Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Bir kişinin ölümü nedeniyle yargılanan ve meydana gelen kazada asli kusurlu olan sanığın, ölenlerin yakınlarının uğradığı maddi ve manevi zararlarını giderdiğine dair

Ceza HukukuE. 2019/434K. 2019/31611.04.2019Bozma

Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)

Eklendi: 4 Ağustos 2026Son kontrol: 4 Ağustos 2026
01

Kararın özeti

Bir kişinin ölümü nedeniyle yargılanan ve meydana gelen kazada asli kusurlu olan sanığın, ölenlerin yakınlarının uğradığı maddi ve manevi zararlarını giderdiğine dair dosya kapsamında bir bilgi ve belgenin mevcut olmaması, 13.03.2012 tarihli celsedeki çok pişman olduğuna ilişkin soyut beyanı dışında pişmanlığını gösterir herhangi bir davranışının dosyaya yansımaması karşısında; sanığı yargılama sürecinde bizzat gözlemleyen Yerel Mahkemece, hükmolunan hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesine dair sanığın kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu ve suçun işlenmesindeki özellikler değerlendirilerek gösterilen gerekçenin dosya muhtevasına uygun, yasal ve yeterli olduğu, sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesinde bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmelidir.

02

Derlemedeki karar metni

Aşağıdaki metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.

Görüntüleme ayarlarıStandart okuma alanı

KARAR METNİ

Derlemedeki karar metni

ÖZET: Bir kişinin ölümü nedeniyle yargılanan ve meydana gelen kazada asli kusurlu olan sanığın, ölenlerin yakınlarının uğradığı maddi ve manevi zararlarını giderdiğine dair dosya kapsamında bir bilgi ve belgenin mevcut olmaması, 13.03.2012 tarihli celsedeki çok pişman olduğuna ilişkin soyut beyanı dışında pişmanlığını gösterir herhangi bir davranışının dosyaya yansımaması karşısında; sanığı yargılama sürecinde bizzat gözlemleyen Yerel Mahkemece, hükmolunan hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesine dair sanığın kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu ve suçun işlenmesindeki özellikler değerlendirilerek gösterilen gerekçenin dosya muhtevasına uygun, yasal ve yeterli olduğu, sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesinde bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmelidir.

01.03.2008 tarihli ve 26803 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak ilgili hükmü aynı tarihte yürürlüğe giren 26.02.2008 tarihli ve 5739 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle bu fıkrada yer alan “yaptırımın” ibaresi “tedbirin” olarak değiştirilmiştir.

15.04.2020 tarihli ve 31100 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 14.04.2020 tarihli ve 7242 sayılı Kanun’un 8. maddesi ile bu fıkrada yer alan “hükmü veren mahkeme” ibaresi “infaz hâkimliği” şeklinde değiştirilmiştir.

15.04.2020 tarihli ve 31100 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 14.04.2020 tarihli ve 7242 sayılı Kanun’un 8. maddesi ile bu fıkrada yer alan “hükmü veren mahkemece” ibaresi “infaz hâkimliğince” şeklinde değiştirilmiştir.

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- TCK’nın 85/1. maddesi gereğince 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçta, temel cezanın 5 yıl olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığı, 2- TCK’nın 50/4. maddesinin uygulanmamasına yönelik olarak gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığı, Hususlarının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 15.06.2011 tarihinde saat 13.35’te düzenlenen görgü ve tespit tutanağında; aynı tarihte saat 13.20 sıralarında meydana gelen trafik kazası ile ilgili olarak olay yerine gidildiğinde yol üzerinde kan lekelerinin görüldüğü, yaralı şahsın ve aracın olay yerinde olmadığı, araca ait herhangi bir fren izine rastlanmadığı, kazaya karıştığı iddia edilen 35 .. . plaka sayılı aracın olay yerinden yaklaşık 300 metre ileride yol üzerinde olduğu, araçta herhangi bir hasarın olmadığı açıklamalarına yer verildiği, 15.06.2011 tarihinde saat 15.37’de yapılan alkol ölçümüne göre; sanıkta alkole rastlanılmadığı, 05.07.2011 tarihli ölü muayene tutanağında; 15.06.2011 tarihinde geçirdiği trafik kazası sonucu yaralanan, önce B.S.D.,Devlet Hastanesinde tedavi görüp 17.06.2011 tarihinde E. Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilen ve burada anestezi yoğun bakım servisinde tedavi görmekte iken 05.07.2011 tarihinde vefat ettiği bildirilen ölen R.’nin 175 cm boylarında, 75-80 yaşlarında olduğu, sol göz dış yan tarafta ekimoz, sol ön kol ve sol el sırtında geniş ekimotik alanlar, sağ ön kolda yumuşak doku şişliği, sakral bölgede geniş yüzeyel sıyrık, kafada tepe kısmında 12 cm uzunluğunda üzeri dikişli ameliyat yarası, kafanın sol tarafta tedavi maksatlı kraniektomi alanı, sol bacak femoral bölge dış yan tarafta 10 cm uzunluğunda üzerindeki dikişler alınmış, cilt altına kafatası kemik dokusu yerleştirilmiş cerrahi alan, boyun ön yüzde tedavi maksatlı trakeostomi açıklığının olduğu, epikriz formlarının incelenmesinde 15.06.2011 tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazası sonucu B. Devlet Hastanesinde tedavi ve ameliyat edilen hastanın 17.06.2011 tarihinde sevkle getirilmiş olduğu, hastada epidural kanama, subdural kanama, klavikula kırığı ve radius şaft kırığı tespit edildiği belirtilerek kişinin ölümünün trafik kazası ile husulü mümkün kafa travması, epidural ve subdural beyin kanaması sonucu meydana geldiği yönünde kanaat bildirildiği, Vakıfbank Ç.B. Şubesinden alınan güvenlik kamera kayıtlarının çözümüne ilişkin 31.10.2011 tarihli bilirkişi raporunda; güvenlik kamera kayıtlarına göre, 15.06.2011 tarihinde saat 12.28.21’de B.,Ç.B., Meydanında meydana gelen trafik kazasında, sanık T.’nin yönetimindeki aracın U.M. Caddesini takiben Ç.B, Meydanı istikametinden Koşu Yolu istikametindeki yola hızla girdiği, bu sırada yolun yayalara ayrılmış kısmında bulunan ölen R.’nin Vakıfbank Ç.B, Şubesi istikametine doğru karşıdan karşıya geçtiği sırada yolun her iki yönünde park eden bir araç olmadığı ve yolun boş olduğu, yaya geçidinden geçmekte olan ölen R.’ye aracın hızla çarptığı, çarpmanın etkisiyle ölenin önce ayaklarının yerden kesilip aracın kaput bölümüne düştüğü, bu hızla havada takla attığı ve tekrar aracın kaput bölümüne düştüğü, daha sonra aracın kaput bölümünden ön tekerlek hizasına doğru asfalta yuvarlandığı, sanığın kaza anından sonra hız kesmeden yoluna devam ettiği ve bu sırada olay yerinden geçmekte olan polis ekiplerinin hemen olaya müdahale ettiği şeklinde açıklamaların bulunduğu, Sanığın kusur durumuna ilişkin olarak aldırılan bilirkişi raporlarından; 1- Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan keşfe istinaden düzenlenen 18.07.2011 tarihli raporda; bahse konu kazanın meydana geldiği yerin trafik ışıklı yaya geçidi üzeri olduğu, trafik ışıklarının araç trafiğinin seyrettiği yöne doğru sarı flaşta yandığı, yaya trafiğine hitap eden ışıkların ise faal olmadığı, sanığın B. U.M., Caddesini takiben Ç.B., Meydanı istikametinden Koşu Yolu istikametine seyir hâlinde iken bahse konu trafik ışıklı yaya geçidine geldiğinde aracının ön kısımları ile bu sırada gidiş istikametine göre yolun sol tarafından yolun sağ kısmına yaya geçidi üzerinden geçmekte olan R.’ye çarptığı, sanık T.’nin olay anında sevk ve idaresindeki aracıyla seyir hâlinde iken dikkatsiz ve tedbirsizce davrandığı, aracının hızını yolun ve mahallin durumuna uydurmadığı, trafik ışıklarına ve yaya geçitlerine yaklaşırken aracının hızını azaltmadığı, dikkatini yeterince seyir yönüne vermediği ve seyir hâlinde iken yayayı fark ettiği hâlde yayanın geçişini beklemeden bahse konu kazaya sebebiyet verdiğinden kazanın oluşunda asli ve tam kusurlu olduğu, ölen R.’nin ise kurallara uygun şekilde karşıya geçmeye çalıştığından kusursuz olduğu, 2- Mahkemece yapılan keşfe istinaden düzenlenen 24.11.2011 tarihli raporda; B sınıfı sürücü belgeli alkolsüz sanık T.’nin 15.06.2011 tarihinde gündüz saatlerinde, sevk ve idaresindeki hususi otomobil ile yağışsız ve açık havada, Ö. Caddesi istikametinden iki gidiş şeritli tek yönlü Ç.B, Meydanı U.M., Caddesi sol

şeridini takiben Koşu Yolu istikametine seyir hâlinde iken mevcut CD’lerde de görüleceği üzere yolun her iki tarafında park hâlinde aracın olmadığı, yayalar için konulmuş ışıkların çalışmadığı, sanığın sarı fasılalı ışığın yanmakta olduğu yaya geçidine geldiği sırada seyir istikametine göre yolun sağ tarafından soluna, Vakıfbank tarafına doğru yaya geçidi üzerinde geçmekte olan yaya R.’a aracının ön kısmıyla hızla çarptığı, çarpmanın etkisiyle ayakları yerden kesilen yayanın önce aracın kaput bölümüne düşüp sonra havada takla atarak tekrar aracın kaput bölümüne düştüğü, sonrasında da kaput bölümü üzerinden sağ ön tekerlek hizasına doğru asfalta yuvarlandığı, sanık sürücünün hız kesmeden seyrine devam ederek olay yerini terk ettiği, sanık T.’nin yaya geçidine yaklaşırken dikkatini yeterince yola ve seyir yönüne verip sarı fasılalı ışığa riayet ederek mevcut seyir hızını tehlike anında durabileceği asgari hadde düşürerek yaklaşması, önünde görüş alanı içinde bulunan ve seyir istikâmetine göre yolun sağ tarafından sol tarafına geçmekte olan müteveffaya yaya geçidi önünde durarak ilk geçiş hakkını vermesi, duramayacağını fark etmesi hâlinde ise yayaya gerekli ikazda bulunup direksiyon ve fren tedbirine başvurması gerekirken bu yükümlüklerini yerine getirmediği, sanığın bu şekildeki dikkatsiz, tedbirsiz ve kurallara aykırı davranışları nedeniyle asli kusurlu olduğu, ölen R.’ın ise karşıdan karşıya geçerken uymak zorunda olduğu güvenli geçiş kurallarına uymadığı, sol taraftan gelen araç trafiğinin uzaklık ve hızını kontrol etmemesi nedeniyle aracı görmesine rağmen tedbirsiz bir şekilde yaya geçidine girmekle kendi can güvenliğini riske soktuğundan kazanın oluşumunda tali kusurlu olduğu, 3- Adli Tıp Kurumu İ. Trafik İhtisas Dairesince düzenlenen 10.01.2012 tarihli raporda; olay akabinde trafik kazası tespit tutanağının düzenlenmediği, olay yerinin çekilen fotoğrafları ve olay anı görüntülerine ve dosya kapsamına göre, kazanın, gündüz vakti, açık havada, meskûn mahalde, 6,5 metre genişliğinde, asfalt kaplamalı, tek yönlü, iki şeritli yolda yaya geçidi üzerinde meydana geldiği, çarpmanın sol şeritte olduğu, araca ait fren izine rastlanılmadığı, sürücülere hitap eden sarı fasılalı ışığın mevcut olduğu belirtilerek dosyada mevcut soruşturma aşamasında düzenlenen 18.07.2011 tarihli sanığın asli ve tam kusurlu olduğu, müteveffanın kusursuz olduğuna ilişkin rapor ile Mahkemece yapılan keşfe istinaden düzenlenen 24.11.2011 tarihli sanık T.’nin asli, ölen yaya R.’nin tali kusurlu olduğuna ilişkin raporlardan 24.11.2011 tarihli raporun olayın oluşuna uygun düşüp isabetli olduğu, sanık sürücünün sevk ve idaresindeki vasıta ile olay mahalline gelmeden evvel, mahallin meskûn ve yaya geçidi olduğunu dikkate alarak her an bir yayanın yaya geçidini takiben karşıdan karşıya geçmek üzere, yola girebileceğini öngörüp tedbir alabilme adına hızını asgari hadde düşürerek yaya geçidine yaklaşması ve yaya trafiğini kontrol ettikten sonra müsait olması hâlinde teyakkuzla seyrini sürdürerek yaya geçidinden geçmesi gerekirken bu hususlara riayet etmediği, mahal şartları hız limiti üzerinde bir hızla mahale yaklaşarak sağ tarafından yaya geçidini takiben sol tarafa geçmek üzere kaplamaya giren yayayı fark ettiğinde durup yayanın geçmesini bekleyeceği yerde sahip olduğu hızla mahale yaklaşarak yaya geçidini takiben yola giren yayaya çarpmış olup kontrolsüz, tedbirsiz ve nizamlara aykırı hareketi ile olayın meydana gelmesine sebebiyet vermekle asli derecede (6/8 oranında) kusurlu olduğu, müteveffa R.’nin ise yaya araç trafiğine tek yönlü olarak açık olan yolda karşıdan karşıya geçmek üzere yaya geçidini takiben yola girmeden evvel her ne kadar ilk geçiş hakkına sahip ise de can güvenliğini düşünerek sol taraftan gelebilecek araç trafiğini kontrol etmesi, müsait olması hâlinde yaya geçidini takiben geçişini tamamlaması gerekirken bu hususlara riayet etmeyip sol taraftan yaklaşan otomobile rağmen geçiş için yola girerek can güvenliğini tehlikeye düşürmüş olmakla tali derecede (2/8 oranında) kusurlu olduğu, Yönünde kanaat bildirildiği, Anlaşılmaktadır. Tanık H. 14.07.2011 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan keşifte; olay mahallinde bulunan S. Gıda isimli iş yerinde çalıştığını, olay günü öğle saatlerinde bahse konu yerde çalıştığı sırada dükkânın önüne denk gelen yaya geçidinde bir gürültü duyduğunu, dışarı çıktığında yaya geçidine yaklaşık 15 metre uzaklıkta yaşlı bir amcanın yattığını, yaya geçidinin üzerinde ise kazaya maruz kalan şahsın cüzdanının ve kimliklerinin etrafa yayıldığını, yatan şahsın yanına gittiklerini, çarpan aracın süratle olay yerinden kaçıp gitmiş olduğunu, aracın olay yerinde olmadığını ancak daha sonra aşağıda uzakta durduğunu öğrendiğini, Mahkemede; çarpma anını görmediğini, Mahkemece yapılan keşifte ek olarak; olay günü de trafik lambalarının sarı fasılalı olarak yandığını, yaya geçidindeki lambaların çalışmadığını, Sanık tarafından gösterilen tanık E. Mahkemede; olay günü sanıkla buluşacaklarını, kendisini Vakıfbank’ın dışında beklediğini, sanığın aracı ile Ç.B., Meydanından sağa doğru yola girdiğini, yolun sağında araçların park hâlinde olduğunu, park hâlindeki araçların arasından ölenin yola çıktığını ve karşıya geçmek isterken yolun ortasına varmadan sanığın aracı ile yayaya çarptığını, sanığın fren yapamadığını

ancak direksiyonu kırdığını, çarptıktan sonra A101 marketin önünde durduğunu, çarpma noktasına yakın yerde yaya geçidi olduğunu ancak olayın yaya geçidinden 10-15 metre sonra meydana geldiğini, Mahkemece yapılan keşifte; ölenin park hâlindeki araçların arasından çıkıp caddeye 1-1,5 metre girdikten sonra sanığın aracının ölene çarptığını, çarpma ile ölenin sendeleyerek yere düştüğünü, havada takla atma olayının olmadığını, Tanık M. Mahkemece yapılan keşifte; olay yerinde bulunan bakkal dükkânında oturdukları sırada dışarıdan “pat” diye bir ses duyup çıktıklarında öleni yerde yatarken, arabayı da uzaklaşırken gördüğünü, ölenin evrakını yaya kaldırımı civarında ve yaya kaldırımından bankaya doğru olan kısımdan topladıklarını, Tanık F. Mahkemece yapılan keşifte; olay günü çalıştıkları kuaför dükkânının önünde kardeşi ile birlikte oturduklarını, yüzünün kuaför dükkânına dönük olduğunu, kardeşinin tepkisi üzerine döndüğünde yaşlı amcayı yerde gördüğünü, araç görmediğini, Tanık A. Mahkemece yapılan keşifte; olay günü S. Kuaför isimli iş yerinde kardeşi F. ile beraber olduğunu, bir aracın kaputunun üzerinden maktulün yere düştüğünü ve kulaklarından kan geldiğini gördüğünü, çarpma anını ve motor kaputunun üzerine nasıl çıktığını görmediğini, Beyan etmişlerdir. Sanık T. 16.06.2011 tarihinde Kollukta; 16.06.2011 tarihinde sevk ve idaresindeki 35 .. . plaka sayılı 1992 model, beyaz renkli Renault marka araç ile U.M. Caddesinde normal hızla seyir hâlinde iken Ç.B., Meydanını geçtiği sırada yolun sağ tarafından yaşlı bir amcanın aniden yola doğru hızlı adımlarla koşmaya başladığını, kurtarmak için direksiyonu sağa doğru kırdığını ancak aracın ön kısmı ile şahsa çarptığını, şahsın yere düşmesi üzerine panikleyerek aracı ile biraz ilerleyip sağ tarafta köşede durduğunu, aşağı inip koşarak şahsın yanına geldiğini, ambulansa ve polise haber verdiğini, yaralının ambulansla hastaneye gittiğini, olayda kusurunun bulunmadığını, Cumhuriyet Başsavcılığında; U.M. Caddesi üzerinde normal hızla seyir hâlinde iken Ç.B., Meydanından geçtiği sırada yolun sağ tarafından yaşlı bir adamın yola doğru fırladığını, direksiyonu sağa kırmasına rağmen şahsa çarptığını, herhangi bir kusurunun olmadığını, üzgün olduğunu, Sulh Ceza Mahkemesindeki sorgusunda; sürücü belgesini 9-10 ay önce aldığını, seyri sırasında yaşlı bir şahsı yolun üzerinde gördüğünü, kendisini kaldırımda veya kaldırımdan inerken görmediğini, hızının saatte 30 km civarında olduğunu, şahsı görmesinden sonra frene basabilmesi için çok az fırsatı olduğunu, frene dokunduğunu, aracın ön tamponunun ortası ile çarptığını, şoka girdiğini, hemen duramadığını, bir süre gittikten sonra sağa çekip aracı durdurduğunu, babası ve yakınlarının mağduru hastanede sürekli ziyaret ettiklerini, Mahkemede 06.10.2011 tarihli celsede; B. Endüstri Meslek Lisesinde öğrenci olduğunu, aylık gelirinin ve üzerine kayıtlı bir malının olmadığını beyan ederek olay günü bir arkadaşıyla buluşacağını, Ç.B., Meydanına geldiğinde sağına soluna baktıktan sonra yoluna devam ettiğini, meydandan geçerken aniden yayanın koşarak geldiğini, fren yapmaya fırsat bulamadan çarpmak zorunda kaldığını, olayın paniği ile bir süre sonra A101 marketinin yanında durduğunu, ehliyetini ve ruhsatını alıp olay yerine döndüğünü, çarpma sırasında hızının 40-50 km/saat olduğunu, çarpma yerinden biraz önce yaya geçidi olduğunu ancak yaya geçidini geçtikten sonra yayanın önüne çıktığını, 13.03.2012 tarihli karar duruşmasında; çok pişman olduğunu, bozmadan sonraki 19.06.2014 tarihli duruşmada; askerden yeni geldiğini, iş aradığını, liseyi terk ettiğini, önceki savunmalarını tekrar ettiğini savunmuştur. Katılan vekili bozmadan sonraki 19.06.2014 tarihli duruşmada; bu güne kadar müvekkillerinden özür dilenmediği gibi herhangi bir ödeme yapılmadığını beyan etmiştir. Yerel Mahkemece, TCK’nın 85/1. maddesi uyarınca temel ceza 5 yıl olarak belirlenmiş, TCK’nın 50/4. maddesi uygulanmamış ve hüküm fıkrasında yukarıda belirtilen direnme gerekçelerine ilaveten temel cezanın 5 yıl olarak belirlenmesine ilişkin olarak “Sanığın olaydaki kusur durumu nedeniyle 5237 sayılı Yasa’nın 22/6. maddesi de göz önüne alınarak takdiren ve teşdiden” şeklinde, TCK’nın 50/4. maddesinin uygulanmamasına ilişkin olarak da “Sanığın kişiliği ve suçun işlenmesindeki özellikler, sanığın sosyal ve ekonomik durumu ile yaptığı işe göre 5237 sayılı Yasa’nın 50. maddesinde belirtilen seçenek yaptırım ve tedbirlerinin sanığa uygulanmasının uygun görülmediği” şeklinde gerekçe gösterilmiştir. …59 TCK’nın 50/4. maddesinin uygulanmamasına yönelik olarak gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığı;

Özetine yer verilmeyen TCK’nın 85/1. maddesi gereğince 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçta, temel cezanın 5 yıl olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığının değerlendirilmesi ile ilgili kısım karardan çıkarılmıştır.

5237 sayılı TCK’nın “Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar” başlıklı 50. maddesinin 1. fıkrasına göre; “Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre; a) Adlî para cezasına, b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle, tamamen giderilmesine, c) En az iki yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmeye, d) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya, e) Sağladığı hak ve yetkiler kötüye kullanılmak suretiyle veya gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak suç işlenmiş olması durumunda; mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle, ilgili ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına, belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya, f) Mahkûm olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle ve gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya, Çevrilebilir.” Aynı maddenin 4. fıkrasındaki; “Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı halinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz” şeklindeki düzenleme uyarınca taksirli suçlarda diğer şartların da varlığı hâlinde hapis cezasının uzun süreli de olsa adli para cezasına çevrilmesi mümkündür. 5237 sayılı TCK’nın 50. maddesinin gerekçesinde, “…Kişi gördüğü eğitim, yaşadığı sosyal çevre, psişik ve ahlaki eğilimleri itibarıyla tesadüfi suçlu özelliği taşıyabilir. Bu kişilerin mahkûm oldukları cezanın infaz kurumunda çektirilmesi toplum barışı açısından bir zorunluluk göstermeyebilir.” denilmek suretiyle şartların oluşması hâlinde hapis cezasına mahkûm olan kişinin infaz kurumuna girmesini önleyecek adli para cezası seçenek yaptırımına ya da seçenek tedbirlerden birine hükmedilebileceği açıklanmıştır. Kanun koyucu taksirli suçlarda hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi hususunda bir sınırlama da getirmemiş, sanık lehine hareketle şartların oluşması hâlinde hapis cezasının uzun süreli de olsa adli para cezasına çevrilebileceğini kabul etmiştir. Ayrıntıları 07.06.1976 tarihli ve 4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş kararlarında açıklandığı üzere, hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi, cezanın doğrudan doğruya sanığın kişiliğine uydurulmasını öngören kişiselleştirme kurumudur. Kanun koyucu, cezaların kişiselleştirilmesi kapsamında hâkime TCK’nın 50. maddesinde yer alan şartlar çerçevesinde hükmolunan hapis cezasının adli para cezası seçenek yaptırımına ya da diğer seçenek tedbirlere çevrilip çevrilmeyeceğini belirleme yetki ve görevini yüklemiştir. Hâkimin, hükmolunan hürriyeti bağlayıcı cezanın TCK’nın 50/1. maddesindeki adli para cezası seçenek yaptırımına ya da seçenek tedbirlerden birisine çevrilmesi ya da çevrilmemesi konusundaki dayandığı gerekçenin dosya içeriğine uygun, kanuni ve yeterli olması gerekir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Ayrıntıları yukarıda (1) numaralı uyuşmazlık konusunda açıklandığı şekilde gerçekleşen olayda, sanığın 06.10.2011 tarihli celsede öğrenci olduğunu, aylık bir gelirinin ve üzerine kayıtlı bir malının olmadığını, 13.03.2012 tarihli celsede çok pişman olduğunu, bozmadan sonra yapılan 19.06.2014 tarihli celsede ise askerden yeni geldiğini, iş aradığını, liseyi terk ettiğini ifade ettiği, katılanlar vekilinin 19.06.2014 tarihli celsede müvekkillerinden özür dilenmediği gibi herhangi bir ödeme de yapılmadığını beyan ettiği anlaşılmakla; bir kişinin ölümü nedeniyle yargılanan ve meydana gelen kazada asli kusurlu olan sanığın, ölenlerin yakınlarının uğradığı maddi ve manevi zararlarını giderdiğine dair dosya kapsamında bir bilgi ve belgenin mevcut olmaması, 13.03.2012 tarihli celsedeki çok pişman olduğuna ilişkin soyut beyanı dışında herhangi bir pişmanlığını gösterir davranışının dosyaya yansımaması karşısında; sanığı yargılama sürecinde bizzat gözlemleyen Yerel Mahkemece, hükmolunan hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesine ilişkin olarak sanığın kişiliği, suçun işlenmesindeki özellikler ile sanığın sosyal ve ekonomik durumu değerlendirilerek gösterilen gerekçenin dosya muhtevasına uygun, yasal ve yeterli olduğu, sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının adli para cezasına çevrilmemesinde bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yerel Mahkemenin TCK’nın 50/4. maddesinin uygulamama gerekçesinin isabetli olduğuna karar verilmelidir. … Öte yandan, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, TCK’nın 85/1. maddesi uyarınca temel ceza tayin edilirken, verilecek cezanın failin kusuruna göre belirleneceğini düzenleyen TCK’nın 22/4. maddesi yerine uygulanma imkânı bulunmayan 22/6. maddesinin gösterildiğine ilişkin Özel Daire bozma nedenine uyulduğu belirtilmesine rağmen hüküm fıkrasında bahse konu maddenin “22/4” yerine “22/6” olarak gösterilmesi isabetsizliğinden de bozulmasına karar verilmelidir. (CGK, 11.04.2019 tarihli ve 434-316 sayılı)

KISA DEĞERLENDİRME

Bu karar neden önemli?

Kararın merkezinde maddi gerçeğin araştırılması ile savunma hakkı arasındaki denge bulunuyor. Delilin nasıl elde edildiği, sonuca en az delilin içeriği kadar etki eder.

KARAR METNİ HAKKINDA

Metin hakkında

Aktarım
Metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.
Sayfa düzeni
Metin yalnızca okunabilir olması için paragraflara ayrıldı; içerikten çıkarma veya yeniden yazma yapılmadı.
Derleme
Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)
Son kontrol
4 Ağustos 2026