Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Katılanın kiracı olarak kalmakta olduğu evin içerisinde bulunduğu avlunun, maddi bir kapısı olmasa da etrafının taştan bir duvarla çevrildiği, özel bir hâkimiyet

Ceza HukukuE. 2018/96K. 2018/62311.12.2018Onama

Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)

Eklendi: 4 Ağustos 2026Son kontrol: 4 Ağustos 2026
01

Kararın özeti

Katılanın kiracı olarak kalmakta olduğu evin içerisinde bulunduğu avlunun, maddi bir kapısı olmasa da etrafının taştan bir duvarla çevrildiği, özel bir hâkimiyet alanı altında bulunduğu ve bu hâliyle başkalarının buraya girmesine rıza gösterilmeyeceğini belirtecek şekilde bir engelle dış dünyadan ayrılmış olması nedeniyle konutun eklentisi niteliğini taşıdığı, taraflar arasında kira ilişkisinden kaynaklanan bir husumetin var olduğu ve sanıkların suç tarihinde taşınmazı fiilen kullanan katılanın evi boşaltması için tehdit ve hakaret eylemlerini gerçekleştirmek üzere bu yere girmeleri ile de konut dokunulmazlığının ihlali suçunun maddi unsurunun oluştuğu kabul edilmelidir.

02

Derlemedeki karar metni

Aşağıdaki metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.

Görüntüleme ayarlarıStandart okuma alanı

KARAR METNİ

Derlemedeki karar metni

ÖZET: Katılanın kiracı olarak kalmakta olduğu evin içerisinde bulunduğu avlunun, maddi bir kapısı olmasa da etrafının taştan bir duvarla çevrildiği, özel bir hâkimiyet alanı altında bulunduğu ve bu hâliyle başkalarının buraya girmesine rıza gösterilmeyeceğini belirtecek şekilde bir engelle dış dünyadan ayrılmış olması nedeniyle konutun eklentisi niteliğini taşıdığı, taraflar arasında kira ilişkisinden kaynaklanan bir husumetin var olduğu ve sanıkların suç tarihinde taşınmazı fiilen kullanan katılanın evi boşaltması için tehdit ve hakaret eylemlerini gerçekleştirmek üzere bu yere girmeleri ile de konut dokunulmazlığının ihlali suçunun maddi unsurunun oluştuğu kabul edilmelidir.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; konut dokunulmazlığının ihlali suçunun yasal unsurları ile oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. … Konut dokunulmazlığının ihlâli suçu 5237 sayılı TCK’nın “Kişilere Karşı Suçlar” kısmının “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümündeki 116. maddesinde; “1) Bir kimsenin konutuna, konutunun eklentilerine rızasına aykırı olarak giren veya rıza ile girdikten sonra buradan çıkmayan kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 2) Birinci fıkra kapsamına giren fiillerin, açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalan işyerleri ve eklentileri hakkında işlenmesi hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. 3) Evlilik birliğinde aile bireylerinden ya da konutun veya işyerinin birden fazla kişi tarafından ortak kullanılması durumunda, bu kişilerden birinin rızası varsa, yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Ancak bunun için rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik olması gerekir. 4) Fiilin, cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle ya da gece vakti işlenmesi hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” şeklinde düzenlenmiş, Madde gerekçesinde; “Madde, Anayasanın 21 inci maddesinde güvence altına alınan konut dokunulmazlığını ihlâl fiillerini suç olarak tanımlamaktadır. Konut dokunulmazlığının ihlâli, kişinin kendisine

31.03.2005 tarihli ve 25772 Mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 31.03.2005 tarihli ve 5328 sayılı Kanun’un 8. maddesi ile değiştirilen fıkra metni; “(2) Evlilik birliğinde aile bireylerinden veya konutun birden fazla kişi tarafından ortak kullanılması durumunda bu kişilerden birinin rızası varsa, yukarıdaki fıkra hükmü uygulanmaz. Ancak bunun için rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik olması gerekir.” şeklindedir.

31.03.2005 tarihli ve 25772 Mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 31.03/2005 tarihli ve 5328 sayılı Kanun’un 8. maddesi ile değiştirilen fıkra metni; “(3) Birinci fıkra kapsamına giren fiillerin, açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalan işyerleri ve eklentileri hakkında işlenmesi hâlinde, altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.” biçimindedir.

özgü barış ve sükûnunu ve yuvasındaki yaşamının sulh ve selametle cereyanı için var olması gerekli güvenlik duygusunun sarsılmasını ifade etmektedir. Bireylere karşı işlenen ve aynı zamanda onların muhtaç oldukları güvenlik ve sükûnu ihlâl eyleyen bu fiillerin, hürriyete karşı işlenen suçlar arasında bir suç olarak tanımlanması uygun görülmüştür” biçiminde açıklamalara yer verilmiştir. Madde gerekçesinde de özenle vurgulandığı üzere konut dokunulmazlığının ihlali ile mülkiyet ve zilyetlik hakkı değil, kişi hürriyeti korunmaktadır. Kanun’da mülkiyet ve zilyetliği koruyan başka hükümler bulunmakta olup, bu suçla kişilerin konutlarındaki güvenlik duygusu, sükûn ve huzurlarının korunması amaçlanmaktadır. Ceza Genel Kurulunun 11.03.1993 gün ve 25-67, 21.06.1993 gün ve 155-184 ile 27.12.1993 gün ve 169-354 sayılı kararlarında konut;“Kişilerin, devamlı veya geçici olarak yerleşmek ve barınmak amacıyla oturmalarına elverişli yerlerdir”şeklinde tanımlanmıştır. Öğretide, “Eklenti” kavramı ile ilgili olarak “Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak konuta bağlı olup fiilen konutun kullanılmasına özgülenen veya onu tamamlayan, o yerin başkasına aidiyetini simgeleyen, engellerle dış dünyadan ayrı tutulmuş yer” (Durmuş Tezcan, Mustafa Ruhan Erdem, M. R. Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 15. Baskı, Ankara, 2017, s. 528); “Binaya doğrudan veya dolayısıyla bağlı olan ve binanın hizmetine tahsis edilen, onu tamamlayan mahaller”(Nur Centel, Hamide Z., Özlem Yenerer Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt 1, 3. Baskı, İstanbul, 2016, s. 321); “Konuta bitişik veya yakın olması şart olmayan, dış dünyadan belirli işaretlerle ayrılan ve rıza hilâfına girildiğinde konuttakilerin huzur ve sükûnunun bozulduğu yerler” (Veli Özer Özbek, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 12. Baskı, Ankara, 2017, s. 432) şeklindeki tanımlamalara yer verilmiştir. Bir yerin eklenti sayılabilmesi için etrafının mutlaka çevrili olması veya kapı ile kapalı ve kilitli olması şart değildir. Önemli olan o yerin başkasının hâkimiyetinde bulunduğunu ve başkalarının buraya girmesine rıza gösterilmeyeceğini belirtecek şekilde çit, tel örgü, ağaç dalları vb. gibi dış bir engelle ayrılmış olmasıdır (Mahmut Koca, İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Ankara, 2015, s. 560). Konut dokunulmazlığının ihlali suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Failin, başkasının konut dokunulmazlığını bilerek ve isteyerek ihlal etme iradesi suçun manevi unsurudur. Bu suçun manevi unsuru bakımından doğrudan ve genel kastın bulunması yeterli olup failin suçu işleme saikinin bir önemi bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu suçta özel kast aranmamaktadır. Suçun maddi unsurunu ise, failin, hak sahibinin rızası hilafına konuta veya eklentisine girmesi veya girdikten sonra çıkmaması oluşturmaktadır. Rızaya aykırılık, failin hak sahibinin iradesine aykırı hareket ettiğini, hak sahibinin girmeye izin vermediğini ya da bulunmasını istemediğini tasavvur etmesi anlamına gelir. Rızanın olmaması fail açısından psikolojik bir engel olup, sarih ya da zımni olması mümkündür. Dolayısıyla hak sahibinin iradesini dış dünyaya gösteren bir takım maddi işaretler bulunabileceği gibi (bahçe kapısına zil takmak, dış duvara bir tabela asılması) bazı durumlarda o an ki hâl ve şartlara göre olayın niteliğinden de anlaşılabilir. Konuta veya eklentiye mağdurun rıza göstermesinin düşünülemeyeceği hareketleri gerçekleştirmek için girilmesi veya rıza ile girildikten sonra çıkılmaması durumunda rızanın varlığından söz edilemez. Ayrıca fail ile mağdur arasındaki önceki ilişkiler de rızanın bulunup bulunmadığını belirlemede yardımcı olacaktır (Veli Özer Özbek, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 12. Baskı, Ankara, 2017, s. 437-438; Durmuş Tezcan, Mustafa Ruhan Erdem, R. M. Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 13 Baskı, Ankara, 2016, s. 523; M. Emin Artuk, Ahmet Gökcen, M. Emin Alşahin, Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 16. Baskı, Ankara, 2017, s. 300). Öte yandan, ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delilerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK; adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkanı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde, Katılan ve ailesinin kiracı olarak kalmakta olduğu evi satın alan ve burayı kendilerinin kullanacağını söyleyen sanıkların olay tarihinden önce birkaç defa katılandan söz konusu evi boşaltmasını istedikleri, ancak katılanın süre isteyerek bu isteği yerine getirmediği, olay tarihinden iki gün önce sanık T…’nin

“Tespit isteyen” sıfatıyla, müştereken ortaklığı bulunduğu evde kiracı olarak bulunan katılanın eşi B. A. aleyhine evi tahliye etmesini istemesine rağmen, kapı ve pencerelerini söküp, avlu duvarını yıkarak evi kullanılamaz hâle getirdiğinden bahisle T. Sulh Hukuk Mahkemesinden tespit isteminde bulunduğu, suç tarihinde de sanıkların akşam saatlerinde bir kez daha katılandan evi boşaltmasını istemek için suça konu eve gittikleri ve burada tartıştıklarının anlaşıldığı olayda; Yerel Mahkemece yapılan keşif, keşif sonrası düzenlenen kroki ve bilirkişi raporu ile T.Sulh Hukuk Mahkemesinin … sayılı tespit dosyası ile sabit olduğu üzere, katılanın kiracı olarak kalmakta olduğu evin içerisinde bulunduğu avlunun, maddi bir kapısı olmasa da etrafının taştan bir duvarla çevrili olduğu, özel bir hâkimiyet alanı altında bulunduğu ve bu hâliyle başkalarının buraya girmesine rıza gösterilmeyeceğini belirtecek şekilde bir engelle dış dünyadan ayrılmış olması nedeniyle konutun eklentisi niteliğinde bulunduğu, taraflar arasında kiracılık ilişkisinden dolayı önceden husumetin var olduğu ve sanıkların suç tarihinde taşınmazı fiilen kullanan katılanın evi boşaltması için tehdit ve hakaret eylemlerinde bulunmak üzere bu yere girmeleri ile de suçun maddi unsurunun oluştuğu kabul edilmelidir. Öte yandan sanıkların konut dokunulmazlığının ihlali suçunu işledikleri sabit olmakla beraber, suç tarihi itibarıyla gece vakti işlenip işlenmediği noktasında katılan ve tanıkların anlatımları, sanık savunmaları ve tüm dosya içeriğinde bir açıklık bulunmadığından bu hususun araştırılması ve buna bağlı olarak dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin de değerlendirilmesi gerekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 21.06.2011 gün ve 94-133; 22.11.2011 gün ve 203-238 sayılı kararlarında; Yargıtay ilgili Ceza Dairesince bir mahkûmiyet hükmü onanmakla kesinleşeceğinden, kesinleşme anına kadar işleyen dava zamanaşımının bu aşamada sona ereceği, bu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine yapılan incelemede, Ceza Genel Kurulunca itirazın kabulü hâlinde, Özel Daire onama kararı ile Ceza Genel Kurulunun karar tarihi arasında geçen sürenin, dava zamanaşımının hesaplanmasında göz önünde bulundurulmayacağı, ancak itirazın kabulü üzerine dosyanın derdest hale gelmesi nedeniyle yargılamaya devam edildiğinde, Ceza Genel Kurulunca itirazın kabulü tarihinden itibaren geçerli olmak üzere sürenin işlemeye devam edeceği ve dava zamanaşımının buna göre hesaplanması gerektiği belirtilmiştir. İncelemeye konu dosyada ise, Özel Dairece onanmasına karar verilen hüküm, mahkûmiyet olmayıp beraat olduğundan, bu hükmün kesinleşmesinin zamanaşımını kesen, durduran veya sona erdiren bir sebep olarak değerlendirilemeyeceği gözetilmelidir. Buna göre; TCK’nın 116/4. maddesindeki nitelikli konut dokunulmazlığının ihlâli suçu için bir yıldan üç yıla kadar hapis öngörülmüş olup birden fazla kişiyle birlikte işlenmesi nedeniyle Aynı Kanun’un 119/1-c maddesi uyarınca yapılacak bir kat artırım sonucu öngörülen cezanın üst sınırı altı yıl olacağından Aynı Kanun’un 66/1-d maddesi uyarınca bu suçun tabi olduğu asli dava zamanaşımı süresi 15 yıl, 67/4. maddesi göz önüne alındığında kesintili dava zamanaşımı süresi ise 22 yıl 6 aydır. Ancak suçun gece vakti işlenmediğinin belirlenmesi durumunda suçun temel şekli için TCK’nın 116/1. maddesinde altı aydan iki yıla kadar hapis öngörülmüş olup Aynı Kanun’un 119/1-c maddesi tatbik edilerek yapılacak bir kat artırım sonucu cezanın üst sınırı dört yıl olacağından Aynı Kanun’un 66/1-e maddesi uyarınca bu suçun tabi olduğu asli dava zamanaşımı süresi 8 yıl, 67/4. maddesi göz önüne alındığında kesintili dava zamanaşımı süresi ise 12 yıl olacaktır. Bu durumda, 14.04.2010 tarihinde gerçekleştirilen suçla ilgili olarak, dava zamanaşımını kesen son işlem sanıkların 11.06.2010 tarihli sorguları olup, bu tarihten sonra dava zamanaşımını kesen veya durduran başkaca bir işlem olmadığı gözetildiğinde, suçun gece vakti işlenip işlenmediği araştırılarak sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun tayininde zorunluluk bulunduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla haklı nedene dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir. … (CGK, 11.12.2018 tarihli ve 96-623 sayılı)

KISA DEĞERLENDİRME

Bu karar neden önemli?

Kararın merkezinde maddi gerçeğin araştırılması ile savunma hakkı arasındaki denge bulunuyor. Delilin nasıl elde edildiği, sonuca en az delilin içeriği kadar etki eder.

KARAR METNİ HAKKINDA

Metin hakkında

Aktarım
Metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.
Sayfa düzeni
Metin yalnızca okunabilir olması için paragraflara ayrıldı; içerikten çıkarma veya yeniden yazma yapılmadı.
Derleme
Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)
Son kontrol
4 Ağustos 2026