KARAR METNİ
Derlemedeki karar metni
ÖZET: Köyün dışında, ıssız sayılabilecek bir yerde, güneşin batmasından yaklaşık yarım saat sonra evlerinin yakınında bulunan arazilerine izinsiz giren katılanları projektör vasıtasıyla tanıdıktan sonra iyice tedirgin olan sanık ile eşinin uygun bir şekilde araziden çıkmaları konusunda uyarıda bulunmalarına rağmen, katılanların araziyi terk etmedikleri gibi alaycı bir ifade ile sanığı yanlarına
çağırarak eve doğru yaklaşmaları üzerine elindeki tüfekle iki el havaya uyarı ateşi açan sanığın, haklı savunmasında aşırılığa kaçmadan taarruzu defetmekten gayri bir gayesinin bulunmadığını göstermiş olması, sanığın eşi tarafından tanınan katılan K.’ye karşı olumsuz bir izleniminin bulunması, ilerleyen yaşları nedeniyle daha korunmasız durumda olan sanık ile eşinin olayın meydana geldiği yer ve zaman dikkate alındığında; tedirginlik duymalarının hayatın olağan akışına uygun olması, katılanların saldırıları henüz suç boyutuna ulaşmamış ise de başlamamış ancak başlaması kesin olan ve başladığında savunmayı olanaksız, ya da çok güç hâle getirecek bir tecavüze karşı yapılan savunmanın meşru olduğu konusunda gerek öğretide gerekse uygulamada herhangi bir duraksamanın mevcut olmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eyleminin, konut dokunulmazlığına yönelmesi muhakkak bir saldırıyı, o anki hâl ve şartlara göre, savunma amacına matuf ve orantılı bir şekilde defetme niteliğinde olduğu ve olayda meşru savunma koşullarının gerçekleştiği kabul edilmelidir.
İnceleme dışı katılan sanıklar K.B ve S.Ş. hakkında birden fazla kişi tarafından birlikte tehdit ve hakkı olmayan yere tecavüz suçlarından verilen beraat hükümleri Özel Dairece onanarak kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık R.S. hakkında silahla tehdit suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın silahla tehdit eylemini meşru savunma koşulları altında gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Jandarma görevlileri tarafından tanzim edilen 08.09.2011 tarihli tutanağa göre; olay günü saat 21.45 sıralarında Ç. Merkez S. Köyü’nde ikamet eden sanık R.S.’nin jandarma ihbar hattını arayarak evinin etrafında bulunan iki şahsın kendisini ve eşini rahatsız ettiğini, tehdit edip bağırdıklarını bildirmesi üzerine jandarma görevlilerince saat 22.30 sıralarında olay yerine ulaşıldığı, olay yerinde sanık ile sanığın eşi Z.S.’nin bulunduğu, sanık R.’nin kendisine ait olduğunu söylediği araziye inceleme dışı katılan sanıklar K. ve S.’nin girerek alkol aldıklarını ve nara attıklarını bildirmesi üzerine belirtilen araziye girildiği, söz konusu yerde küçük bir ateşin yakılmış ve etrafında iki adet alkol şişesi olduğunun görüldüğü, Sanık R. tarafından temyiz dilekçesinin ekinde sunulan ve olay yerini gösteren krokiye göre; 112 ada 86 parsel üzerinde bulunan sanığa ait evin köye 600 metre uzaklıkta olduğu, ev ile köy asfaltı arasında 30 metre ve sanığın evi ile inceleme dışı sanıkların ateş yakıp içki içtikleri 129 ada 1 parseldeki yer arasında 70 metre mesafe bulunduğu, UYAP Tapu Kadastro verilerine göre; Ç. ili S. köyünde 112 ada 86 parsel, 129 ada 1 parsel ve 130 ada 1 parsel de bulunan tarla niteliğindeki taşınmazların sanığın eşi olan katılan Z. adına kayıtlı olduğu, Dosyada içerisindeki nüfus kayıt örneklerine göre; olay tarihinde sanık ve eşinin 65, inceleme dışı sanıklardan S.’nin 58, K.’nin ise 51 yaşını tamamlamış oldukları, Anlaşılmıştır. Katılan Z.S. aşamalarda; olay günü saat 21.00 sıralarında katılanlar K. ve S.’nin yaklaşık 30 metre mesafeden evlerine doğru geldiklerini, şahıslara doğru el feneri ile ışık tutarak kim olduklarını görmeye çalıştığını, yanında bulunan ve eşi olan sanığın, katılanlar K. ve S.’ye hitaben “Burası benim, özel mülküme girmeyin, burası benim mülküm!” dediğini, ancak katılanlar K. ve S.’nin alaycı bir tavırla “Sen buraya bir gel, seninle görüşelim!” dediklerini, sanığın ise gelmeyeceğini belirttiğini, şahıslar evlerine doğru yürümeye devam edince sanığın uyarı amacıyla havaya doğru iki el ateş açtığını, bunun üzerine inceleme dışı sanıkların araçlarına dönerek kendisine ait olan araziye doğru gittiklerini, arazide bulunan kuyunun başında ateş yakıp içki içtiklerini, ellerine ateş alıp havaya doğru tutarak sanığa “Gel, gel, seninle görüşeceğiz!” dediklerini, burada yaklaşık bir saat kadar oturduklarını ve jandarma görevlileri gelmeden önce araçlarına binerek köye doğru uzaklaştıklarını, Katılanlar S.Ş. ve K.B.’nin aşamalarda; katılan K.’nin S. Köyünde ikamet eden annesini ziyaret etmek amacıyla katılan S.’ye ait araçla olay günü saat 21.00 sıralarında köye gittiklerini, saat 22.00 sıralarında köyden Ç. iline dönüş istikameti olan Ç. mevkiinde bulunan küçük su pınarı başında sucuk pişirip birer tane bira içmek amacıyla ateş yaktıklarını, o sırada sanık ile sanığın eşi olan katılan Z.’nin ellerinde projektör lambası ile gelerek tapulu arazilerini terk etmelerini istediğini, kendilerine “Tamam gideceğiz, ama şu sucuklar pişsin, karnımızı doyuralım hemen kalkacağız.” dediklerini, ancak daha kalkmadan av tüfeği ile yapılan iki el atış sesi geldiğini, hatta saçmaların üzerlerine düştüğünü, bunun üzerine birer bira içip pişirdikleri sucukları ekmeğin arasına koyup kalktıklarını, sanığa “Niye bize ateş ediyorsun, biz sana ne
yaptık, bizle ne alıp veremediğin var? Burası dedelerimizden kalan köyümüzün çamaşırlığıdır, koyun arazisidir, senin olduğunu bilmiyorduk.” dediklerini, sanığın “Jandarmaya sizi şimdi şikâyet edeceğim, defolun gidin arazimi terke edin!” diye karşılık verdiğini, kendilerinin de oradan uzaklaşarak köy meydanına gittiklerini, Beyan etmişlerdir. Sanık R.S. soruşturma aşamasında; S. Köyü’nün yaklaşık 600 metre dışında bulunan evinde ikamet ettiğini, evden 30 metre uzaklıkta ise köye giden asfalt bir yol bulunduğunu, olay günü saat 21.00 sıralarında bu yoldan evine doğru katılanlar K. ve S.’nin geldiğini, katılan K.’nin güvenilir bir şahıs olmadığını daha önceden bildiğini, eşi olan katılan Z.’nin şahıslara doğru el feneri ile ışık tutarak kim olduklarını gördüğünü, katılanlar K. ve S.’ye “Özel mülküme girmeyin, burası benim mülküm!” dediğini, ancak katılanların alaycı bir tavırla “Bir gel seninle görüşelim!” dediklerini, kendisinin ise onlara gelmeyeceğini söylediğini, K. ve S. evine doğru 15 metre kadar yaklaşınca havaya iki el uyarı ateşi açtığını, bunun üzerine inceleme dışı sanıkların araçlarına dönerek katılan Z.’ye ait olan araziye doğru gittiklerini, arazide bulunan kuyunun başında ateş yakıp alkol aldıklarını ve kendisine “Sen buraya gel görüşelim!” dediklerini, olayı jandarmaya ihbar ettiğini, katılanlar K. ve S.’nin yaklaşık bir saat kadar burada oturduktan sonra görevliler gelmeden önce araçlarına binerek köye doğru uzaklaştıklarını, Kovuşturma aşamasında ise; olay tarihinden önce suça konu yerle ilgili olarak köy muhtarlığı ile aralarında ihtilaf bulunduğunu, bundan dolayı tedirginlik yaşadığını, olay günü de katılanlar K. ve S.’yi görünce yine bu şekilde geldiklerini düşünerek havaya iki el ateş ettiğini katılanlar K. ve S.’nın kendisini tehdit etmediğini, ancak “Buraya gel!” şeklinde söz söylediklerini savunmuştur. Meşru savunma, 5237 sayılı TCK’nın 25. maddesinin 1. fıkrasında; “Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.” şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının “Korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması” yeterli görülmüştür. Hükmün gerekçesinde; “…Bir kere her türlü hakka yönelik haksız bir saldırıya karşı meşru savunmanın söz konusu olduğu belirtilmiş ve böylece kurumun, bazen anlamsız ve sosyal gereklere aykırı düşecek derecede dar tutulmasının önüne geçilmesi istenilmiştir. Esasen, kanunlarımızda mala karşı saldırılarda da meşru savunmayı kabul eden hükümlere yer verilmiş olması kurumun bu şekilde düzenlenmesini gerekli kılmaktadır. Ayrıca, şu husus da belirtilmelidir ki, kişileri suç işlemekten caydıracak en etkin araçlardan birisi, suç işlediklerinde karşılık görebilecekleri endişesi olduğundan, meşru savunma hakkının böylece genişletilmesi, kriminolojik yönden caydırıcı etki de yapabilecektir…” açıklamalarına yer verilmiştir. Öğretide; «Bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanması” (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Adalet Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, Ankara, 2006, s. 364.); “Bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak amacıyla gösterdiği zorunlu tepki” (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, İstanbul, 2014, s. 307.); “Kişilerin saldırıya karşı verdikleri kendini veya diğer bir insanı koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal tepkinin hukuken meşru görülmesi” (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 697.) şeklinde, 765 sayılı TCK’nın yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında “Bir kimsenin ağır ve haksız bir tecavüzü kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepki” olarak tanımlanan meşru savunma; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eş zamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiillerdir. Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; TCK’nın 25. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1- Saldırıya ilişkin şartlar: a) Bir saldırı bulunmalıdır. b) Bu saldırı haksız olmalıdır. c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur. d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır. 2- Savunmaya ilişkin şartlar: a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır. b) Savunma saldırana karşı olmalıdır. c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır. Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, “Sınırın aşılması” söz konusu olabilmektedir. Sınırın aşılması TCK’nın 27. maddesinde; “(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur. (2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.” şeklinde düzenlenmiştir. Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında CMK’nın 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın, “sınırın aşılması” bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp TCK’nın 27. maddesinin birinci fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddesinin ikinci fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden bir tanesidir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde “Beraat” kararı değil, anılan maddenin birinci fıkrasına göre indirimli ceza veya ikinci fıkrasına göre CMK’nın 223. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi gözetilerek “Ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilecektir. TCK’nın 27. maddesinin birinci fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır. TCK’nın 27. maddesinin ikinci fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için; 1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması, 2- Saldırıya ilişkin şartların var olması, 3- Savunmaya ilişkin şartlardan “ölçülülük ya da orantılılık” şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması, 4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir. Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi hâlinde, meşru savunmada sınırı aşan faile CMK’nın 223/3- c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, “Heyecan, korku veya telaşa” kapılarak meşru savunmada sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Eşi Z. ile birlikte Ç. ili, S. köyüne yaklaşık olarak 600 metre uzaklıkta bulunan evlerinde ikamet etmekte olan sanık R.’in olay günü güneşin batış saatinden sonra saat 21.00 sularında eşine ait 70 metre mesafede
olan araziye girerek ateş yakıp içki içmek isteyen katılanlar K. ve S. ellerindeki projektör vasıtasıyla görerek tanıdıktan sonra özel mülküne girmemeleri konusunda uyarıda bulunmasına rağmen, uyarılara aldırış etmeyen katılanların konutunun önündeki sanığa doğru yaklaşarak alaycı bir ifadeyle “Sen buraya gel, seninle görüşelim!” şeklinde sözler söyleyerek eve doğru yaklaşmaya devam etmeleri üzerine elindeki tüfekle iki el havaya ateş açan sanığın, haklı savunmasında aşırılığa kaçmadan taarruzu defetmekten gayri bir gayesinin bulunmadığını göstermiş olması, ateş yaktıkları arazinin sanığa ait olduğunu bilmediklerini beyan eden katılanların, kendilerine yapılan uyarıya rağmen, alaycı bir ifadeyle sanığın evine doğru yürümeye devam ettikleri gibi uyarı atışına rağmen yine sanığa ait arazide ateş yakarak içki içmeye devam ettikten bir saat sonra araçla köye doğru uzaklaştıkları olayda; Köyün dışında, ıssız sayılabilecek bir yerde, güneşin batmasından yaklaşık olarak yarım saat sonra evlerinin yakınında bulunan arazilerine izinsiz giren katılanları projektör vasıtasıyla tanıdıktan sonra iyice tedirgin olan sanık ile eşinin uygun bir şekilde araziden çıkmaları konusunda uyarıda bulunmalarına rağmen, katılanların araziyi terk etmedikleri gibi alaycı bir ifade ile sanığı yanlarına çağırarak eve doğru yaklaşmaları üzerine elindeki tüfekle iki el havaya uyarı ateşi açan sanığın, haklı savunmasında aşırılığa kaçmadan taarruzu defetmekten gayri bir gayesinin bulunmadığını göstermiş olması, sanığın eşi tarafından tanınan katılan K.’ye karşı olumsuz bir izleniminin bulunması, yaşları nedeniyle daha korunmasız durumda olan sanık ile eşinin olayın meydana geldiği yer ve zaman dikkate alındığında; tedirginlik duymalarının hayatın olağan akışına uygun olması, katılanların saldırıları henüz suç boyutuna ulaşmamış ise de; başlamamış ancak başlaması kesin olan ve başladığında savunmayı olanaksız, ya da çok güç hale getirecek bir tecavüze karşı yapılan savunmanın meşru olduğu konusunda gerek öğretide gerekse uygulamada herhangi bir duraksamanın mevcut olmaması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eylemi, konut dokunulmazlığına yönelmesi muhakkak bir saldırıyı, o anki hal ve şartlara göre, savunma amacına matuf ve orantılı bir şekilde defetme niteliğinde olduğundan, olayda meşru savunma koşullarının gerçekleştiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. (CGK, 09.04.2019 tarihli ve 1402-297 sayılı)