden olmanın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir. (Mehmet Emin Artuk - Ahmet Gökçen - Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 911 vd.; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 772; Veli Özer Özbek - Mehmet Nihat Kanbur - Koray Doğan - Pınar Bacaksız - İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974.) Bu aşamada “asli norm” ve “tali norm” kavramları üzerinde de durulmasında yarar vardır. Yardımcı (tali) normlar, asli normlarla benzer hukuki yararları koruyan normlardır. Bu tür normlar, asli normların tatbik edilemeyeceği durumlarda kanunda boşluk oluşmasını engellemek amacıyla getirilmiş düzenlemelerdir. Asli-yardımcı norm ilişkisinin olduğu durumda fiile yardımcı norm değil asli norm uygulanacaktır. Bir normun yardımcı norm mu asli norm mu olduğunun, asli normun uygulanamadığı yerlerde başvurulan bir norm olmasından anlaşılması bir yana, düzenleme içinde, “fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde”, “kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında” ve “eylemin başka bir suç oluşturmaması hâlinde” gibi ifadelerin yer alıp almamasına göre de belirlenmekte, bu gibi ifadelerin yer aldığı normların yardımcı norm olduğu kabul edilmektedir. Diğer taraftan, uyuşmazlık konularıyla ilgisi bakımından PTT idaresinin sorumluluğu üzerinde de durulmasında fayda bulunmaktadır. PTT idaresinin tazminat sorumluluğunun düzenlendiği ve suç tarihinde yürürlükte olan 5584 sayılı Posta Kanunu’nun 50. maddesinde; “I- P.T.T. İdaresi haberleşme maddelerinin taahhütlü olmıyanları için tazminat vermez.

II- Taahhütlü olarak gönderilen bir maddenin kaybı halinde P.T.T. İdaresince taahhüt ücretinin 50 katı tutarında tazminat verilir. III- Değer konulmamış bir kolinin kaybolması, çalınması veya hasarı halinde P.T.T. İdaresi, kolinin postaya verildiği yerdeki ve zamandaki gerçek değerini ve hasar halinde, uğradığı zarar derecesini gözönüne alarak bir taahhütlü mektup tazminatından az olmamak üzere, kolinin adi posta ücretinin 10 katı tutarında tazminat verir. IV- Değerli bir mektup veya kutu ile değerli bir kolinin kaybolması, çalınması veya hasarı halinde, konulmuş olan değeri geçmemek şartiyle, hasar veya eksiklik derecesinde tazminat verilir. Ancak, P.T.T. İdaresi gönderilen posta maddesi içindeki eşyanın postaya verildiği zaman konmuş olan değerden daha az değerde olduğunu ispat ederse bu eşyanın gerçek değerine göre tazminat verilir.” şeklinde düzenlenmiş, Aynı Kanun’un “Üçüncü kişiler aleyhine başvurma, tazminatın ödenmesi” başlıklı 55. maddesinde ise; “I - P.T.T. İdaresi tarafından tazminat isteklerinin sonuçlandırılması, idarenin üçüncü kişiler aleyhine başvurma hakkını kaldırmaz. II - İdarenin göndericilere vermekle ödevli olduğu tazminat bedellerini her zaman için sebep olanlardan almaya hakkı vardır. Göndericiler tazminat istemezler veya bu haklarını her hangi bir suretle kaybederlerse kusurlulardan alınan paralar, istemeleri beklenmeksizin, kendilerine geri verilir.” hükmüne yer verilmiştir. Bu maddelerden de anlaşılacağı üzere, PTT idaresinin değerli bir mektup veya kutu ya da kolinin kaybolması, çalınması veya hasar görmesi yahut taahhütlü olarak gönderilen bir maddenin kaybı hâlinde tazminat sorumluluğu söz konusu olmakla birlikte, tazminat bedellerini sorumlulardan alma hakkı bulunmaktadır. ... 2- Bu kabul doğrultusunda sadece sanığın temyiz istemine istinaden; sanığın eyleminin kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçunu mu, yoksa görevi kötüye kullanma suçunu mu oluşturduğu yönündeki uyuşmazlık konusuna gelince; Posta dağıtıcısı olan sanığın, katılan M.’nin adresine gerçekte gitmediği hâlde gitmiş ve katılanı adresinde bulamamış gibi tebligat evrakına 17.05.2007 ve 18.05.2007 tarihli 1 ve 2. ihbar kayıtları ile 05.06.2007 tarihli iade şerhini yazarak tebliğ edilmesi gereken yazının merciine iade edilmesini sağladığının iddia ve kabul edildiği olayda, PTT Genel Müdürlüğü PTT Başmüdürlüğü Teftiş Kurulu Kontrolörlüğünün 13.06.2008 tarihli ve ... sayılı soruşturma raporundan ve ekindeki 1.. cihet numaralı tebligat teslim listesi başlıklı belgeden sanığın, katılana tebliğ etmek üzere söz konusu tebliğ evrakını 18.05.2007 tarihinde imzası karşılığında teslim aldığının açıkça anlaşıldığı, Ç. PTT Müdürlüğünde tebligat memuru olarak görev yapan tanık N.T.’nin; ilgili tebligatın kendisine 16.05.2007 tarihinde geldiğini, 17.05.2007 tarihinde kayıt yaptığını ve 18.05.2007 tarihinde de sanığa teslim ettiğini, resmî kayıtlardaki tarihten önce alıp işlem yapılmasının mümkün olmadığını ifade ettiği, sanığın da kovuşturma evresinde, tebligatı yapmak için belirtilen tarihlerde gittiğinde katılanı bulamadığını, kapısına sarı kağıt bıraktığını ve bu durumu site kapıcısı tanık M.E.’ye bildirdiğini savunmasına rağmen, tanık olarak dinlenen M.E.’nin, o dönemde kendisine PTT görevlilerinden kimsenin gelip katılan ile ilgili bir şey söylemediğini beyan ederek sanığın savunmasını doğrulamadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın söz konusu tebligat evrakını katılanın adresine gitmeden gitmiş ve katılanı adresinde bulamamış gibi ihbar kayıt ve iade şerhlerini yazmak suretiyle görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu belgeyi görevinin gereklerini yerine getirmemesine rağmen getirmiş gibi sahte olarak düzenlediğinin ve bunun ilgilinin mağduriyetine sebep olacağının açık olduğu, sanığın anlatılan eyleminin; TCK’nın 257. maddesinin birinci fıkrasında yer alan görevi kötüye kullanma suçuna göre asli norm niteliğindeki Aynı Kanun’un 204. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün direnme gerekçesinin isabetli olduğuna ve hükmün esasının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir. ... (CGK, 09.05.2019 tarihli ve 167-391 sayılı)

KISA DEĞERLENDİRME

Bu karar neden önemli?

Kararın merkezinde maddi gerçeğin araştırılması ile savunma hakkı arasındaki denge bulunuyor. Delilin nasıl elde edildiği, sonuca en az delilin içeriği kadar etki eder.

KARAR METNİ HAKKINDA

Metin hakkında

Aktarım
Metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.
Sayfa düzeni
Metin yalnızca okunabilir olması için paragraflara ayrıldı; içerikten çıkarma veya yeniden yazma yapılmadı.
Derleme
Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)
Son kontrol
4 Ağustos 2026