KARAR METNİ
Derlemedeki karar metni
ÖZET: PKK silahlı terör örgütüne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında yakalanmalarından sonra, soruşturma aşamasında müdafisi huzurunda alınan ifadelerinde örgütün alt yapılanmasına, bu yapı içerisinde faliyet gösteren örgüt mensuplarına, örgütsel faaliyet kapsamında işlenen suçlara
08.07.2005 tarihli ve 25869 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 29.06.2005 tarihli ve 5377 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile “örgüte üye olan” ibaresinden sonra gelmek üzere “ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden” ibaresi eklenmiştir.
19.12.2006 tarihli ve 26381 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 06.12.2006 tarihli ve 5560 sayılı Kanun’un 8. maddesi ile eklenmiştir.
ve bu suçlara katılan örgüt mensuplarına ilişkin verdikleri bilgileri sonradan inkâr eden sanıklar hakkında TCK’nın 221/4. maddesinin ikinci cümlesinin uygulanma koşullarının bulunmadığının kabulü gerekmektedir. İtirazın kapsamına göre inceleme; sanıklar Ü. C., D. P., E. B., M. A. ve N. D. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; soruşturma aşamasındaki ikrar ve itiraflar içeren ifadelerini sonradan reddeden sanıklar Ü.C., D.P., E.B., M.A. ve N.D. hakkında TCK’nın 221. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmamasına ilişkin Yerel Mahkemece gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; PKK silahlı terör örgütünün gençlik yapılanmalarından biri olan DYG’nin İ. ili M. ilçesi ve G. ile G. Mahallelerindeki örgütlenmelerine ve bu yapı çerçevesinde gerçekleştirilen eylemlere yönelik yürütülen soruşturma kapsamında sanıklar Ü.C., D.P., E.B. ve M.A.’nın 05.10.2010 tarihinde, sanık N.D.’nin de 17.10.2010 tarihinde yakalanarak gözaltına alındıkları, soruşturma sonucunda sanıklar Ü.C., D.P., E.B., M.A. ve N.D.’nin yanı sıra inceleme dışı sanıklar C.K., B.A., Ö.D., S.K., H.A., F.B., F.T., M.G., M.K., Y.İ., D.U., T.T. ile H.G. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, mala zarar verme, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, silahlı terör örgütünün propagandasını yapma, 6136 sayılı Kanun’a muhalefet ve 2911 sayılı Kanun’a muhalefet suçlarından kamu davası açıldığı, İ. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davaya konu eylemlerden; 19.10.2009 tarihinde saat 00.30 sıralarında G. Mahallesi E. Sokak üzerinde park halinde bulunan farklı şikâyetçilere ait üç arabaya benzin dökmek suretiyle yakılarak zarar verilmesi eylemine ilişkin olarak, olay yerinde bulunan atkı üzerinde inceleme dışı sanık Ö.’ye ait DNA örneklerinin tespit edildiği ve bu eylemi sanık N. ve inceleme dışı sanık Ö.’nün gerçekleştirdikleri kabul edilerek mala zarar verme suçundan mahkûmiyetlerine karar verildiği, 09.11.2009 tarihinde saat 21.00 sıralarında G. Mahallesinde, PKK terör örgütü lehine sloganlar atan yirmi kişilik grup tarafından G.-G. Haklar Derneğine molotof kokteylleri atılması, çöp konteynerleri ile barikat kurulmaya çalışılması eylemine sanık Nihat’ın molotof kokteyli atmak suretiyle katıldığı kabul edilerek tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarından mahkûmiyetine karar verildiği, 07.01.2010 tarihinde saat 19.50 sıralarında G. Mahallesi H. Meydanında toplanan 15-20 kişilik grup tarafından “Kürdistan faşizme mezar olacak” şeklinde sloganlar atılması, çöp konteynerleriyle barikat kurulup yolun trafiğe kapatılarak söz konusu barikatların ateşe verilmesi, eyleme müdahale eden güvenlik kuvvetlerine molotof kokteyliyle saldırılması eylemine ilişkin olarak, ikrar içeren sanık anlatımları ile elde edilen diğer delillere göre, bu eyleme sanıklar M. ve N. ile inceleme dışı sanıklar T., F., M., M., C. ve F.’nin yüzlerini kapatıp molotof kokteyli atmak suretiyle katıldıkları kabul edilerek silahlı terör örgütünün propagandasını yapma, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarından mahkûmiyetlerine karar verildiği, 16.08.2010 tarihinde saat 21.30 sıralarında G.M., B. ve E. Sokakların kesişiminde, yüzleri maske ile kapalı olan 40-50 kişilik grup tarafından “biji serok apo” şeklinde slogan atılması, çöp konteynerleri ile barikat kurulup yolun trafiğe kapatılması, eyleme müdahale eden emniyet kuvvetlerine ve araçlarına molotof kokteyliyle saldırılması, Atatürk büstünün yakılması eylemine ilişkin olarak, ikrar içeren sanık anlatımları ile elde edilen diğer delillere göre, bu eyleme sanık N. ve inceleme dışı sanıklar F., F. ile D.’nin molotof kokteyli atmak, inceleme dışı sanıklar T. ve Ö.’in de yüzlerini kapatıp molotof kokteyli atmak suretiyle katıldığı kabul edilerek tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarından, inceleme dışı sanıklar T. ve Ö.’nün ayrıca silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçundan mahkûmiyetlerine karar verildiği, 17.09.2010 tarihinde saat 23.30 sıralarında G. İlköğretim Okulu binasının birinci katındaki bir takım odaların camları kırıldıktan sonra odalara yanıcı madde dökülmek suretiyle yakılarak zarar verilmesi, çıkan yangın nedeniyle okulun bahçesindeki Atatürk büstünde is oluşması, okulun yan duvarına sprey boya ile yazıların yazılması eylemine ilişkin olarak, ikrar içeren sanık anlatımları ile elde edilen diğer delillere göre, bu eyleme sanık N. ve inceleme dışı sanıklar F. ile T.’nin okulun camlarını kırıp odaları yanıcı madde ile yakmak suretiyle katıldıkları kabul edilerek mala zarar verme suçundan mahkûmiyetlerine karar verildiği,
Bununla birlikte, dosya kapsamı, sanık anlatımları, PKK terör örgütünün yayın organları tarafından verilen talimatların yerine getirilmesi, eylemlerde roller üstlenilmesi, gizlilik kurallarına riayet edilmesi, çeşitlilik, süreklilik ve yoğunluk gösteren eylemlerin gerçekleştirilme tarzı nazara alınarak sanıklar Ü., D., E., M. ve N. ile inceleme dışı sanıklar C., B., Ö., S., H., F., F., M., M., Y., D. ile T.’nin örgüt ile aralarında hiyerarşik ve organik bağ bulunduğu kabul edilerek silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetlerine, ancak soruşturma aşamasında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmayı talep eden sanıkların, kovuşturmada bu taleplerinden vazgeçtiklerinden bahisle, haklarında TCK’nın 221. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmamasına karar verildiği, Anlaşılmaktadır. Kovuşturmada savunması alınamadığından hakkındaki davalarının ayrılmasına karar verilen inceleme dışı sanık H. G. müdafii huzurunda soruşturma aşamasında; sanıklar N., E., M. ve inceleme dışı sanıklar T., F., Ö., Y., M., M., B., C. ve D.’un M. G. Mahallesi DYG gençliği içerisinde faliyet yürüttüklerini ve molotoflu korsan gösteri eylemlerine aktif olarak katıldıklarını, 16.08.2010 tarihli eylemi gerçekleştirenler arasında sanık N. ve inceleme dışı sanıklar Ö. ile F.’in, 17.09.2010 tarihli eylemi gerçekleştirenler arasında sanık N. ve inceleme dışı sanık F.’in, 19.10.2009 tarihli eylemi gerçekleştirenler arasında da inceleme dışı sanık Ö.’nün yer aldığını, Sanık N. D. müdafii huzurunda soruşturma aşamasında; PKK terör örgütünün gençlik yapılanması olan DYG’nin toplantılarına 3-4 defa katıldığını, G. DYG mahalle komitesi sorumlusu olan inceleme dışı sanık M.’in 09.02.2010 günü kendisine verdiği molotof kokteyllerini, bu şahsın tarif ettiği yere bıraktığını, belediye otobüsünün yakıldığı bu eyleme G. DYG üyesi olan inceleme dışı sanıklar H. ve F.’nin yüzleri kapalı hâlde katıldıklarını, inceleme dışı sanık F.’in DYG Gülsuyu sorumlusu olduğunu, eylemleri organize ederek eylemlere katılacak şahısları topladığını, sanık M.’in DYG’nin E. G. Lisesi sorumlusu olduğunu ve görevinin gençleri DYG mensubu yaparak örgütlemek olduğunu, sanık Ü. ve inceleme dışı sanıklar Y. ile D.’nin G. DYG üyesi olduğunu, sanık D.’nin ve inceleme dışı sanıklar T., C. ve S.’nin M. G. Mahallesi DYG gençliği içerisinde faliyet yürüttüklerini ve molotoflu korsan gösteri eylemlere aktif olarak katıldıklarını, inceleme dışı sanık Ö.’nün G. DYG üyesi olduğunu ve 19.10.2009 tarihinde gerçekleşen üç aracın yakılması eylemine katıldığını, 09.11.2009 tarihli eylemde grubun sanık E.’ye ait araçla G.’nin dışına çıkarıldığını, 08.04.2011 tarihli oturumda mahkemeye sunduğu savunma dilekçesinde; sanık Ü.’nün kendisini uyarmasına rağmen çağrıldığını öğrenince emniyete kendiliğinden gittiğini, ancak karakolda baskıya maruz kaldığını, barodan gelen avukatın ifade esnasında yanında bulunmadığını, gösterilen kamera görüntülerinde mahalleden arkadaşı olanları tanıdığını, ancak bu kişilerin suç işleyip işlemediklerini bilemeyeceğini söylediğini, ifade tutanağına bakmadan imzaladığını, bu sebeple ne yazıldığını bilmediği kollluk ifadesini savcılıkta da kabul ettiğini, molotof atılan eylemlere katıldığına dair ifadelerin doğru olmadığını, Sanık M. A. müdafii huzurunda soruşturma aşamasında; sanık N. ile inceleme dışı sanıklar F., Ö., F., M., M. ve D.’un M. DYG içerisinde yer aldıklarını, 09.02.2010 tarihinde sanık N. ile inceleme dışı sanık M.’in kendisine belediye otobüsünü yaktıklarını söylediklerini, 07.01.2010 tarihli eylemi kendisine inceleme dışı sanık F.’nin haber verdiğini, eylem yerinde yüzlerini kapattıklarını, sanık N.’nin kendisine içerisinde yaklaşık 10-15 adet molotof kokteyli bulunan poşet verdiğini, poşeti yanına alıp grupla birlikte yürüdüğünü, olaylar çıktıktan kısa süre sonra polis panzerinin geldiğini, bunun üzerine gruptaki eylemcilerin molotof kokteyllerini polis panzerine attıklarını, söz konusu eylemi inceleme dışı sanık F.’nin yönettiğini, sanık N. ile inceleme dışı sanıklar F., T., F., C. ve M.’nin yüzlerini maskeyle kapatarak slogan atıp molotof kokteyli fırlatklarını, kendisinin ve inceleme dışı sanık M.’in ise yüzlerini maske ile kapatarak slogan attıklarını, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini, Kovuşturma aşamasında ise önceki beyanlarından farklı olarak; emniyette avukat tutmasına izin verilmediğini, barodan avukatın geleceği ve baro görevlendirmesine ilişkin olduğu söylenerek kendisine birtakım belgelerin imzalatıldığını, ifade sırasında avukat bulunmadığını, tutanakları okumadan imzaladığını, fotoğraf teşhis işleminde de bulunmadığını, savcılıkta aynı ifadeyi vermesi hususunda bir emniyet görevlisinin kendisini tehdit ettiğini, bu nedenle savcılıkta kolluk ifadesini tekrar ettiğini, diğer sanıklar aleyhine ifade vermediğini, atılı suçlamaları kabul etmediğini, Sanık Ü. C. müdafii huzurunda soruşturma aşamasında; 2009 yılının Şubat ayında inceleme dışı sanıklar Ö. ve M.’nin, kendisine PKK silahlı terör örgütünün propagandasını yapmaya başladıklarını, daha sonra adı geçenlerin araç yakma ve molotoflu korsan gösteri eylemlerine kendisini de çağırdıklarını, ayrıca inceleme dışı sanık M.’nin DYG’nin G. Mahalle komitesi sorumlusu olduğunu inceleme dışı sanık Ö.’den öğrendiğini, 18.10.2009 tarihinde inceleme dışı sanık Ö.’nün isteği üzerine kuru sıkıdan bozma silahı bu şahsa parkta
teslim ettiğini, bu esnada inceleme dışı sanık Ö.’nün yanında sanık N.’nin da bulunduğunu, inceleme dışı sanık Ö.’nün kendisine, G.’nda gece vakti araç yakacaklarını söylediğini, 19.10.2009 tarihinde üç vatandaşın arabalarının yakılması eyleminin gerçekleştiğini daha sonradan öğrendiğini, bu eyleme inceleme dışı sanık Ö. ve sanık N.’nin katıldıklarını, 09.11.2009 tarihinde sabah saatlerinde Y. Markete gittiğinde söz konusu markette çalışan sanık N.’nin üzerinde gördüğü kıyafeti aynı gün akşam saatlerinde H. Meydanda eylem yapan yüzleri maskeli şahıslar arasında gördüğünü, bu olaylar nedeniyle pişman olduğunu, Kovuşturma aşamasında ise; emniyette sanık N. aleyhine ifade verdiğini, fakat diğer sanıklar hakkında beyanda bulunmadığını, emniyet görevlilerince getirilen bir takım belgelerin “seni avukatla görüştüreceğiz, acelemiz var” denilerek imzalatıldığını, sanık N. ile ilgili bölümü dışında kolluk ifadesini kabul etmediğini, örgütle bağlantısının olmadığını, hiçbir eyleme katılmadığını, suçlamayı kabul etmediğini, Sanık D.P. müdafii huzurunda soruşturma aşamasında; PKK’nın gençlik yapılanması toplantılarının genelde G.da bulunan K. M. İlköğretim Okulunun bahçesinde yapıldığını, sanık N. ile inceleme dışı sanık M.’nin PKK’nın G. Mahallesi gençlik yapılanması sorumlusu olduklarını, adı geçenlerin G. Mahallesinde PKK terör örgütü adına gerçekleştirilen molotoflu korsan gösteri eylemlerine aktif olarak katıldıklarını ve sorumlu oldukları dönemlerde gerçekleştirilen eylem talimatlarını verdiklerini, ayrıca sanık N.’nin kendisini zaman zaman mahallede yapılacak olan molotof kokteylli korsan gösteri eylemlerine çağırdığını, sanıklar M. ve E. ile inceleme dışı sanıklar T., F., Ö., Y., M., M., B., C. ve D.’nin, G. Mahallesinde PKK terör örgütü adına gerçekleştirilen molotof kokteylli korsan gösteri eylemlerine aktif olarak katıldıklarını, 19.10.2009 günü üç vatandaşın aracının yakılması eylemi öncesinde sanık N.’nin “3-4 tane araba var, bu araçlarda Türk Bayrakları var, bu araçları sen, ben ve Ö.D.yakacağız” dediğinde, yorgun olduğundan bahisle gelemeyeceğini söylediğini, bu arada yanlarında bulunan inceleme dışı sanık Ö.’nün, sanık N.’ye hitaben “ben benzini aldım, uygun bir yerde muhafaza ediyorum, gidip alalım” dediğini, adı geçenlerin yanından ayrıldıkları sırada sanık N.’nin kendisine, duyduklarından kimseye bahsetmemesi gerektiğini söylediğini, bu eylemi sanık N.’nin organize ettiğini, inceleme dışı sanık Ö.’nün de eylemde kullanılan benzini temin ettiğini, 09.02.2010 tarihinde sanık N. ve inceleme dışı sanık M.’nin belediye otobüsüne molotof kokteyli attıklarını, eylemden sonra sanık N.’nin kendisine söylediğini, 16.08.2010 tarihinde H. meydanında gerçekleşen eylemde sanık N.’nin, aralarında yüzleri maskeli eylemcilerin bulunduğu grubu organize ederek yönlendirdiğini, eylem devam ederken Atatürk büstüne molotof kokteylleri atıldığını, sanık N.’nin attığı molotof kokteyli ile Atatürk büstünün yere düştüğünü, pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediğini, Kovuşturma aşamasında ise; kollukta iki gün gözaltında kaldıktan sonra yanına bazı kağıtlarla gelen görevlilerin “bunları imzalarsan avukat temin edeceğiz, imzalamazsan Cumhuriyet savcısının karşısına çıkamazsın, tutuklanırsın” demeleri üzerine kağıtları imzaladığını, barodan tayin edilen avukat huzurunda verdiği kolluk ifadesinde ayrıntılı beyanda bulunmadığını, kendisine tape kayıtlarıyla ilgili soru sorulmadığını ve fotoğraf teşhisi yaptırılmadığını, kollukta ve yine müdafii huzurunda Cumhuriyet savcılığında alınan ifadelerinde kimsenin hakkında beyanda bulunmadığını, suçlamaları kabul etmediğini, örgütle bağlantısının bulunmadığını, hiç bir eyleme katılmadığını, Sanık E. B. müdafii huzurunda kollukta; inceleme dışı sanık M.’nın M. DYG sorumlusu olduğunu, adı geçenin G. ve G. Mahallelerinde meydana gelen molotof kokteylli korsan gösteri eylemlerinin talimatını verip aktif olarak bu eylemlere katıldığını ve devamlı silahla gezdiğini, M. DYG lise komitesinde sorumlu düzeyde faliyet gösteren sanıklar M. ve N. ile inceleme dışı sanıklar F., F., “A.-H.” kod isimli H., Ö., “Hoca” kod isimli M. ve T.’nin M. DYG içerisinde yer aldıklarını, adı geçenlerin G. ve G. Mahallelerinde meydana gelen molotof kokteylli korsan gösteri eylemlerine katıldıklarını, M. DYG lise komitesi içerisinde yer alan inceleme dışı sanık D.’nin ise bir kez eyleme katıldığını, 09.02.2010 tarihli eylem öncesinde yanına sanık N. ile inceleme dışı sanıklar F., H. ve M.’nin geldiklerini ve inceleme dışı sanık F.’nin kendisine heykelin bulunduğu yere gideceklerini söylediği, elinde içi benzin dolu bidon bulunan sanık N.’nin kendisine heykelin bulunduğu yere gitmesini ve İETT otobüsüsü geldiğinde telefon açıp şifreli olarak “Çocuğu yolladım maç elbiselerini ver” demesini istemesi üzerine okul durağına gittiğini, saat 21.00 sıralarında İETT otobüsünün geldiğini görünce sanık N.’yi arayarak “çocuğu yolladım, maç elbiselerini ver” dediğini, olaydan sonra sanık N.’nin kendisine, otobüsü iki durak sonra inceleme dışı sanıklar F. ve H. ile birlikte durdurup molotof kokteyli atarak yaktıklarını anlattığını, 16.08.2010 tarihinde marketlerinin bulunduğu sokakta yüzleri bezlerle kapalı yaklaşık 30-35 kişinin PKK adına gösteri yapmak amacıyla toplandığını, bu kişilerin eylemden önce kendilerinden, marketlerinin güvenlik kamerasının yönünü iç tarafa çevirmelerini istemeleri üzerine korkudan kamerayı çevirdiklerini, eylemci grubun çöp konteynerlerini devirerek çok sayıda molotof kokteylini yere attıklarını, inceleme dışı sanık F.’nin bu eyleme yüzü bezle kapalı hâlde,
molotof kokteyli fırlatmak ve slogan atmak suretiyle, sanık N. ile inceleme dışı sanıklar Ö. ve T.’nin de yüzleri bezlerle kapalı hâlde slogan atmak suretiyle katıldıklarını, Savcılıkta ve mahkemede ise önceki beyanlarından farklı olarak; kolluk ifadesini kabul etmediğini, PKK terör örgütüyle ilgisinin olmadığını, hiç bir eyleme katılmadığını, suçlamayı kabul etmediğini, Savunmuşlardır. Uyuşmazlığın sağlıklı bir biçimde çözümlenebilmesi için öncelikle etkin pişmanlık müessesesi üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır. 5237 sayılı TCK’nın kabul ettiği suç teorisi uyarınca, suçun kanuni tanımında yer alan unsurların gerçekleşmesiyle, ortaya cezalandırmaya layık bir haksızlık çıkmakta, kusuru kaldıran bir sebebin de bulunmaması hâlinde fail hakkında bir cezaya hükmolunmaktadır. Fakat bazı hâllerde kanun koyucu, failin cezalandırılması için başka birtakım unsurların da bulunması ya da bulunmamasını aramıştır. İşte haksızlık ve kusur isnadı dışında kalan bu gibi hususlar “suçun unsurları dışında kalan hâller” başlığı altında ele alınmaktadır. Bunlardan failin cezalandırılması için gerekli olanlara “objektif cezalandırılabilme şartları”, bulunmaması gerekenlere de, “şahsi cezasızlık sebepleri” veya “cezayı kaldıran veya azaltan şahsi sebepler” denilmektedir (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2015, 8. Baskı, s. 351). Bu yönüyle etkin pişmanlık; cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebepler arasında yer almaktadır. İşledikleri suç nedeniyle kişilerin cezalandırılması kural olmakla birlikte, bazı şartların gerçekleşmesi hâlinde, kişi hakkında ceza davasının açılmasından, açılmış olan davanın devamından ve sonuçta ceza verilmesinden ya da mahkûm olunan cezanın infazından vazgeçilmesi izlenen suç politikasının bir gereğidir. Bilindiği üzere suç, bir süreç içinde işlenmekte olup buna suç yolu (iter criminis) denilmektedir. Bu süreçte fail önce belli bir suçu işlemek hususunda karar vermekte, daha sonra bunun icrasına yönelik hazırlıkları yapmakta, son olarak da icra hareketlerini gerçekleştirmektedir. Çoğu suç, fiilin icra edilmesiyle tamamlanırken, kanuni tarifte ayrıca bir unsur olarak neticeye yer verilen suçlarda suçun tamamlanması için fiilin icra edilmesinden başka ayrıca söz konusu neticenin de gerçekleşmesi aranmaktadır. Türk Ceza Kanunu’nun 36. maddesindeki “gönüllü vazgeçme” düzenlemesiyle failin suç yolundan dönerek suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlemesi; etkin pişmanlığa ilişkin düzenlemelerle de, suç tamamlandıktan sonra hatasının farkına vararak nedamet duyup neden olduğu haksızlığın neticelerini gidermesi için teşvikte bulunulması amaçlanmıştır. 5237 sayılı TCK’da etkin pişmanlık, bütün suçlarda uygulanabilecek genel bir hüküm olarak değil, özel suç tipleri bakımından uygulanabilecek istisnai bir kurum olarak düzenlenmiştir. Bu bağlamda kanun koyucu bazı suçlara ilişkin etkin pişmanlık düzenlemesini “etkin pişmanlık” başlığıyla bağımsız bir madde hâlinde (TCK 93, 110, 168, 192, 201, 221, 248, 254, 269, 274, 293), bazılarını ise suç tipinin düzenlendiği maddenin bir fıkrası şeklinde yapmıştır. (TCK 184/5, 245/5, 275/2-3, 281/3, 282/6, 289/2, 297/4, 316/2). Bu düzenlemelerin bir kısmında etkin pişmanlık nedeniyle failin cezasının bütünüyle ortadan kaldırılması öngörülmüş iken bir kısmında ise sadece belli oranda indirilmesi kabul edilmiştir. Etkin pişmanlık, Kanun’un etkin pişmanlığa imkan tanıdığı her suç tipinde o suçun karakterine uygun bir yapıya bürünmektedir (Yasemin Baba, Türk Ceza Kanun’unda Etkin Pişmanlık, 12 Levha Yayınları, İ., 2013, 1. Baskı, s. 22). Ancak bu durum etkin pişmanlık düzenlemeleri arasında hiçbir ortak unsur olmadığı anlamına gelmemektedir. Gerek Türk Ceza Kanunu’ndaki gerekse özel ceza kanunlarındaki etkin pişmanlık düzenlemeleri incelendiğinde ve öğreti ile yargısal kararlardaki görüşler değerlendirildiğinde “etkin pişmanlığın” unsurlarının; 1- Kanunda etkin pişmanlığa imkân tanıyan bir düzenleme bulunması, 2- Suçun tamamlanmış olması, 3- Failin kanunda öngörülen biçimde aktif bir davranışının olması, 4- Failin bu davranışının iradi olması, Şeklinde belirlenmesi mümkündür. Etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için öncelikle kanunda o suç ve faili bakımından buna imkân tanıyan özel bir düzenleme bulunması gerekir. Her suç açısından etkin pişmanlığın uygulanması mümkün değildir. Esasen niteliği gereği her suç etkin pişmanlığa elverişli de değildir. O suç tipi bakımından kanunda etkin pişmanlık düzenlemesi öngörülmemişse “kanunilik ilkesi” uyarınca kıyas veya yorum yoluyla da olsa etkin pişmanlık uygulanamaz.
Etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için suçun tamamlanmış olması gerekir. Teşebbüs aşamasında kalan suçlar bakımından etkin pişmanlıktan söz edilemez, ancak şartları varsa “gönüllü vazgeçme” gündeme gelebilir. Etkin pişmanlığın diğer bir şartı, failin kanunda öngörülen biçimde aktif bir davranışının bulunmasıdır. Gerçekten de etkin pişmanlığa ilişkin düzenlemeler incelendiğinde “suçun meydana çıkmasına ve diğer suçluların yakalanmasına hizmet ve yardım etme”, “mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakma”, “mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderme”, “diğer suç ortaklarını ve sahte olarak üretilen para veya kıymetli damgaların üretildiği veya saklandığı yerleri merciine haber verme”, “örgütü dağıtma veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlama”, “iftiradan dönme”, “gerçeği söyleme” gibi çeşitli şekillerde failden, işlediği suçla gerçekleşen haksızlığın neticelerini mümkün olduğunca ortadan kaldırmaya yönelik aktif davranışlarda bulunmasının arandığı görülmektedir. Gerçekleştirdiği haksızlığın neticelerini Kanun’un aradığı biçimde ortadan kaldırmaya yönelik hiçbir aktif davranışta bulunmayan fail hakkında etkin pişmanlık hükmünün uygulanması mümkün değildir. Nitekim müessesenin adlandırılmasında, sergilenmesi gereken davranışın bu özelliğine binaen “etkin” kelimesi tercih edilmiştir. Karşılaştırmalı hukukta da müessesenin adlandırılmasında benzer bir vurgunun yapıldığı görülmektedir. Örneğin; sırasıyla Alman, Fransız, İspanyol ve İngiliz Hukukunda adlandırma: “Tätige Reue”, “Repentir actif”, “Arrepentimiento activo eficaz”. “Active repertance” şeklindedir. Ancak aktif davranış, bizzat fail tarafından bir davranışta bulunulmasının zorunlu olduğu şeklinde anlaşılmamalıdır. Failin iradesine dayanan üçüncü kişinin hareketi de, bu hareketin yapılmasına fail tarafından neden olunduğu sürece yeterli kabul edilmelidir. Etkin pişmanlığın varlığının kabul edilebilmesi için sanığın suç sonrası sergilediği aktif davranışın iradi olması da lazımdır. Bu şart etkin pişmanlığın subjektif unsurunu teşkil etmektedir. Etkin pişmanlığın varlığının kabulü için tek başına failin haksızlığın sonuçlarını ortadan kaldırmaya yönelik davranışlarda bulunmuş olması yeterli değildir. Etkin pişmanlıkta fail, suç sonrası zararı gidermeyi, engellemeyi, düzeltmeyi ya da tehlikeyi önlemeyi iradi yani gönüllü olarak yapmalıdır. Çoğu zaman fail bu tür davranışları, suçu işledikten sonra duyduğu pişmanlığın tesiri ile yapmaktadır. Bu nedenle müessesenin adlandırılmasında tercih edilen ikinci kelime de “pişmanlık” olmuştur. Aynı şekilde karşılaştırmalı hukukta da örnekleri verilen isimlerden anlaşılacağı üzere “tövbe” kelimesiyle bu vurgunun yapıldığı görülmektedir. Etkin pişmanlıkta ceza verilmesinden vazgeçilmesinin yahut cezadan indirim yapılmasının temelinde failin bu pişmanlığı yatmaktadır. Zira cezalandırılmada güdülen asıl amaç, kişinin pişmanlık duymasını sağlayıp yeniden topluma kazandırılmasıdır. Failin dışa yansıyan davranışının pişmanlığının tezahürü olarak kabul edilebilecek derecede iradi olması yeterli olup iç dünyasına bakılıp gerçekten samimi olup olmadığı aranmaz. Bu bakımdan sanığın davranışında cezadan kurtulma saiki de etkili olmuş olsa, önemli olan salt bu saikle hareket edilmemiş olmasıdır. Nitekim, Ceza Genel Kurulunun 20.10.2015 gün ve 534- 332 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır. Etkin pişmanlıkla ilgili bu genel açıklamalardan sonra uyuşmazlık konusuyla ilgisi bakımından, 5237 sayılı TCK’nın 221. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünden önceki yasal düzenlemelere de değinmek gerekmektedir. Terör örgütlerinin insan kaynağının kurutulabilmesi, alınabilecek diğer tedbirlerle birlikte bu örgütlerin etkisizleştirilip ortadan kaldırılmaları, geçmişte meydana gelen terör eylemlerinin aydınlatılabilmesi, gelecekte işleyebilecekleri suçların engellenmesi ve terör örgütüne üye olanların tekrar topluma kazandırılabilmeleri bakımından 05.06.1985 tarihli ve 3216 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun kabul edilerek yürürlüğe konulmuştur. Bu Kanun’un iki yıllık yürürlük süresinin bitmesi üzerine aynı amaçlara yönelik olarak 25.03.1988 tarihli ve 3419 sayılı Kanun çıkarılmış, bu Kanun’un 1. maddesi süreli, diğer maddeleri ise süresiz olarak yürürlüğe girmiştir. Anılan 1. maddenin sona eren yürürlük süresi zaman içinde 3618, 3853, 4085, 4450 ve 4537 sayılı Kanun’larla uzatılmış ve nihayet 29.08.2000 tarihinde uygulaması sona ermiş ise de, bu süre içinde beklenen amaca ulaşılamaması nedeniyle bu kez benzer amaçlarla 29.07.2003 tarihinde kabul edilen 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu 06.08.2003 tarihinde yürürlüğe konulmuştur. 4959 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde; “Yakalandıktan sonra bilgi verme eğilimindeki bir çok örgüt mensubu nedamet eğiliminde olmasına rağmen herhangi bir ceza indiriminden yararlanma ihtimali bulunmadığından nedametini açıkça dile getirmemekte ve bilgi vermekten kaçınmaktadır. Oysa önemli konumdaki bir örgüt mensubunun, örgütle ilgili olarak verdiği bilgilerle, faili meçhul kalmış suçlar aydınlatılabilmekte ve örgüt mensuplarının yakalanabilmesi sağlanabilmektedir.” denilerek, Kanun’un çıkarılma amacı, yakalanan örgüt mensuplarının bilgi vermeleri, bu suretle faili meçhul kalmış olayların aydınlatılması ve örgüt mensuplarının yakalanabilmesi olarak açıklanmıştır.
Aynı Kanun’un; 3. maddesinde; kanundan yararlanamayacak kişiler sayılmıştır. Buna göre; tamamı üzerinde etkili olabilecek şekilde terör örgütünü sevk ve idare edenlerin, hükmü kesinleşmeden önce hâkim huzurunda önceki beyanlarını reddeden veya bu kanun hükümlerinden yararlanmak istemediğini beyan eden faillerin ve haklarında 3216, 3419, 3618, 3853, 4085, 4450 ve 4537 sayılı kanun hükümleri uygulanmış bulunanlardan, anılan kanunların kapsamına giren suçları yeniden işleyenlerin, bu Kanun’dan yararlanamayacakları öngörülmüştür. 4. maddesinde ise; Kanun’un uygulanma koşulları ve esasları düzenlenmiş, terör örgütü mensubu olup da bu kanundan yararlanabileceklere uygulanacak cezasızlık hâli ile ceza indirimi miktarları ve bunların koşulları belirtilmiştir. Maddenin (a) bendinde; terör örgütü tarafından işlenen suçlara iştirak etmemiş bulunanların kendiliklerinden veya dolaylı teslim olmaları hâlinde veya bunların kendiliklerinden örgütten çekildiği anlaşıldığında, ceza verilmeyeceği hükme bağlanmıştır. Bunların cezasızlık hâlinden yararlanmaları için örgütün faliyetleri hakkında herhangi bir bilgi vermeleri de gerekmemektedir. Maddenin (b) bendinde, terör örgütü tarafından işlenen suçlara iştirak etmiş olup da silahlı mukavemet göstermeksizin kendiliklerinden veya dolaylı teslim olanların yahut kendiliklerinden örgütten çekildiği anlaşılıp da bu kanundan yararlanmak istediğini açıklayanların hangi koşullar altında ceza indiriminden yararlanabilecekleri düzenlenmiştir. Buna göre, terör örgütü mensubu bu kişilerin, örgüte girişleri, örgüt içindeki faliyetleri, bu sırada tanıdığı diğer örgüt mensupları, amirleri ve örgütün eylemleri hakkında bilgi vermeleri ve bu bilgilerin kendilerinin örgüt içindeki konum ve faliyetleri ile uyumlu olması, ayrıca bu bilgilerin doğruluğunun da saptanması gerekmektedir. Maddenin (c) bendinde ise; yakalanan örgüt mensuplarının durumu düzenlenmiştir. Bu bentte de bilgi verme koşulu aranmış, bilgi vermenin, hükmün kesinleşmesinden önce veya sonra olmasına göre ikili bir ayrıma gidilmiş ve bu ayrıma göre yapılacak ceza indirimleri farklı şekilde düzenlenmiştir. İradeleriyle teslim olmayan veya kendiliklerinden örgütten çekilmeyen bu kişiler güvenlik güçlerinin özel çabası sonucu ele geçirildiklerinden, bunlar hakkında ceza indirimine gidilebilmesi için (b) bendinden farklı olarak, verdikleri bilgilerin terör örgütünün dağılmasına veya meydana çıkarılmasına yardım etmesi veya verdikleri bilgi ve belgelerle ya da bizzat gösterecekleri çabayla örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olması koşulu aranmıştır. Bu Kanun’un 8. maddesiyle, cezasızlık hâli ya da cezada indirim öngören aynı Kanun’un 4. maddesinin birinci ve son fıkrasının yayımı tarihinden itibaren altı ay sonra yürürlükten kalkacağı hüküm altına alınmıştır. Uyuşmazlık konusunu oluşturan 5237 sayılı TCK’nın “Etkin pişmanlık” başlıklı 221. maddesi ise; “(1) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu nedeniyle soruşturmaya başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce, örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan kurucu veya yöneticiler hakkında cezaya hükmolunmaz. (2) Örgüt üyesinin, örgütün faliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz. (3) Örgütün faliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesinin, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi halinde, hakkında cezaya hükmolunmaz. (4) Suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi halinde, hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Kişinin bu bilgileri yakalandıktan sonra vermesi halinde, hakkında bu suçtan dolayı verilecek cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılıR.” şeklinde düzenlenmiş olup maddenin ilk dört fıkrasında, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu amaçla kurulmuş örgüte üye olmak suçları ile ilgili etkin pişmanlık gösteren faillerin birbirinden farklı koşullarla, cezanın kaldırılmasını veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi hâller kabul edilmiştir. Öte yandan 3713 sayılı Kanun’un “Terör örgütleri” başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanunu’nun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.” hükmüyle TCK’nın 314. maddesine atıf yapılmış,
TCK’nın 314. maddesinde tanımlanan “Silâhlı örgüt” suçu ise; “(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir. (3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.” şeklinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere; TCK’nın 314. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, TCK’nın 314. maddesinde düzenlenen silahlı örgüt suçu açısından da uygulanacaktır. Bu sebeple, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu bakımından “diğer hükümler” kapsamında olan TCK’nın 221. maddesinin, aynı Kanun’un 314. maddesi yönünden de tatbiki gerekmektedir. Zira bir anlamda TCK’nın 220. maddesinde düzenlenen örgüt suçu tipine tam olarak bağlı olan TCK’nın 221. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hâli, aynı Kanun’un 314. maddesinin de ayrılmaz bir parçası niteliğindedir. Nitekim, 05.06.1985 tarihli ve 3216 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun, 25.03.1988 tarihli ve 3419 sayılı Kanun ve 29.07.2003 tarihli 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu’na benzer şekilde 5237 sayılı TCK’nın 221. maddesinde yapılan düzenlemeyle; kanun koyucu, örgütlerle etkin mücadele edebilmek için, örgütleri ortaya çıkarıp dağıtmayı, örgüt elemanlarını devletin yanına çekerek bir yandan zayıflatıp diğer yandan da örgütlerin deşifre olmasını sağlayarak örgüt bünyesinde faliyet gösteren failleri yakalamayı, “etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanan sanıkları topluma kazandırmayı, örgüt bünyesinde gerçekleştirilen eylemleri açığa çıkarmayı ve benzer suçların tekrar işlenmesini önlenmeyi amaçlamaktadır. TCK’nın 221. maddesinin gerekçesinde; “Madde metninde, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu amaçla kurulmuş örgüte üye olmak suçları ile ilgili olarak etkin pişmanlık hâli düzenlenmiştir. Birinci fıkrada, örgüt kurucu veya yöneticileri ile ilgili etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Buna göre; suç işlemek amacıyla örgüt kurmak veya yönetmek dolayısıyla haklarında soruşturmaya başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce, örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan kişiler hakkında cezaya hükmolunmaz. İkinci fıkrada, suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olan kişilerle ilgili etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Örgüt üyesinin, etkin pişmanlık hükmünden yararlanabilmesi için, örgütün faliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmemiş olması ve ayrıca, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi gerekir. Bu koşulların gerçekleşmesi hâlinde, hakkında cezaya hükmolunmayacaktır. Bu koşullar gerçekleştikten sonra, kişi hakkında örgüt üyesi olmaktan dolayı soruşturma başlatılmış olmasının veya örgütün faliyeti çerçevesinde başkaları tarafından suç işlenmiş olmasının, etkin pişmanlıktan yararlanma açısından bir önemi bulunmamaktadır. Üçüncü fıkrada ise, yakalanan örgüt üyesi ile ilgili etkin pişmanlık hükmüne yer verilmiştir. Yakalanmış olmasına rağmen, bu fıkrada belirlenen şartların gerçekleşmesi hâlinde örgüt üyesi cezalandırılmayacaktır. Bu şartlardan birisi, örgütün faliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmemiş olmak; diğeri ise, örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermiş olmaktır. Verilen bilginin, örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli olup olmadığını takdir yetkisi mahkemeye aittir. Kişi, suç işlemek için kurulmuş olan örgütün kurucusu, yöneticisi veya üyesi olmakla birlikte, örgütün ulaştığı yapılanma itibarıyla dağılmasını sağlama imkanından yoksun olabilir. Bu durumda bile, söz konusu sıfatları taşıyan kişilerin belli şartlarda etkin pişmanlıktan yararlanması sağlanabilmelidir. Bu düşüncelerle maddenin dördüncü fıkrası düzenlenmiştir. Buna göre, suç işlemek amacıyla örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan kişinin, gönüllü olarak teslim olup, örgütün yapısı ve faliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi hâlinde, hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmayacaktır. Kurucu, yönetici veya üyenin, örgütün yapısı ve faliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgileri yakalandıktan sonra vermesi hâlinde, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı hakkında verilecek cezada belli oranda indirim yapılması kabul edilmiştir.” açıklamalarına yer verilmiştir. TCK’nın 221. maddesinin birinci fıkrasına göre; suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu nedeniyle ceza soruşturmasına başlanmadan ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce, örgütü dağıtan veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlayan örgüt kurucu veya yöneticileri hakkında cezaya hükmolunmayacaktır. Bu hükmün uygulanabilmesi için ilgili suç örgütü hakkında soruşturmaya
başlanılmamış olması ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmemiş olması gerekmektedir. Suç örgütü kurulmakla beraber herhangi bir amaç suç işlenmemiş fakat amaç suçları işlemek için bir takım hazırlık hareketi mahiyetinde fiillere girişilmiş ise diğer şartların da varlığı hâlinde bu hükmün uygulanması önünde herhangi bir engel yoktur. Örneğin suç işlemek amacıyla örgüt kuran kimseler işleyecekleri amaç suçlar için silah temin etme, plan program yapma gibi faliyetlere girişmiş olabilirler. Kanun, amaç suçların işlenmemesini şart olarak koştuğu için bu şekilde hazırlık hareketinde kalmış fiillerin varlığına rağmen etkin pişmanlık hükümleri uygulanabilecektir. Fakat eğer hazırlık hareketi niteliğindeki fiiller ayrıca bir suç oluşturuyor ise faillerin, bu fiileri dolayısıyla cezai sorumlulukları saklıdır. Örneğin, ruhsatsız silah veya patlayıcı madde temin eden failin cezai sorumluluğu doğacaktır. Bunun ötesinde eğer hazırlık hareketleri aşaması da geçilerek örgütün amacı doğrultusunda bir suç işlenmiş ise örgüt kurucu ve yöneticilerinin bu etkin pişmanlık hükmünden yararlanmaları imkân dahilinde değildir. TCK’nın 221. maddesinin birinci fıkrasının aradığı bir diğer şart ise, örgüt kurucu ve yöneticilerinin bizatihi örgütü dağıtması ya da vermiş oldukları bilgilerle örgütün dağılmasını sağlamalarıdır. Bu bağlamda, eğer örgüt kurucu veya yöneticilerinin vermiş oldukları bilgiler önemsiz veya önemli olmakla beraber örgütün dağılmasını sağlayacak nitelikte değil ise kurucu ve yöneticilerin bu hükümden yararlanması mümkün değildir. Buna göre; TCK’nın 221. maddesinin birinci fıkrasının uygulanabilmesi için; 1- Fail örgütün kurucusu veya yöneticisi olmalıdır, 2- Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu nedeniyle soruşturmaya başlanmamış ve örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmemiş olmalıdır, 3- Fail örgütü dağıtmalı veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlamalıdır. TCK’nın 221. maddesinin ikinci fıkrasına göre; örgüt üyesi, örgütün faliyeti çerçevesinde işlenen bir suça iştirak etmeksizin ve gönüllü olarak örgütten ayrıldığını yetkili makamlara bildirir ise etkin pişmanlık hükmünden yararlanacak ve ceza almayacaktır. Bu düzenlemede örgüt kurucu ve yöneticilerinde olduğu gibi “soruşturmaya başlanmadan önce” veya “örgütün dağılmasını sağlayacak bilgi verme” şartlarına yer verilmemiştir. Yine ilk fıkrada örgüt kurucu ve yöneticilerinin etkin pişmanlıktan yararlanabilmesi için “örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmemiş olması” şart koşulmuş olmasına rağmen; ikinci fıkrada bu şart “örgüt üyesinin örgütün faliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmemesi” olarak düzenlenmiştir. Nitekim TCK’nın 221. maddesinin ikinci fıkrası gereğince örgüt faliyeti çerçevesinde amaç suçlardan bazılarının işlenmiş olması, örgüt üyesinin bu fıkra hükmünden yararlanmasına engel değildir. Zira bu fıkra bakımından önemli olan örgüt faliyeti çerçevesinde amaç suçların işlenmemesi olmayıp örgüt üyesinin, örgütün faliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmemesidir. Bir başka anlatımla, TCK’nın 221. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan koşullar gerçekleştikten sonra, örgütün faliyeti çerçevesinde başkaları tarafından suç işlenmiş olmasının etkin pişmanlıktan yararlanma açısından bir önemi bulunmamaktadır. TCK’nın 221. maddesinin ikinci fıkrasında, örgüt faliyeti çerçevesinde işlenen herhangi bir suça iştirak etmemiş örgüt üyesinin, örgütten gönüllü ayrılması yanında ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi de ceza almamasının koşulu olarak yer almaktadır. Gönüllü olarak örgütten ayrılma ise, güvenlik kuvvetleri tarafından yakalanmama, zorla ele geçirilmeme anlamını taşımaktadır. Buna göre; TCK’nın 221. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanabilmesi için; 1- İşlenen suçun örgüt üyeliğinden ibaret olması, 2- Sanığın örgüt faliyeti kapsamında herhangi bir suçun işlenmesine iştirak etmemesi, 3- Gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi gerekmektedir. TCK’nın 221. maddesinin üçüncü fıkrasına göre; suç örgütünün faliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeden yakalanan örgüt üyesi hakkında, pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesi hâlinde ceza verilmeyecektir. TCK’nın 221. maddesinin üçüncü fıkrasında, ikinci fıkradan farklı olarak yakalanmış olan örgüt üyesine ilişkin etkin pişmanlık hâli düzenlenmiştir. Kendiliğinden teslim olmaksızın yakalanan örgüt üyesi hakkında cezaya hükmolunmaması, amaç suçlara iştirak etmemiş olmasına ve pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermesine bağlıdır. Çünkü bu durumda fail, yetkili makamlara kendiliğinden teslim olmamış, kolluk tarafından yakalanmıştır.
Kanun; bu durumdaki örgüt mensuplarının da yetkili makamlara örgütün etkisizleştirmesi amacına matuf bilgiler sunması kaydıyla etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmasını kabul etmiştir. Failin vermiş olduğu elverişli bilgilere rağmen örgütün dağılması veya mensupların yakalanması sağlanamamış olabilir. Önemli olan nitelikli bilginin verilmesi olup verilen bilginin, örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli olup olmadığını takdir yetkisi mahkemeye aittir. Buna göre; TCK’nın 221. maddesinin üçüncü fıkrasının uygulanabilmesi için; 1- Fail örgüt üyesi olmalıdır, 2- Örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmemiş olmalıdır, 3- Yakalanmış olmalıdır, 4- Pişmanlık duyarak örgütün dağılmasını veya mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli bilgi vermelidir. TCK’nın 221. maddesinin dördüncü fıkrası, ilk üç fıkrada düzenlenen suçların faillerinin yanı sıra örgüte üye olmamakla beraber örgüt adına suç işleyen, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişileri de kapsamaktadır. Yine, ilk üç fıkrada düzenlenen etkin pişmanlık hâllerinden farklı olarak bu fıkrada etkin pişmanlığın “örgütün amacı doğrultusunda suç işlenmeden önce” veya “örgüt üyesinin örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmemesinden önce” ya da “soruşturmaya başlanmadan önce” vuku bulması şart koşulmamıştır. TCK’nın 221. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesine göre; örgüt kuran, yöneten veya örgüte üye olan ya da üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden failin, gönüllü olarak teslim olup örgütün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermesi hâlinde, hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçundan dolayı cezaya hükmolunmayacaktır. Anılan fıkranın ikinci cümlesine göre ise; gönüllü olarak yetkili makamlara teslim olmamakla birlikte yakalandıktan sonra bahsedilen nitelikteki bilgileri veren failin cezasında üçte birinden dörtte üçüne kadar indirim yapılacaktır. Bu indirim oranı belirlenirken failin vermiş olduğu bilgilerin niteliği göz önünde bulundurulmalıdır. Buna göre; TCK’nın 221. maddesinin dördüncü fıkrasının; Birinci cümlesinin uygulanabilmesi için; 1- Fail, örgütün kurucusu, yöneticisi, üyesi ya da örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden olmalıdır, 2- Gönüllü olarak teslim olmalıdır, 3- Örgütün yapısı ve faliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermelidir. İkinci cümlesinin uygulanabilmesi için; 1- Fail, örgütün kurucusu, yöneticisi, üyesi ya da örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden olmalıdır, 2- Yakalanmış olmalıdır, 3- Örgütün yapısı ve faliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermelidir. Görüldüğü üzere; TCK’nın 221. maddesinin ilk dört fıkrasındaki açık düzenlemeler gereği, ancak örgüt kurma, yönetme veya üye olma suçlarında etkin pişmanlık hükümleri tatbik edilebilecek olup örgüt faliyeti çerçevesinde işlenen diğer suçlar yönünden bu maddede belirtilen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Bu bakımdan, örgütün kurucusu, yöneticisi, üyesi ya da örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen veya örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden fail hakkında TCK’nın 221. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabileceği suçlar, örgüt kurmak, yönetmek veya üye olmak suçlarından ibarettir. Bununla birlikte, “pişmanlık” kavramının, TCK’nın 221. maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesinin tatbiki bakımından irdelenmesine gelince; TCK’nın 221. maddesinin uygulanabilmesi için, etkin pişmanlık kurumunun doğası ve anılan madde başlığının “etkin pişmanlık” olması karşısında; failin pişman olması esasen ön koşul niteliğindedir. Bu nedenle, TCK’nın 221. maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesinin uygulanması bakımından failin yalnızca maddi gerçeğin ortaya çıkması için yararlı bilgiler vermesi yeterli olmayıp bu pişmanlığını yargılamanın her aşamasında sürdürmesi, bu bağlamda pişmanlık duyarak örgütün yapısı çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgileri içeren ifadesini inkar etmemesi gerekir. Pişmanlık duyarak verdiği ifadeyi inkar eden kişinin o aşamada pişmanlığından söz edilemez.
Diğer taraftan, “etkin pişmanlık” başlıklı 221. maddenin üçüncü fıkrasında “pişmanlık duyarak” ibaresi kullanıldığından, bu koşulun dördüncü fıkranın ikinci cümlesi bakımından aranmayacağı ileri sürülebilir ise de; Adalet Komisyonu raporunda da vurgulandığı üzere madde başlığının, maddenin tüm fıkralarının yorumu bakımından ayrılmaz bir parça olması, üçüncü fıkranın uygulanma koşullarının, dördüncü fıkranın ikinci cümlesine göre daha ağır şartlara bağlı tutulması ve madde gerekçesinde belirtildiği üzere, dördüncü fıkranın, üçüncü fıkrada belirtilen nitelikte bilgi verme imkânından yoksun failler bakımından ihdas edilen bir düzenleme olması nazara alındığında, dördüncü fıkranın ikinci cümlesinin uygulanması bakımından, diğer koşulların yanı sıra failin pişmanlık duyması koşulunun da gerçekleşmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, örgütlü suçluluğa ilişkin etkin pişmanlığı düzenleyen TCK’nın 221. maddesinde yer alan fıkraların her birinin uygulanabilmesi bakımından failin pişmanlık duyması ön koşul niteliğinde olduğundan, maddenin “pişmanlık duyarak” ibaresine yer verilmeyen fıkraları açısından da failin pişman olmasının gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Bununla birlikte, yakalandıktan sonra örgütün yapısı ve faliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi veren failin, vermiş olduğu bilgileri aşamalarda inkâr etmesi hâli, maddenin “failin örgütten koparılıp tekrar topluma kazandırılması ve örgüt faliyeti çerçevesinde tekrar suç işlemesinin önlenmesi” şeklinde belirtilen amacıyla bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla, faillerin yakalandıktan sonra usule uygun olarak verdikleri ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması hususunda delil niteliği taşıyan itiraf içerikli beyanları hükme esas alınabilir ise de; bu beyanları sonradan reddeden faillerin pişmanlık duyduklarından söz edilemeyeceği, böylelikle maddede öngörülen amaca aykırı davrandıkları anlaşıldığından, haklarında TCK’nın 221. maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesinin uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Nitekim Özel Dairelerin yerleşmiş uygulamaları da bu doğrultudadır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; PKK silahlı terör örgütüne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında yakalanmalarından sonra, soruşturma aşamasında müdafii huzurunda alınan ifadelerinde örgütün alt yapılanmasına, bu yapı içerisinde faliyet gösteren örgüt mensuplarına, örgütsel faliyet kapsamında işlenen suçlara ve bu suçlara katılan örgüt mensuplarına ilişkin verdikleri bilgileri sonradan inkâr eden sanıkların, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyetlerine ve etkin pişmanlık taleplerinden vazgeçtiklerinden bahisle haklarında TCK’nın 221. maddesinin uygulanmamasına karar verildiği olayda; TCK’nın 221. maddesinin başlığı, amaç, kapsam ve gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde, yorum açısından göz önünde bulundurulması gereken madde başlığında yer alan “etkin pişmanlık” ibaresi gereğince, maddede öngörülen hâllerin uygulanabilmesi açısından hükmün konuluş amacına uygun olarak failin örgütten kopma ve topluma kazandırılma yolunda pişmanlık duyması ve bu pişmanlığının aşamalarda süreklilik arz etmesi gerektiği, buna karşın, verdikleri bilgileri aleyhlerinde beyanda bulundukları diğer sanıkları cezadan kurtarmak için sonradan inkâr eden ve maddeye hâkim olan amaca aykırı hareket eden sanıkların pişmanlıklarından söz edilemeyeceği anlaşıldığından; sanıklar Ü. C., D. P., E. B., M. A. ve N. D. hakkında TCK’nın 221. maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesinin uygulanma koşullarının bulunmadığının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. ... (CGK, 27.03.2018 tarihli ve 1118-121 sayılı)