KARAR METNİ
Derlemedeki karar metni
ÖZET: Hırsızlık yapılan yerin, katılanın ikamet ettiği evin ve eklentisinin dışında kalan ve yalnızca hayvanlara özgülenmiş barınak niteliğinde bir yer olmaması, etrafı duvar ile çevrili ve katılanın evi ile aynı bahçe içinde bulunan, evin kullanılmasını tamamlayan, buraya girilmesi hâlinde evde oturanların huzur ve güvenliklerinin bozulacağı yerlerden olması karşısında; sanığın katılana ait evin eklentisi niteliğindeki ahırdan bir adet küçükbaş hayvanı çalması şeklindeki eyleminin TCK’nın 142/2-g maddesindeki suçu değil aynı Kanun’un suç ve karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâliyle 142/1-b maddesinde yazılı suçu oluşturduğu kabul edilmelidir. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 1- Sanıkların eylemlerinin TCK’nın 142/2-g maddesi kapsamında mı yoksa aynı Kanun’un 142/1-b maddesi kapsamında mı kaldığının belirlenmesine ilişkin olup bu bağlamda ayrıca, 2- Her bir sanık yönünden suçun sabit olup olmadığı, 3- Sanık K.K. hakkında TCK’nın 62. maddesinin uygulanmamasının isabetli bulunup bulunmadığı, 4- Suç tarihi itibarıyla 18 yaşından küçük olan sanıklar K.K. ve Ş.Y.’a CMK’nın 150/2. maddesi uyarınca zorunlu olarak atanan müdafilere ödenen ücretlerin mahkûmiyet hükümleri ile birlikte yargılama giderlerine dahil edilerek sanıklardan tahsiline karar verilmesinin mümkün olup olmadığı, Hususlarının da değerlendirilmesi gerekmektedir. İncelenen dosya kapsamından; 14.12.2005 tarihinde gece saat 02.30 sıralarında bir şahsın kolluk görevlilerini arayarak adres bilgisini verdiği yerden hayvan hırsızlığı yapıldığını ihbar etmesi üzerine soruşturmaya başlanıldığı, Olay ve muhafaza altına alma tutanağında; olay yerine intikal edilerek haber merkezini arayan şahısla görüşüldüğü, şahsın, plakası, modeli ve rengini alamadığı bir aracın A. Sokak üzerinde durduğu, araçtan inen üç kişinin bu sokağın ön tarafında bulunan U. Sokak tarafına doğru gittiklerini gördüğü yönünde beyanda bulunması üzerine çevrede yapılan araştırmada sokak içerisinde iki adet koyunun görüldüğü, U. Sokak No: . sayılı ikametin ahşap kapısının sert bir cisimle zorlanarak açıldığının tespit edildiği, ikamet sahibi D.A. ile yapılan görüşmede bir adet Merinos cinsi koçun yerinde olmadığını beyan ettiği, olay yerinde yapılan incelemede hırsızlık eylemini gerçekleştiren şahıslara ve çalınan koça ulaşılamadığı, A. Sokak üzerinde bulunan bir duvar kenarında içinde kiriko, kalın ip, halat, bijon anahtarı gibi malzemelerin olduğu bir kutunun ele geçirilerek muhafaza altına alındığının bildirildiği, Görgü tespit tutanağında; olay mahallinin tek katlı, kerpiç bina olduğu, bina çevresinin yerden yaklaşık 1,5 metre yüksekliğinde duvarla çevrili olduğu, bahçe giriş kapısının ahşaptan olup kapı kilidinin sert bir cisimle zorlanarak açıldığı, girişten 2 metre ileride, sol tarafta iki odalı bir bölme bulunduğu, odalarda ikişer tane merinos cinsi koyun olduğu, şikâyetçinin sağ taraftaki bölmede bulunan koçun çalınmış olduğunu beyan ettiği, yapılan incelemede başkaca bir zarar ve ziyana rastlanılmadığı belirtilerek, olay yerini gösterir krokinin tutanağa eklendiği, Katılanın ikametinde meydana gelen küçükbaş hayvan hırsızlığı ile ilgili soruşturma devam ettiği sırada 09.01.2006 tarihinde .. Evler Mahallesinde bulunan bir ikametten başka bir küçükbaş hayvan hırsızlığı olayı meydana geldiği ve şahısların 26 ..... plakalı araç ile olay yerinden kaçtıkları yönünde ihbar gelmesi üzerine çevrede yapılan araştırmada plaka bilgisi verilen aracın bir evin avlusu içerisinde park hâlinde görüldüğü, aracın ön kaputunun hala sıcak olduğu tespit edilerek evin kapısının çalındığı, K.K. ve M.K. isimli şahısların kapıyı açtıkları, evde ve ihbara konu araçta yapılan aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığı ancak araç içinde küçükbaş hayvan dışkılarının bulunduğunun görüldüğü,
bunun üzerine K.K. ve M.K.’in şifahi olarak, yakalandıkları bu son hırsızlık olayında yanlarında Ş.Y.’nin da olduğunu, son olayda çaldıkları üç adet hayvanı adres bilgilerini verdikleri boş bahçe içine bıraktıklarını söyledikleri, Sanık K.K.’nin müdafisi huzurunda samimi beyanda bulunarak hem yakalandıkları hırsızlık olayını hem de daha önce gerçekleştirdikleri hırsızlık olaylarını itiraf etmesi üzerine yapılan tahkikat kapsamında katılan D.A.’nın ahırında meydana gelen hırsızlık olayının aydınlatıldığı, Yargılama aşamasında mahallinde keşif yapıldığı, bilirkişi tarafından sunulan raporda, suça konu küçükbaş hayvanın çalındığı ahırın iki katlı binanın müştemilatı niteliğinde olduğu, ahırın tek katlı, yığma kerpiçten imal edilmiş üzeri kiremitle döşeli, bahçe tarafına bakan duvarının ise tuğla ile örülü olduğu, ahır ile ikametin, etrafı 1,75 metre yüksekliğindeki duvar ile çevrili olan aynı bahçe içinde bulundukları, ahırın ve bahçenin ahşap kapısının asma kilitle kilitlenerek muhafaza altına alındığı, ahırın kapısının ikametin bahçesine açıldığı ve bahçe ile ahır kapıları üzerinde bulunan asma kilitlerin bağlantı halkalarının yerinden sökülerek içeriye girildiğinin tespit edildiğinin bildirildiği, Anlaşılmıştır. Katılan D.A. aşamalarda; 13.12.2005 tarihinde gece saat 20.00 sıralarında dördü koyun biri koç olmak üzere toplamda beş adet küçükbaş hayvanını besleyerek ahırın kapısını kapattığını, 14.12.2005 tarihinde gece saat 02.30 sıralarında polislerin gelerek koyunlarının dışarıda olduğunu söylemeleri üzerine ahırı kontrol ettiğinde bahçe kapısının açık olduğunu ve 450 TL değerindeki bir adet koçunun çalındığını tespit ettiğini, koçunun kendisine iade edilmediğini beyan etmiştir. Sanık K.K. müdafi huzurunda Cumhuriyet savcısına verdiği 09.01.2006 tarihli ifadesinde; Ş.Y. ve M.K.’nin kuzenleri; A.D.’nin ise arkadaşı olduğunu, yakalandıkları son hırsızlık olayını kendisi, Ş.Y., M.K. ve A.D. ile birlikte gerçekleştirdiklerini, olay yerine ablasına ait olan 26 ..... plakalı araçla gittiklerini, diğer sanıklarla birlikte son iki aydan beri küçükbaş hayvan hırsızlığı yaptıklarını, değişik şahıslara ait toplamda yirmi koyunu çaldıklarını, çaldıkları koyunların bir kısmını Ç.S. isimli şahsa sattıklarını, hayvanların sahiplerini tanımadığını, yerlerini de hatırlamadığını, Yargılama aşamasında; diğer sanıklarla birlikte katılanın bir adet koçunu çaldıklarını, hırsızlık yaptıkları saati tam olarak hatırlamadığını, ancak suçlamayı kabul ettiğini, bu eylemi dördünün birlikte gerçekleştirdiklerini, Sanık Ş.Y. müdafi huzurunda Cumhuriyet savcısına verdiği 23.01.2006 tarihli ifadesinde; üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini, herhangi bir hırsızlık olayına karışmadığını, suç tarihinde İ.’de olduğunu, kız meselesi yüzünden aralarında husumet bulunan M.K.’nin kendisini de bu olaya katmış olabileceğini, Yargılama aşamasında; M.K.’nin kız kardeşi ile nişanlı olduğunu, ancak daha sonra ayrıldıklarını, bu nedenle kendisine iftira atıldığını, suçlamayı kabul etmediğini, Sanık A.D. müdafi huzurunda soruşturma aşamasında verdiği 09.01.2006 tarihli ifadesinde; hırsızlık olayını kabul etmediğini, kendisine iftira atıldığını, Yargılama aşamasında; hırsızlık suçundan sabıkalı olduğunu, ancak bu suça karışmadığını, Sanık M.K. müdafi huzurunda soruşturma aşamasında verdiği 09.01.2006 tarihli ifadesinde; bu hırsızlık olayında yer almadığını, Yargılama aşamasında; suçlamayı kabul etmediğini, katılanın koçunu çalmadığını, kendisine iftira atıldığını, Bozma sonrası devam olunan yargılamada; suçsuz olduğunu, son söz hakkı verildiğinde ise; böyle bir şey olması nedeniyle pişman olduğunu, Savunmuşlardır. Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır. Öncelikle suçun sabit olup olmadığı yönünden bir değerlendirme yapılmalıdır. I- Her bir sanık yönünden suçun sabit olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık konusunun incelenmesinde; Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” şeklinde, Latincede ise “in dubio pro reo” olarak ifade edilen
“şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi hâlinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimalile değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimalile dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Katılan D.A.’nın ikameti ile aynı bahçe içerisinde bulunan ahırından bir adet küçükbaş hayvanının çalındığı olayda; 14.12.2005 tarihinde gece saat 02.30 sıralarında bir şahsın kolluk görevlilerini arayarak adres bilgisini verdiği yerden hayvan hırsızlığı yapıldığını ihbar etmesi üzerine olay yerine gidilerek haber merkezini arayan şahısla görüşüldüğü, şahsın, plakası, modeli ve rengini alamadığı bir aracın A. Sokak üzerinde durduğu, araçtan inen üç kişinin bu sokağın ön tarafında bulunan U. Sokak tarafına doğru gittiklerini gördüğü yönünde beyanda bulunması üzerine çevrede yapılan araştırmada sokak içerisinde iki adet koyunun başı boş dolaşmakta olduğu ve katılanın ikamet ettiği U. Sokak No: . sayılı evin ahşap bahçe kapısının sert bir cisimle zorlanarak açıldığının görüldüğü, hırsızlık olayından haberi olmayan katılana durum anlatılarak yapılan kontrolde, ahırın iki ayrı bölmesinde biri koç dördü koyun olmak üzere toplamda beş adet küçükbaş hayvanın beslendiği, koç ve iki adet koyunun bulunduğu sağ taraftaki bölmenin ahşap kapısının zorlanarak açıldığı, koçun çalındığı, koyunların ise çalınamadan sokak üzerinde bırakılmış olduklarının tespit edildiği, katılanın ahırından gerçekleştirilen hırsızlık olayı nedeniyle soruşturma devam ettiği sırada 09.01.2006 tarihinde başka bir küçükbaş hayvan hırsızlığı nedeniyle sanıklar K.K. ve M.K. ‘nin yakalandıkları, sanıklar K. ve M.’nin son hırsızlık olayında yanlarında sanık Ş.Y. ve A.D.’nin de olduğunu söyledikleri, sanık K.K.’nin müdafi huzurunda Cumhuriyet savcısında verdiği ifadesinde ikrarda bulunarak son iki ay içinde çeşitli mağdurlardan yirmi adet küçükbaş hayvan çaldıklarını, tüm eylemleri dördünün birlikte gerçekleştirdiklerini beyan ettiği, soruşturma aşamasında sanık K.K.’nin ikrarı doğrultusunda katılana yönelik hırsızlık olayının açığa çıkarıldığı, sanık K.’nin yargılama aşamasında da incelemeye konu hırsızlık suçunu diğer sanıklarla birlikte işledikleri yönündeki ikrarını devam ettirdiği anlaşılmakla birlikte, Sanık Ş.Y.’nin herhangi bir hırsızlık olayına karışmadığını, suç tarihinde İ.’de olduğunu, kız meselesi yüzünden M.K. ile arasında husumet bulunduğunu, bu nedenle kendisine iftira atıldığını; sanık A.D.’nin hırsızlık suçundan sabıkalı birisi olduğunu, ancak bu suça karışmadığını; sanık M.K.’nin de, bu hırsızlık olayında yer almadığını, kendisine iftira atıldığını savunmaları, bozma sonrası devam olunan yargılamada; sanık M.’nin, suçsuz olduğunu beyan etmesinin ardından kendisine son söz hakkı verildiğinde, böyle bir şey olması nedeniyle pişman olduğunu söylemesinin suçlamayı kabul ettiği şeklinde değerlendirilemeyeceği, hırsızlık eylemini üç kişinin gerçekleştirdiğini söyleyen ihbarcı şahsın bu kişilerin açık eşkal bilgilerini ve olay yerinden ayrıldıkları aracın plakasını verememesi, sanıkların hırsızlık eylemini gerçekleştirdiklerine dair somut ve görgüye dayalı bir bilginin bulunmaması, olay yerinde yapılan incelemede, sanıklara ait herhangi bir delile ulaşılamaması, olayı aydınlatmaya elverişli bir görüntü kaydının olmaması, suça konu hayvanın sanıklardan ele geçirilememesi, hırsızlık olayının sanık K.’in itirafı üzerine aydınlatılması ve olayın tek delilinin sanık K.’in, suçu diğer sanıklarla birlikte işlediğine ilişkin ikrarı birlikte değerlendirildiğinde, sanık K.K.’nin, katılanın ahırından suça konu küçükbaş hayvanı diğer sanıklarla birlikte çaldıkları yönünde aşamalarda değişmeyen ancak suç atma niteliğinde kalabilecek olan ikrarının, tüm aşamalarda suçlamaları kabul etmeyip kendilerine iftira atıldığını savunan sanıklar M.K., A.D. ve Ş.Y.’nin mahkûmiyetleri için tek başına yeterli olmadığı anlaşıldığından sanık K.K.’nin beyanının aksine sanıklar M.K., A.D. ve Ş.Y.’nin üzerlerine atılı nitelikli hırsızlık suçunu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından beraatleri yerine, dosya kapsamına uygun olmayan gerekçelerle mahkûmiyetlerine karar verilmesi kanuna aykırıdır. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükümlerinin, sanıklar M.K., A.D. ve Ş.Y.’nin nitelikli hırsızlık suçundan beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. II- Sanık K.K.’nin eyleminin TCK’nın 142/2-g maddesi kapsamında mı yoksa aynı Kanun’un 142/1-b maddesi kapsamında mı kaldığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusunun incelenmesinde;
5237 sayılı TCK’nın 141. maddesinde yer alan “Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.” şeklindeki düzenleme ile hırsızlık suçunun basit hâli hüküm altına alınmış, aynı Kanun’un 142. maddesinde ise suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri sayılmıştır. Hırsızlık suçunun basit hâlinin oluşması için, başkasına ait taşınabilir eşyanın suçun nitelikli hâllerinde belirtilen şekiller dışında çalınması gerekmektedir. Suç ve karar tarihi itibarıyla uyuşmazlık konusuyla ilgili 5237 sayılı TCK’nın 142. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi; “(1) Hırsızlık suçunun; ... b) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında, İşlenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”, Aynı maddenin ikinci fıkrasının (g) bendi ise hırsızlık suçunun; “Barınak yerlerinde, sürüde veya açık yerlerde bulunan büyük veya küçükbaş hayvan hakkında, İşlenmesi hâlinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklinde iken, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 62. maddesiyle TCK’nın 142. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yürürlükten kaldırılmış, ilga edilen bendin metni korunmak suretiyle aynı maddenin ikinci fıkrasına (h) bendi olarak eklenmiş, birinci fıkradaki “iki yıldan beş yıla kadar hapis” şeklindeki yaptırım “üç yıldan yedi yıla kadar hapis”, ikinci fıkradaki “üç yıldan yedi yıla kadar hapis” şeklindeki yaptırım ise “beş yıldan on yıla kadar hapis” olarak değiştirilmiş; maddenin ikinci fıkrasının (g) bendinde yer alan “Barınak yerlerinde, sürüde veya açık yerlerde bulunan” ibareleri madde metninden çıkarılmıştır. Bu uyuşmazlık konusunda isabetli bir çözüme ulaşılması bakımından 5237 sayılı TCK’nın 142. maddesinin birinci fıkrasının (b) ve ikinci fıkrasının (g) bentlerinin uygulanma şartları üzerinde durulması gerekmektedir. Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâliyle, TCK’nın 142. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde iki ayrı nitelikli hâl düzenlenmiş olup birincisi herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış olan eşyanın çalınmasıdır. Bu nitelikli hâlin uygulanabilmesi için eşyanın, herkesin girebileceği bir yerde bulunmasının yanında, kilitlenmek suretiyle de muhafaza altına alınmış olması gerekir. Madde gerekçesinde, “Ancak bina tanımına girmeyen bir yerde, örneğin otomobilde bulunan eşya hakkında muhafaza altına alınma koşulu aranmış; böylece kapıları kilitli olmayan veya camları kapatılmamış bir otomobildeki eşyanın çalınması hâlinde nitelikli hırsızlık kabul edilmemiştir.” denilmek suretiyle bu husus belirtilmiştir. Herkesin girebileceği yerden, cadde, sokak, pazar yeri veya meydan gibi hiçbir sınırlama, engel olmadan kişilerin girme imkânı bulunan kamuya açık yerler anlaşılmalıdır. Fıkrada belirtilen ikinci nitelikli hâl ise, bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşyanın çalınmasıdır. Bu nitelikli hâlde öngörülen “bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmaktan” anlaşılması gereken, mutlaka belli bir yere kilitlemek ya da gizlemek olmayıp eşyanın bina veya eklentisi içinde bulundurulmuş olması yeterlidir. 5237 sayılı TCK’nın 142. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinde de barınak yerlerinde, sürüde veya açık yerlerde bulunan büyükbaş veya küçükbaş hayvan hakkında gerçekleştirilen hırsızlık eylemleri düzenlenmiş olup birinci fıkranın (b) bendine göre daha ağır biçimde yaptırıma bağlanmıştır. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda hayvanlar hakkında gerçekleştirilen hırsızlık eylemleri suçun işlendiği yere göre 491. maddenin beşinci fıkrasında “Mandıra, ağıl gibi hayvanata mahsus yerlerde bulunan yahut lüzumuna göre açık yerlerde veya kırlarda bırakılan ve haklarında 492. maddenin dokuzuncu fıkrasının tatbiki mümkün olmayan hayvanları bu yerden almak suretiyle işlenirse, cezası bir seneden beş seneye kadar hapistir.” ve aynı Kanun’un 492. maddesinin dokuzuncu fıkrasında “Meskûn bir hanenin doğrudan doğruya müştemilâtından olan veya duvarla çevrilmiş bulunan yerlerindeki hayvan hakkında işlenirse suçlu iki seneden beş seneye kadar hapsolunur.” şeklinde iki ayrı madde biçiminde düzenlenmişken, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda bina ve eklentileri içinde muhafaza edilen hayvanların çalınması ile ilgili suç ve karar tarihinde yürürlükte olan 142. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi dışında özel bir madde ihdasına gerek görülmeyerek sadece barınak yeri, sürü ve açık yerlerde bırakılan büyükbaş ve küçükbaş hayvanların çalınması ile ilgili 142/2-g maddesi öngörülmüş; 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545
sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 62. maddesiyle TCK’nın 142. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendindeki “Barınak yerlerinde, sürüde veya açık yerlerde bulunan” ibareleri metinden çıkarılmıştır. Yapılan değişiklik uyarınca bu tarihten sonra büyükbaş veya küçükbaş hayvanın nereden çalındığına değil çalınan hayvanın büyükbaş veya küçükbaş olup olmadığına bakılarak uygulama yapılacaktır. Görüldüğü gibi kanun koyucu bina ve eklentileri içinde muhafaza edilen eşya hakkında hırsızlık eylemleri için bir düzenleme yaptıktan sonra barınak yerlerinde, sürüde veya açık yerlerde bulunan büyükbaş veya küçükbaş hayvanların çalınması bakımından daha ağır ceza gerektiren ayrı bir düzenlemeye yer vermiştir. Gelinen aşamada “konut”, “eklenti” ve “barınak yeri” kavramları üzerinde de durulmalıdır. Türk Ceza Kanunu’nda konut ve eklenti kavramlarının tanımı yapılmamış, bu kavramlardan ne anlaşılması gerektiği öğreti ve uygulamaya bırakılmıştır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 19. maddesine göre; yerleşim yeri yani ikametgâh, bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yerdir. Konut kavramı ise ikametgâh kavramına nazaran daha geniş bir anlama sahip olup bir yerin konut sayılabilmesi için bireyde sürekli kalma niyetinin bulunması zorunlu değildir. Konut, bulunduğu yer, yapı şekli, sabit ya da taşınır olup olmaması önem taşımayan, devamlı veya geçici nitelikte oturulan, tahsis iradesinin dıştan anlaşıldığı, ihtiyaçların giderilmesi için kullanılan yer olarak tanımlanabilir. (Durmuş Tezcan, Mustafa Ruhan Erdem, M. R. Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 15. Baskı, Ankara, 2017, s. 525) Ceza Genel Kurulunun 27.12.1993 tarihli ve 169-354 sayılı kararında konutun; “Kişilerin, devamlı veya geçici olarak yerleşmek ve barınmak amacıyla oturmalarına elverişli yerler olduğu” vurgulanmıştır. Eklenti kavramı öğretide “Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak konuta bağlı olup fiilen konutun kullanılmasına özgülenen veya onu tamamlayan, o yerin başkasına aidiyetini simgeleyen, engellerle dış dünyadan ayrı tutulmuş yer” (Tezcan- Erdem- Önok, s. 528); “Binaya doğrudan veya dolayısıyla bağlı olan ve binanın hizmetine tahsis edilen, onu tamamlayan mahaller” (Nur Centel, Hamide Z., Özlem Yenerer Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt 1, 3. Baskı, İ., 2016, s. 321); “Konuta bitişik veya yakın olması şart olmayan, dış dünyadan belirli işaretlerle ayrılan ve rıza hilâfına girildiğinde konuttakilerin huzur ve sükûnunun bozulduğu yerler” (Veli Özer Özbek, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 12. Baskı, Ankara, 2017, s. 432) şeklinde tanımlanmıştır. Bir yerin eklenti sayılabilmesi için etrafının mutlaka çevrili olması veya kapı ile kapalı ve kilitli olması şart değildir. Önemli olan o yerin başkasının hâkimiyetinde bulunduğunu, konuta veya iş yerine özgülendiğini ve başkalarının buraya girmesine rıza gösterilmeyeceğini belirtecek şekilde çit, tel örgü, duvar, ağaç dalları vb. gibi dış bir engelle ayrılmış olmasıdır. (Mahmut Koca, İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, Ankara, 2015, s. 560) Bu engellerin sağlam ve aşılamaz nitelikte bulunması da zorunlu olmayıp hak sahibinin rızası dışında buraya girilemeyeceğinin anlaşılacak düzeyde olması yeterlidir. Görüldüğü üzere bir yerin etrafının çevrili olması o yerin tek başına eklenti sayılmasını gerektirmeyeceği gibi etrafı çevrili olmamakla birlikte konut ile aynı alan içinde bulunan, konuta yakın olan, bu yere girildiğinde konutta oturanların huzur ve sükûnlarının bozulacağı yerlerin de eklenti niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. Barınak ise; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde “barınılacak yer” olarak tanımlanmakta olup madde metninde bu kavramın hayvanlarla ilgili kullanıldığı gözetildiğinde maddedeki barınak yerinin; insanların ikamet ettiği bina ve eklentisi dışında kalan, sadece hayvanlara özgülenmiş, hayvanların bakılması, barınması, korunması ve üretilmesi için yapılmış, üstü açık veya kapalı yapılar olarak anlaşılması gerekmektedir. Öğretide de; “Mandıra, ağıl, ahır, üstü kapalı veya açık, etrafı çevrilerek korunaklı hâle getirilen yerler, hayvan barınak yerleridir.” (Zeki Hafızoğulları-Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Kişilere Karşı Suçlar, 5. Baskı, Ankara, 2016, s. 357) şeklinde benzer görüşler ileri sürülmüştür. 5237 sayılı TCK’nın 142. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, Hükümet Tasarısı’nın 202. maddesinin ikinci fıkrasına; 142. maddenin ikinci fıkrasının (g) bendi ise 202. maddesinin beşinci fıkrasına tekabül etmekte olup tasarı gerekçesinde; “(5) numaralı bentte hayvanların barınak yerlerinden veya sürü içinden alınması öngörülmüştür. Barınak yerlerinin sayılması uygun görülmemiş, böylece kümes hayvanlarının çalınması hâlinde de nitelikli hâlin oluşacağı kabul edilmiştir. Hayvanlar aynı barınak yerlerinde olmayıp da, bina içerisinde söz gelimi konutun alt katında muhafaza edildiği takdirde (2) numaralı bent uygulanacağından,
buradan bir hayvan çalınması, söz konusu bent gereğince cezanın verilmesi için yeterli sayılacaktır.” şeklinde açıklamalara yer verilerek hayvanların barınak yerlerinden değil de insanların ikamet ettiği konutun müştemilatından çalınması durumunda bina ve eklentisinden gerçekleşen hırsızlık olarak kabul edilip bu fıkra uyarınca uygulama yapılması gerektiği belirtilmiştir. Barınak yeri kavramı ile ilgili görüşler, kanun koyucunun 142. maddenin birinci fıkrasının (b) bendi hükmüne rağmen ikinci fıkranın (g) bendinde ayrıca bir düzenleme yapma ihtiyacı hissetmesi ve hükümet tasarısındaki açıklamalar dikkate alındığında büyük veya küçükbaş hayvan hırsızlığının bina ve eklentilerinden yapılması hâlinde suç ve karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâliyle TCK’nın 142. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin uygulanması; bina ve eklentisi dışında kalan, sadece hayvanlara özgülenmiş yerlerden yapılması hâlinde ise aynı Kanun’un 142. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendi uyarınca uygulama yapılması gerekmektedir. Diğer taraftan suç ve karar tarihinden sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 62. maddesiyle herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık suçunun düzenlendiği TCK’nın 142. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin yürürlükten kaldırılarak, ilga edilen bendin metni korunmak suretiyle aynı maddenin ikinci fıkrasına (h) bendi olarak eklenmesi ve atılı suç için öngörülen “iki yıldan beş yıla kadar hapis” şeklindeki yaptırımın “beş yıldan on yıla kadar hapis” olarak değiştirilmesi; barınak yerlerinde, sürüde veya açık yerlerde bulunan büyükbaş veya küçükbaş hayvan hakkında hırsızlık suçunun düzenlendiği TCK’nın 142. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinde yer alan “Barınak yerlerinde, sürüde veya açık yerlerde bulunan” ibarelerinin madde metninden çıkarılması, yasal değişiklikten sonra hayvanın çalındığı yer önem taşımaksızın çalınan hayvanın büyükbaş veya küçükbaş olup olmadığına bakılarak uygulama yapılacak olması ve atılı suç için öngörülen “üç yıldan yedi yıla kadar hapis” şeklindeki yaptırımın “beş yıldan on yıla kadar hapis” olarak düzenlenmesi karşısında 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerin her durumda sanığın aleyhine olduğu kabul edilmelidir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık K.K.’nin açık kimlik ve adres bilgileri tespit edilmeyen şahıslarla birlikte katılanın ikametgâhına hırsızlık amacıyla gelerek ahşap bahçe kapısının asma kilidini yerinden söküp içeriye girdiği, etrafı 1,75 metre yüksekliğindeki duvar ile çevrili olan ve katılanın oturduğu ev ile aynı bahçe içinde bulunan tek katlı, müstakil yapılı, yığma kerpiçten imal edilmiş, üzeri kiremitle döşeli, bahçe tarafına bakan duvarı ise tuğla ile örülü olan, ikametin eklentisi niteliğindeki ahırdan bir adet küçükbaş hayvan çaldığı, iki adet küçükbaş hayvanı ise araca yükleyemeden sokak üzerinde bırakarak suça konu yerden kaçtığı olayda; Hırsızlık yapılan yerin, katılanın ikamet ettiği ev ve evin eklentisi dışında kalan, sadece hayvanlara özgülenmiş barınak niteliğinde bir yer olmaması, etrafı duvar ile çevrili ve katılanın evi ile aynı bahçe içinde bulunan, evin kullanılmasını tamamlayan, buraya girilmesi hâlinde evde oturanların huzur ve güvenliklerinin bozulacağı yerlerden olması karşısında, sanığın, katılanın ikamet ettiği evin eklentisi niteliğindeki ahırdan bir adet küçükbaş hayvan çalması şeklindeki eyleminin suç ve karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâliyle TCK’nın 142/2-g maddesindeki suçu değil aynı Kanun’un 142/1-b maddesinde yazılı suçu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanık K.K.’nin eyleminin TCK’nın 142/1-b maddesinde yazılı suçu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. … (CGK, 02.04.2019 tarihli ve 296-269 sayılı)