KARAR METNİ
Derlemedeki karar metni
ÖZET: Olayın başlangıcı ve gelişimi gözetildiğinde, sanığın, mağdur H.’ye yönelik eylemi ile mağdurlar Z. ve R.’ye yönelik eylemleri arasında tek bir iradi karardan bahsetmenin mümkün olmadığı, aksine farklı nedenlere dayanan suç işleme kararının söz konusu olduğu, zira sanığın aldığı suç işleme kararının icrası kapsamında mağdur H.’ye karşı tehdit eylemini gerçekleştirmesinin ardından, ilk başta iş yerinde bulunmayıp sonradan gelen ve kendisini uyaran mağdurlar Z. ve R.’ye karşı, mağdur H.’ye yönelik aldığı suç işleme kararından bağımsız olarak yeni bir suç işleme kararının icrası kapsamında tek bir fiil ile tehdit eylemini gerçekleştirdiği anlaşıldığından, değişik mağdurlara karşı farklı zamanlarda ve değişik saiklerle gerçekleştirilen eylemleri nedeniyle sanığın, mağdur H.’ye yönelik ayrı bir tehdit suçundan, mağdurlar Z. ve R.’ye yönelik olarak ise zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle ayrı bir tehdit suçundan cezalandırılması gerektiği kabul edilmelidir.
Sanık hakkında mağdurlar Z.G. ile R.G. ve inceleme dışı mağdur K.C.G.’ye karşı hakaret suçundan verilen düşme ve inceleme dışı mağdur K.C.G.’ye karşı tehdit suçundan verilen beraat hükümleri temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olup inceleme sanık hakkında mağdurlar H.Ş., Z.G. ve R.G.’ye karşı tehdit suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanığın mağdur H.Ş.’ye yönelik tehdit eylemi ile mağdurlar Z.G. ve R.G.’ye yönelik tehdit eylemleri arasında zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının, 2- Direnme karar tarihinden sonra Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253 ve 254. maddelerinde 6763 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikler uyarınca uzlaştırma işlemi yapılması gerekip gerekmediğinin, Belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Polis memurları M.M.A ve E.Y. tarafından düzenlenen tutanağa göre; 27.07.2011 tarihinde saat 19.20 sıralarında S. Mahallesi, M. Sokak, No.3 adresinde bulunan “G. Temizlik” isimli iş yerinde kavga olduğu anonsu üzerine bu yere gidildiği, iş yeri içerisinde temizlik malzemelerinin ve plastik eşyaların dağınık vaziyette olduğu, kapı veya pencerelerde bir zarar bulunmadığı, mağdur R.G. ile olayı gören kişilerin polis merkezine intikal ettirildiği, F. Devlet Hastanesince 27.07.2011 tarih ve 74. sayı ile saat 20.00’da düzenlenen rapora göre; üst dudağı içinde laserasyon bulunan ve burun ile üst dudak arasındaki cildi hiperemik olan mağdur H.Ş.’nin yaralanmasının basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilir düzeyde olduğu, F. Devlet Hastanesince 27.07.2011 tarih ve 74. sayı ile saat 21.15’de düzenlenen rapora göre; sol skapulasında 1x7 cm ebatında hiperemik lezyon ve boyun bölgesinde sol tarafta muhtelif ebatlarda 3-4
08.07.2005 tarihli ve 25869 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 29.06.2005 tarihli ve 5377 sayılı Kanun’un 6. maddesi ile eklenmiştir.
08.07.2005 tarihli ve 25869 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 29.06.2005 tarihli ve 5377 sayılı Kanun’un 6. maddesi ile parantez içinde yer alan“cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı” ibaresi fıkra metninden çıkarılmıştır.
adet hiperemik lezyon bulunan sanık G.A.’nın 2.08 promil alkollü olduğu ve yaralanmalarının basit bir tıbbi müdahale ile giderilebileceği, F. Cumhuriyet Başsavcılığınca 28.07.2011 tarih ve …/... sayı ile; sanık G.’nin mağdur H.’ye yönelik kasten yaralama ve hakaret ile mağdur R.’ye yönelik mala zarar verme suçlarından hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair ek kararı verildiği, Anlaşılmıştır. Mağdur H.Ş.; inceleme dışı mağdur K. ile arkadaş olduklarını, olay tarihinde saat 19.15 sıralarında K.’nin temizlik maddeleri sattığı iş yerine giderek alışveriş yaptığını, sonra tanık O.’nun buraya geldiğini, iş yerinin önünde hep birlikte oturarak konuştuklarını, inceleme dışı mağdur K.’nin çay getirmek için içeriye girdiği sırada sanık G.’nin bir motosikletle bulundukları yere geldiğini, sanığın kendisine “Buraya gel lan!” dediğini ancak yanına gitmediğini, sanığın motosikleti kaldırımın kenarına bırakarak yanında doğru geldiğini ve “Senin küçüklüğünü biliyorum, çok artistleşmişsin, seni döveceğim.” dediğini, kendisinin de ayağa kalkarak “Dövebileceksen döv!” diye karşılık verdiğini, sanıkla tartışmaya başladıklarını, o sırada inceleme dışı mağdur K.’nin yanlarına gelerek “Kavga etmeyin, tartışmayın, dükkâna içeri girin, içerde konuşun.” dediğini, bunun üzerine içeri geçtiklerini, sanığın içerde herhangi bir şey söylemeden kendisine kafa atarak ağız kısmına vurduğunu, kendisinin de korunmak amacıyla sanığa bir yumrukla vurduğunu, inceleme dışı mağdur K. ile tanık O.’nun kendilerini ayırdığını, sonra sanığın dükkânda bulunan malzemeleri dağıttığını, o sırada K.’nin kendisini eve gönderdiğini, aldığı malzemeleri eve bıraktıktan sonra iş yerine döndüğünde sanığı görmediğini, daha sonra olay yerine gelen polislerle karakola gittiklerini, sanığın dükkân içerisinde kendisine “Seni döveceğim, seni bıçaklayacağım, arkadaşlarım gelecek, asıl dayağı o zaman göreceksin!” dediğini, olay esnasında sanığın elinde veya belinde bıçak görmediğini, ancak sanığın bir an elini beline attığını gördüğünü, Mağdur R.G. soruşturma evresinde; olay tarihinde saat 19.15 sıralarında, eşi olan mağdur Z. ile birlikte evde oturdukları sırada kapı zilinin çaldığını, balkondan aşağıya baktıklarında binanın alt katında bulunan ve kendisinin işlettiği “G.K.” isimli dükkânın önünde oğlu olan inceleme dışı mağdur K.’nin kendilerine hitaben “Hemen dükkâna gelin, tinerci bir çocuk dükkânı dağıtıyor.” demesi üzerine mağdur Z. ile birlikte dükkâna indiklerini, dükkâna girdiklerinde daha önceden tanımadığı sanığın inceleme dışı mağdur K.’ye “A. koyduğumun çocuğu seni öldürürüm!” şeklinde bağırdığını, mağdur H.’ye de “O… çocuğu seni geberteceğim lan!” dediğini, kendisinin ve mağdur Z.’nin sanığa “Neden hakaret ediyorsun?” demeleri üzerine sanığın kendilerine “Gebertirim lan sizi, a.. koyduğumun çocukları!” diyerek bir anda dışarı çıktığını, kendilerine doğru döndüğünde belinde bir bıçak olan sanığın “Bıçaklarım sizi, öldürürüm sizi lan!” dediğini, 155’i arayarak polis çağırmaları üzerine sanığın “Tek tek hepinizi aşağıya çekeceğim, ekibimi almaya gidiyorum!” diyerek olay yerinden ayrıldığını, olay esnasında sanığın bıçağını belinden çıkarmadığını ve kullanmadığını, tanık O.’nun olaylara şahit olduğunu, Kovuşturma evresinde ise; sanığın kendisine ve mağdur Z.’ye yönelik tehdit ve hakarette bulunduktan sonra dükkândan dışarı çıktığını, arkasından kendisinin de eve geçtiğini, dükkânda bulunmadığı sırada sanığın ekmek bıçağını çıkartıp kullanmış olduğunu duyduğunu, sanığın dükkândaki tartışma esnasında bıçak kullanmadığını, Mağdur Z.G.; olay tarihinde saat 19.15 sıralarında, eşi olan mağdur R. ile birlikte evde oturdukları sırada kapı zilinin çaldığını, balkondan aşağıya baktıklarında binanın alt katında bulunan ve mağdur R.’nin işlettiği “G.K.” isimli iş yerinin önünde oğlu olan inceleme dışı mağdur K.’nin kendilerine “Hemen dükkâna gelin, tinerci bir çocuk dükkânı dağıtıyor.” demesi üzerine mağdur R. ile birlikte dükkâna indiklerini, dükkâna girdiklerinde daha önceden tanımadığı sanığın inceleme dışı mağdur K.’ye “A. koyduğumun çocuğu seni öldürürüm!” şeklinde bağırdığını, mağdur H.’ye de “O… çocuğu seni geberteceğim lan!” dediğini, kendisinin ve mağdur R.’nin sanığa “Neden hakaret ediyorsun?” demeleri üzerine sanığın kendilerine “Gebertirim lan sizi, a… koyduğumun çocukları!” diyerek bir anda dışarı çıktığını, tişörtünün alt tarafında vücudunun bel kısmında bir bıçak bulunan sanığın kendilerine dönüp “Bıçaklarım sizi, öldürürüm sizi lan!” dediğini, 155’i arayarak polis çağırmaları üzerine ise sanığın “Tek tek hepinizi aşağıya çekeceğim, ekibimi almaya gidiyorum!” diyerek olay yerinden ayrıldığını, olay esnasında sanığın bıçağını belinden çıkarmadığını ve kullanmadığını, tanık O.’nun olaylara şahit olduğunu, İnceleme dışı mağdur K.G.; olay günü saat 19.15 sıralarında arkadaşları mağdur H. ve tanık O. ile birlikte babasının işlettiği iş yerinin önünde oturduklarını, arkadaşlarına çay almak için dükkâna girip geri geldiğinde mağdur H. ile sanığın tartışıp birbirlerini iteklerken gördüğünü, aralarına girip dükkânın önünde kavga etmemelerini söylediğini, sanığın «Kavga etmeyeceğiz, konuşacağız.” dediğini, kendisinin de “Dükkânın içine geçin orda konuşun.” diye söylediğini, dükkânın içine geçer geçmez sanığın bir şey
söylemeden mağdur H.’ye kafa attığını, tanık O. ile aralarına girip ayırmaya çalıştıklarını, sanığın mağdur H.’ye yumruk atmaya çalıştığını ancak engel olduklarını, mağdur H.’nin sanığı iteklemesi üzerine sanığın dükkânda bulunan malzemeleri dağıttığını, daha fazla dağıtmasına engel olarak sanığı dükkândan çıkardıklarını, sanığın kendisine “O… çocuğu, ananı avradını sinkaf edeceğim, hepinizi bıçaklayacağım, adamlarımı almaya gidiyorum!” diyerek olay yerinden ayrılması üzerine zile basarak üst katta bulunan anne ve babasına haber verdiğini, babası geldikten sonra sanığın olay yerine tek başına geri döndüğünü, sanığın belinde orta boylu ekmek bıçağı olduğunu, elini beline attığını ancak bıçağı çıkarmadığını, kendilerine hitaben “Hepinizi teker teker sinkaf edeceğim, o… çocukları, ekibimi almaya gidiyorum, hemen geleceğim, size göstereceğim!” diyerek olay yerinden ayrıldığını, Tanık O.U. soruşturma evresinde; olay tarihinde saat 19.15 sıralarında inceleme dışı mağdur K.’nin babasına ait dükkânın önünde K. ve mağdur H. ile birlikte otururlarken sanık G.’nin geldiğini, sanığın mağdur H.’ye “Ben senin küçüklüğünü biliyorum, sana ondan beri çok gıcığım, seni döverim.” dediğini, mağdur H.’nin ayağa kalkıp “Dövsene!” şeklinde karşılık verdiğini, inceleme dışı mağdur K.’nin sanık ve mağdur H.’ye “Dükkânın önünde kavga etmeyin, içeri gelin içerde konuşalım.” dediğini, dükkânın içerisine girer girmez sanığın mağdur H.’ye bir şey söylemeden kafa attığını, mağdur H.’nin da sinirlenerek sanığa yumrukla vurmasıyla birbirlerine girdiklerini, sanığın dükkân içerisinde bulunan malzemeleri dağıttığını, o sırada inceleme dışı mağdur K.’nin “Ne yapıyorsunuz?” diye bağırdığını ve dükkânın üst katındaki evde oturan babasını zile basarak çağırdığını, inceleme dışı mağdur K.’nin babası olan mağdur R.’nin aşağı inerek dükkânın içine girdiğini, kendisinin ise dışarı çıktığını, sonra sanığın dükkânın dışında mağdur R.’ye “Sizi tek tek öldüreceğim, adamlarımı çağırmaya gidiyorum, sizin ananızı avradınızı sinkaf edeceğim!” şeklinde konuşarak olay yerinden ayrıldığını, sanığın elinde veya belinde bıçak görmediğini, Kovuşturma evresinde ise; sanığın mağdurlar Z. ve R.’ye “Sizin ananızı avradınızı sinkaf ederim, adamlarımı çağırmaya gidiyorum, sizi tek tek öldüreceğim!” dediğini, Beyan etmişlerdir. Sanık G.A.; olay tarihinde kendi evinde bir şişe şarap ve bir şişe de bira içtiğini, çalıştığı fırına ait servis motosikletine binerek yola çıktığını, çalıştığı fırının karşında bulunan ve ismini hatırlamadığı temizlik firmasının önünde iki çocuğun kendisine doğru baktıklarını, kendisinin “Neden bana bakıyorsunuz?” diye sorduğunu, ismini sonradan öğrendiği mağdur H.’nin “Ne bakacağım ben sana?” diyerek üzerine doğru yürüyüp kendisini dükkânın içine çektiğini ve burada boğuşmaya başladıklarını, kavga esnasında mağdur H.’ye kafa attığını, boğuşurken dükkândaki temizlik malzemelerinin etrafa dağıldığını, kimseye tehdit veya hakaret içerikli sözler kullanmadığını, bıçak çekmediğini, kavgayı inceleme dışı mağdur K.’nin ayırdığını, mağdur H.’nin olay yerini terk ettiğini, sonra dükkânın sahibi mağdurlar R. ile Z.’nin geldiklerini, kendisine hitaben “Buraları kim dağıttı?” diye sorduklarını, dükkânda bir tek kendisi olduğu için “Ben dağıttım.” dediğini, mağdur R.’nin kendisini dükkânın arka tarafında kepenkli bir yere götürerek kafasına ve yüzüne süpürge ile vurduğunu savunmuştur. Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır. 1- Sanığın mağdur H.Ş.’a yönelik tehdit eylemi ile mağdurlar Z.G. ve R.G.’ye yönelik tehdit eylemleri arasında zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı; Tehdit suçu TCK’nın “Kişilere karşı suçlar” kısmının “Hürriyete karşı suçlar” bölümünde yer alan 106. maddesinde; “(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. (2) Tehdidin; a) Silahla, b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle, c) Birden fazla kişi tarafından birlikte, d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğüne göre “Gözdağı verme” anlamına gelen tehdit, bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması mümkün olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. TCK’nin 106. maddesinde yer alan “Bahisle” kelimesi ile yalnızca sözlü anlatımlar değil, fiili davranışlar da kastedilmektedir. Nitekim kanun koyucu bu maddenin ikinci fıkrasının b bendinde tehdidin mektupla veya özel işaretlerle işlenmesini suçun nitelikli hâlleri arasında kabul etmiş ve basit şekline göre daha ağır bir ceza ile cezalandırılmasını öngörmüştür. Bu nedenle tehdit suçu, söz, yazı, resim, şekil veya işaret ile de işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır (M.Emin Artuk, Ahmet Gökcen, A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, s.271). Bu saldırının kişinin veya başkasının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veya bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelik olması gereklidir. Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterlidir. Bunun sonucu olarak suçun oluşabilmesi için mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya mağdurun bundan korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili “Korkutmak amacıyla” yapmış olmasıdır (Majno, Ceza Kanunu Şerhi, Türk ve İtalyan Ceza Kanunları, Ankara, 1978, C. II, s.127; Abdullah Pulat Gözübüyük, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Kazancı Hukuk Yayınları, 5. Bası, C.II, s.517 ve 873). Tehdit suçuyla korunan hukuki yarar, TCK’nın 106. maddesinin gerekçesinde; “Tehdidin koruduğu hukukî değer, kişilerin huzur ve sükûnudur; böylece kişilerde bir güvensizlik duygusunun meydana gelmesi engellenmektedir. Bu nedenle, söz konusu madde ile insanın kendisine özgü sulh ve sükûnuna karşı işlenen saldırılar cezalandırılmış olmaktadır. Fakat tehdidin bu maddeyle korumak istediği esas değer, kişinin karar verme ve hareket etme hürriyetidir.” şeklinde açıklanmıştır. Tehdit suçunun mağduru, iç huzuru ve sükunu, irade oluşturma ve iradi hareket hürriyeti ihlal edilen kişidir (İlhan Üzülmez, Yeni Türk Ceza Kanununun Hürriyete Karşı İşlenen Suçlar Sistemi Çerçevesinde Tehdit, Şantaj ve Cebir Kullanma Suçları, Turhan Kitabevi, Ankara, 2007, s.97). Tehdit suçunun mağduru herkes olabilir. Ancak tehdit suçunun oluşabilmesi için mağdurun belirli bir kişi ya da kişiler olması gerekir. Muhatabı belli olmayan tehdit eylemleri diğer şartların da varlığı hâlinde TCK’nın 170. maddesi kapsamında «Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması» ya da 213. maddesi kapsamında «Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit « olarak değerlendirilebilecektir. Tehdit suçu ile ilgili bu açıklamalardan sonra “Aynı nev’iden fikri içtima” ve “Suç işleme kararı” kavramlarının üzerinde durulmalıdır. 5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında “Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır.” ilkesi esas alınmış, dolayısıyla da gerçek içtima kuralı benimsenmiştir. Nitekim Adalet Komisyonu raporunda bu husus; “Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır’ şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır.” şeklinde ifade edilmiştir (TBMM Adalet Komisyonu’nun 03.08.2004 gün ve 1/593-60 sayılı Raporu). Bu kuralın istisnalarına ise, 5237 sayılı TCK’nın “Suçların içtimaı” bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44. (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir. 765 sayılı TCK’da, aynı nev’iden fikri içtima ile farklı nev’iden fikri içtima tek madde hâlinde 79. maddede düzenlenmiş iken, 5237 sayılı TCK’da bu iki hâl birbirinden ayrılarak, aynı nev’iden fikri içtima, zincirleme suçun düzenlendiği 43. maddenin ikinci fıkrasında, farklı nev’iden fikri içtima ise Kanun’un 44. maddesinde düzenlenmiştir. 5237 sayılı TCK’nın “Zincirleme suç” başlıklı 43. maddesinin ikinci fıkrasında; “Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.” denilmek suretiyle, zincirleme suçtan farklı bir müessese olan aynı nev’iden fikri içtima düzenlenmiş, tek fiil (hareket) ile aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlenmesi durumunda, hareketin sayısı nedeniyle, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın TCK’nın 43. maddesinin birinci fıkrasına göre artırılacağı öngörülmüştür. TCK’nın 43. maddesinin üçüncü fıkrasında ise; “Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz.” hükmüne yer verilmek suretiyle, bu suçlarda zincirleme suç hükümleri ile aynı nev’iden fikri içtima kuralının uygulanmayacağı, dolayısıyla sayılan bu suçlarda, failin mağdur sayısınca ayrı ayrı cezalandırılacağı kabul edilmiştir. Yine TCK’da yaptırıma bağlanan bazı suçlarda, özel olarak aynı nev’iden fikri içtima hükmüne yer verilmek suretiyle, bu suçlarda ayrıca TCK’nın 43/2. maddesi uyarınca cezanın arttırılamayacağı esası
benimsenmiştir. Örneğin; TCK’nın 172. maddesinin ikinci fıkrasında; belirsiz sayıda kişilerin sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutulması hâlinde, radyasyon yayma suçunun temel şekline nazaran daha ağır ceza öngörülmüştür. Bu açıklamalara göre, aynı nev’iden fikri içtimanın şartlarını; 1- Fiilin hukuki anlamda tek olması, 2- Tek fiille birden fazla aynı suçun işlenmiş olması, 3- Suç mağdurlarının farklı olması, 4- İşlenen suçun TCK’nın 43. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen suçlardan olmaması, 5-Suç tipinde özel olarak aynı nev’iden fikri içtima hükmüne yer verilmemesi, Şeklinde belirlemek mümkündür. Bu aşamada, TCK’nın 43. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen “Tek bir fiil” ifadesi ile kast edilen hususun ne olduğunun açıklanması gerekmektedir. Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedeni hareket ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket kabulüdür. Diğer bir anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu söylenebilirse de doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlal edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Fikri içtimada da fiil ya da hareketin tekliği, doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmayı ifade etmektedir. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki “Tek bir fiili” oluşturmaktadır. Nitekim öğretide de benzer nitelikte görüşler ileri sürülmüştür (Mahmut Koca, İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 7.Bası Seçkin Yayınevi, Ankara, Eylül 2014, s.472 vd., Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3.Bası, Beta Yayımcılık, İstanbul, 2013, s. 481 vd., Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökçen, Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s.655 vd). Öte yandan suç kastından daha geniş bir anlamı içeren suç işleme kararı, suç kastından daha önce gelen genel bir karar ve niyeti ifade eder. Önce suç işleme kararı verilir ve bundan sonra bu genel kararın icrası farklı zamanlardaki suçlarla gerçekleştirilir. Kararın gerçekleştirilmesi için gerekli suçların herbirinde ayrı suç kastları, bir başka deyişle bir suç için gerekli olan maddi ve manevi unsurlar ayrı ayrı yer alır. Böylece suç işleme kararı denilen genel plân, niyet veya karar, zinciri oluşturan ve her biri birbirinden bağımsız olan suçları birbirine bağlayan ortak bir zemin olur. Suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, birden çok suçun aynı karara dayanıp dayanmadığı aynı zamanda suçlar arasındaki süre ile de ilgilidir. İşlenen suçların arasında kısa zaman aralıklarının olması suç işleme kararında birlik olduğuna; uzun zaman aralıklarının olması ise suç işleme kararında birlik olmadığına karine teşkil edebilir. Yine de çeşitli suçlar arasında az veya çok uzun zaman aralığının var olması, tek başına bu suçların aynı suç işleme kararının etkisi altında işlendiği ya da işlenmediği anlamına gelmeyecektir. Diğer bir anlatımla, sürenin uzunluğu kararın yenilendiğini düşündürebileceği gibi, kısalığı da her zaman kararın yürürlükte olduğunu göstermeyebilecektir. Diğer taraftan hukuki veya fiili kesintiler olduğunda farklı değerlendirmelerin yapılması mümkündür. Ancak bu değerlendirme her olayda ayrı ayrı ve diğer şartlar da dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu nedenle suç işleme kararının yenilendiğine ya da suç işleme kararının devam ettiğine ilişkin önceden bir zaman dilimi belirlemek isabetli bir yaklaşım olmayacaktır. Failin iç dünyasını ilgilendiren bu kararın varlığının her olayın özelliğine göre suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluşum ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenecektir. Tehdit suçu, mağduru belli kişiler olan suçlardan olduğundan farklı kişilere karşı değişik zamanlarda işlenen tehdit eylemleri, bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmiş olsa bile, zincirleme suç hükümleri uygulanamayacak, gerçek içtima hükümleri uyarınca uygulama yapılacaktır. Ancak bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda aynı kişiye karşı gerçekleştirilen tehdit eylemleri için tek ceza verilecek ve fakat bu ceza TCK’nın 43/1. maddesi uyarınca arttırılacaktır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Olay tarihinde saat 19.15 sıralarında inceleme dışı mağdur K., tanık O. ve mağdur H.’nin, inceleme dışı mağdur K.’nin babası olan mağdur R.’nin işlettiği temizlik malzemeleri satılan dükkânın önünde oturdukları, inceleme dışı mağdur K.’nin arkadaşlarına çay almak için yanlarından ayrılarak dükkâna girdiği esnada alkollü olan sanık G.’nin kullanımındaki motosiklet ile dükkânın önüne geldiği, mağdur H.’ye “Buraya gel lan.” mağdur H.’nin gelmemesi üzerine de “Senin küçüklüğünü biliyorum, çok artisleşmişsin, seni döverim.” dediği, mağdur H.’nin ayağa kalkarak “Dövebileceksen döv!” şeklinde karşılık verdiği, bu sırada dışarı çıkan inceleme dışı mağdur K.’nin kavga etmemelerini, dükkâna girip içeride konuşmalarını söylediği, mağdur H. ile sanığın dükkâna girdiği anda sanığın bir şey söylemeden mağdur H.’ye kafa attığı, mağdur H.’nin da kendisini korumak amacıyla sanığa yumrukla vurduğu, kavga sırasında dükkân içerisindeki temizlik maddelerinin dağıldığı, olay nedeniyle inceleme dışı mağdur K.’ın iş yerinin üst katındaki evde ikamet eden annesi Z. ile babası R.’yi aşağıya çağırdığı, mağdurlar Z. ve R. iş yerine girdiklerinde sanığın inceleme dışı mağdur K.’ye hitaben «O… çocuğu, ananı avradını sinkaf edeceğim, hepinizi bıçaklayacağım, adamlarımı almaya gidiyorum!”, mağdur H.’ye de “Seni öldürürüm, seni geberteceğim!” diye söylediği, mağdurlar Z. ve R.’nin sanığa neden küfür ettiğini sormaları üzerine sanığın bu kez mağdurlar R. ve Z.’yi hedef alarak “Sizin ananızı avradınızı sinkaf ederim, adamlarımı çağırmaya gidiyorum, sizi tek tek öldüreceğim!” dediği olayda; Sanığın, mağdur R. tarafından işletilen dükkânın önünde mağdur H.’yi dövmekle tehdit ettiğinin, inceleme dışı mağdur K.’nin adı geçenleri kavga etmemeleri hususunda uyarıp dükkana girerek konuşmalarını söylediğinin, dükkana giren sanık ve mağdur H.’nin kavga etmeye başladıkları ve yaşanan kavga sırasında içerideki malzemelerin etrafa dağıldığının, bunun üzerine inceleme dışı mağdur K.’nin anne ve babası olan diğer mağdurlar R. ve Z.’yi iş yerine çağırdığının, iş yerine gelen adı geçen mağdurların sanığı kavga ve küfür etmemesi hususunda uyarmaları sonrasında sanığın bu kez mağdurlar R. ve Z.’yi tehdit ettiğinin gerek mağdurlar H., Z. ve R.’nin beyanları gerekse tanık O. ile inceleme dışı mağdur K.’nin ifadelerinden anlaşılması karşısında; olayın başlangıcı ve gelişimi gözetildiğinde, sanığın, mağdur H.’ye yönelik eylemi ile mağdurlar Z. ve R.’ye yönelik eylemleri arasında tek bir iradi karardan bahsetmenin mümkün olmadığı aksine farklı nedenlere dayanan suç işleme kararının söz konusu olduğu, zira sanığın aldığı suç işleme kararının icrası kapsamında mağdur H.’ye karşı tehdit eylemini gerçekleştirmesinin ardından, ilk başta iş yerinde bulunmayıp sonradan gelen ve kendisini uyaran mağdurlar R. ve Z.’ye karşı, mağdur H.’ye karşı aldığı suç işleme kararından bağımsız olarak yeni bir suç işleme kararının icrası kapsamında tek bir fiil ile tehdit eylemini gerçekleştirdiği anlaşıldığından, değişik mağdurlara karşı farklı zamanlarda ve değişik saiklerle gerçekleştirilen eylemleri nedeniyle sanığın, mağdur H.’ye yönelik ayrı bir tehdit suçundan, mağdurlar Z. ve R.’ye yönelik olarak ise zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle ayrı bir tehdit suçundan cezalandırılması gerektiğinin kabulü gerekmektedir. Bu itibarla Yerel Mahkeme direnme kararında bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmelidir. … (CGK, 02.07.2019 tarihli ve 306-519 sayılı)