KARAR METNİ
Derlemedeki karar metni
ÖZET: Hakkında işlem yapmak isteyen görevlilerin elinden tek başına kaçamayacağını düşünen sanığın, yardım istediği ana kadar etrafta bulunan şahısların polis memurlarına yönelik suç işleme konusunda bir fikirlerinin bulunduğuna ilişkin dosyaya yansıyan bir delilin olmaması ve olayın gerçekleştiği yerin sıkça suç işlenen bir mahalle olarak bilinmesi hususları dikkate alındığında; sanığın bu aşamada söylediği “Beni kurtarın!” şeklindeki sözlerin suç işleme konusunda karar uyandırıcı nitelik ve ağırlıkta olduğu, sanığın bu söz ile polis memurlarının görevini yapmasını engelleme ve polis araçlarına zarar verme hususunda henüz bir fikri olmayan inceleme dışı sanıkları harekete geçirip, onlarda ve olaya katılan diğer kişilerde polis memuru olan şikâyetçilere yönelik görevi yaptırmamak için direnme ve kamu malına zarar verme suçlarını işleme kararının oluşmasını sağladığı anlaşıldığından, sanığın, TCK’nın 38. maddesi uyarınca azmettiren sıfatıyla cezai sorumluluğunun bulunduğu kabul edilmelidir.
Sanık Ş.K. (Ş. oğlu) hakkında görevi yaptırmamak için direnme ve kamu malına zarar verme suçlarından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar itiraz edilmeksizin, diğer sanık Ş.K. (M.A. oğlu) hakkında görevi yaptırmamak için direnme ve kamu malına zarar verme suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri ise temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme sanık Ç.A. hakkında görevi yaptırmamak için direnme ve kamu malına zarar verme suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık Ç.A.’nın görevi yaptırmamak için direnme ve kamu malına zarar verme suçlarına iştirakinin TCK’nın 38. madde kapsamında “azmettirme” niteliğinde mi, yoksa TCK’nın 39. madde kapsamında “yardım eden” niteliğinde mi olduğunun belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 04.12.2010 tarihli olay ve yakalama tutanağında; 22.11.2010 tarihinde kasten yaralama suçunu işlediği iddiasıyla şüpheli sıfatıyla aranan sanığın yakalanmasına yönelik yapılan çalışmalar sırasında, 04.12.2010 tarihinde saat 23.00 sıralarında H. Mahallesi … ile … sokakların kesiştiği yerde bulunan kahvehane önünde görülen sanığın, emniyet görevlilerini fark etmesi üzerine kahvehanenin karşısındaki sokakta bulunan iki katlı binaya girip kapıyı kapattığı, ardından bir ekibin binanın arka kısmında, diğer ekibin de kapı önünde beklemeye başladıkları, bu sırada sanığın binanın arka tarafındaki çatılar üzerinden koşarak ikinci kattan asfalt zemine atlayıp kaçmaya başladığı ve yaklaşık 50 metre ilerideki bahçe kapısı açık olan
müstakil bir eve girdiği, evin avlusundaki kömürlüğünde saklandığı sırada görevlilerce yakalanıp etkisiz hâle getirildiği ve sanığa kelepçe takıldığı, polis aracına götürülmek üzere mahallede bulunan kahvehane ile bakkalın arasına gelindiğinde sanığın kolundaki kelepçeyi bir şekilde çıkarıp mahalleliye hitaben “Beni kurtarın!” şeklinde bağırdığı, bunun üzerine toplanan 60-70 kişilik grubun sanığı görevlilerin elinden almaya çalıştıkları, görevli memurların, polis olduklarını, sanığı yaralama olayına karışması nedeniyle götürmek istediklerini anlatmaya çalıştıkları, ancak kalabalıkta bulunan bir takım şahısların sanığın yakasına, boynuna ve bacaklarına sarılıp “Biz bunu kimseye teslim edemeyiz, buradan adam alamazsınız!” diyerek sanığı yere yatırarak üzerine kapandıkları, ardından görevlilere taş atılmaya başlandığı, sanığın polis aracına bindirildiği sırada da mahalle sakinlerinin tamamının araca ve görevlilere taş atmaya devam ettikleri, atılan taşların sanığa ve görevlilere isabet ettiği, görevlilerce biber gazı sıkılmak suretiyle olayın engellenmesine çalışıldığı, polis araçlarının zarar gördüğü bilgilerine yer verildiği, B. Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen 05.12.2010 tarihli adli raporlara göre; polis memurları olan şikâyetçi N.S. ile İ.U.’nun sırtlarında, kollarında, bacaklarında ve yüzlerinde bir takım yaralanmalarının mevcut olduğu, Sanık müdafisince 01.11.2011 tarihinde verilen dilekçede; olayın meydana geldiği H. Mahallesinin birçok adli operasyona konu bir mahalle olması nedeniyle burada yaşayanların yakalama olayına tepki göstermeyeceğinin, ancak polis memurlarının sanığa şiddet uygulaması nedeniyle görevlilere tepki gösterildiğinin ifade edildiği, Anlaşılmaktadır. Şikâyetçiler İ.U. ve N.S., M.Ç. ve Y.G.kollukta; A. Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliğinde görev yaptıklarını, silahla yaralama olayına karışan sanığı yakalamak için suç tarihinde saat 23.00 sıralarında H. Mahallesine gittiklerini, iki sokağın kesiştiği yerde bulunan kahvehanenin önünde sanığı gördüklerini, kendilerini görünce kaçarak karşı tarafta bulunan iki katlı binaya giren sanığın, binanın arkasından kaçabileceği düşüncesiyle polis memurlarından bir kaçının söz konusu yere gittiğini, bir süre sonra sanığın binanın çatısından atladığını ve beton zemine sırt üstü düştüğünü, yerden kalkarak kaçmaya devam ettiğini, daha sonra 50 metre ileride kapısı açık olan bir eve girmeye çalıştığını, ev sahibinin bağırması üzerine evin yan tarafındaki kömürlüğe girdiğini gördüklerini, el feneri ile kömürlüğün içerisine baktıklarında sanığı yere çömelmiş vaziyette bulup yakaladıklarını, kelepçe takarak polis aracına götürdükleri sanığın, mahalledeki kahvehane ile bakkalın bulunduğu yere gelindiğinde “Beni kurtarın!” diye bağırıp mahalle sakinlerinden yardım istediğini, bu sırada kendisini yere atan sanığın elindeki kelepçeleri çıkardığını, sanığı tekrar ekip aracına götürmeye çalıştıklarını, ancak kadın ve erkeklerden oluşan yaklaşık 50-60 kişilik bir grubun üzerlerine taş attığını, polis olduklarını defalarca söylemelerine rağmen mahallelinin taş atmaya devam ettiklerini, isabet eden taşlardan sanığın ve kendilerinin yaralandığını, itiş kakış hâlinde polis aracının olduğu yere gittiklerini, sanığı polis aracına bindirdikleri sırada da mahalle sakinlerinin aracın etrafını sardığını, buna rağmen sanığı araca bindirdiklerini, mahallelinin kendilerine ve polis araçlarına taş atmaya devam ettiklerini, her iki polis aracında da hasar meydana geldiğini, Şikâyetçi M.Ç. mahkemede benzer anlatımlarından farklı olarak; sanığın “Öldürüyorlar, kurtarın!” diye bağırdığını, Şikâyetçi Y.G. mahkemede benzer anlatımlarından farklı olarak; sanığın “Beni kurtarın, götürüyorlar!” dediğini, Şikâyetçiler Ş.Y., A.G. ve M.U.; Asayiş Ekipler Amirliğinde polis memuru olarak görev yaptıklarını, suç tahinde saat 23.10 sıralarında takviye ekip istenmesi üzerine H. Mahallesine geldikleri sırada yaklaşık 70- 80 kişilik bir grubun polis aracının önüne geçip aracı tekmelediklerini, bu nedenle araçtan inemediklerini, olay yerinin kalabalık olması nedeniyle ayrıldıklarını, İnceleme dışı Ş. oğlu Ş.K.; H. Mahallesinde bulunan D. Kıraathanesinde çalıştığını, olay günü saat 21.00 sıralarında kahvehaneyi kapatarak evine gittiğini, görevlilere ve polis araçlarına taş atan kalabalığın içinde bulunmadığını, İnceleme dışı M.A. oğlu Ş.K.; H. Mahallesinde bulunan D. Kıraathanesini işlettiğini, olay günü saat 20.00 sıralarında kahvehaneyi kapatarak evine gittiğini, aynı gün saat 23.00 sıralarında dışarıdan sesler duyması üzerine pencereden baktığında mahalleden tanıdığı olan sanığın polisler tarafından yakalandığını gördüğünü, olayla ilgisinin olmadığını, Beyan etmişlerdir. Sanık Ç.A.; H. Mahallesinde ikamet ettiğini, başka bir olay nedeniyle hakkında yakalama kararı bulunduğunu, olay gecesi kahvehanenin önünde bulunduğu sırada sonradan polis olduğunu öğrendiği
kişilerin kendisine seslendiğini, hasımları olduğunu düşünerek kaçtığını, daha sonra ise yakalandığını, görevlilerce kelepçelenerek götürüldüğü sırada yere düşmesi üzerine polislerin kendisini tartakladığını, bu nedenle bağırdığını, bağırma sesi üzerine de çevredekilerin taş atmaya başladığını savunmuştur. 5237 sayılı TCK’nın “Azmettirme” başlıklı 38. maddesi; “(1) Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır. (2) Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme hâlinde, azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır. Çocukların suça azmettirilmesi hâlinde, bu fıkra hükmüne göre cezanın artırılabilmesi için üstsoy ve altsoy ilişkisinin varlığı aranmaz. (3) Azmettirenin belli olmaması hâlinde, kim olduğunun ortaya çıkarılmasını sağlayan fail veya diğer suç ortağı hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmişbeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına hükmolunabilir. Diğer hâllerde verilecek cezada, üçte bir oranında indirim yapılabilir.” şeklinde, Aynı Kanun’un “Yardım etme” başlıklı 39. maddesi ise; “(1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez. (2) Aşağıdaki hâllerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur: a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek. b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak. c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak” şeklindedir. Türk Ceza Kanunu’nda suça iştirakte, faillik ve şeriklik ayırımı öngörülmüş, azmettirme ve yardım etme şeriklik kavramı içinde değerlendirilmiştir. Azmettirme, belli bir suçu işleme hususunda henüz bir fikri olmayan kişide, bir başkası tarafından suç işleme kararının oluşmasının sağlanmasıdır. Eğer kişi daha önce suçu işlemeye karar vermiş ise, bu takdirde azmettirmeden değil, artık manevi yardımdan söz edilebilir. TCK’nın 39. maddesi kapsamındaki yardım ise, asli iştirakin dışında kalan fakat suçun meydana gelmesi bakımından nedensellik değeri taşıyan hareketleri ifade eder. Burada fiil üzerinde hâkimiyet kurulmamakta, sadece suçun icrası kolaylaştırılmaktadır. Yardım edenin hareketi asli faillere nazaran, suçu yaratıcı ve yapıcı bir nitelik taşımayıp, destekleyici, hazırlayıcı veya kolaylaştırıcı bir durum arzettiğinden yardım eden ikincil bir konumda yer almaktadır. TCK’nın 39. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeye göre, yardım etme; maddi yardım ve manevi yardım olarak ikiye ayrılmaktadır. 1-Bir suçun işlenmesine maddi yardımda bulunma çok çeşitli şekillerde ortaya çıkmakla birlikte anılan maddede maddi yardım; a) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları temin etmek, b) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında maddi yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak olarak sayılmış, 2-Manevi yardım ise; a) Suç işlemeye teşvik etmek, b) Suç işleme kararını kuvvetlendirmek, c) Suçun işlenmesinden sonra yardımda bulunmayı vaad etmek, d) Suçun nasıl işleneceği konusunda yol göstermek şeklinde belirtilmiştir. Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmışsa da suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira “yardım etme”yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hâkimiyetinin bulunmamasıdır.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 22.11.2010 tarihinde kasten yaralama suçunu işlediği iddiasıyla şüpheli sıfatıyla aranan sanık Ç.A.’nın, 04.12.2010 tarihinde saat 23.00 sıralarında görevli polis memurları şikâyetçiler N.S., M.Ç., Y.G. ve İ.U. tarafından ikamet ettiği H. Mahallesinde bulunan kahvehanenin önünde görüldüğü, polis memurlarının kendisini aradığını fark eden sanığın kahvehanenin karşı sokağında bulunan iki katlı binaya girdiği, bina etrafının görevlilerce sarıldığı sırada ikinci kattan asfalt zemine atlayıp kaçmaya devam eden sanığın bahçe kapısı açık olan bir eve girdiği, yapılan kontrolde evin avlusunda bulunan kömürlükte saklanan sanığın yakalanarak etkisiz hâle getirildiği ve sanığa kelepçe takıldığı, polis aracına götürülmek üzere mahalledeki kahvehane ile bakkalın bulunduğu yere gelindiğinde, sanığın kelepçeyi bir şekilde çıkarıp çevredekiler duyacak şekilde “ Beni kurtarın!” diye bağırması üzerine yaklaşık 50-60 kişilik grubun sanığı görevlilerin elinden almaya çalıştıkları, görevli memurların, polis olduklarını, sanığı yaralama olayına karışması nedeniyle götürmek istediklerini anlatmaya çalıştıkları, ancak kalabalıkta bulunan bazı şahısların sanığın yakasına, boynuna ve bacaklarına sarılıp “Biz bunu kimseye teslim edemeyiz, buradan adam alamazsınız!” diyerek yere yatırdıkları sanığın üzerine kapandıkları, sanığın polis aracına bindirildiği sırada inceleme dışı sanıkların da aralarında bulunduğu mahalle sakinlerinin attıkları taşlar nedeniyle görevli polis memuru olan şikâyetçiler N.S. ve İ.U.’nun yaralandığı ve polis araçlarının zarar gördüğü olayda; görevlilerin elinden tek başına kaçamayacağını düşünen sanığın, yardım istediği ana kadar etrafta bulunan şahısların polis memurlarına yönelik suç işleme konusunda bir fikirlerinin bulunduğuna ilişkin dosyaya yansıyan bir delilin olmaması ve olayın gerçekleştiği yerin sıkça suç işlenen bir mahalle olarak bilinmesi dikkate alındığında, sanığın bu aşamada söylediği “Beni kurtarın!” şeklindeki sözlerin suç işleme konusunda karar uyandırıcı nitelik ve ağırlıkta olduğu, sanığın bu söz ile polis memurlarının görevini yapmasını engelleme ve polis araçlarına zarar verme hususunda henüz bir fikri olmayan inceleme dışı sanıklar Ş. oğlu Ş.K. ve M.A. oğlu Ş.K.’yi harekete geçirip, adı geçenlerde ve olaya katılan diğer kişilerde polis memuru olan şikâyetçilere yönelik görevi yaptırmamak için direnme ve kamu malına zarar verme suçlarını işleme kararının oluşmasını sağladığı anlaşıldığından; sanığın TCK’nın 38. maddesi uyarınca azmettiren sıfatıyla cezai sorumluluğunun bulunduğu kabul edilmelidir. Öte yandan, görevi yaptırmamak için direnme suçu, birden fazla polis memuruna karşı işlendiği hâlde TCK’nın 43. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca cezada artırım yapılmaması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamış; uzun süreli hapis cezaları ertelenen sanık hakkında hüküm kurulurken, hak yoksunluğuna ilişkin TCK’nın 53. maddesi uygulanmamış ise de, kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak bu hususun hükümden sonra 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 140-85 sayılı iptal kararı da dikkate alınmak suretiyle infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına karar verilmelidir. (CGK, 13.03.2018 tarihli ve 71-99 sayılı)