Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Sanığın sevk ve idaresindeki minibüs ile katılana ait minibüsün arkasından korna çalıp çok yakın mesafeden hızlı bir şekilde sollama yaptıktan sonra ileriden dönüp

Ceza HukukuE. 2019/94K. 2019/1417.01.2019Bozma

Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)

Eklendi: 4 Ağustos 2026Son kontrol: 4 Ağustos 2026
01

Kararın özeti

Sanığın sevk ve idaresindeki minibüs ile katılana ait minibüsün arkasından korna çalıp çok yakın mesafeden hızlı bir şekilde sollama yaptıktan sonra ileriden dönüp yine katılanın yönetimindeki minibüsün yanından hızlı bir şekilde geçmesi şeklindeki hareketler cebir, tehdit veya hukuka aykırı başka bir davranışla işlenmesi gereken iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunun oluşması için elverişli olmayıp, bu hareketlerin sırf katılanın yolcu almamasına yönelik olduğuna dair delil elde edilememesi ve katılanın ara vermeden devam ettiği yolcu taşımacılığı işinde kendisine herhangi bir güçlük çıkartılmaması nedenleriyle atılı iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir. Öte yandan sanığın kullandığı aracıyla, katılanın aracının çok yakınından hızla geçmesi ve herhangi bir gereklilik bulunmamasına karşın kornasını kullanması eylemleri Karayolları Trafik Kanunu’nun 72 ve 73. maddelerinde öngörülen kabahatleri oluşturmaktadır.

02

Derlemedeki karar metni

Aşağıdaki metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.

Görüntüleme ayarlarıStandart okuma alanı

KARAR METNİ

Derlemedeki karar metni

ÖZET: Sanığın sevk ve idaresindeki minibüs ile katılana ait minibüsün arkasından korna çalıp çok yakın mesafeden hızlı bir şekilde sollama yaptıktan sonra ileriden dönüp yine katılanın yönetimindeki minibüsün yanından hızlı bir şekilde geçmesi şeklindeki hareketler cebir, tehdit veya hukuka aykırı başka bir davranışla işlenmesi gereken iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunun oluşması için elverişli olmayıp, bu hareketlerin sırf katılanın yolcu almamasına yönelik olduğuna dair delil elde edilememesi ve katılanın ara vermeden devam ettiği yolcu taşımacılığı işinde kendisine herhangi bir güçlük çıkartılmaması nedenleriyle atılı iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı kabul edilmelidir. Öte yandan sanığın kullandığı aracıyla, katılanın aracının çok yakınından hızla geçmesi ve herhangi bir gereklilik bulunmamasına karşın kornasını kullanması eylemleri Karayolları Trafik Kanunu’nun 72 ve 73. maddelerinde öngörülen kabahatleri oluşturmaktadır.

İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunun yasal unsurlarıyla oluşup oluşmadığının ve suçun oluştuğunun kabulü hâlinde ise TCK’nın 117/1. maddesinde atılı suç için seçimlik olarak hapis veya adli para cezası öngörülmesi karşısında Yerel Mahkemece hapis cezasının yanı sıra adli para cezasına hükmedilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Uyuşmazlıkların isabetli bir biçimde çözümlenebilmesi için 5237 sayılı TCK’nın 117/1. maddesinde düzenlenen iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçu ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 72. maddesindeki “Ses, müzik, görüntü ve haberleşme cihazlarının kullanılması” ve aynı Kanun’un 73. maddesindeki “Tedbirsiz ve saygısız araç sürme” fiillerine ilişkin düzenlemeler üzerinde durulması gerekmektedir.

Kitabın diğer bölümlerindeki kararlarda hırsızlık, mala zarar verme ve konut dokunulmazlığının ihlali suçlarına ilişkin hukuki açıklamalar bulunduğundan, tekrardan kaçınmak adına bu kararın yalnızca özetine yer verilmiştir.

A- İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlâli Suçu; Anayasanın 48. maddesinde yer alan, “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. Devlet, özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır.” şeklindeki düzenleme ile koruma altına alınan sözleşme özgürlüğü, sözleşme yapma serbestisinin yanı sıra yapılan sözleşmelere dışarıdan müdahale yasağını da içerir. Anayasanın 49. maddesinin birinci fıkrasındaki “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir” hükmü ile de çalışma hakkı güvence altına alınmıştır. İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçu TCK’nın 117. maddesinde; “(1) Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla, iş ve çalışma hürriyetini ihlâl eden kişiye, mağdurun şikâyeti hâlinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası verilir.” şeklinde düzenlenmiştir. İş ve çalışma hürriyeti, bireyin gelir elde etmek amacıyla mal ve hizmet üreterek serbestçe çalışma, sözleşme yapma ve teşebbüs kurma hakkı olarak tanımlanmaktadır. İş ve çalışma hürriyetinin ihlâli suçu ile korunan hukuki yarar, bireyin her türlü baskıdan uzak, üçüncü kişilerin olumsuz müdahalelerine uğramadan serbestçe çalışma hakkıdır. Bu hak, sanayi ve ticaretin yanı sıra gelir elde etme amacına yönelik yasal her çeşit faliyeti kapsamına alır. İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunun oluşabilmesi için, mağdura karşı cebir veya tehdit kullanılması ya da hukuka aykırı başka bir davranışta bulunulması suretiyle iş ve çalışma hürriyetinin ihlal edilmesi gerekir. Cebir, daha çok maddi zorlamayı ifade eder. Tehdit ise manevi cebirdir, ileriye dönük olarak mağdurun iradesini etkilemeye yöneliktir. Cebir ile tehdit arasındaki en önemli fark budur. Madde metninde yer alan “Hukuka aykırı başka bir davranış” ifadesinden, hukuk düzeninin belirlemiş olduğu emir veya yasak biçiminde bir içeriğe sahip olan her türlü hukuk kuralına aykırı fiiller anlaşılmalıdır. Maddede, sadece hukuka aykırılıktan bahsedildiği için bu davranışın aynı zamanda suç teşkil etmesi gerekmez. Bu bağlamda; haksız fiiller, emniyet tedbirlerini gerektiren fiiller ve idari yaptırım gerektiren fiiller de suçun hareket unsurunu oluşturan hukuka aykırı davranış olarak kabul edilmelerine karşın, yapılan hareketin kişilerin, normal iş ve çalışma düzenine ilişkin faliyetlerinden en azından geçici olarak uzaklaştırılmasını ve bu düzenin bozulmasını da sağlayacak nitelikte olması gerekmektedir. Cebir, tehdit ya da hukuka aykırı davranışın iş ve çalışma hürriyetinin ihlaline yönelik olması gerekir. Suç, ihlalin gerçekleşmesi ile sona erer. Düzenlemede “tahdit, men, engelleme ya da ortadan kaldırma” ya değil, “ihlali” terimine yer verilmiş olması nedeniyle ihlal kavramının, tüm bu terimleri kapsayan üst bir anlama sahip olduğunu ifade etmek mümkündür. TCK’nın 117. maddesi anlamında ihlal, kişilerin, normal iş ve çalışma düzenine ilişkin faliyetlerinden en azından geçici olarak uzaklaştırılmasını ve bu düzenin bozulmasına ifade etmektedir. ihlalin geçici ya da devamlı olması önemli değildir (Prof. Dr. Veli Özer ÖZBEK-Doç. Dr. Koray DOĞAN-Dr. Öğr. Üyesi Pınar BACAKSIZ-Arş. Gör. İlker BACAKSIZ-Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler-Seçkin Akademik ve Mesleki yayınlar-13. Bası, s.458-462). Bu suç neticeli bir suçtur. Bu nedenle söz konusu suçun tamamlanabilmesi için yalnızca hareketin gerçekleşmesi yeterli olmayıp aynı zamanda neticenin de gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Suçun netice kısmını iş ve çalışma hürriyetinin ihlali oluşturmaktadır (Uğur ERSOY, İş ve Çalışma Hürriyetinin İhlâli Suçu, TAAD, Yıl:7, Sayı:24, s. 357). İş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunun işlenebilmesi için, herhangi bir şekilde iş ve çalışmanın engellenmesi gerekir. Burada mağdurun hakkı olan iş ve çalışmanın engellenmesi suç olarak düzenlenmiştir. Örneğin, bir taşıma işinde taşıma sözleşmesinin süresi dolan taşıyıcı, sözleşmeyi devam ettirmek amacıyla harekette bulunur fakat bu hareket fail tarafından engellenirse bu suç oluşmaz. Hukuka aykırı başka bir davranıştan anlaşılması gereken, hukuka uygun olmayan bir davranıştır. Bir örnek daha verecek olursak, bir kimsenin özel arazisinde duvar ören kimseye, arazi sahibinin engel olması hâlinde de bu suç oluşmayacaktır. Çünkü arazi sahibinin eylemi hukuka uygundur. Haksız fesih işlemi de nihayetinde hukuksal sonuçlar doğuran bir fesihtir ve iş sözleşmesi, haksız olarak yapılmış olsa da feshedilmiştir. Bu durumda da artık eylem hukuki nitelik kazanmıştır. Bu nedenle hukukça haklı olan, haksız fiil oluşturmayan sözleşmeye aykırılık veya sözleşmenin feshi durumlarının ortaya çıktığı hâllerde, yapılan davranışın hukuka aykırı başka bir davranış olduğu ileri sürülemez (Mustafa Artuç, Kişilere Karşı Suçlar, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2008, s. 1004).

Somut olayımızda eylemin teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığının belirlenebilmesi için, yapılan hareketlerin, TCK’nın 117. maddesindeki suçun oluşmasına elverişli hareket olarak sayılıp sayılamayacağının tartışılması gerekmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu’ndaki “Elverişli vasıta” ya da kanuni deyimle “Vesaiti mahsusa” yerine “Elverişli hareketlerle icraya başlamaktan” söz etmektedir. Kanun’un gerekçesinde de belirtildiği üzere suça teşebbüste kullanılan araç suçun kanuni tanımında öngörülen fiili meydana getirmeye elverişli olmalıdır. Ancak elverişlilik sadece kullanılan araç bakımından değil suçun konusu da dahil olmak üzere bütün fiil yönünden bulunmalıdır. O halde elverişli hareket kavramı eski Kanun’da yer alan “Vesaiti mahsusa” kavramını da kapsayan bir üst kavram olarak kabul edilmiştir. Böylelikle elverişli vasıta teşebbüs için ayrı ve bağımsız bir şart olmaktan çıkarılarak failin neticeyi gerçekleştirmek bakımından elverişli bir şekilde harekete geçip geçmediğini gösteren kanıtlardan biri hâline getirilmiştir. Sevk ve idaresindeki araç ile katılanın yönetimindeki aracın yanından hızlı bir şekilde korna çalarak geçtikten sonra geri dönen ve iş ve çalışma hürriyetinin ihlaline yönelik başkaca bir söz ya da davranışı bulunmayan sanığın gerçekleştirdiği hareketlerin TCK’nın 117. maddesindeki suç açısından elverişli olduklarının kabulü mümkün olmadığından eylemin teşebbüs aşamasında kaldığından söz edilemeyecektir. B- 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 72. maddesindeki “Ses, müzik, görüntü ve haberleşme cihazlarının kullanılması” ve aynı Kanun’un 73. maddesindeki “Tedbirsiz ve saygısız araç sürme” fiillerine ilişkin düzenlemeler; 2918 sayılı Kanun’un 72. maddesinde; araçlarda ses, müzik, görüntü ve haberleşme cihazlarının yönetmelikte gösterilen şartlara uygun olarak ve kamunun rahat ve huzurunu bozmayacak şekilde kullanılabileceği, bu madde hükmüne uymayanların idari para cezası ile cezalandırılacağı düzenlenmiştir. 18.07.1997 Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin “Ses, Müzik, Görüntü ve Haberleşme Cihazları” başlıklı 144. maddesi; “Araçlarda ses, müzik, görüntü ve haberleşme cihazları hakkında aşağıdaki esaslar uygulanır. a) Bunların; bu Yönetmeliğin 1 ve 2 sayılı Cetveli ile ‘Araçların Muayeneleri ile Muayene İstasyonlarının Açılması ve İşletilmesi Hakkında Yönetmelik’ şartlarına ve ilgili kanun hükümlerine uygun olarak bulundurulması ve kullanılması ve gerekli görülenler için izin ve ruhsat alınması mecburidir. b) Uyarı işareti olarak kullanılan ses cihazlarının; 1)Yakın ilerisi görülmeyen, kavşak, dönemeç ve tepe üstü gibi yerlere yaklaşırken gelişini haber verme, yol ve trafik durumunun icabına göre, karayolunu kullananları uyarma ve geçme halleri dışında kullanılması, 2)Kamunun rahat ve huzurunu bozacak şekilde gereksiz veya gereğinden uzun ve ayarsız olarak seslendirilmesi ile şehir içinde havalı klakson kullanılması, 3) Geçiş üstünlüğüne sahip araçlarda bulundurulması gerekenlerin, diğer araçlara takılarak kullanılması, Yasaktır. İzin ve ruhsat alınmadan, araçlarda bulundurulan veya kullanılan bu cihazlar söktürülür.» şeklinde olup, uyarı işareti olarak kullanılan ses cihazlarının belirtilen hâller dışında ve usulsüz kullanılmasının yasak olduğu düzenlenmiştir. 2918 sayılı Kanun’un “Tedbirsiz ve saygısız araç sürme” başlıklı 73. maddesindeki; “Karayolunda araçların kamunun rahat ve huzurunu bozacak veya kişilere zarar verecek şekilde saygısızca sürülmesi, araçlardan bir şey atılması veya dökülmesi, seyir halinde sürücülerin cep ve araç telefonu ile benzer haberleşme cihazlarını kullanması yasaktır.” hükmü ve anılan Yönetmelik’in 145. maddesinde yer alan; “Karayollarında, kamunun rahat ve huzurunu bozacak veya kişilere zarar verecek şekilde; a) Su, çamur ve benzerlerini sıçratmak, atmak, dökmek, b) Korkutmak veya şaşırtmak, c) Sigara külü ve izmaritlerini veya başka şeyleri yola atıp dökmek, d)Seyir halinde iken sürücülerin, cep ve araç telefonu ile benzeri haberleşme cihazlarını kullanmak, e) Özel amaçlarla keyfi veya kasıtlı davranışlarda bulunmak suretiyle yaya veya araç trafiğinin seyir emniyetini ihlal etmek veya tehlikeye düşürmek,

Suretiyle tedbirsiz ve saygısız davranışlarda bulunmaları ve araç sürmeleri yasaktır.” Biçimindeki düzenlemelerle, sürücülerin araç kullanırken kamunun rahat ve huzurunu bozacak veya kişilere zarar verecek boyutta saygısız ve tedbirsiz araç kullanmalarının önüne geçilmek istenmekte, aykırı davranışlar için Kanun’un 73. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca idari para cezası öngörülmektedir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Katılanın K. köyü ile D. ili arasında, sanığın ise Y. kasabasıyla yine D. ili arasında yolcu taşımacılığı yaptığı, olay günü katılanın yönetimindeki minibüste bulunan yolculardan birinin tüp değiştirmek amacıyla araçtan inmek istemesi üzerine bir dükkan önünde duran minibüsün, yolcunun tüpü değiştirerek tekrar binmesi üzerine hareket ettiği sırada sanığın sevk ve idaresindeki minibüs ile katılana ait minibüsün arkasından korna çalıp çok yakın mesafeden hızlı bir şekilde sollama yaptıktan sonra ileriden dönüp yine katılanın yönetimindeki minibüsün yanından hızlı bir şekilde geçmesinden ibaret olayda; Sevk ve idaresindeki araç ile katılanın yönetimindeki aracın yanından korna çalarak geçtiğini kabul eden sanığın savunmasında; taciz amaçlı hareket etmediğini beyan ettiği olay sırasında yapılan hareketlerin cebir, tehdit veya hukuka aykırı başka bir davranışla işlenmesi gereken TCK’nın 117. maddesindeki iş ve çalışma hürriyetinin ihlali suçunun oluşması için elverişli hareket olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı gibi sanık tarafından yapılan hareketlerin sırf katılanın yolcu almamasına yönelik olduğuna dair doğrudan doğruya görgüye dayalı bilgisi olmayan ancak olaydan sonra bizzat sanığın telefonda kendisine katılanın yolcu aldığını görmesi üzerine bu şekilde davrandığını söylediğini beyan eden tanık O. dolaylı anlatımından başka bir delilin elde edilemediği ve katılanın ara vermeden devam ettiği yolcu taşımacılığı işinde kendisine herhangi bir güçlük çıkartılmadığı hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sanığa atılı suçun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir. Bu nedenle, sanığın eyleminin iş ve çalışma hürriyetinin ihlâli suçunu oluşturduğunu kabul eden Yerel Mahkeme hükmü ile bu hükmü onayan Özel Daire kararında isabet bulunmamaktadır. Öte yandan, sanığın somut olay kapsamında katılanın aracının yanından kendi aracıyla hızla ve çok yakın bir mesafeden geçmek ve herhangi bir gereklilik bulunmamasına karşın kornasını kullanmak suretiyle Karayolları Trafik Kanunu’nun 72. maddesindeki “Ses, müzik, görüntü ve haberleşme cihazlarının kullanılması” ve aynı Kanun’un 73. maddesindeki “Tedbirsiz ve saygısız araç sürme” düzenlemelerine aykırı hareket ettiği kabul edilmelidir. Ulaşılan bu sonuç karşısında zamanaşımı yönünden de değerlendirme yapılması gerekmektedir. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Soruşturma zamanaşımı” başlıklı 20. maddesi; “(1) Soruşturma zamanaşımının dolması halinde kabahatten dolayı kişi hakkında idarî para cezasına karar verilemez. (2) (Değişik: 6/12/2006-5560/33 md.) Soruşturma zamanaşımı süresi; a) Yüzbin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde beş, b) Ellibin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde dört, c) Ellibin Türk Lirasından az idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde üç, yıldır. (3) Nispî idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde zamanaşımı süresi sekiz yıldır. (4) Zamanaşımı süresi, kabahate ilişkin tanımdaki fiilin işlenmesiyle veya neticenin gerçekleşmesiyle işlemeye başlar. (5) Kabahati oluşturan fiilin aynı zamanda suç oluşturması halinde suça ilişkin dava zamanaşımı hükümleri uygulanır.” şeklinde düzenlenmiş iken, 13.02.2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle, 2. fıkraya; “Ancak, 1111 sayılı Askerlik Kanunu, 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun, 3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu ve 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda belirtilen ve idari para cezasını gerektiren fiilin işlendiği tarihi takip eden takvim yılının son günü bitimine kadar idari para cezası verilerek tebliğ edilmediği takdirde idari yaptırım kararı verilemez, verilmiş olanlar düşer.» cümlesi, 31.03.2011 tarihli ve 6217 sayılı Kanun’un 27. maddesiyle de bu maddenin ikinci fıkrasında yer alan “Ancak” ibaresinden sonra gelmek üzere “89 uncu maddesi hariç olmak üzere” ibaresi eklenmiştir.

Bu düzenlemeler ve dosya kapsamında, Karayolları Trafik Kanunu’nun 72 ve 73. maddelerinde öngörülen idari para cezaları, kabahatin işlendiği 28.06.2010 tarihini takip eden takvim yılının son günü bitimine kadar tebliğ edilmediğinden idari yaptırım kararı verilemeyeceği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün, sanığın eyleminin Karayolları Trafik Kanunu’nun 72 ve 73. maddelerinde öngörülen kabahatleri oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına, ancak sanığın kabahat niteliğindeki eylemlerine ilişkin olarak Kabahatler Kanunu’nun 20. maddesinin ikinci fıkrasına kabahat tarihinden sonra eklenen cümlede düzenlenen zamanaşımının, Özel Daire inceleme tarihinden önce gerçekleştiği anlaşıldığından ve yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK’un 322 ve Kabahatler Kanunu’nun 24. maddelerinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün bulunduğundan, Kabahatler Kanun’un’un 20. maddesinin birinci fıkrası uyarınca sanık hakkında idari para cezası verilmesine yer olmadığına karar verilmelidir. Birinci uyuşmazlık konusunda ulaşılan bu sonuç karşısında ikinci uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. (CGK, 17.01.2019 tarihli ve 94-14 sayılı)

KISA DEĞERLENDİRME

Bu karar neden önemli?

Kararın merkezinde maddi gerçeğin araştırılması ile savunma hakkı arasındaki denge bulunuyor. Delilin nasıl elde edildiği, sonuca en az delilin içeriği kadar etki eder.

KARAR METNİ HAKKINDA

Metin hakkında

Aktarım
Metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.
Sayfa düzeni
Metin yalnızca okunabilir olması için paragraflara ayrıldı; içerikten çıkarma veya yeniden yazma yapılmadı.
Derleme
Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)
Son kontrol
4 Ağustos 2026