Kararın özeti
Özet : İstihdam edenin soruınluluğu için kendisinin veya çalıştırdığı kişinin kusuru koşul değildir. Buradaki sorumluluk "özen ve gözetim ödevinin" objektif olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanan "kusura" dayanmayan bir sorumluluktur. Zararın hizmet sırasında çalıştırılanın eylemi sonucunda meydana gelmesi yeterlidir. Başka bir anlatımla kazanın işverenin işi görülürken gerçekleşmiş olması sorumluluk için yeterli olmayıp, eylemle zarar arasındaki uygun neden-sonuç bağının işçinin, yada üçüncü kişinin tam kusuru ile kesilmemiş olması da zorunludur. Dava, iş kazası sonucu sürekli işgöremezliğe maruz kalan işçinin uğramış olduğu maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Olay günü, davalı Andaş Gıda Dağıtım ve Ticaret .Anonim şirketine ait 35 U 6167 plakalı Kadir Aynacı yönetimindeki araç ile sürücüsü Yaşar Veyisoğlu olan 61 AV 368 plakalı aracın çarpışması sonucu davacının % 19.20 oranında meslekte kazanma gücünü yitirdiği, 61 AV 368 plakalı otomobil şoförü davalı Yaşar Veyisoğlu'nun 8/8 oranında kusurlu olduğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık olayın oluşunda % 100 oranında üçüncü kişi durumunda olan Yaşar Veyisoğlu'nun kusurlu bulunması durumunda istihdam eden sıfatı ile davalı idarenin tazminattan sorumlu tutulup, tutulmayacağı noktasında toplanmaktadır. Gerçekten, 27.3.1957 gün 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı üzere, istihdam edenin soruınluluğu için kendisinin veya çalıştırdığı kişinin kusuru koşul değildir. Buradaki sorumluluk "özen ve gözetim ödevinin" objektif olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanan "kusura" dayanmayan bir sorumluluktur. Zararın hizmet sırasında çalıştırılanın eylemi sonucunda meydana gelmesi yeterlidir. Başka bir anlatımla kazanın işverenin işi görülürken gerçekleşmiş olması sorumluluk için yeterli olmayıp, eylemle zarar arasındaki uygun neden-sonuç bağının işçinin, yada üçüncü kişinin tam tam kusuru ile kesilmemiş olması da zorunludur. Somut olayda, zararlandıncı olayda % 100 oranında üçüncü kişi durumunda olan davalı Yaşar Veyisoğlu'nun kusurlu olduğu açık-seçiktir. Hal böyle olunca, zararlandırıcı olay üçüncü kişinin tamamen kusurlu davranışı sonucu oluştuğuna göre nedensellik bağının kesildiği, giderek yukarıda sözü geçen I.B.K.'na dayanılarak istihdam eden davalı idarenin sorumluluğuna gidilemeyeceği ortadadır. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın ve özellikle anılan İçtihadı Birleştirme Kararına yanlış anlam verilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. 21.HD.25.04.2000, E.2000/2938 K.2000/3308 TRAFİK-İŞ KAZASI SONUCU ÖLÜM – NEDENSELLİK BAĞININ KESİLMESİ Özet : Kazanın iş¬verenin işi görülürken gerçekleşmiş olması sorumluluk için'yeterli olmayıp eylemle zarar arasındaki neden-sonuç bağının işçinin ya da üçüncü kişinin tam kusuru ile kesilmemiş olması da zorunludur. Dava iş kazası sonucu ölüm nedeniyle hak sahibi davacı mirasçıların maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Olay günü davalıya ait vidanjörün seyir halindeyken köprü korkuluklarına çarparak çaya düşmesi sonucu vidanjör şoförü Ö.Ö.'nün öldüğü, şoförün % 50, Karayolları Genel Müdürlüğü'nün % 50 oranında kusurlu oldukları uyuşmazlık konusu değil¬dir. Uyuşmazlık olayın oluşunda işçinin % 50, üçüncü kişinin % 50 oranında ku¬surlu olması durumunda davalı işletmenin tazminattan sorumlu tutulup tu¬tulamayacağı noktasında toplanmaktadır. Gerçekten, 27.3.1957 günü, 1/3 sayılı içtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı üzere, istihdam edenin sorumluluğu için kendisinin veya çalıştır¬dığı kişinin kusuru şart değildir. Buradaki sorumluluk "özen ve gözetim ödevinin" objektif olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanan "Kusura" dayanmayan bir sorumluluktur. Zararın hizmet sırasında, çalıştırılanın eyle¬mi sonucunda meydana gelmesi yeterlidir. Başka bir anlatımla kazanın iş¬verenin işi görülürken gerçekleşmiş olması sorumluluk için'yeterli olmayıp eylemle zarar arasındaki neden-sonuç bağının işçinin ya da üçüncü kişinin tam kusuru ile kesilmemiş olması da zorunludur. Somut olayda kazazede işçinin % 50 ve üçüncü kişi durumundaki Ka¬rayolları Genel Müdürlüğü'nün % 50 kusurlu olduğu açık-seçiktir. Hal böyle olunca, zararlandırıcı olay üçüncü kişi ile kazazede işçinin kusurlu davranışları sonucu oluştuğuna göre, nedensellik bağının kesildiği giderek yukarıda sözü edilen İçtihadı Birleştirme Karan'na dayanılarak is¬tihdam eden davalı kuruluşun sorumluluğuna gidilemeyeceği ortadadır. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın ve özellikle anılan İçtihadı Birleştirme Karan'na yanlış anlam verilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Kuşkusuz davacıların Karayolları Genel Müdürlüğü aleyhine görevli mahkemede dava açma hakları bulunmaktadır. O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilme¬li ve hüküm bozulmalıdır. 21.HD.29.11.1996 , E. 1996/5383 - K. 1996/6632 TRAFİK-İŞ KAZASI – KURUMUN RÜCU HAKKI İŞVERENİN SORUMLULUĞUNUN TESPİT EDİLEMEMESİ Özet: Kurum tarafından bağlanan gelirlerin rücuen tazminine yönelik davada, işverenin sorumluluğunun hukuksal dayanağı, 506 sayılı Yasa’nın 26/1.maddesi olup, "İş kazası ve meslek hastalığı,işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılabilir bir hareketi sonucu olmuşsa,..."tazminle sorumluluğa olanak veren yasal düzenleme,kusura dayalı sorumluluk halini düzenlemektedir. Sigortalı veya hak sahiplerince işverene karşı açılan davalarda, iş kazasının gerçekleşmesinde işçi sağlığı ve iş güvenliği kurallarına aykırı kusurlu davranışı tespit edilmediği halde,tehlike sorumluluğu ilkesinden hareketle işverenin tazminle sorumlu kılınmış olmasının,506 sayılı Yasanın 26.maddesine dayalı dava yönünden tazmin yükümlülüğü doğuran kesin hüküm olarak kabulüne olanak yoktur. İşveren tarafından yapılan anlaşma gereğince, işçilerin işyerine getirilip götürülmesi işini üstlenen Motorlu Taşıyıcılar Koop. üyesi olup olay günü kendisine ait araçla servis hizmeti vermekte olan İ. yönetimindeki aracın, sollama sırasında önünde giden B.yönetimindeki araca çarpmasıyla gerçekleşen trafik iş kazası sonucu sürekli işgörezmezlik durumuna giren sigortalıya bağlanan peşin değerli gelirler ile yapılan harcama ve ödemelerin tazminine yönelik davanın yargılaması sürecinde düzenlenerek hükme dayanak kılınan kusur tespitine ilişkin raporda, kazanın gerçekleşmesinde İ'nin %75, B'nin ise %25 oranındaki kusurlu davranışlarıyla etkide bulunduğu, işverenin ise kusursuz olduğu tespitine yer verilmiş,mahkemece işverenin de tazminle sorumluluğuna hükmedilmiştir. İş kazası sonucu sürekli işgöremezlik durumuna giren sigortalıya, Kurum tarafından bağlanan gelirler ile yapılan harcama ve ödemelerin rücuan tazminine yönelik davada işverenin sorumluluğunun hukuksal dayanağı,506 sayılı Yasanın 26/1.maddesi olup,"İş kazası ve meslek hastalığı,işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılabilir bir hareketi sonucu olmuşsa,..."tazminle sorumluluğa olanak veren yasal düzenleme, kusura dayalı sorumluluk halini düzenlemektedir. Sigortalı veya hak sahiplerince işveren aleyhine açılan davalarda, iş kazasının gerçekleşmesinde işçi sağlığı ve iş güvenliği kurallarına aykırı kusurlu davranışı tespit edilmediği halde, tehlike sorumluluğu ilkesinden hareketle işverenin tazminle sorumlu kılınmış olmasının,506 sayılı Yasanın 26.maddesine dayalı dava yönünden tazmin yükümlülüğü doğuran kesin hüküm olarak kabulüne olanak yoktur. Sigortalı tarafından açılan tazminat davası ve eldeki davanın yargılaması sürecinde yapılan incelemeler sonucu düzenlenen raporlarda işverene yüklenebilecek kusur bulunmadığı sonucuna varılmış olmasına karşın,kusursuz işveren hakkındaki davanın reddi gereğinin gözetilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde,kararı temyiz eden davalı vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. 10.HD.29.03.2005, E.2005/400 - K.2005/3302 ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN KUSURU – İŞVERENİN SORUMLULUĞU Özet: Üçüncü kişinin ağır kusuru ile işçinin ölümü halinde işveren sorumlu tutulamaz. (BK. m.47 , 506/11,26 Davacılar, murislerin trafik iş kazası sonucu ölümü üzerine uğradıkları maddi ve manevi zararın ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir. Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Davacıların desteği, kendisinin ve üçüncü kişilerin kusurlu davranışlarıyla meydana gelen bir tarfik - iş kazası sonucu hayatını kaybetmiştir. Davalı işveren, ölen işçinin ve üçüncü kişilerin kusuru sonucu uğranılan zararların tazmininden sorumlu tutulamaz. Çünkü, gerek öğretide ve gerekse uygulamada benimsendiği üzere, ölenin ve üçüncü kişilerin ağır kusuruyla ve işverenin sorumluluğu için gerekli olan illiyet bağı kesilir. Her ne kadar işverenin sorumluluğu tehlike sorumluluğu esasına dayanmakta ise de, 22.6.1966 gün 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Karında açıkça vurgulandığı üzere, kusursuz sorumluluk hallerinde dahi uygun illiyet bağının gerçekleşmesi ve kesilmemiş olması gerekir. Esasen Dairemizin uygulaması bu doğrultuda olduğu gibi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşmiş içtihat ve uygulamaları da aynı doğrultudadır. Somut olayda, davacıların desteğinin ölümü, kendisinin 4/8, üçüncü kişi durumundaki davalılardan herbirinin de 2/8'er oranında kusurlu davranışları sonucu gerçekleşmiş ve böylece davalı işveren açısından uygun illiyet bağı kesilmiştir. Bu durumda, işverenin tazminatla sorumlu tutulması mümkün değildir. O halde karar bozulmalıdır. 9.HD.01.04.1988, E.1988/3691-K.1988/3695 İŞVERENİN SORUMLULUĞU YER VE ZAMAN BAKIMINDAN YETERLİ OLMAMASI Özet : İşverenin sorumluluğu için yer ve zaman bakımından bağlantı yeterli olmayıp, tehlikenin işin yürütülmesi ile ilgili olarak ortaya çıkmış olması ve bu bağlantının işçinin yada üçüncü kişinin ağır veya tam kusuru ile kesilmemiş bulunması gerekir. Davacılar, müşterek miras bırakanları işçinin, işverenin taşıma sözleşmesi ile bağlılık kurduğu araçla fabrikaya gelirken yolda trafik kazası sonucu ölmesinde işverenin tamamen kusurlu bulunduğu iddiası ile manevi tazminatı isteğinde bulunmuşlardır. İşverenin işçilerini ikamet ettikleri yerlerden işyerine getirip götürmek için taşıma sözleşmesi ile temin ettiği araç, 5.11.1985 günü işyerine gitmekte iken karşı istikametten gelen .... Köyü Belediyesi'ne ait minübüsün, yol durumuna göre hızını ayarlamadan ve trafiğe müsait olup olmadığına bakmadan önünde giden aracı sollaması üzerine kaza meydana gelmiş davacıların dekteği işçi bu kaza sonucu ölmüştür. Yaptırılan bilirkişi incelemesi sonunda olayda kusurun tamamen .... Köyü Belediyesi'ne ait araçta olduğu, işçinin bindiği aracı kullanan şoförün ve davalı şirketin bir hizmet ve denetim kusuru olmadığı anlaşılmıştır. Mahkeme de bunu böyle kabul etmiş, kusursuz sorumluluk türlerinden tehlike sorumluluğundan isteği hüküm altına almıştır. Görüldüğü gibi, dava işverenin iş kazasından ileri gelen sorumluğu konusuna ilişkin bulunmaktadır. Eskiden olduğu gibi bugün de yürürlükte bulunan yasalar, işyeri tehlikelerini olabildiğince ortadan kaldırmaz;karşılık koşullarına uygun bir çalışma ortamı hazırlayabilmek amacıyla buyurucu kurallar koymuştur. Bu kurallar arasında 1475 sayılı İş Kanunu'nun 73. maddesinin konu bakımından özel bir önemi olduğu için kısaca sorumluluğun özelliği nedeniyle işverenin bu durumda da sorumlu tutulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş çoğunluk tarafından paylaşılmamıştır. Öğretide illiyet bağını kesen nedenlerin bütün sorumluluk halleri ve bu arada tehlike sorumluluğu içinde geçerli olduğu uygulanmaktadır. Yargıtay'da illiyet bağının sadece kusura bağlı sorumlulukta değil, sebep ve özellikle tehlike sorumluluğunun kurulabilmesi için de zorunlu oluduğunu kabul etmektedir ( HGK 3.3.1971 E.1969/9-874, K.121 sayılı, 10.11.1976 E.1975/15-1125, K.1976/2773 sayılı, 10.5.1978 gün E.1977/10-807, K.1978/374 sayılı,26.12.1986 E.1986/9-601, K.1986/1189 sayılı kararları ). Gerçekten de, kusurlu sorumluluk ile kusursuz sorumluluğun bütün halleri için gerekli olan nedenlerin tehlike sorumluluğunda etkili olamayacağını açıklamak güçtür. Aslında illiyet bağını kesmesi söz konsu olan bu çeşitli durumların evveliyetle tehlike sorumluluğunda kabul edilmesi gerekir. Zira kusurlu olmadığı gibi, kendisinden beklenen özeni gereği şekilde yerine getirmiş olan bir işvereni, işyeri ya da işletmesiyle uzaktan yakından ilgili bulunan bir üçüncü kişinin eyleminden giderek mücbir sebepten de sorumlu tutmak adalet ve hakkaniyet duygularını incitir. Bu genel açıklamadan sonra somut olay değerlendirilecek olursa; işyerine gitmek için işverence sosyal yardım amacı ile temin edilen araca binerek işyerine gitmekte olan işçinin karşıda gelen başka bir aracın kusurlu çarpması sonucu ölümü ile sonuçlanan olayın, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 11. maddesine göre bir iş kazası olarak nitelendirilmesi, işverenin bu kazadan sorumlu tutulmasını gerektirmez. Başka bir anlatımla, kazanın işverenin işi görülürken gerçekleşmiş olması, sorumluluğu için yeterli değildir. Çünkü olay, üçüncü kişinin tamamen kusurlu davranışı sonucu gerçekleştiği için, işyerine özgü tehlike ile meydana gelen sonuç arasında uygun illiyet bağının varlığından söz edilemez. Başka bir deyişle, olay üçüncü kişinin %100 kusurlu davranışıyla meydana geldiğine göre, illiyet bağı kesilmiştir. bu itibarla, davalı işvereni bu iş kazasından sorumlu tutmak olanağı yoktur. Açıklanan nedenlerle Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. O halde direnme kararı bozulmalıdır. HGK.18.03.1987, E.1986/9-722 - K. 1987/203 TRAFİK-İŞ KAZASI İŞVERENİN SORUMLU TUTULAMAMASI Üçüncü şahsın kusurlu olması durumunda, işveren sorumlu tutulamaz. Dava, trafik-iş kazası sonucu ölen sigortalının haksahiplerinin açtıkları maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Olay günü davalı İdeal Pazarlama Ticaret Ltd.Şti.’ne ait 34 BUE 17 plakalı aracın sürücü Zafer Uluhanlı yönetiminde normal yolunda seyir halinde iken, üçüncü şahıs durumunda olan Hasan Kabasakal yönetimindeki 34 DRK 77 plakalı aracın ters yönde yola girmesiyle çarpışmışlar; normal yolunda seyreden 34 TB Y65 plakalı Avni Güneş yönetimindeki aracın da, önce çarpışıp yolu kapatan diğer araçlara çarpması sonucu sigortalı ölmüştür. Zararlandırıcı sigorta olayı, işveren İdeal Pazarlama Ticaret Ltd.Şti.’nin şoförü Zafer Uluhanlı’nın kullandığı aracın trafik kurallarına uygun olarak seyri halinde iken, ters yönden gelen üçüncü şahıs Hasan Kabasakal’ın kullandığı 34 DRK 77 plakalı aracın çarpışması sonucu meydana geldiğine göre, trafik kurallarına uygun olrak araç kullanan Zafer Uluhanlı’nın %10 kusurlu bulunduğu kabul edilerek ve sonuçta işveren İdeal Pazarlama Ticaret Ltd.Şti.’nin sorumlu tutulması usul ve yasaya aykırıdır. 21.HD.31.10.2000, E.2000/7118 - K.2000/7412 NEDENSELLİK BAĞI İşverenin sorumluluğu yönünden nedensellik bağı, ölen işçinin ve üçüncü kişinin ortaklaşa kusurlarıyla kesilmişse, işveren zarardan sorumlu tutulamaz. Davacıların miras bırakanı, davalı işverene ait aracı kullanmakta iken, üçüncü kişiye ait bir başka araçla çarpışması sonucu hayatını kaybetmiştir. Olayda miras bırakan 7/8, üçüncü kişi 1/8 oranında kusurlu bulunmuşlardır. Davalı işvernin ise herhangi bir kusurunun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Kusursuz sorumluluk hallerinde Dairemizin, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen yerleşmiş kararlarına göre, işverenin eşlemi ile olay arasındaki uygun nedensellik bağı, üçüncü kişinin ve davacıların miras bırakanının ortak kusurlu davranışları ile kesilmiştir. Böyle olunca, davalı işverenin sorumluluğundan söz edilemez. Bu nedenle davanın reddine karar verilmelidir. 9.HD.08.12.1994, E.1994/13119 – K.1994/17380 SERVİS ARACINDAN İNDİRİLİP SİLAHLI KİŞİLERCE ÖLÜRÜLEN İŞÇİLER İŞVERENİN SORUMLU TUTULAMAMASI İşverene ait servis aracındaki işçilerin aşağı indirilip silâhlı kişilerce öldürülmesi olayının, Sosyal Güvenlik Yasası yönünden bir trafik-iş kazası sayılması işverenin sorumluluğunu gerektirmez. İşverenin sorumlu tutulabilmesi için, tehlikenin işyeri ve işin niteliği ile ilgili olması gerekir. İşveren, işçinin iş nedeniyle karşılaşabileceği tehlikeyi önlemek üzere, işin kapsamı ve hakkaniyet bakımından kendisinden beklenebilecek önlemleri almakla yükümlüdür. İş süresi içinde oluşan zararlandırıcı olaylar iş kazası sayıldıklarından, işveren açısından kusursuz sorumluluk getirirler. Ancak, risk ( tehlike ) teorisine dayanan sorumluluklarda, tehlike, işyeri ve işin niteliği ile ilgili olmasıyla sınırlı tutulur. Davacı vekili, davacıların murisinin, davalı şirkete ait servis aracı ile işçilere diktirilmekte olan iş elbiselerinin provası için topluca Urfa'ya gidilip, işyeri olan Hilvan'a dönülürken, işverenin aracındaki kişilerin aşağı indirilip ateş edilerek taranması sonucu öldürüldüğünü iddia ederek, müvekkilleri için maddi ve manevi tazminat istemiştir. Gerçekten, uyuşmazlıktaki somut olay, yukarda anlatılan biçimde geçmiş; o yörede Süleymani Aşireti'ne mensup bir kişinin aynı gün Urfa'da öldürülmesi üzerine bu işin Hilvan'lı apocular tarafından yapıldığına inanan aynı aşiret mensuplarından üç kişi, bir otomobille Urfa-Hilvan yolu üzerine çıkıp yolda rastladıkları davalı şirket aracını durdurarak içindeki 7-8 kişiyi aşağı indirip, "Hilvanlılar ayrılın, diğerleri yere yatsın", ihtarından sonra davacıların murislerinin de aralarında bulunduğu 6 kişiyi otomatik silahlarıyla tarayarak kaçmak isteyen fabrika şoförünü de tabanca ile vurup öldürmüşlerdir. Sonradan, olayın sanıkları yakalanmışlardır. Dosya içinde mevcut Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi tutanak örneklerindeki sanık ifadelerinden iki sanığın olayı bu açıklığı ile itiraf ettikleri anlaşılmaktadır. Böyle bir olayda, işverenin mali sorumluluğu hukuki yönden belirli sorumluluk ilkeleri açısından incelenecek olursa, önce karşımıza işverenin işyerinde çalışan işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için koruma tedbirleri alma yükümlüğü çıkar ( İş Kanunu, m. 73-82). Bu koruma kuralları, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü'nde ve Umumi Hıfzısıhha Kanunu'nun ilgili maddelerinde belirtilmiştir. Genel koruma niteliğinde bulunan bu tedbirler de yeterli görülmemiş ve Borçlar Kanunu'nun 332. maddesinin 1. fıkrasında, işveren işçinin iş dolayısıyla karşılaşabileceği tehlikeyi önlemek üzere, işin mahiyeti bakımından ve hakkaniyet dairesinde kendisinden beklenebilecek tedbirleri almakla da yükümlü tutulmuştur. Ancak, burada önemle belirtmek gerekir ki, bu koruma tedbirlerinin kanun ve tüzüklerin işverene yüklediği veya işin mahiyeti ve hakkaniyet icabı işveren tarafından alınması gerekli tedbirler olması ve asıl önemlisi de alınmayan tedbir, gösterilmeyen özenle sonuç arasında mantıki illiyetin dışında, ötesinde uygun illiyet ( hukuki illiyet) ilişkisinin bulunması şarttır. Sonuç, niteliği itibariyle mutlaka bu illiyete uygun olmalı ve onun uygun bir sonucu olarak ortaya çıkmalıdır. Davada somutlaşan olay ise, tamamen yöredeki anarşik ortamın ortaya çıkardığı bir olaydır. Genel yol güvenliğinin sağlanması herhalde işverenden beklenmemez. Bu sebeple, bilirkişinin, işverenin, jandarma güvenliğinin sağlanmamış olmasına dayandırdığı sorumluluk görüşü, özellikle az önce açıklanan uygun illiyet sorumluluk teorisi ile badaştırılamaz. Olayda, ortak illiyet sorumluluğunu kabul yeterli bulgu ve delilere de rastlanamamıştır. Sadece fabrika müdürünün sanıkların mensup oluduğu Süleymani Aşireti'nden bulunduğu ileri sürülmüştür. Belirli ve bazı haller için kabul edilen kusursuz sorumluluk hallerinden Borçlar Kanunu'nun 55. maddesini de olayımıza uygulama olanağı yoktur. Çünkü, eylemcilerle davalı arasında herhangi bir istihdam ilişkisi bulunmamaktadır. Burada üzerinde durulması gereken diğer bir kusursuz sorumluluk halide; yine alalade kusursuz sorumlulukta oluduğu gibi, kaynağını toplumsal düşünceden alan ve konuyla ilgili 27.3.1957 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nda açıklaması yapılıp en çok iş hukuku alanında uygulanan tehlike (risk) terosine dayanan sorumluluktur. Bu tür sorumlulukta ne işverenin ne de çalıştırdığı diğer bir kimsenin kusuru aranmaz. Zira, işveren işyerinde kendisinden beklenen bütün önlemleri almış ve özen göstermiş bulunmasına rağmen, işçinin beden veya ruh sağlığına yönelik zararlandırıcı olay kaçınılmaz etkenler sonucu meydana gelmiştir. Böyle bir halde, kötü sonuçla işçinin tek başına bırakılması, insani ve toplumsal düşünceyi rahatsız edeceğinden, işçinin işinden yararlanan işverenin de hakkaniyet ölçüsünde ve zarara iştirakı sağlanmış olmaktadır. Ancak, bu sorumluluk da, tehlikenin işyeri ve işin niteliği ile ilgili olmasıyla sınırlıdır. Somut olayda, bütün bu sorumlulukların hukuki unsurları bulunmadığından davalı işveren şirketin tazminatla sorumlu tutulması doğru ve isabetli görülmemiştir. Sigorta hukuku bakımından olayın iş kazası sayılması, bu görüşe etkili olamaz. Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan sebepten davalı yararına bozulmasına oyçokluğuyla karar verildi. 9.HD.04.07.1985, E.1985/4294-K. 1985/7382 İŞYERİNE NAKİL SIRASINDA MEYDANA GELEN KAZA İŞVERENİN SORUMLULUĞU - NEDENSELLİK BAĞI İşçilerin işyerine nakli için işveren tarafından sözleşme ile tutulan bir otobüse, karşıdan gelen ve yüzde yüz kusurlu olduğu tesbit edilen bir minibüsün çarpması sonucu mey¬dana gelen ölüm olayında, sebeb sonuç bağlantısı üçüncü kişi ile kurulmuş olduğundan, işveren tehlike (risk) kuram sorumluluğu ile sorumlu tutulamaz.Bu sebeple Mahkemece verilen maddi ve manevî tazminat karan yasaya aykırıdır. (1475 S.K. Mad. 73) Davacılar, müşterek miras bırakanları işçinin, işverenin taşıma söz¬leşmesi ile bağlılık kurduğu araçla fabrikaya gelirken yolda tarfik kazası sonucu ölmesinde işverenin tamamen kusurlu bulunduğu iddiası ile ma¬nevi tazminat isteğinde bulunmuşlardır. Gerçekten kazanın, işverenin iş¬çilerini ikamet ettikleri yerlerden fabrikaya getirip götürmek üzere sözleş¬me yaptığı kişiye ait otobüs, davacıların miras bırakanı işçi ile diğer işçileri Çerkezköyde bulunan işyerine getirdiği sırada karşı istikametten gelen ve Velimeşe Köyü Belediyesine ait olan 59 ED662 plakalı minibüsün yol durumuna göre sür'atini ayarlamadan ve trafiğin müsait olup olmadığına bakmadan önünde giden aracı sollamasıyla çarpışma sonucu meydana geldiği anlaşılmaktadır. Mahkemece yaptırılan bilirkişi incele¬mesinde olayda kusurun tamamının (%100) sisli bir ortamda önündeki va¬sıtayı sollayarak geçmek isteyen 59.ED.662 plakalı Velimeşe Köyü Bele¬diye minibüs sürücüsünde bulunduğu, Davalı Şirket şo¬föründe ve şirketin kendisinde herhangi bir hizmet ve denetim kusurunun olmadığı tesbit edilmiş, bu kusur durumu mahkemece de kabul edilmiş ve dava kusur sorumluluğundan değil, kusursuz sorumluluk türlerin¬den tehlike sorumluluğundan istek hüküm altına alınmıştır. Bu şekilde oluşturulan karar davalı tarafından temyiz edilip kusura da¬yalı sorumluluk iddia eden davacı tarafından temyiz edilmediğine göre esas yönünden sadece bu tür sorumluluk üzerinde durmak gerekecektir. Hukukumuzda asıl olan kusur şartına dayalı sorumluluktur. Ancak teknoloji'nin gelişmesi ve bu gelişen teknolojinin sanayimize uygulanması so¬nucu meydana gelen bazı tehlikelerin doğurduğu zararların tazmininde ku¬sur şartının aranması her zaman adaleti ve toplumsal düşünceyi tatmin et¬mediğinden doğal hukuk görüşü ile Anayasalarda anlatımını bulan temel hak ve ilkelere yaklaşımı sağlayan tehlike sorumluluğu kuralı geliştiril¬miştir. Bu kuram 27.03.1957 gün 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile yargısallaşarak açıklığa kavuş¬muş ve ondan sonraki kararlar da bu istisna düşüncenin takipçisi olmuşlar¬dır. Bu kuramın özü; işyerinde işin yürütülmesi ile ilgili olarak oluşan teh¬likelerin meydana getirdiği zararlarda, işçinin ve işverenin kusurları bulun¬maması halinde bile işçinin uğradığı zararın tamamının işçiye değil de hak¬kaniyet ölçüsünde bir kısmından onun faaliyet ve iş görmesinden en önde yararlanan işverenin de sorumlu tutulmasıdır. Bu tanımlamaya göre işverenin sorumluluğu için yer ve zaman bakı¬mından bağlantı yeterli olmayıp tehlikenin işin yürütülmesi ile ilgili olarak ortaya çıkmış olması ve bu bağlantının işçinin ya da 3. kişinin ağır veya tam kusuru ile kesilmemiş bulunması şarttır. Dava konusu zararlandırıcı olay, işçilerin ikamet ettikleri mahallerden sosyal yardım amacıyle işyerine taşınması sırasında olmuştur. Bu halin işyerinde işin yürütülmesi ile ilgili bir tehlike sayılıp sayılmayacağından önce karşıdan gelen Belediye minibüs sürücüsünün ağır ve tam (%100) kusuru ile sonuç bağlantısı kesilmiş, sebep-sonuç bağlantısı 3. kişi ile ku¬rulmuştur. Böyle durumda davalı işvereni tehlike (risk) kuram sorumlu¬luğu ile de sorumlu tutmak mümkün değildir. Bu nedenlerle mahkemenin değişik görüşle davayı kabul etmesi ha¬talıdır. Karar bozulmalıdır. 9.HD.23.09.1986, E.1986/5772 – K.1986/8379 İŞVEREN VEKİLİNİN İZİNLİ OLMADIĞI GÜN UĞRADIĞI TRAFİK KAZASI İşveren vekili durumunda olan ve işverenin her türlü işlerini takiple görevlendirilen kimsenin, olay günü izinli olmayıp görevli olduğunun saptanması halinde, uğradığı trafik kazasının iş kazası olarak kabulü gerekir. Davacı, eşinin ölümüyle sonuçlanan kazanın işkazası olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir. Davacı vekili, davacının eşi Faruk'un davalılardan B.Giyim Sanayi Limited Şirketi işyerinde çalışmakta iken, 28.9.1993 günü işyerine ait ve Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1993/919 esas sayılı davasına görevli gitmekte iken, trafik kazasına uğradığını belirterek olayın iş kazası olduğunun tesbitini istemiştir. Dosya içeriğine göre, sigortalı Faruk'un davalı işverene ait işyerinde işveren vekili, görevli müdür gibi hizmette bulunduğu, ayrıca işverenin harici işlerini, adliyedeki işlerini de takip ettiği, olay günü işverenle birlikte aynı araçla Sıhhiye'deki adliye yakınına geldikleri, adliye tarafına, caddenin bir tarafından diğer tarafına birlikte geçerlerken, sigortalının trafik kazası sonucu öldüğü, trafik olay zaptının, da bunu doğruladığı anlaşılmaktadır. Davalı işveren, sigortalının olay günü kendisi ile birlikte adliyeye gelmek için araca bindiğini, esas amacının kızının düğünü için kredi almak olduğunu ve görevli bulunmadığını savunmuştur. Dosyada bulunan sigorta müfettişinin raporu ve düzenlediği tutanağa göre, olayın işkazası olduğu sonucuna varıldığı, diğer sigorta müfettişi ise, düzenlediği rapor ve eki tutanağa göre sigortalının kızının düğünü için kredi alma maksadıyla işverenle birlikte gittiği sonucuna vararak, iş kazası olmadığını bildirmiştir. Yine dosya içeriğine göre, duruşmada dinlenen davacı ve davalı tanıkları sigortalının işveren Ferudun'la aynı araçta Ankara Adliyesi'ne doğru birlikte gittiklerini bildirmişler, bunlardan davalı tanıkları Faruk'un kızının düğünü için kredi alma konusu olduğunu, onun için birlikte gitmiş olabileceğini belirtmişlerdir. Ancak, şahit ifadelerinden, kredi alınacak bankanın Yenimahalle'de olduğu ve öğleden sonra bu kredi için görüşüleceği anlaşılmaktadır. Sigortalı, olay günü izinli değildir. Bilakis görevlidir. Öğleden sonra Yenimahalle'deki bankadan kredi alınacak bir iş için gereksiz olarak işverenle sigortalının Ankara Adliyesi'ne, Sıhhiye'ye gelmesi düşünülemez. İşveren vekili durumunda olan kıymetli bir elamanın, hiçbir görevi yoksa adliyeye götürülmesi, sigortalının işverenin hertürlü dahili ve harici işlerine baktığı gözönünde tutulduğunda, olay günü görevli olduğunun kabulü zorunludur. Normal iş kuralları ve hayatın akış seyri de sigortalının görevli olduğu sonucunu gösterir. Bu itibarla olayın, 506 sayılı Kanunun 11. maddesine göre iş kazası olarak kabulü gerekirken, yazılı düşüncelerle davanın reddi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. 10.H.D.23.10.1995. E. 1995/7796 - K. 1995/8681