KARAR METNİ
Derlemedeki karar metni
ÖZET: Mahkûm olduğu suç nedeniyle 13.05.2003 tarihinde gözaltına alınan ve 14.05.2013- 13.11.2003 tarihleri arasında da tutuklu kalan hükümlü hakkında yapılan uyarlama yargılaması sonucunda, 5237 sayılı TCK hükümleri lehe kabul edilerek yapılan uygulamada, yalnızca bu yargılamadaki tutukluluk sürelerine hasren de olsa 5237 sayılı TCK’nın 63. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesinin infazı kısıtlayacağı ve infazda karışıklık oluşturacağı gibi hak kaybına da neden olabileceği, zira Yerel Mahkemenin mahsup uygulamama gerekçesinde belirttiği dosyadaki hükümlünün cezasından mahsubuna karar verilen sürelerin değişik nedenlerle kısmen veya tamamen infaz edilememe ihtimalinin bulunduğu, kaldı ki sözü edilen dosyada sadece tutuklulukta geçen sürelerin mahsup edilip hükümlünün gözaltında geçirdiği sürenin mahsup edilmediği anlaşıldığından, Yerel Mahkemece 5237 sayılı TCK’nın 63. maddesinin hükümlü hakkında uygulanmamasına karar verilmesinin yerinde olmadığı kabul edilmelidir.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 04.04.2003 tarihinde işlenen dolandırıcılık suçundan uyarlama yargılaması sonucunda hüküm kurulurken; 1-… 2-5237 sayılı TCK’nın 63. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesinin infazda karışıklık oluşturup oluşturmayacağının, buna bağlı olarak mahsubun kararda mı gösterilmesi, yoksa kararda bu hususun infaz aşamasında gözetilebileceğine temas edilmesiyle mi yetinilmesi gerektiğinin, Belirlenmesine ilişkindir. ...95 5237 sayılı TCK’nın 63. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesinin infazda karışıklık oluşturup oluşturmayacağı, buna bağlı olarak mahsubun kararda mı gösterilmesi, yoksa kararda bu hususun infaz aşamasında gözetilebileceğine temas edilmesiyle mi yetinilmesi gerektiği;
Kararın diğer kısımlarına TCK’nın 142 ve CMK’nın 150. maddelerine ilişkin bölümlerde yer verilmiştir.
Kararın tekerrüre ilişkin kısmının özetine ve delillere TCK’nın 58. maddesine ilişkin bölümde yer verilmiş olduğundan, deliller ve söz konusu suç ile ilgili hukuki açıklamalar bu karardan çıkarılmıştır.
Tutuklama, ceza yargılamasının güvenli yürümesini ve amacına erişmesini sağlamaya yönelik ve yargılama hukuku açısından zorunlu hâllerde hâkimin verdiği karara dayanan bir önlemdir. Yargılamadaki amaca göre önleyici bir koruma önlemi olduğu kadar kişi özgürlüğü ve güvenliğini kısıtlayan bir içerik de taşımaktadır. Bu nedenle mukayeseli hukukta, sistemler ve sistemlerin dayandığı prensipler farklı olmakla birlikte, kendisine ceza verilmiş olan şahsın, bu cezasından daha önce sınırlandırılmış özgürlük sürelerinin hükmedilen cezasından indirilmesi kabul edilmiştir. Mevkufiyetin (tutukluluğun) mahsubu olarak adlandırılan bu kurumdan amaç, kendisine ceza verilmiş mahkûmun bu cezasından daha evvel çekilmiş, özgürlüğü sınırlayıcı önlemler nedeniyle özgürlüğünden yoksun kaldığı sürelerin tamamen veya kısmen indirilmesinden ibarettir. Mahsubun hukuki esası hakkında, bu kurumun cezanın hafifletilmesi nedenlerinden biri olduğu, evvelce çekilmiş bir ceza olduğu, hususi af olduğu konusunda çeşitli görüşler bulunmakta ise de, mahsup, suçlu olduğu henüz kesin olarak bilinmeyen kişilerin özgürlüklerinden yoksun bırakılması dolayısıyla ortaya çıkan haksızlıkları gidermek için başvurulan ve kişisel özgürlükleri anayasal düzeyde güvence altına alan, önleyici amaçlarla yoksun bırakılan özgürlüğün iadesi için kabul edilen hukuki bir kurumdur. (Kayıhan İçel, Mevkufen Geçen Müddetin Ceza Mahkûmiyetlerinden Mahsubu, İstanbul Hukuk Fakültesi Mecmuası, Cilt: 29, Sayı: 3, s. 569) 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlükten kaldırılan 765 sayılı TCK’nın 40/1. maddesindeki “Hüküm katiyet kesbetmeden evvel vukubulan mevkufiyet ceza mahkumiyetlerinden indirilir.” ve 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 63. maddesindeki “Hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün haller nedeniyle geçirilmiş süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilir. Adlî para cezasına hükmedilmesi durumunda, bir gün yüz Türk Lirası sayılmak üzere, bu cezadan indirim yapılır.” hükümleri ile, her iki Kanunda da mahsubun mecburiliği (hukukî) sistemi kabul edilmiştir. Bu sisteme göre, mahkûm kusuru ile tutuklu kalmış olsa dahi, tutukluluk süresinin verilen cezadan indirilmesi zorunludur. Bu sistemde hakimin görevi, indirim yapılması için gerekli yasal koşulların doğup doğmadığını kontrol etmekten, doğmuş ise yapılan indirimin hesabında hata yapılıp yapılmadığını denetlemekten ibarettir. Ancak 765 sayılı TCK’nın 40. maddesindeki mevkufiyet (tutukluluk), teknik anlamda, tutuklama müzekkeresine dayanılarak özgürlüğün sınırlandırılması anlamında dar yorumlanmayıp, “Bir suç dolayısıyla suçlunun hürriyetinin sınırlandırılması mahiyetinde ve o maksatla geçirdiği süre” şeklinde geniş yorumlanmalıdır. Nitekim bu husus, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın 63. maddesinde, hükmün kesinleşmesinden önce gerçekleşen ve şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün haller nedeniyle geçirilmiş sürelerin, hükmolunan hapis cezasından indirileceği hükme bağlanmakla, yasal bir temele oturtulmuştur. Görüldüğü gibi, 765 sayılı TCK’nın 40 ve benzer düzenlemeleri içeren 5237 sayılı TCK’nın 63. maddeleri uyarınca, mahkûmiyet hükmü kesinleşmeden önce gerçekleşen tutukluluk veya özgürlüğün kısıtlanması sonucunu doğuran tüm süreler ceza mahkûmiyetinden indirilecektir. Tutuklu kalınan sürenin mahkûmiyetten mahsup edilebilmesi için, tutukluluğun mahsup yapılacak suça konu mahkûmiyete ait olması gerekmeyip, sanığın tutuklu kaldığı suçtan dolayı verilecek hükmün kesinleşmesinden önce, işlemiş olduğu diğer bir suç nedeniyle de tutuklu kalınan sürenin mahsubu olanaklıdır. Burada önemli olan husus, mahsuba konu mahkûmiyete ait suçun, tutuklu kalınan suçtan verilen hükmün kesinleşmesinden önce işlenmesi olup, bunun da temel nedeni, sanığın daha önceden tutuklu kaldığı süreye güvenerek, yeniden bir suç işlemesine engel olmak düşüncesidir. Ceza Genel Kurulunun 28.05.2013 tarihli ve 42-272 sayılı kararında belirtildiği üzere; uyarlama yargılamasında yeni kanunun lehe sonuç doğurduğu belirlendiğinde sonraki kanuna göre uygulama yapılması, aksi belirlendiğinde ise önceki hükümde değişikliğe yer olmadığına, başka bir deyişle uyarlama davasının reddine karar verilmesi gerekir. Mahkeme, ulaştığı sonuca göre beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve davanın düşmesi kararlarından birine hükmedecek, uyarlama isteminin reddi hariç, usûlünce kesinleştiğinde, önceki hükmü ortadan kaldıracak ve gerektiğinde infaza konu olabilecek olan yeni kararın 5271 sayılı CMK’na göre hüküm fıkrasında bulunması zorunlu unsurları taşıması gerekecektir. Diğer bir ifadeyle, uyarlama yargılaması sonucunda verilen ve önceki mahkûmiyet hükmünde değişiklik yapan yeni hüküm usulüne uygun biçimde kesinleştiğinde, öncekinin infaza dayanak tutulacak hüküm bölümü ortadan kalkacak ve infaz sırasında infaz işlemleriyle sorumlu birimlerin sadece ve yalnız uyarlama hükmünün hüküm fıkrasıyla yetinerek işlemlerini yürütmeleri gerekecektir. Bununla birlikte, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun’un “Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama” başlıklı 98/1. maddesinde,
“Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir.” hükmüne yer verilip, Aynı Kanun’un 101. maddesinde ise, cezanın infazı sırasında, 98 ilâ 100 üncü maddeler gereğince mahkemeden alınması gereken kararların duruşma yapılmaksızın verileceği ve bu kararların itiraza tabi olacağı belirtilmiştir. 5275 sayılı Kanun’un 98/1. maddesinin uygulanma koşulları ise, madde gerekçesinde; “Madde ile infazı söz konusu olabilen yani kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararının yorumunda, içeriğinin belirlenmesinde veya çektirilecek cezanın hesabında tereddüt edilirse yahut hükümlünün adının yanlış yazılması gibi bir nedenle cezanın infaz olunmayacağı ileri sürülürse veya sonradan yürürlüğe giren kanun lehe ise yerine getirilecek cezanın belirlenmesi veya tereddütün giderilmesi için, bir karar alınmak üzere yargılama makamına başvurulması hususları düzenlenmiştir.” şeklinde açıklanmıştır. Bu nedenle, uyarlama yargılaması sonucunda verilmiş olsa bile infaz aşamasına ilişkin olan mahsubun mahkemece hiç belirtilmemesinin ya da infaz aşamasında gözetilebileceğine karar verilmesinin sonuca etkili olmayacağı ve tek başına bozma nedeni yapılamayacağı kuşkusuzdur. Özel Dairelerin yerleşmiş uygulamaları da bu yöndedir. Ancak, 5237 sayılı TCK’nın 63. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi şeklindeki bir hükmün, mahsubun kararda hiç gösterilmemesi hâlinden veya infaz aşamasında gözetilebileceğine karar verilmesinden farklı olarak, kısıtlayıcı bir anlam taşımak suretiyle infazda karışıklığa yol açma, en önemlisi de hak kaybına neden olma ihtimali bulunmaktadır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Mahkûm olduğu suç nedeniyle 13.05.2003 tarihinde gözaltına alınan ve 14.05.2013-13.11.2003 tarihleri arasında da tutuklu kalan hükümlü hakkında yapılan uyarlama yargılaması sonucunda, 5237 sayılı TCK hükümleri lehe kabul edilerek yapılan uygulamada, sadece bu yargılamadaki tutukluluk sürelerine hasren de olsa 5237 sayılı TCK’nın 63. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesinin infazı kısıtlayacağı ve infazda karışıklık oluşturacağı gibi hak kaybına da neden olabileceği, zira Yerel Mahkemenin mahsup uygulamama gerekçesinde belirttiği dosyadaki hükümlünün cezasından mahsubuna karar verilen sürelerin değişik nedenlerle kısmen veya tamamen infaz edilememe ihtimalinin bulunduğu, kaldı ki sözü edilen dosyada sadece tutuklulukta geçen sürelerin mahsup edilip hükümlünün gözaltında geçirdiği sürenin mahsup edilmediği anlaşıldığından, Yerel Mahkemece 5237 sayılı TCK’nın 63. maddesinin hükümlü hakkında uygulanmamasına karar verilmesinin yerinde olmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının her iki uyuşmazlık bakımından kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkeme hükmünün, hükümlü hakkında koşulları bulunmayan 5237 sayılı TCK’nın 58/7. maddesinin uygulanması ve Aynı Kanun’un 63. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi isabetsizliklerinden bozulmasına, ancak bu hususlar yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, Yerel Mahkeme hükmünün düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir. (CGK, 25.12.2018 tarihli ve 38-689 sayılı)