KARAR METNİ
Derlemedeki karar metni
ÖZET: Sanığın, suç tarihinde yanında açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen kişiler ile birlikte mağduru sıkıştırıp pantolonunun sağ cebinde bulunan 700 TL’sini aldığı olayda; mağdurun pantolon cebinin kolayca ulaşılacak bir yer olmaması ve buradan para alınabilmesi için belli bir düzeyde maharete sahip olunmasının gerekmesi göz önünde bulundurulduğunda, sanığın özel beceri kullanarak gerçekleştirdiği eyleminin TCK’nın 142/2-b. maddesi kapsamında olduğu kabul edilmelidir. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1-Dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin, 2-Dava zamanaşımının gerçekleşmediğinin kabulü halinde ise yargılama aşamasında başka bir suçtan tutuklu olarak ceza infaz kurumunda bulunan ve duruşmadan bağışık tutulma isteği bulunmayan sanığın, duruşmaya katılımı sağlanmadan hüküm kurulmasının savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığının, Belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 13.02.2006 tarihli tutanakta; haber merkezinin anonsu üzerine kolluk görevlilerince 13.02.2006 tarihinde saat 09.30 sıralarında hastane giriş kapısına intikal edildiğinde mağdurun, sanığı kolundan tutmuş şekilde kendilerine teslim ederek “Sanığın hastane içindeki koridorda oluşan kargaşada pantolonunun cebinde bulunan 700 TL’yi aldığını, şikâyetçi olduğunu,” beyan ettiğinin, bunun üzerine sanığın üzerinde yapılan aramada 40 TL para çıktığının ve paranın sanığa iade edildiğinin belirtildiği, 18.02.2006 tarihli İ. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda; sanığın suç tarihinde işlediği iddia olunan “Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle hırsızlık” suçunun hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiil ile ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneği olduğunun tespit edildiği, Sanığa atılı nitelikli hırsızlık suçunun suç tarihinin 13.02.2006 olduğu, İ. Cumhuriyet Başsavcılığınca 21.02.2006 tarihinde sanık hakkında, TCK’nın 142/2-b ve 31/2. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı, 06.08.2008 tarihinde yakalama yoluyla M. 4. Asliye Ceza Mahkemesince savunması alınan sanık hakkında uygulama maddesi olarak TCK’nın 142/1-b maddesi gösterilerek nitelikli hırsızlık suçundan mahkûmiyet hükmü kurulduğu, hükmün temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesince 17.03.2014 tarih ve 18770-4463 sayı ile hükmün onanmasına karar verildiği, Sanığın sorgusu yapıldıktan sonra 13.09.2008 tarihinde başka bir suçtan tutuklanarak yargı çevresi dışındaki B. (Kapatılan) Çocuk Tutukevine gönderildiği, sorgusundan önce sanığa, ifadesini asıl mahkemesinde vermek isteyip istemediği ile sorgusu sırasında duruşmalardan bağışık tutulmak isteyip istemediğinin sorulmadığı, sanığın da savunmasında duruşmalardan bağışık tutulmak istediği yönünde herhangi bir beyanda bulunmadığı, Anlaşılmaktadır. Mağdur kollukta; olay günü saat 09.00 sıralarında hastaneye muayene olmaya gittiğini, hastane koridorunda ilerlerken önünde iki bayanın yürüdüğünü, gördüğü bu kişiler aniden geri dönünce koridor kalabalık olduğu için kendisine âdeta yapışarak geçtiklerini, hatta bu bayanların geri dönmesi üzerine insanların koridordan geçemedikleri için durduklarını, bu iki bayanın kendisini aralarına aldıklarını ve tahminen bir dakika kadar arbede gibi bir şey yaşandığını, daha sonra çekip gittiklerini, onlar gittikten sonra pantolonunun sağ cebinde bulunan hepsi 50’lik banknot olmak üzere toplam 700 TL’nin olmadığını fark ettiğini, bunun üzerine hemen dönüp arkasına baktığında biraz önce kendisini sıkıştıran bayanlardan birisini hastanede bulunan başka birisinin parasını çalarken güvenlik görevlisince yakalandığını öğrendiğini, parasını çalan kişilerden birisinin sanık olduğunu, diğer bayanın ise kaçtığını, mahkemede ise; olayın olduğu gün hastanede yapılacak olan ihaleye teklif vermek üzere başhekimliğe gittiğini, teklifi verip aşağıya indiğinde hastane koridorunda dört tane bayanın kendisine doğru geldiğini gördüğünü, hasta zannederek onlara yol verdiğini, ancak bayanların üzerine gelip, kendisini sıkıştırarak aralarına aldıklarını, bu kişilerin yanından ayrılması üzerine şüphelenerek hemen elini cebine attığını ve parasının olmadığını fark ettiğini, peşlerinden koşarken güvenlik görevlisinin sanığı yakaladığını gördüğünü, diğerlerinin ise kaçtıklarını, polisler geldiğinde hemen sanığı tanıyarak “G. yine sen misin?” şeklinde sözler söylediklerini, sanığın karakolda polislere aldığı parayı diğer sanıklara elden ele teslim ettiğini itiraf ettiğini, ancak çocukların ifadesi karakolda alınamadığı için bunun tutanaklara geçmediğini, parasının
iade edilmediğini, kendisini sıkıştırıp parasını alan dört şahıstan birisinin sanık olduğunu ifade etmiştir. Sanık kollukta; olay günü saat 09.00 sıralarında tek başına muayene olmak için hastaneye gittiğini, poliklinikte beklediği sırada bir kişinin parasının çalınması olayıyla ilgili olarak kendisini yakaladıklarını, üst aramasında kendisine ait 40 TL’ye el konulduğunu, suçla alakasının olmadığını, mağdurun beyanlarını kabul etmediğini, olay günü hastahanenin kalabalık olmadığını, mahkemede ise; suçlamayı kabul etmediğini, mağdurun parasını almadığını, üst aramasında çıkan 40 TL’nin kendisine ait olduğunu, mağdurdan çalınan 700 TL’den haberinin olmadığını savunmuştur. Uyuşmazlık konularının sırasıyla değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır. 1-Dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği; TCK’nın 141. maddesi; zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almayı hırsızlık suçunun temel şekli olarak kabul etmiş, aynı Kanun’un 142. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde; hırsızlık suçunun herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında işlenmesi hâli düzenlenmiş, aynı Kanun’un 142. maddenin 2. fıkrasının (b) bendi ise; suçun, elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle işlenmesi hali nitelikli hırsızlık suçu olarak yaptırıma bağlanmış, aynı fıkranın son bendinde ise; (b) bendinde belirtilen suçun, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak kişiye karşı işlenmesini cezanın ağırlatıcı nedeni saymıştır. Görüldüğü gibi, TCK’nın 142. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendiyle, elde veya üstte taşınan eşyanın; a) Çekip almak suretiyle, b) Özel beceriyle çalınması, Nitelikli hırsızlık olarak düzenlenmiştir. Bu nitelikli hali düzenleyen bendin uygulama alanı, madde gerekçesinde; “Fıkranın (b) bendinde, hırsızlığın elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel bir beceriyle işlenmesi hâli öngörülmüştür. Yankesicilik veya kişisel çeviklik ile işlenen hırsızlık hâlleri bendin kapsamına girdiği gibi, bir hayvanı alıştırmak suretiyle ve ondan yararlanılarak işlenen fiiller hakkında da bendin uygulanması sağlanmıştır. Bunun gibi, yolda giden bir kimsenin çantasını kapıp kaçmak suretiyle işlenen hırsızlık da bu bent kapsamında mütalâa edilmiştir. Ancak, bu son hâlde, direncini kırma amacıyla kişiye karşı cebir kullanılmamalıdır. Aksi takdirde, yağma suçu oluşur.” şeklinde açıklanmıştır. Öğretide de, anılan bend ile, mağdurun dalgınlığından yararlanılarak elde veya üstte taşınan eşyanın çekip alınması şeklindeki eylemler ile yine aynı şekilde şahıs üzerinde özel beceriyle gerçekleştirilen, kapkaççılık ve yankesicilik fiillerinin yaptırım altına alındığını, ancak yasa metninde kapkaç ve yankesicilik ifadelerine yer verilmediği belirtilmiştir. (Centel/Z./Çakmut; Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, syf, 312 vd) Uyuşmazlık konusuyla ilgili ikinci suç olan 5237 sayılı TCK’nın 142. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ise; “(1) Hırsızlık suçunun; ... b) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında, İşlenmesi hâlinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”, şeklinde iken, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 62. maddesiyle TCK’nın 142. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yürürlükten kaldırılmış, ilga edilen bendin metni korunmak suretiyle aynı maddenin ikinci fıkrasına (h) bendi olarak eklenmiş, birinci fıkradaki “iki yıldan beş yıla kadar hapis” şeklindeki yaptırım “beş yıldan on yıla kadar hapis”, olarak değiştirilmiştir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu hakkında yapılan değerlendirmede; Sanığın, suç tarihinde yanında açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen kişiler ile birlikte mağduru sıkıştırıp pantolonunun sağ cebinde bulunan 700 TL’sini aldığı olayda; mağdurun pantolon cebinin kolayca ulaşılacak bir yer olmaması, buradan para alınabilmesi için belli bir düzeyde maharet sahip olunmasının gerekmesi göz önünde bulundurulduğunda, sanığın özel beceri kullanarak katılanın cebinden 700 TL alması şeklindeki eyleminin TCK’nın 142. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi kapsamında olduğu kabul edilmelidir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 6545 sayılı Kanun ile getirilen değişiklik öncesi, 142. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendine göre hırsızlık suçunun elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle işlenmesi hâlinde öngörülen ceza, üç yıldan yedi yıla kadar hapis; 6545 sayılı Kanun değişikliğinden sonra ise cezanın yaptırımı beş yıldan on yıla kadar hapis olup aynı Kanun’un 66/1-d maddesi gereğince asli dava zamanaşımı 15 yıl, 67/4. maddesi göz önünde bulundurulduğunda kesintili dava zamanaşımı ise 22 yıl 6 aydır. Suç tarihi itibarıyla 12-15 yaş grubunda bulunan sanık için bu süreler anılan Kanun’un 66/2. maddesi uyarınca 7 yıl 6 ay ve 11 yıl 3 ay olup, Özel Dairece hükmün onandığı 17.03.2014 tarihinde olağan veya olağanüstü dava zamanaşımı gerçekleşmemiştir. Yerel Mahkemece sanık hakkında TCK’nın 142. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendine göre hüküm kurulması gerekirken uygulama maddesi olarak aynı Kanun’un 142. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi gösterilmiş ise de suç tarihinde 142. maddenin 1. fıkrasının (b) bendindeki cezanın üst sınırının 5 yıl olduğu, sanık hakkında temel cezanın ise 6 yıl olarak tayin edildiği anlaşılmakla mahkemenin uygulama maddesini yanlış göstermesinin maddi hata olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bu itibarla, dava zamanaşımının gerçekleştiğine yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz nedeni yerinde değildir. 2- Yargılama aşamasında başka bir suçtan tutuklu olarak ceza infaz kurumunda bulunan ve duruşmadan bağışık tutulma isteği bulunmayan sanığın, duruşmaya katılımı sağlanmadan hüküm kurulmasının savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup olmadığı; Sanık hazır olmaksızın duruşma yapılamayacağı kuralını düzenleyen 5271 sayılı CMK’nın “Sanığın duruşmada hazır bulunmaması” başlıklı 193. maddesinin birinci fıkrası; “Kanun’un ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz. Gelmemesinin geçerli nedeni olmayan sanığın zorla getirilmesine karar verilir.” hükmünü amirdir. Bu kuralın istisnaları da aynı maddenin ikinci fıkrasında; “Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir.”, 194. maddenin ikinci fıkrasında; “Sanık savuşur veya ara vermeyi izleyen oturuma gelmezse, önceden sorguya çekilmiş ve artık hazır bulunmasına mahkemece gerek görülmezse, dava yokluğunda bitirilebilir.”, 195. maddede; “Suç, yalnız veya birlikte adlî para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise; sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hâllerde sanığa gönderilecek davetiyede gelmese de duruşmanın yapılacağı yazılır.” , 200. maddenin birinci fıkrasında; “Sanığın yüzüne karşı suç ortaklarından birinin veya bir tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilirse, mahkeme, sorgu ve dinleme sırasında o sanığın mahkeme salonundan çıkarılmasına karar verebilir.”, 204. maddesinde; “Davranışları nedeniyle, hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşıldığında sanık, duruşma salonundan çıkarılır. Mahkeme, sanığın duruşmada hazır bulunmasını dosyanın durumuna göre savunması bakımından zorunlu görmezse, oturumu yokluğunda sürdürür ve bitirir. Ancak, sanığın müdafii yoksa, mahkeme barodan bir müdafi görevlendirilmesini ister. Oturuma yeniden alınmasına karar verilen sanığa, yokluğunda yapılan işlemler açıklanır.” şeklinde gösterilmiştir. Uyuşmazlık konusunun çözümüne ışık tutan “Sanığın duruşmadan bağışık tutulması” başlıklı 196. maddesi ise; “(1) Mahkemece sorgusu yapılmış olan sanık veya bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hâllerde müdafii isterse, mahkeme sanığı duruşmada hazır bulunmaktan bağışık tutabilir. (2) Sanık, alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlar hariç olmak üzere, istinabe suretiyle sorguya çekilebilir. Sorgu için belirlenen gün, Cumhuriyet savcısı ile sanık ve müdafiine bildirilir. Cumhuriyet savcısı ile müdafiin sorgu sırasında hazır bulunması zorunlu değildir. Sorgusundan önce sanığa, ifadesini esas mahkemesi huzurunda vermek isteyip istemediği sorulur. (3) Sorgu tutanağı duruşmada okunur. (4) Yukarıdaki fıkralar içeriğine göre sanığın aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle sorgusunun yapılabilmesi olanağının varlığı hâlinde bu yöntem uygulanarak sorgu yapılır. (5) Hastalık veya disiplin önlemi ya da zorunlu diğer nedenlerle yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışındaki bir hastahane veya tutukevine nakledilmiş olan sanığın, sorgusu yapılmış olmak koşuluyla, hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için getirilmemesine mahkemece karar verilebilir.
(6) Yurt dışında bulunan sanığın, belirlenen duruşma tarihinde hazır bulunmasının zorluğu halinde, bu tarihten önce duruşma açılarak veya istinabe suretiyle sorgusu yapılabilir.” şeklinde iken 25.08.2017 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 147. maddesi ile anılan maddenin dördüncü fıkrası; “Hâkim veya mahkemenin zorunlu gördüğü durumlarda, aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle yurt içinde bulunan sanığın sorgusu yapılabilir veya duruşmalara katılmasına karar verilebilir.” şeklinde değiştirilmiş ve bu değişiklik 08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7078 sayılı Kanun’un 142. maddesi ile kanunlaşmıştır. Maddenin birinci fıkrasında, mahkemece sorgusu yapılmış olmak şartıyla sanığın veya bu hususta sanık tarafından yetkili kılındığı hâllerde müdafisinin istemi ile duruşmada hazır bulunmaktan bağışık tutulabileceği kabul edilmiş, Beşinci fıkrasında ise, hastalık veya disiplin önlemi ya da zorunlu diğer nedenlerle yargılamanın yapıldığı yargı çevresi dışındaki bir hastane veya tutukevine nakledilmiş olan sanığın, sorgusu yapılmış olmak şartıyla, hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için getirilmemesine mahkemece karar verilebileceği düzenlenmiştir. Her iki fıkrada da sanığın sorgusunun yapılmış olması hâli bağışık tutulmanın şartı olarak belirtilmiş, ancak sanığın sorgusunun ne şekilde yapılacağı hususunda iki fıkrada da herhangi bir açıklamaya yer verilmemiş olup, bu konu maddenin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, alt sınırı beş yıldan az hapis cezasını gerektiren bir suçtan yargılanan sanığa, sorgusundan önce ifadesini esas mahkemesi huzurunda vermek isteyip istemediği sorulduktan sonra istinabe suretiyle sorguya çekilebilecektir. Alt sınırı beş yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı ise sanıkların sorgusunun mutlaka yargılamayı yapan mahkemece gerçekleştirilmesi zorunludur. Sorgusundan önce sanığa, ifadesini yargılamayı yapan mahkeme huzurunda vermek isteyip istemediğinin sorulmaması veya sorulması üzerine duruşmadan bağışık tutulmak istemediğini belirtmesine karşın istinabe ile alınan ifadesiyle yetinilmesi savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır. Sanığın duruşmada hazır bulunabilmesi, yükümlülük yönü olmakla birlikte öncelikle kendisi açısından bir hak olup, bu hak adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birini oluşturmaktadır. Tarafı olduğumuz ve onaylamakla iç hukuk mevzuatına dahil ettiğimiz Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendinde, sanığın en azından kendi kendini savunma hakkı bulunduğu belirtilmekle, mahkeme huzurunda doğrudan savunmasını yapabilmesi için duruşmada hazır bulunma hakkının varlığı da zımnen kabul edilmiştir. Kendisi yönünden hak olarak düzenlendiği kabul edilen bir hususta sanığın, bu hakkı ne şekilde kullanacağı konusunda hiçbir insiyatifinin olmadığının kabulü halinde hakkın varlığından da söz edilemeyecektir. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 12 Şubat 1985 tarihli Colozza ve Rubinat/İtalya ile 25 Kasım 1997 tarihli Zana/Türkiye kararlarında, sözleşmeyle garanti altına alınan bir hakkın kullanılmasından vazgeçilmesinin, bunun açıkça söylenmesiyle mümkün olabileceği belirtilmiş olup, buna göre sanığın duruşmada hazır bulunma hakkından feragat etmesi de ancak bu hususu açıkça söylemesiyle mümkün olacaktır. Ceza Genel Kurulunun 14.02.2012 tarihli ve 248-37 ile 22.11.2011 tarihli ve 192-241 sayılı kararları başta olmak üzere süre gelen bir çok kararında da; “Sorgusundan önce sanığa, ifadesini yargılamayı yapan mahkeme huzurunda vermek isteyip istemediğinin sorulmaması veya sorulması üzerine duruşmadan bağışık tutulmak istemediğini belirtmesine karşın istinabe ile alınan ifadesiyle yetinilmesi savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracağından mutlak bir bozma nedeni olduğu” sonucuna ulaşılmıştır. Bu açıklamalar ışığında ikinci uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Suç ve hüküm tarihi itibarıyla TCK’nın 142. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde düzenlenip üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası öngören nitelikli hırsızlık suçundan yargılanan, başka bir suçtan Yerel Mahkemenin yargı çevresi dışında B. (Kapatılan) Çocuk Tutukevinde tutuklu olarak bulunan ve yakalama suretiyle M. 5. Asliye Ceza Mahkemesince sorgusu yapılan sanığa, sorgusundan önce, ifadesini asıl mahkemesinde vermek isteyip istemediğinin sorulmaması, yine yakalama suretiyle yapılan sorgusu
sırasında duruşmalardan bağışık tutulma isteğinde bulunmayan sanığın, hükmün açıklandığı 13.10.2008 tarihli son oturumda hazır bulundurulmayıp yokluğunda yargılama yapılarak mâhkumiyetine karar verilmesi savunma hakkının kısıtlanması niteliğindedir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, diğer yönleri incelenmeyen hükmün saptanan bu usuli nedenle bozulmasına karar verilmelidir. (CGK, 05.02.2019 tarihli ve 377-70 sayılı)