Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Gece saatlerinde bir hastanenin genel cerrahi servisinin önündeki sandalyelerin üzerinde uyuyan katılanın kolayca ulaşılamayacak şekilde cebinde bulunan cüzdanını

Ceza HukukuE. 2017/517K. 2017/317.01.2017Onama

Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)

Eklendi: 4 Ağustos 2026Son kontrol: 4 Ağustos 2026
01

Kararın özeti

Gece saatlerinde bir hastanenin genel cerrahi servisinin önündeki sandalyelerin üzerinde uyuyan katılanın kolayca ulaşılamayacak şekilde cebinde bulunan cüzdanını uyandırmadan alıp, içerisinden bir miktar parayı çalan sanığın eylemi özel beceri gerektirdiğinden TCK’nın 142/2-b maddesi kapsamında nitelikli hırsızlık suçunu oluşturur. Ancak doğal uyku hâli, hırsızlık eyleminin gerçekleştirilmesini önleyecek tedbirlerin alınmasına engel teşkil etmeyeceğinden TCK’nın 142/2- son maddesi kapsamında kişinin beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunması olarak kabul edilemez. Sanık hakkında mağdur Ş.C.’ye yönelik hırsızlık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme, katılan M.E.’ye yönelik hırsızlık suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin hukuki niteliğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 22.05.2009 tarihinde saat 01.30 sıralarında mağdur Ş.C.’nin, D. E. Üniversitesi Hastanesinin güvenlik birimine müracaat ederek, Çocuk Hastalıkları Servisi önündeki banklarda uzanır vaziyette iken bir şahsın pantolon cebini yokladığını, gözlerini açtığında şahısla yüz yüze geldiğini, ancak şahsı yakalayamadığını söylediği, aynı gece saat 01.45 sıralarında katılan M.E. ‘nin de hastanenin güvenlik birimine cüzdanından 45 Lirasının çalındığını ancak çalan şahsı görmediğini beyan ettiği, mağdur Ş.C.’ın, parasını almaya çalışan şahsın eşkâl bilgilerini vermesi üzerine hastanenin girişinde bulunan güvenlik kamerası görüntülerinin incelendiği, eşkâle uyan şahsın 01.10 ile 01.40 saatleri arasında hastaneye giriş çıkış yaptığının tespit edildiği, 26.05.2009 tarihinde sanığın hastanenin bahçesinde dolaştığını gören mağdur Ş. C.’nin durumu güvenlik birimine bildirmesi üzerine sanığın hastane bahçesinde yakalandığı anlaşılmaktadır. Katılan M.E.; olay gecesi saat 01.45 sıralarında, genel cerrahi servisinin önündeki sandalyelerin üzerinde uyurken telefonunun çalması üzerine uyanıp annesinin yattığı odaya gittiğini, geri döndüğünde cüzdanını uyuduğu sandalyelerin üzerinde bulduğunu, ilk önce cüzdanını düşürdüğünü zannettiğini, ancak açıp içine baktığında cüzdanındaki 45 Liranın çalındığını anladığını, hastanenin güvenlik birimine başvurduğunda güvenlik görevlisinin, Ş.C. isimli şahsın da parasının çalınmak istendiğini, bu kişinin şahsı gördüğünü söylediğini, sonrasında Ş.C.’nin verdiği eşkâl bilgileri üzerine sanığın yakalandığını, zararının giderilmediğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu beyan etmiş, Mağdur Ş.C.; olay gecesi hastanede tedavi gören çocuğuna refakat ettiğini, bekleme salonundaki sandalyelerin üzerinde uzanırken ceplerinin karıştırıldığını fark edip kalktığında sanığı karşısında gördüğünü, sanığın kendisine “Ş. sen misin diye baktım, pardon sen değilmişsin” diyerek merdivenlerden aşağıya indiğini, peşinden gitmesine rağmen sanığı bulamadığını ve güvenlik görevlilerine sanığın eşkâl bilgilerini verdiğini, bir kaç gün sonra sanığı tekrar aynı hastane içinde görüp yakalattığını, herhangi bir zararının olmaması nedeniyle şikâyetinden vazgeçtiğini söylemiş,

02

Derlemedeki karar metni

Aşağıdaki metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.

Görüntüleme ayarlarıStandart okuma alanı

KARAR METNİ

Derlemedeki karar metni

ÖZET: Gece saatlerinde bir hastanenin genel cerrahi servisinin önündeki sandalyelerin üzerinde uyuyan katılanın kolayca ulaşılamayacak şekilde cebinde bulunan cüzdanını uyandırmadan alıp, içerisinden bir miktar parayı çalan sanığın eylemi özel beceri gerektirdiğinden TCK’nın 142/2-b maddesi kapsamında nitelikli hırsızlık suçunu oluşturur. Ancak doğal uyku hâli, hırsızlık eyleminin gerçekleştirilmesini önleyecek tedbirlerin alınmasına engel teşkil etmeyeceğinden TCK’nın 142/2- son maddesi kapsamında kişinin beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunması olarak kabul edilemez. Sanık hakkında mağdur Ş.C.’ye yönelik hırsızlık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü Özel Dairece düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme, katılan M.E.’ye yönelik hırsızlık suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin hukuki niteliğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 22.05.2009 tarihinde saat 01.30 sıralarında mağdur Ş.C.’nin, D. E. Üniversitesi Hastanesinin güvenlik birimine müracaat ederek, Çocuk Hastalıkları Servisi önündeki banklarda uzanır vaziyette iken bir şahsın pantolon cebini yokladığını, gözlerini açtığında şahısla yüz yüze geldiğini, ancak şahsı yakalayamadığını söylediği, aynı gece saat 01.45 sıralarında katılan M.E. ‘nin de hastanenin güvenlik birimine cüzdanından 45 Lirasının çalındığını ancak çalan şahsı görmediğini beyan ettiği, mağdur Ş.C.’ın, parasını almaya çalışan şahsın eşkâl bilgilerini vermesi üzerine hastanenin girişinde bulunan güvenlik kamerası görüntülerinin incelendiği, eşkâle uyan şahsın 01.10 ile 01.40 saatleri arasında hastaneye giriş çıkış yaptığının tespit edildiği, 26.05.2009 tarihinde sanığın hastanenin bahçesinde dolaştığını gören mağdur Ş. C.’nin durumu güvenlik birimine bildirmesi üzerine sanığın hastane bahçesinde yakalandığı anlaşılmaktadır. Katılan M.E.; olay gecesi saat 01.45 sıralarında, genel cerrahi servisinin önündeki sandalyelerin üzerinde uyurken telefonunun çalması üzerine uyanıp annesinin yattığı odaya gittiğini, geri döndüğünde cüzdanını uyuduğu sandalyelerin üzerinde bulduğunu, ilk önce cüzdanını düşürdüğünü zannettiğini, ancak açıp içine baktığında cüzdanındaki 45 Liranın çalındığını anladığını, hastanenin güvenlik birimine başvurduğunda güvenlik görevlisinin, Ş.C. isimli şahsın da parasının çalınmak istendiğini, bu kişinin şahsı gördüğünü söylediğini, sonrasında Ş.C.’nin verdiği eşkâl bilgileri üzerine sanığın yakalandığını, zararının giderilmediğini, sanıktan şikâyetçi olduğunu beyan etmiş, Mağdur Ş.C.; olay gecesi hastanede tedavi gören çocuğuna refakat ettiğini, bekleme salonundaki sandalyelerin üzerinde uzanırken ceplerinin karıştırıldığını fark edip kalktığında sanığı karşısında gördüğünü, sanığın kendisine “Ş. sen misin diye baktım, pardon sen değilmişsin” diyerek merdivenlerden aşağıya indiğini, peşinden gitmesine rağmen sanığı bulamadığını ve güvenlik görevlilerine sanığın eşkâl bilgilerini verdiğini, bir kaç gün sonra sanığı tekrar aynı hastane içinde görüp yakalattığını, herhangi bir zararının olmaması nedeniyle şikâyetinden vazgeçtiğini söylemiş,

Sanık; olay tarihinde hastasını ziyaret amacıyla hastanede bulunduğunu, atılı suçlamayı kabul etmediğini savunmuştur. Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için öncelikle hırsızlık suçunun ilgili hükümlerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Hırsızlık suçunun basit hâli 5237 sayılı TCK’nın 141. maddesinin birinci fıkrasında; “Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir” şeklinde düzenlenmiş, aynı Kanun’un 142. maddesinde ise suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri sayılmıştır. Hırsızlık suçunun basit hâlinin oluşması için, başkasına ait taşınabilir eşyanın suçun nitelikli hâllerinde belirtilen şekiller dışında çalınması gerekmektedir. TCK’nın uyuşmazlık konusuyla ilgili 142. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâli;“Hırsızlık suçunun; Kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında, ...İşlenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur”; aynı maddenin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bendleri; “Suçun; a) Kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanarak, b) Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle ... İşlenmesi hâlinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur» şeklinde düzenlenmiş iken, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 62. maddesiyle birinci fıkradaki nitelikli hâllerin yaptırımı “üç yıldan yedi yıla kadar hapis”; ikinci fıkradaki nitelikli hâllerin yaptırımı “beş yıldan on yıla kadar hapis” olarak değiştirilmiştir. TCK’nın 142. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinde ise suçun, bu fıkranın (b) bendinde belirtilen surette, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak kişiye karşı işlenmesi hâlinde verilecek cezanın üçte biri oranına kadar artırılacağı belirtilmiştir. TCK’nın 142. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki nitelikli hâlin oluşması için hırsızlık suçunun; kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında işlenmesi gerekmektedir. Kamu kurum ve kuruluşları kavramından, devletin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduğu yasama, yürütme ve yargı niteliğindeki kamu hizmetlerinin görüldüğü yerler anlaşılmalıdır. Örneğin TBMM, bakanlıklar, valilikler, kaymakamlıklar, belediyeler, üniversiteler, okullar, postaneler, adliyeler, kamu hastaneleri, kamu bankaları birer kamu kurum veya kuruluşudur. Suçun işlendiği sırada bu yerlerin kamu hizmetinin yerine getirilmesi için tahsis edilmiş olması yeterli olup, bina şeklinde bulunması gerekmez. Bu kapsamda, deprem nedeniyle adliye işlerinin görüldüğü bir çadırda gerçekleşen hırsızlık eyleminde bu nitelikli hâlin uygulanması gerekir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2015, s; 544 vd) İbadete ayrılmış yer kavramı ise, dış dünyadan ayrılmış ve sadece insanların ibadetlerini yapmalarına özgülenmiş her türlü yer şeklinde tanımlanabilir. Dolayısıyla, ibadete ayrılmış yerin bina niteliğinde olmasında bir zorunluluk bulunmamaktadır. Kanun koyucu bu bentte “kime ait olursa olsun” ibaresine yer vermekle, eşyanın kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde olmasını yeterli görmüştür. Eşya, kamu kurum ve kuruluşlarına veya ibadete ayrılmış yerlere ve burada çalışan kişilere ait olabileceği gibi, bu kurum ve kuruluşlarda verilen hizmeti almak üzere gelen kişilere ya da ibadete ayrılmış yerlerde ibadet edenlere de ait olabilir. Önemli olan eşyanın bu yerlerden alınması olup, eşyanın kime ait olduğunun bir önemi yoktur. Ancak madde metni gözetildiğinde, eylemin anılan yerlere ait eklentilerde gerçekleştirilmesi durumunda bu nitelikli hâl uygulanmayacaktır. Bentte düzenlenen diğer bir nitelikli unsur da suçun kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında işlenmiş olmasıdır. Burada eşyanın nerede bulunduğu değil tahsis amacı önem taşımaktadır. Örneğin çeşme, parklardaki oyun araçları ile heykeller, elektrik direkleri sokak lambaları, trafik ışık ve levhaları, telefon telleri, telefon kulübeleri, banklar bu kapsamdadır. TCK’nın 142. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde hırsızlık suçunun iki ayrı nitelikli hâli düzenlenmiş, suçun kişinin “malını koruyamayacak durumda olmasından” veya “ölmesinden” yararlanılarak işlenmesi yaptırıma bağlanmıştır. Bu bende ilişkin madde gerekçesinde ise “Hırsızlık suçunun kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanılarak işlenmesi, suçun temel şekline nazaran

daha ağır ceza ile cezalandırılmasını gerektirmektedir. Mağdurun trafik kazası geçirmiş olması, akli veya bedensel bir hastalık veya sakatlıkla malul olması, malını koruyamayacak durumda olmasının örneklerini oluşturmaktadır. Hatta, bir yakınının ölüm haberini almış olmaktan doğan büyük bir üzüntünün neden olduğu bir panik hâlinin de aynı durumu doğurmuş bulunması olanaklıdır. Kişinin örneğin geçirmiş bulunduğu kaza sonucunda ölmüş olmasından yararlanılarak üzerindeki veya yanındaki eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenmiş olması da bu bent kapsamında mütalaa edilmiştir. Bu bent hükmünün uygulanabilmesi için kişinin malını koruyamayacak duruma fail tarafından getirilmemiş olması gerekir. Aksi takdirde, duruma göre yağma suçunun veya bir başka suçu işlemek amacıyla kasten öldürme suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir” açıklamalarına yer verilmiştir. Kanun koyucu, kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmüş olmasından yararlanarak işlenen hırsızlığı, hem insani duyguları incitmesini hem de işlenmesindeki kolaylığın fiilin haksızlık içeriğini arttırdığını göz önünde bulundurarak nitelikli hâl olarak kabul etmiştir. (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 2. Baskı, Ankara, 2015, s.551) TCK’nın 142. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendindeki “kişinin malını koruyamayacak durumda olması” kavramından madde gerekçesinde de belirtildiği üzere; mağdurun trafik kazası geçirmiş olması, aklî veya bedensel bir hastalık veya sakatlıkla malul olması, bir yakınının ölüm haberini almış olmaktan doğan büyük bir üzüntünün neden olduğu panik hâlinde bulunulması gibi durumlar anlaşılmalıdır. Öğretide de; «Burada kastedilen, malı çalınan kişinin, özel bir felakete uğramış olması dolayısıyla, malını koruyamayacak durumda bulunmasından yararlanılmasıdır. Yangın, patlama gibi hâller dışında, ani bayılma, epilepsi nöbeti, aile bireylerinden birinin ölmesi veya kaza geçirmesi gibi nedenlerle içine düşülen bilinçsizlik, panik veya üzüntü hâllerinde hırsızlık suçunun işlenmesi daha kolay olacağı için bu ağırlaştırıcı neden kabul edilmiştir.” (Nur Centel, Hamide Z., Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, 1. Cilt, Beta Yayınevi, 2. Baskı, İ., 2011, s. 318), “Kişinin malını koruyamayacak durumda olması süreklilik arzetmeyen bir hâl olup hırsızlık fiilinin işlenmesi sırasında korunma için gerekli tedbirleri alabilecek durumda bulunmamayı ifade eder. Örneğin bayılmak, sara krizine tutulmak, trafik kazasına uğramak, yangın, deprem ve benzeri bir felaket içerisinde ve sonrasında bulunmak gibi.” (Veli Özer Özbek-Mehmet Nihat Kanbur-Koray Doğan- Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümleri, Seçkin Yayınevi, 8. Baskı, Ankara, 2015, s.591), “Kişinin malını koruyamayacak durumda olmasını, daha ziyade gerçekleştirlen hırsızlığı fark etmesine rağmen olaya müdahale edebilecek durumda olmaması şeklinde anlamak gerekir” (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 2. Baskı, Ankara, 2015, s.551) şeklinde görüşler ileri sürülmüştür. TCK’nın 142. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde ise, hırsızlık suçunun, elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle işlenmesi nitelikli hâl olarak düzenlenmiş, bu bendin uygulama alanı ise madde gerekçesinde;”Hırsızlığın elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle işlenmesi hâli öngörülmüştür. Yankesicilik veya kişisel çeviklik ile işlenen hırsızlık hâlleri bendin kapsamına girdiği gibi, bir hayvanı alıştırmak suretiyle ve ondan yararlanılarak işlenen fiiller hakkında da bendin uygulanması sağlanmıştır. Bunun gibi, yolda giden bir kimsenin çantasını kapıp kaçmak suretiyle işlenen hırsızlık da bu bent kapsamında mütalaa edilmiştir. Ancak, bu son hâlde, direncini kırma amacıyla kişiye karşı cebir kullanılmamalıdır. Aksi takdirde yağma suçu oluşur” şeklinde açıklanmıştır. Bu nitelikli hâlin uygulanabilmesi için öncelikle suçun konusunu oluşturan eşyanın elde veya üstte taşınıyor olması gerekmektedir. Bu bentte düzenlenen nitelikli hallerden birisi, elde veya üstte taşınan eşyanın çekip almak suretiyle çalınmasıdır. Mağdura karşı herhangi bir cebir kullanılmaksızın kapkaç suretiyle gerçekleşen hırsızlık fiilleri bu bent kapsamında değerlendirilmelidir. Uygulamada, elde veya üstte taşınan eşyanın özel beceriyle çalınmasına ilişkin hükmün, yankesicilik suretiyle işlenen suçları kapsadığı kabul edilmekle birlikte, kullanılan “özel beceri” sözcüğü yankesicilikten daha kapsamlıdır. Nitekim bu husus madde gerekçesinde “Yankesicilik veya kişisel çeviklik ile işlenen hırsızlık hâlleri bendin kapsamına girdiği gibi bir hayvanı alıştırmak suretiyle ve ondan yararlanılarak işlenen fiiller hakkında da bendin uygulanması sağlanmıştır” şeklinde vurgulanmıştır. Bu nedenle ilgili bendin, yankesicilik suretiyle gerçekleştirilen hırsızlık eylemlerini de içeren ancak ondan daha geniş olarak, kişi üzerinde özel beceri ile gerçekleştirilen tüm hırsızlık suçlarını kapsadığının kabulü gerekmektedir. TCK’nın 142. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinde, hırsızlık suçunun elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kimseye karşı gerçekleştirilmesi hâli cezayı artıran neden olarak düzenlenmiştir. Bu

hükümle mağdurun durumu gözetilerek, beden ve ruh bakımından kendisini savunamayacak hâlde olan kişiler bu fiillere karşı daha etkin şekilde korunmak istenmişlerdir. Akıl hastalığı, zeka geriliği, felçli olmak, kişinin yaşlı olması veya yaşının çok küçük olması beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak duruma örnek olarak gösterilebilir. Bedensel ya da ruhsal bakımdan engelli olmak tek başına bu nitelikli hâlin uygulanması bakımından yeterli değildir. Bu hâlin kişiyi kendini savunamayacak duruma getirmiş olması gerekmektedir. Kişinin beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olup olmadığı, her somut olaya ilişkin hâkim tarafından yapılacak değerlendirme sonucunda belirlenmelidir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Katılan M.E.nin, D.E. Üniversitesi Hastanesinde tedavi görmekte olan annesine refakat ederken, 22.05.2009 tarihinde saat 01.45 sıralarında genel cerrahi servisinin önündeki sandalyelerin üzerinde uyuduğu sırada, sanığın katılanın cebinde bulunan cüzdanını alıp içerisinden 45 Lirayı çaldığı olayda; sanığın eylemini hastane koridorundaki sandalye üzerinde uyumakta olan katılana karşı gerçekleştirmesi, katılanın cüzdanının kolayca ulaşılamayacak şekilde cebinde bulunması ve uyumakta olan kişiyi uyandırmadan üzerinde bulunan eşyayı çekip almanın da belli bir düzeye erişmiş maharet gerektirmesi göz önüne alındığında, sanığın katılanı uyandırmadan cebindeki cüzdanını alması şeklindeki eylemini TCK’nın 142. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi kapsamında “özel beceri” kullanarak gerçekleştirdiği kabul edilmelidir. Öte yandan, eylemin gerçekleştirildiği sırada uyuyan katılanın, TCK’nın 142. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi kapsamında beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olduğu ileri sürülebilir ise de; doğal uyku hâlinin, hırsızlık eyleminin gerçekleştirilmesini önleyecek tedbirlerin alınmasına engel teşkil etmeyeceği, nitekim kanun koyucunun bu nitelikli hâlin uygulanmasında beden veya ruh bakımından kendisini savunmama hâlinin değil savunamama hâlini esas aldığı cihetle, sanık hakkında bu nitelikli hâlin uygulanmasına olanak bulunmamaktadır. Bu itibarla, Yerel Mahkeme hükmü ile bu hükmün onanmasına ilişkin Özel Daire kararı isabetli olduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. ... (CGK, 17.01.2017 tarihli ve 517-3 sayılı)

KISA DEĞERLENDİRME

Bu karar neden önemli?

Kararın merkezinde maddi gerçeğin araştırılması ile savunma hakkı arasındaki denge bulunuyor. Delilin nasıl elde edildiği, sonuca en az delilin içeriği kadar etki eder.

KARAR METNİ HAKKINDA

Metin hakkında

Aktarım
Metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.
Sayfa düzeni
Metin yalnızca okunabilir olması için paragraflara ayrıldı; içerikten çıkarma veya yeniden yazma yapılmadı.
Derleme
Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)
Son kontrol
4 Ağustos 2026