KARAR METNİ
Derlemedeki karar metni
ÖZET: Sanık İ. ve onun eylemlerine iştirak eden sanıklar E. ve M.’nin fikir ve eylem birliği içerisinde fiil üzerinde ortak hâkimiyet tesis edip, belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak sanık Ş. ve katılan sanık M.E.’den menfaat temin ettiklerinin sabit olduğu olayda; katılan sanık M.E.’nin haklı olduğu inancıyla talepte bulunması, sanık Ş.’nin aynı inançla iddia konusu eylemleri gerçekleştirmesi, sanıklar İ., E. ve M.’nin; kararın temyiz aşamasında Yargıtay’da bozdurulması ve katılan sanık M.E.’nin tahliyesinin sağlanması konusunda Cumhuriyet savcısı olan sanık İ.’nin ilgili görevliler üzerinde nüfuz sahibi olduğundan bahisle değil, esasen görevine girmeyen ve yetkili olmadığı bu işi, kendisiyle ilişkili olduğu ve onlar nezdinde hatırının sayıldığı görevliler aracılığıyla yaptıracağından bahisle katılan sanık M.E.’yi kandırarak menfaat temin etmeleri nedeniyle sanıklar İ., E. ve M.’nin eylemlerinin, TCK’nın 255. madde gerekçelerinde belirtildiği üzere, yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama, bu suça azmettirme ve yardım etme veya nüfuz ticareti suçlarını değil, TCK’nın 158/2. maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü: Sanık hakkındaki hükmün bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilmiş olması nedeniyle Yargıtay Ceza Genel Kurulunca temyiz incelemesi, 1412 sayılı CMUK’un, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan hükümlerine göre yapılmıştır. İncelenen dosya kapsamına göre; Bali 9. Ağır Ceza Mahkemesince 24.01.2014 tarih ve ... sayı ile; olay tarihinde G. Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapan sanık İ.’nin kusurlu veya uygunsuz hareket ve ilişkileri ile mesleğin şeref ve nüfuzunu veya şahsi onur veya saygınlığını yitirdiği, yaptığı işler veya davranışlarıyla görevini doğru ve tarafsız yapamayacağı kanısı uyandırdığı, rüşvet aldığı ve doğrudan doğruya hediye istediği, Bu cümleden olarak; Ç. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.04.2010 tarihli ve ... sayılı hükmü ile kamuoyunda “B.K. Katliamı” olarak bilinen davanın mahkûmiyet ile sonuçlanması üzerine, Yargıtay aşamasında dosyanın, katılan sanık M.E. lehine sonuçlanması için girişimde bulunacakları vaadi ile, A- B. F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kendisiyle aynı koğuşta kalan sanık E.’in ikna ve yönlendirmesi ile katılan sanık M.E.’nin, gayri resmi eşi olan E.A.’yı arayarak 23.11.2010 tarihinde 4.000TL, 04.01.2011 tarihinde 1.000TL ve 14.12.2011 tarihinde 2.000TL olmak üzere toplam 7.000TL parayı sanık E. adına havale edilmesini sağladığı, B- 18.10.2010 tarihinde, katılan sanık M.E.’nin kardeşi olan sanık Ş.’nin, sanık E.’nin babası olan sanık M. ile buluştuğu, sanık M.’nin getirdiği dosyayı incelemesi için birlikte sanık İ.’nin yanına gittikleri, sanık Ş.’nin, dosyayı incelemesi karşılığında sanık İ.’nin eşine 500TL değerinde Cumhuriyet altını aldığı, C- B. F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kendisiyle aynı koğuşta kalan sanık E.’nin ikna ve yönlendirmesi ile sanık Ş. tarafından sanık M.’ye ait posta çeki hesabına 19.10.2010 tarihinde 20.000TL paranın aktarılması sureti ile sanıklar İ., E. ve Ş.’nin maddi menfaat temin ettiklerinin iddia edildiği, Dosyada mevcut 26.11.2012 tarihli ve 11/2-1 sayılı soruşturma izni talebi üzerine gönderilen evrak ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üçüncü Dairesinin 03.12.2012 tarihli ve 7742 sayılı karar ve eki, kadro cetveli, sanık İ.’ye ait hâkim-savcı özel bilgi kağıdı, sanık E. hakkında düzenlenen müddetname ve mahkeme kararları, Ç. Ağır Ceza Mahkemesinin ... sayılı kararını içeren CD ve Yargıtay ilamı, B. Cumhuriyet Başsavcılığının ... sayılı soruşturma evrakına ait onaylı suretler, katılan, tanık ve sanık beyanları, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesinin 09.07.2013 tarihli ve 105-168 karar sayılı son soruşturmanın açılması kararı, sanıkların nüfus ve adli sicil kayıtlan ile tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde; olay tarihinde G. Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan sanık İ.’nin, suçunun sübutu hâlinde eylemine uyan TCK’nın 257/1, 252/1-2-7 ve 53/1. maddeleri; diğer sanıklar E., M. ve Ş. ile katılan sanık M.E. hakkında ise, suçlarının sübutu hâlinde eylemlerine uyan TCK’nın 37. maddesi delaletiyle 252/1-5 ve 53 maddeleri gereğince yargılanmak üzere son soruşturmanın Yargıtay Ceza Dairesine açılmasına karar verildiği,
B. Cumhuriyet Başsavcılığının 04.04.2013 tarihli ... sayılı iddianamesi ile; katılan sanık M.E.’nin kamuoyunda “M. B.K. Davası” olarak bilinen davanın sanığı olduğu, bu dava sürecinde B. F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda 27.06.2010 ile 28.01.2011 tarihleri arasında tutuklu olarak kaldığı, Sanık E.’nin nitelikli yağma, yağmaya teşebbüs, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, sahte nüfus cüzdanı düzenlemek ve dolandırıcılık suçlarından hükümlü olup, 05.10.2009 tarihinden itibaren B. F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kuramımda hükümlü olarak kaldığı, Sanık M.’nin sanık E.’nin babası olduğu, Sanık E.’nin cezaevinde bulundukları sırada katılan sanık M.E.’ye G. Cumhuriyet Savcısı olan sanık İ.’nin kaynı olduğunu, 25.000TL verirse davada suçsuz olduğunu kanıtlayıp onu bu davadan kurtaracağını söylediği, katılan sanık M.E.’nin de davadan kurtarılması karşılığında 25.000TL’yi vermeyi kabul ettiği, sanık E.’in durumu dışarıda bulunan babası sanık M.’e de bildirdiği, katılan sanık M.E.’nin de durumu dışarıda bulunan kardeşi sanık Ş.’ye bildirerek sanık M. ile görüşmesini istediği, sanık Ş.’nin de sanık M. ile görüştüğü, Katılan sanık M.E.’nin isteği üzerine sanık Ş.’nin 19.10.2010 tarihinde sanık M.’nin 5821... No.lu posta çeki hesabına 20.000TL yatırdığı, sanık M.’nin bu parayı aynı gün çekerek uhdesine aldığı, Katılan sanık M.E.’nin, gayri resmi eşi olduğunu belirttiği E.A. aracılığıyla sanık E.’e 23.11.2010 tarihinde 4.000TL, 04.01.2011 tarihinde 1.000TL ve 14.12.2011 tarihinde 2.000TL olmak üzere toplam 7.000TL parayı PTT’den havale yoluyla gönderdiği, bu 7.000TL’nin de sanık E.’in cezaevinde bulunan emanet hesabına aktarılmış olduğu, Sanıklar E. ve M.’nin iştirak hâlinde katılan sanık M.E.’den, davadan kendisini sanık İ. aracılığıyla kurtaracakları vaadiyle toplam 27.000 TL para alarak onu dolandırdıkları, bu suretle sanıklar E. ve M.’nin üzerlerine atılı suçu işledikleri, B. Ağır Ceza Mahkemesince 10.06.2014 tarih ve ... sayı ile; B. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan dava ile Yargıtay 5.Ceza Dairesinin 2014/4.MD sırasında görülen davanın konu, olay, sanıklar ve şikâyetçiler yönünden fiili ve hukuki açıdan irtibatlı olduğu anlaşıldığından, davaların birleştirilerek üst dereceli Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 2014/4.MD esas sayılı dosyası üzerinden yürütülmesi amacıyla dava dosyasının Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verildiği, Sanık İ. hakkında düzenlenen Bila Tarihli Hâkim Savcı Özel Bilgi Kâğıdı Kimliğine göre; sanık İ.’nin 31.12.1994 tarihinde birinci sınıfa ayrıldığı, 10.09.1990 ila 04.12.1992 tarihleri arasında N. Cumhuriyet savcısı, 02.09.2009 ila 19.12.2011 tarihleri arasında G. Cumhuriyet savcısı olarak çalıştığı ve 19.12.2011 tarihinde kendi isteği üzerine emekliye ayrıldığı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 3. Dairesince 03.12.2012 tarih ve 2012/7742 sayı ile; sanık İ.’nin yanı sıra katılan sanık M.E. ve sanıklar Ş., E. ve M. hakkında soruşturma izni verildiği, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 2. Dairesince 09.07.2013 tarih ve 105-638 sayı ile; sanık İ.’nin yanı sıra katılan sanık M.E. ve sanıklar Ş., E. ve M. hakkında kovuşturma izni verildiği, B. Cumhuriyet Başsavcılığı Adli Emanet Memurluğunun 04.10.2012 tarihli ve ... sayılı emanet eşya makbuzunda; 1- Göndericisi sanık Ş., alıcısı sanık M. olan 19.10.2010 tarihli ve 20.000TL bedelli PTT posta çeki yatırma makbuzu sureti, 2- Göndericisi E.A., alıcısı sanık E. olan 14.12.2011 tarihli ve 2.000TL bedelli PTT havale makbuzu sureti, 3- Göndericisi E.A., alıcısı sanık E. olan 23.11.2010 tarihli ve 4.000TL bedelli PTT havale makbuzu sureti, 4- Göndericisi E.A., alıcısı sanık E. olan 04.01.2011 tarihli ve 1.000TL bedelli PTT havale makbuzu sureti, 5- Göndericisi sanık E., alıcısı katılan sanık M.E. olan mektup zarfı içindeki 10.10.2011 tarihli iki sayfalık mektup, 6- Göndericisi sanık E., alıcısı katılan sanık M.E. olan sağ üst köşesinde iç posta yazısı bulunan mektup zarfı içerisindeki 30.12.2010 ve 22.10.2010 tarihli birer mektup kâğıdı ve tarihsiz A4 kâğıdının ¼’ü parçasına yazılmış “M. E. Merhabe” ibaresiyle başlayıp “E.” ismiyle biten mektup, 7- Göndericisi sanık E., alıcısı katılan sanık M.E. olan mektup zarfı içindeki 28.11.2011 tarihli iki sayfalık mektup, 8- Göndericisi sanık E., alıcısı katılan sanık M.E. olan mektup zarfı içindeki 15.09.2011 tarihli mektup, 9- Göndericisi sanık E., alıcısı katılan sanık M.E. olan 06.09.2011 tarihli faks mektubu, 10- Göndericisi sanık E., alıcısı katılan sanık M.E. olan 16.02.2011 tarihli faks mektubu,
11- Göndericisi sanık E., alıcısı katılan sanık M.E. olan 19.07.2011 tarihli faks mektubu ve 12- Göndericisi sanık E., alıcısı katılan sanık M.E. olan 10.05.2011 tarihli faks mektubunun bulunduğu, 20.11.2012 tarihli ifade ve fotoğraf teşhis tutanağına göre; sanık Ş.’nin, üçerli dört sıra hâlinde on iki erkek şahsa ait vesikalık fotoğraf içerisinden 5 numaralı olan ve ikinci sıra ortada bulunan sanık İ.’yi teşhis ettiği, Anlaşılmıştır. Tanık F.N.S.; sanık İ.’nin hemşerisi olduğunu, kendisini uzun süreden beri tanıdığını, en son G. Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığını, emekli olduktan sonra kendisiyle birlikte avukatlık yaptıklarını, sanık M.’yi yargılama konusu olaydan dolayı tanıdığını, hakkında maddi menfaat temin etmek suçundan dolayı soruşturma açılan sanık İ.’nin, kendisinden söz konusu olayı araştırmasını istediğini, öğrendiği kadarıyla sanık İ.’nin sanık M.’yi Nusaybin’de çalıştığı sırada, elektrik işini yapması nedeniyle tanıdığını, sanık M.’nin Aksaray’daki dükkânına gittiğini, sanık M.’nin belirtilen yerde bulunmaması üzerine, oğlu ve kardeşi ile görüştüğünü, bu kişilerden öğrendiği kadarıyla sanık E.’nin B. Cezaevinde birlikte kaldığı katılan sanık M.E.’nin akrabasından sanık M.’ye para verilmesini sağladığını, bu olaylar sebebiyle sanık M.’nin İ.’yi terk edip Nusaybin’e gittiğini, birçok kez telefonda görüştüğü sanık M.’nin bir kez de Bakırköy’deki ofisine geldiğini, kendisiyle bu olayı detaylıca konuştuğunu, sanık M.’nin söylediği kadarıyla B.’da cezaevinde yatan kişinin “M. B.K. Katliamı” sanıklarından birisi olduğunu, bu sanığın akrabalarının sanık M.’yi bulduklarını ve daha az ceza almalarını sağlaması amacıyla sanık M.’ten yardım istediklerini, sanık M.’nin de sanık İ.’nin yakını olduğunu ve bu işleri halledebileceğini söyleyerek söz konusu şahıslardan posta havalesi yoluyla 20.000TL aldığını, ancak parayı aldıktan sonra sanıkların az ceza almaları için hiç bir girişimde bulunmadığını, sanık İ. ile hiçbir görüşme yapmadığını, sanık İ.’in bu olaylardan hiçbir şekilde haberdar olmadığını, sanık İ.’nin soruşturma evrakı geldikten sonra bu olaydan haberdar olduğunu, bu olayla hiçbir suretle ilgisi olmadığını, Tanık İ.Ç.; Aksaray’da oto yedek parça dükkânı olduğunu, yaklaşık iki üç yıl önce bu dükkânı kapattığını, söz konusu dönemde sanık M.’nin yakın mevkide elektrik tamir dükkânı olduğunu, F.H. Caddesi’nde açtığı ikinci dükkânın evine çok yakın olduğunu, hatırlamadığı bir tarihte camlarının kırıldığını ve raflarından eşyanın alınmış olduğunu görünce sanık M.’ye sebebini sorduğunu, oğlu olan sanık E.’nin B.’da cezaevinde “B.K. Katliamı” sanıklarıyla birlikte yattığını, bu şahıslara tanıdıkları olduğunu ve kendilerini kurtarabileceğini söyleyerek kendisine toplam 7.000TL civarında para havale ettirdiğini, kendisinin de “İşlerim bozuktu, düşündüm düşündüm, ben de aynı yolu denemeye karar verdim, sanık yakınlarından havale yoluyla 20.000TL aldım.” dediğini, ancak söz konusu vaatleri yerine getiremeyince bu kişilerin akrabaları tarafından sıkıştırılmaya başladığını, bu kişilere herhangi bir faydası olup olmadığını sorduğunda, sanık E.’nin “Nasıl faydalı olabilirim, 37 insan öldürülmüş, ben sadece ekonomik durumumu düzeltmek için bu şekilde davranışta bulundum” dediğini, sanık E.’e kimi tanıdığını sorduğunda, emekli savcı olan sanık İ.’yi tanıdığını, daha önceden görev yaptığı Nusaybin’de tanıştığını, sanık E.’yi sanık İ.’yi yakın bir şekilde tanıdığını, böyle bir şey yapamayacağını söylediğinde, sanık E.’in de bunu bildiğini, ancak yapacak başka bir şeyi olmadığını, bu nedenle bu yolu seçtiğini söylediğini, bu olayın hemen ardından konuştuğu sanık İ.’nin, bu olaydan haberi olmadığını, hakkında bu olay nedeniyle soruşturma açıldığını söylediğini, kendisinin de bu olay nedeniyle tanıklık yapabileceğini ifade ettiğini, sanık İ. ile, çocukluğundan beri ailecek görüştüklerini ve böyle bir olayın içerisinde olabileceğine ihtimalil vermediğini, Beyan etmişlerdir. Katılan sanık M.E.Ç.; kamuoyunca B.K. Katliamı olarak bilinen davada herhangi bir suçu olmamasına rağmen sanık olarak yargılandığını ve bu davanın sonucunda 44 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırıldığını, davanın güvenlik nedeni ile Ç. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldüğünü, anılan Mahkemece ölen kişilerin sayısı ve olayın vahameti göz önüne alınarak suç işlemediği hâlde kendisine de ceza verildiğini, şoförlük yapmasına karşın gerekçeli kararda kendisinin de korucu olduğunun yazıldığını, olayın ardından B. Cezaevine nakledildiğini, kardeşlerinin ise A. Cezaevine gönderildiğini, B. Cezaevindeyken sanık E. ile tanıştığını ve daha sonra aynı koğuşta kalmaya başladıklarını, olayı anlatıp suçsuz olduğunu söyleyince sanık E.’nin, G.’da Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan sanık İ.’nin ablasının eşi olduğunu ve kendisine yardımcı olabileceğini söylediğini, babasının telefon numarasını verdiğini, kendisinin de sanık E.’nin babasına ait telefon numarasını dışarıda olan kardeşi sanık Ş.’ye verdiğini, sanık Ş. ile sanık M.’nin sanık İ. ile bağlantı kurduklarını, G. Adliyesinde görüştüklerini, daha sonra dışarıda yemek yediklerini, sanık Ş.’nin görüşme sırasında yargılandıkları dava dosyasının fotokopisini de götürdüğünü, sanık İ.’nin dosyayı evde inceleyeceğini, ancak bunun karşılığında eşine bir hediye alınmasını sanık Ş.’ye
söylediğini, onun da sanık M. ile birlikte bir kuyumcuya giderek 500TL karşılığında bir adet Cumhuriyet altını aldığını ve sanık İ.’e verdiğini, sanık İ. dosyayı inceledikten sonra sanık Ş.’ye bu işin kaç paraya biteceğini sanık M.’e sorduğunu, sanık M.’nin de sanık İ. ile görüştükten sonra 25.000TL’ye bu işin biteceğini söylediğini, söz konusu rakamın cezaevinde sanık E. tarafından da kendisine söylendiğini, kendisinin de suçsuz olduğu ve bunun ortaya çıkacağı düşüncesiyle 25.000TL vermeyi kabul ettiğini, telefonla görüştüğü sanık Ş.’nin de söz konusu miktar üzerinden anlaşma yaptığını doğruladığını, sanık Ş.’ye parayı vermesini söylediğini, sanık İ.’in, paranın doğrudan kendisine havale edilmemesini, memur olduğunu belirtmesi üzerine sanık Ş.’nin, paranın 20.000TL’sini sanık İ.’ye verilmek üzere sanık M. adına K. Postanesinden havale ettiğini, buna ilişkin makbuzların da kendisinde olduğunu, sanık E.’in kalan 5.000TL’nin kendisine verilmesini söylediğini, ancak cezaevinde mahkûmların birbirlerine para havalesi yapamaması nedeniyle bu durumu, kendisiyle resmi nikâhı olmayan eşi E.A.’ya anlattığını, E.A.’nın posta havalesi ile sanık E.’nin hesabına önce 4.000TL, sonra 1.000TL yatırdığını, buna ilişkin belgelerin de dosya içerisinde olduğunu, parayı verdikten sonra davanın sonucunu beklemeye başladığını, B. Cezaevinde iken abisi S.Ç.’nin suçsuz olduğu gerekçesi ile cezaevinde intihar ettiğini, bunun üzerine kendisinin de aynı şeye karışacağı düşüncesi ile Adalet Bakanlığı tarafından A. Cezaevine nakledildiğini, dosyasının Yargıtay tarafından onanmasından iki ay kadar öncesine kadar sanık E.’nin kendisine dört tane mektup yazdığını, dört tane de faks çektiğini, son mektubunda, kendisine 2.000TL daha vermezse dosyasının Yargıtay’da duruşmalı olarak incelenmeyeceğini, kararın doğrudan yazılıp gönderileceğini yazdığını, gelinen aşamada işleri bozulmasın diye eşi E.A.’yı arayarak sanık E.’ye 2.000TL yatırmasını sağladığını, bu havale işleminin makbuzunun da kendisinde olduğunu, dosyası onandıktan sonra sanık E.’ye dört mektup yazdığını, ancak hiçbirine cevap alamadığını, bu olay nedeniyle toplam 27.000TL para ve bir Cumhuriyet altını verdiğini, şimdiye kadar vermiş olduğu para ve altının kendisine iade edilmediğini, suçsuz olduğu için bu durumun ortaya çıkarılması amacı ile parayı verdiğini, sanıkların eylemlerinden mağduru olduğunu, Sanık Ş.Ç.; katılan sanık M.E.’nin, ağabeyi olduğunu, M.’nin M. ilçesine bağlı B. K.’nde meydana gelen ve basına “B.K. Katliamı” olarak yansıyan olay nedeniyle sanık olarak yargılanıp müebbet hapis cezası aldığını, yargılamanın Ç. Ağır Ceza Mahkemesince yapıldığını, katılan sanık M.E. gibi diğer ağabeylerinin de ceza aldıklarını ve Ç. Cezaevinde yattıklarını, daha sonra hepsini başka cezaevlerine naklettiklerini, katılan sanık M.E.’in B. Cezaevine gönderildiğini, burada sanık E. ile tanıştığını, sanık E.’nin, kendisine G. savcısı sanık İ.’nin uzak akrabası olduğunu, ona menfaat temin etmeleri hâlinde Yargıtay’daki dosyası ile ilgilenebileceğini, Yargıtay’daki duruşmada kendisini serbest bırakabileceğini söylediğini, bunun üzerine katılan sanık M.E.’nin kendisini arayarak durumu anlattığını ve sanık E.’nin babası olan sanık M.’nin babasının telefon numarası verdiğini, telefonla aradığı sanık M.’nin “İ.’a gel, savcıya gideceğiz.” demesi üzerine İ.’ye gittiğini, sanık M. ile Laleli’de buluştuklarını, burada sanık M.’nin “Sizin işinizi yapacağım, aile dostu bir savcı tanıdığım var, bu işi yapar, Devletin zincirlerini lastik yapan savcıdır.” dediğini ve sanık İ.’yi arayıp “Arkadaşlar o iş için geldi.” şeklinde haber verdiğini, davet üzerine birlikte sanık İ.’nin G. Adliyesindeki odasına gittiklerini ve oturmadan yemek için dışarıya çıktıklarını, yemek sırasında sanık İ.’nin “Sizin işinizi halledeceğim, ağabeyini kurtaracağım, dosyanızı M. bana anlattı.” diyerek dosyayı getirip getirmediğini sorduğunu, dosyanın yanında olduğunu söylemesi üzerine Ankara’ya giderek dosyayla ilgileneceğini, Yargıtay’da tanıdığı bir savcı olduğunu, onun da bu dosyayla ilgilendiğini söylediğini, ne kadar para vermeleri gerektiğini sorması üzerine sanık İ.’nin “Sizi fazla yormam, hâlinizi biliyorum, paranın miktarını M. söyleyecek, onun hesabına yatırırsın, zaten yarısını Yargıtay’daki savcıya göndereceğim.” dediğini, yemek sonrasında yanında getirmiş olduğu içerisinde Ç. Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçeli kararı bulunan dosyayı incelemesi için sanık İ.’ye vermek istemesi üzerine sanık İ.’nin “Dosyayı evde okursam eşim kızar ama bir hediye alırsan gönlünü almış oluruz.” diyerek eşi için altın bilezik istediğini, bunun için parasının yeterli olmadığını söyleyince sanık M.’nin “Tamam Cumhuriyet altını olsun.” dediğini, bunun üzerine kuyumcudan Cumhuriyet altını alıp caminin yanında sanık İ.’e teslim ettiğini, kuyumcunun adliyenin tam köşesindeki balıkçının yanında olduğunu, gerçekleştirdiği eylemlerin suç olduğunu bilmediğini, sadece suçsuz yere ceza aldığını düşündüğü abisi katılan sanık M.E.’nin kurtulması için “Denize düşen yılana sarılır!” misali ellerinde avuçlarında ne varsa vermeye hazır olduklarını, Yargıtay’da haklarında dava açıldıktan sonra sanık M.’nin yanında ismini hatırlamadığı bir kişi ile evine gelerek “20.000 TL’yi sana verelim, şikâyetinden vazgeç!” dediklerini, ancak kendisinin “Artık dava açılmış, yargılamanın sonucunu bekleyeceğiz.” şeklinde karşılık verdiğini, bu hususun polisler tarafından tutanağa da geçirildiğini, atılı suçu kabul etmediğini, beraatine karar verilmesini talep ettiğini, mahkeme aksi kanaatte ise lehine olan hükümlerin uygulanmasını, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini kabul ettiğini,
Sanık M. K.; sanık Ş.’den 20.000TL para aldığı hususunun doğru olduğunu, ancak bunu dolandırıcılık amacıyla almadığını, sanık Ş.’nün yanında bir kişi daha olduğu hâlde Aksaray’da işlettiği elektrik dükkânına geldiğini, bu sırada bir başkasıyla telefonda Kürtçe konuştuğu için aralarında muhabbet oluştuğunu, sanık Ş.’nin kalmak için temiz otel aradıklarını, Kırklareli’nde koruma altında olduklarını, rahat ticaret yapamadıklarını söyleyerek kendisine onlar adına ticaret yapıp yapamayacağını sorduğunu, kendisinin de parayı değerlendirip ortaklaşa çalışma konusundaki bu teklifi kabul ettiğini ve söz konusu miktardaki parayı bu nedenle aldığını, oğlu olan sanık E.’nin para aldığını duyduğunu, ancak paranın miktarını ve hangi amaçla alındığını bilmediğini, aldığı parayı M.K.’a verdiğini, onun da işlerinin kötü gittiğini, 2010-2011 yıllarında sanık Ş.’ye toplam 6.000TL ödediğini, işleri bozulduğu için 2012 yılında ise ödeme yapmadığını, yaptığı ödemenin işletme kârı olduğunu, anapara olan 20.000TL’yi henüz ödemediğini, Sanık E.K.; atılı suçlamayı kabul etmediğini, daha önce vermiş olduğu ifadelerini aynen tekrar ettiğini, F Tipi Cezaevinde bulunduğu için ailesiyle yaptığı telefon görüşmelerinin kayıt altına alınması nedeniyle katılan sanık M.E.’in belirttiği tarihlerdeki telefon görüşme kayıtlarının cezaevinden temin edilerek iddia edildiği şekilde bir konuşmanın olup olmadığının tespitini talep ettiğini, sanık İ. hakkında bir soruşturma yürütüldüğünü duyduğunu, ancak nasıl ifade verdiğini bilemediğini, sanık İ.’nin tanık olarak dinlenmesini talep ettiğini, katılan sanık M.E.’nin cezaevinde aynı odada kaldıkları zamanlarda geceleyin sürekli çığlık atarak uyandığını, nedenini sorduğunda B.K. davasında başka çocuk ve kadın cesetlerinin de olduğunu, bu nedenle vicdan azabı duyduğunu söylediğini, kendisinin de zaten davadan çok büyük cezalar aldığını, bu nedenle vicdanen rahat etmesi için bildiklerini açıklamasını istediğini, önce başka cezaevinde yatan kardeşleriyle görüştüğünü, ancak onların, böyle bir şey yaparsa Yargıtay’daki dosyanın onanacağını, savunmalarının çürüyeceğini söyleyerek kesinlikle böyle bir şey yapmamasını söylediklerini, ancak katılan sanık M.E.’nin kendisiyle görüşünce ona tekrar varsa bildiklerini açıklamasını söylediğini, bunun üzerine katılan sanık M.E.’nin başka cesetler olduğunu söyleyip yerlerini tarif ettiğini, kendisinin de bu yerlerin krokilerini çizdiğini, yine katılan sanık M.E.’nin mühimmat sakladıkları yeri de söylediğini, bu yerlerin de krokilerini çizerek cezaevi savcısına durumu bildirdiğini, bunun üzerine katılan sanık M.E.’nin ifadesinin alındığını, bu ifade ve krokiler doğrultusunda B.K. Davası sürerken başka cesetler ve mühimmat bulunduğunu, bu olayın hemen ardından Yargıtay tarafından mahkûmiyet kararı onanınca katılan sanık M.E.’nin ağabeylerinin bu durumdan kendisini sorumlu tuttuklarını, kendisine husumet beslemeye başladıklarını, katılan sanık M.E. A. Cezaevine sevk edildikten sonra da bu tür bir şikâyette bulunduklarını, katılan sanık M.E.’nin cezaevinde bulunduğu dönemde kendilerinin Nusaybin’deki petrol boru hattından petrol aldıklarını, büyük para kazandıklarını söyleyip mali durumlarının çok iyi olduğundan söz ettiğini, o sıralarda kendisinin mali durumunun bozuk olduğunu, katılan sanık M.E.’ye zaman zaman kendisine borç para verip vermeyeceğini sorduğunda o da kabul ettiği için cezaevindeki hesabına suça konu paraların yatırıldığını, hatta katılan sanık M.E.’nin “Borca gerek yok, bizim durumumuz iyi, bu paraları sana öylesine de veririm.” dediğini, cezaevinde bulunduğu dönem içerisinde babası olan sanık M. ile sadece iki kez görüştüğünü, bunlardan birinin konusunun, sanık M.’nin, katılan sanık M.E.’nin dışarıda bulunan kardeşlerinin iş kurmak istemesi nedeniyle kendileriyle tanışıp yardımcı olması olduğunu, sanık M. ile katılan sanık M.E.’nin kardeşleri arasında dışarıda yapılan oldukları konuşmaları, bir savcıyla görüşüp görüşmediklerini bilmediğini, bu olayın tamamen katılan sanık M.E.’nin kardeşlerinin dosyanın Yargıtay’da onanması nedeniyle kendisine duydukları husumetten kaynaklandığını, sanık İ.’yi tanımadığını, beraatine karar verilmesini istediğini, ancak ceza verilecek olursa hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini talep ettiğini, Sanık İ.E.; daha önceki savunmalarını tekrar ettiğini, sanıklarından M.’yi, N. Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığı dönemde lojmanın elektrik tamir işlerini yapması nedeniyle tanıdığını, HSYK müfettişlerince ifadesi alındığı sırada iddialar ayrıntısı ile kendisine söylenmediği için sanıklar M. ve E.’nin kendisiyle ilgili söyledikleri konusunda yeterli savunma yapamadığını, sanık M.’nin oğlu olan sanık E.’nin, “B.K. Katliamı” sanıklarından birisi ile birlikte cezaevinde kaldığını, önce sanık E., daha sonra ise babası M.’in, kendi ismini kullanarak ve akrabaları olduğunu söyleyip, fotoğrafını da göstererek Ç. soy isimli kişileri dolandırdıkları, bu olaydan haberi olmadığını, söz konusu olay nedeniyle kimseden maddi menfaat temin etmediğini, sanıklardan yalnızca M.’i tanıdığını, sanık E.’nin, kendisini babası sanık M. vasıtası ile tanımış olabileceğini, kendi ismi kullanılarak “B.K. Katliamı” sanığı ve akrabasından menfaat temin edildiğini, suçsuz olduğunu, beraatine karar verilmesini istediğini, hakkında verilecek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını kabul ettiğini, Savunmuşlardır. 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun ile değişiklik yapılmadan önce yürürlükte olan 5237 sayılı TCK’nın 252/3 maddesinde rüşvet suçunun, “Rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine
aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlaması.” şeklinde, değişiklik sonrasında ise, “Kamu görevlisinin görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlaması.” şeklinde tanımlanmış olup, 6352 sayılı Kanun öncesinde ve sonrasında rüşvet suçundan bahsedebilmek için yapılması istenen işin kamu görevlisinin görevi kapsamında bulunması gerekli olup, Yargıtay 1. Ceza Dairesinde görülecek olan temyiz davasının incelenmesi konusunda olay tarihinde G. Cumhuriyet savcısı olan İ.E.’nin herhangi bir görevinin bulunmaması nedeniyle somut olayda rüşvet ve bu suça iştirakten söz edilemeyeceğinden, sanıkların eylemlerinin hangi suçu oluşturduğu konusunda “Yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama” veya “Nüfuz ticareti” ile “Dolandırıcılık” suçlarına ilişkin açıklamalara yer verilmesinde fayda bulunmaktadır. TCK’nın “Dolandırıcılık” başlıklı 157. maddesinde; “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir” şeklinde dolandırıcılık suçunun temel şekli düzenlenmiş olup, aynı Kanun’un 158. maddesinde ise suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri sayılmıştır. 158. madde ise; “1) Dolandırıcılık suçunun; a) Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle, b) Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle, c) Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle, d) Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle, e) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak, f ) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle, g) Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle, h) Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faliyeti kapsamında, i) Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle, j) Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla, k) Sigorta bedelini almak maksadıyla, İşlenmesi hâlinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. 2) Kamu görevlileriyle ilişkisinin olduğundan, onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiş, 29.06.2005 tarihli ve 5377 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasının sonuna; “Ancak (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adlî para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.” cümlesi eklenmiş; 18.04.2013 tarihli ve 28622 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6456 sayılı Kanun’un 40. maddesiyle “(e), (f) ve (j)” ibaresine ayrıca (k) bendi eklenerek ilgili düzenleme “(e), (f), (j) ve (k)” şeklinde değiştirilmiş; 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle maddenin birinci fıkrasına (l) bendi eklenmiş, bu fıkrada yer alan “iki yıldan yedi yıla kadar hapis” şeklindeki yaptırım “üç yıldan on yıla kadar hapis” olarak, “(e), (f), (j) ve (k)” ibaresi “(e), (f), (j), (k) ve (l)” olarak değiştirilmiş, maddenin birinci fıkrasının “üç yıldan az olamaz” şeklindeki son cümlesi ise “dört yıldan az olamaz” biçiminde değiştirilerek madde son hâlini almıştır. İnceleme konusu TCK’nın 158. madde gerekçesinde; “Maddenin ikinci fıkrasında, 765 sayılı Türk Ceza Kanun’unda bağımsız bir suç olarak tanımlanan ‘nüfuz ticareti’, dolandırıcılık suçunun bir nitelikli şekli olarak tanımlanmıştır. Bu hükme göre; kamu görevlileriyle ilişkisinin olduğundan, onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin eden kişi, dolandırıcılık suçunun nitelikli şeklinden dolayı cezalandırılacaktır.” açıklamalarına yer verilmiştir. Öte yandan TCK’nın suç tarihinde yürürlükte bulunan “Yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama” başlıklı 255. maddesi; “Görevine girmeyen ve yetkili olmadığı bir işi yapabileceği veya yaptırabileceği kanaatini uyandırarak yarar sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.”
şeklinde iken, suç tarihinden sonra 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 89. maddesiyle “Nüfuz ticareti” başlığıyla; “(1) Kamu görevlisi üzerinde nüfuz sahibi olduğundan bahisle, haksız bir işin gördürülmesi amacıyla girişimde bulunması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya bir başkasına menfaat temin eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Kişinin kamu görevlisi olması halinde, verilecek hapis cezası yarı oranında artırılır. İşinin gördürülmesi karşılığında veya gördürüleceği beklentisiyle menfaat sağlayan kişi ise, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Menfaat temini konusunda anlaşmaya varılması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur. (3) Birinci fıkrada belirtilen amaç doğrultusunda menfaat talebinde bulunulması ve fakat bunun kabul edilmemesi ya da menfaat teklif veya vaadinde bulunulması ve fakat bunun kabul edilmemesi hallerinde, birinci fıkra hükmüne göre verilecek ceza yarı oranında indirilir. (4) Nüfuz ticareti suçuna aracılık eden kişi, müşterek fail olarak, birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır. (5) Nüfuz ticareti ilişkisinde dolaylı olarak kendisine menfaat sağlanan üçüncü gerçek kişi veya tüzel kişinin menfaati kabul eden yetkilileri, müşterek fail olarak, birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır. (6) İşin gördürülmesi amacıyla girişimde bulunmanın müstakil bir suç oluşturduğu hallerde kişiler ayrıca bu suç nedeniyle cezalandırılır. (7) Bu madde hükümleri, 252 nci maddenin dokuzuncu fıkrasında sayılan kişiler üzerinde nüfuz ticareti yapılması halinde de uygulanır. Bu kişiler hakkında, Türkiye’de bulunmaları halinde, vatandaş veya yabancı olduklarına bakılmaksızın, resen soruşturma ve kovuşturma yapılır.” biçiminde değiştirilmiştir. Maddenin ilk hâlinde suç, ancak kamu görevlisi tarafından işlenebilen bir suç olduğundan fail yönüyle özgü suç olarak kabul edilmişken, 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle her gerçek kişinin suçun faili olacağı kabul edilmiş, failin kamu görevlisi olması, bu suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâli olarak hüküm altına alınmıştır. 6352 sayılı Kanun ile maddede yapılan değişiklikle suç, rüşvet suçu gibi bir karşılaşma suçuna dönüştürülmüş, işinin gördürülmesi karşılığında veya gördürüleceği beklentisiyle menfaat sağlayan kişi de suçun faili olarak kabul edilmiştir. Söz konusu değişikliğin gerekçesinde; önceki düzenlemenin, kamu görevlisi olmayan ve fakat kamu görevlisi üzerinde nüfuz sahibi olduğundan bahisle menfaat temin eden kişilerin cezasız kalmasına neden olduğu, bu gibi durumlarda bir aldatma söz konusu ise, sorunun dolandırıcılık suçu hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, ancak, aldatma olmadan da “Nüfuz ticareti” yani yetkili olmadığı bir işten yarar sağlama olgusunun gerçekleşebileceği, bu gibi durumların yaptırım altına alınabilmesi için madde hükmünün başlığıyla birlikte değiştirildiği belirtilmiştir. Suçun her iki düzenleniş biçiminde de faile yarar sağlayan iş sahibi meşru zeminde olmadığının bilincindedir. Çünkü hukuka uygun ya da aykırı bir işi yaptırmak için kamu görevlisine yarar sağlamanın hukuka aykırı olduğunun bilinmesi gerekmektedir. Bu durumda faile yarar sağlayan kişi mağdur değildir. Bu suçta iş sahibinin sağladığı yarar hukuka aykırı bulunmakta ve müsaderesi gerekmektedir (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Cilt V, Adalet Yayınevi, Ankara 2010, s. 7202-7203). Failin, belli bir işin gördürüleceği vaadiyle iş sahibini aldatarak menfaat temin etmesi halinde ise yukarıda belirtildiği gibi dolandırıcılık suçu gündeme gelecektir. Her iki düzenlemede de suçun mağduru, kamu görevlisi üzerinde nüfuz sahibi olmaktan bahisle, haksız bir işin gördürülmesi için girişimde bulunularak, güvenilirliği ve işleyişi tehlikeye veya zarara sokulan kamu idaresidir (Zeki Hafızoğulları-Muharrem Özen, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Millete ve Devlete Karşı Suçlar, US-A Yayıncılık, 1. Baskı, Ankara 2016, s. 63). Dolayısıyla bu suçta yapılan yeni düzenlemede de kanun koyucunun yeni veya farklı bir mağdur öngördüğü söylenemeyecektir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Katılan sanık M.E.’nin 04.05.2009 tarihinde M. ili M. ilçesinde meydana gelen ve kamuoyunda “B.K. Katliamı” olarak bilinen olay nedeniyle yargılanarak Ç. Ağır Ceza Mahkemesince 44 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olduğu, hüküm özlü olarak temyiz aşamasında 27.06.2010 tarihinde B. F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna sevk edildiği, burada İ. 4. Ağır Ceza Mahkemesinin içtima kararıyla dolandırıcılık, belgede sahtecilik, hürriyetten yoksun kılma ve nitelikli yağma suçlarından
20 yıl 13 ay 10 gün hapis cezasına hükümlü olan sanık E. ile tanıştığı, adı geçenlerin 08.10.2010 ve 29.10.2010 tarihleri arasında cezaevinde aynı koğuşta kaldıkları, katılan sanık M.E.’in, aynı zamanda hemşerisi olan sanık E.’ye, nakliyecilik yaptığını, olayla ilgisinin olmadığını, Ç. Ağır Ceza Mahkemesinin haksız olarak kendisini de cezalandırdığını anlattığı, sanık E. de kendisine yardımcı olacağını, G. Cumhuriyet Savcısı sanık İ.’nin eniştesi olduğunu, 25.000TL verirse suçsuz olduğunu kanıtlayıp kendisini kurtaracağını, 5.000TL’sini komisyon olarak kendisinin alacağını söylediği ve babası olan sanık M.’nin cep telefonu numarasını verdiği, sanık E.’nin sözlerine inanan katılan sanık M.E.’nin, kardeşi olan sanık Ş.’yi arayarak sanık E. ile aralarında geçen konuşmaları aktardığı, sanık İ.’ye verilmek üzere Ç. Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçeli kararını gönderdiği ve sanık M.’nin cep telefonu numarasını vererek onunla irtibat kurmasını istediği, sanık Ş.’nün katılan sanık M.E.’den aldığı telefon numarasından sanık M.’yi aradığı, sanık M.’nin de sanık İ. ile görüştürmek üzere kendisini İ.’yi çağırdığı, sanık Ş.’nün 18.10.2010 tarihinde İ.’ye gelerek sanık M. ile buluştuğu, sanık M.’nin “Sizin işinizi yapacağım, aile dostu bir savcı tanıdığım var, bu işi yapar, Devletin zincirlerini lastik yapan savcıdır.” dediği ve sanık İ.’yi arayıp “Arkadaşlar o iş için geldi.” dediği, davet üzerine birlikte sanık İ.’nin G. Adliyesindeki odasına gittikleri ve burada oturmadan yemek için dışarıya çıktıkları, yemek sırasında sanık İ.’nin “Sizin işinizi halledeceğim, ağabeyini kurtaracağım, dosyanızı M. bana anlattı.” diyerek dosyayı getirip getirmediğini sorduğu, sanık Ş.’nün dosyanın yanında olduğunu söylemesi üzerine sanık İ.’nin, Ankara’ya giderek dosyayla ilgileneceğini, Yargıtay’da tanıdığı bir savcı olduğunu, onun da bu dosyayla ilgilendiğini söylediği, sanık Ş.’nin ne kadar para vermeleri gerektiğini sorması üzerine “Sizi fazla yormam, hâlinizi biliyorum, paranın miktarını M. söyleyecek, onun hesabına yatırırsın, zaten yarısını Yargıtay’daki savcıya göndereceğim.” dediği, sanık Ş.’nün yemek sonrasında yanında getirmiş olduğu içerisinde Ç. Ağır Ceza Mahkemesinin gerekçeli kararı bulunan dosyayı incelemesi için sanık İ.’ye vermek istemesi üzerine sanık İ.’nin “Dosyayı evde okursam eşim kızar ama bir hediye alırsan gönlünü almış oluruz.” diyerek eşi için altın bilezik istediği, sanık Ş. bunun için parasının yeterli olmadığını söyleyince sanık M.’nin “Tamam Cumhuriyet altını olsun.” dediği, sanık Ş.’nin sanık M. ile yakındaki bir kuyumcuya giderek bir Cumhuriyet altını aldığı ve dosya ile birlikte sanık İ.’e verdiği, sanıklar İ. ve M.’nin bir müddet baş başa görüştükleri, ardından sanık İ.’nin yanlarından ayrıldığı, sanık M.’nin, sanık İ. ile görüştüğünü ve 20.000TL vermesi gerektiğini belirtmesi üzerine sanık Ş.’nin 19.10.2010 tarihinde anılan miktardaki parayı sanık M.’in posta çeki hesabına yatırdığı ve durumdan hem sanık M.’yi hem de katılan sanık M.E.’yi haberdar ettiği, katılan sanık M.E.’nin, sanık E. ile yaptıkları anlaşmaya uygun olarak kalan 5.000TL’yi birlikte yaşadığı E.A. vasıtasıyla 23.11.2010 tarihinde 4.000TL ve 04.01.2011 tarihinde 1.000TL olmak üzere sanık E. adına B. F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna gönderdiği, katılan sanık M. E.’nin 28.01.2011 tarihinde A. 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumuna sevk edildiği, bu tarihten sonra sanık E. tarafından katılan sanık M.E.’ye gönderilen 10.10.2011 ve 28.11.2011 tarihli mektuplarda; Yargıtay’daki dosyanın duruşmalı olmadığının ortaya çıktığını, duruşmalı incelenmemesinin kötü olacağını, bunun için avukatın Yargıtay’a yazılı müracaatının olması gerektiğini, avukatı ikna edemezse acilen kendisine yazmasını, cezaevinden gönderdiği dilekçelerin duruşma için yeterli olmadığını, bir avukatın mutlaka Ankara’ya gitmesi ve bunun için 2.000TL verilmesi gerektiğini, avukatıyla görüşüp ricada bulunduğunu, avukatın kabul ettiğini, ancak 2.000TL istediğini, “Evet” diyorsa cezaevi hesabına 2 milyar göndermesi gerektiğini söyleyerek katılan sanık M.E.’yi ikna ettiği, bunun üzerine katılan sanık M.E.’nin birlikte yaşadığı E.A. vasıtasıyla 14.12.2011 tarihinde 2.000TL’nin sanık E. adına B. F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna gönderilmesini sağladığı iddia edilen olayda; Sanık İ.’yi daha önceden tanımayan ve aralarında kendisine iftira atmasını gerektiren bir husumet bulunmayan sanık Ş.’nin tüm aşamalarda özü itibarıyla değişmeyen beyanları, sanık İ.’yi on iki erkek şahsa ait vesikalık fotoğraf içerisinden teşhis ettiğine ilişkin 20.11.2012 tarihli ifade ve fotoğraf teşhis tutanağı, sanık Ş. ve katılan sanık M.E.’nin beyanları ile aynı doğrultudaki sanık Ş. tarafından sanık M.’ye 19.10.2010 tarihinde 20.000TL gönderildiğine, katılan sanık M.E.’nin birlikte yaşadığı E.A. tarafından ise sanık E.’e 14.12.2011 tarihinde 2.000TL, 23.11.2010 tarihinde 4.000TL ve 04.01.2011 tarihinde 1.000TL gönderildiğine ilişkin PTT havale makbuzu suretleri, sanık E.’nin şifreli bir şekilde katılan sanık M.E.’den para istediğine ilişkin mektup ve fakslar, sanık E.’in katılan sanık M.E.’yi aldatarak ondan menfaat sağladığına ilişkin tanıklar İ.Ç. ve F.N.S.’nın anlatımları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; sanık İ. ve onun eylemlerine iştirak eden sanıklar E. ve M.’nin fikir ve eylem birliği içerisinde fiil üzerinde ortak hâkimiyet tesis edip, belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak sanık Ş. ve katılan sanık M.E.’den menfaat temin ettiklerinin sabit olduğu, Katılan sanık M.E.’nin haklı olduğu inancıyla talepte bulunması, sanık Ş.’nin aynı inançla iddia konusu eylemleri gerçekleştirmesi, sanıklar İ., E. ve M.’nin; kararın temyiz aşamasında Yargıtay’da bozdurulması ve katılan sanık M.E.’nin tahliyesinin sağlanması konusunda sanık İ.’in ilgili görevliler üzerinde nüfuz sahibi
olduğundan bahisle değil, esasen görevine girmeyen ve yetkili olmadığı bu işi, kendisiyle ilişkili olduğu ve onlar nezdinde hatırının sayıldığı görevliler aracılığıyla yaptıracağından bahisle katılan sanık M.E.’yi kandırarak menfaat temin etmeleri nedeniyle sanıklar İ., E. ve M.’nin eylemlerinin, TCK’nın 255. madde gerekçelerinde belirtildiği üzere, yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama, bu suça azmettirme ve yardım etme veya nüfuz ticareti suçlarını değil, TCK’nın 158. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu, Sanık E.’nin sanıklar İ. ve M.’nin bilgisi dışında ve onların herhangi bir iştirakleri olmaksızın aynı suç işleme kararının icrası kapsamında Yargıtay’daki incelemenin duruşmalı olarak yapılabilmesi için avukatına verilmek üzere 2.000TL daha ödenmesi gerektiği konusunda katılan sanık M.E.’yi ikna ederek 14.12.2011 tarihinde 2.000TL daha menfaat temin etmesi eyleminin, ilk gerçekleştirdiği eylem de dikkate alındığında zincirleme nitelikli dolandırıcılık suçu kapsamında kaldığı, Her ne kadar sanık İ. hakkında rüşvet alma ve görevi kötüye kullanma, sanıklar E. ve M. hakkında rüşvet almaya aracılık etme, sanık Ş. ve katılan sanık M.E. hakkında ise rüşvet verme suçlarından kamu davası açılmış ise de katılan sanık M.E.’in Yargıtay 1. Ceza Dairesinde görülecek olan temyiz davasının incelenmesi konusunda olay tarihinde G. Cumhuriyet savcısı olan sanık İ.’nin herhangi bir görevinin bulunmaması nedeniyle rüşvet suçunun; genel, tali ve tamamlayıcı bir hüküm olup kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında uygulanma imkânı bulunması ve sanık İ.’nin eylemlerinin esasen nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturması nedeniyle de görevi kötüye kullanma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı, Sanıklar M. ve E. hakkında bali 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.01.2014 tarihli ve ... sayılı son soruşturmanın açılması kararıyla rüşvet almaya iştirak suçundan cezalandırılmaları talebiyle kamu davaları açılmışsa da; aynı fiillerden dolayı TCK’nın 158. maddesinin ikinci fıkrası kapsamındaki nitelikli dolandırıcılık nitelendirmesiyle B. Cumhuriyet Başsavcılığının 04.04.2013 tarih ve ... esas sayılı iddianamesiyle B. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmış bulunduğundan, bali 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.01.2014 tarihli son soruşturmanın açılması kararıyla açılan kamu davasının mükerrer dava olduğu ve sanıklar M. ve E. hakkında mükerrer açılan kamu davalarının CMK’nın 223/7. maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerektiği, Sanıklar İ., M. ve E.’in işledikleri nitelikli dolandırıcılık suçunun mağduru olmaları nedeniyle katılan sanık M.E. ile sanık Ş.’ye atılı eylemlerin rüşvet verme suçunu oluşturmaması ve kanunlarda suç olarak tanımlanmamış olması sebebiyle CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince beraatlerine karar verilmesi gerektiği, Sanıklar İ., E. ve M. hakkında alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayin edilmesi, sanıklar E. ve M. hakkında takdiri indirimin uygulanmaması ve tekerrür hükümlerinin uygulanması, sanık İ. hakkındaki hapis cezasının TCK’nın 51. maddesi uyarınca ertelenmesi ve sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanmaması gerekçelerinin dosya kapsamına uygun, yasal ve yeterli olduğu, Anlaşıldığından, İlk Derece Mahkemesinin usul ve kanuna uygun hükümlerinin onanmasına karar verilmelidir. Öte yandan, sanık M. hakkında tekerrür hükümleri uygulanırken tekerrüre esas alınan ilamın kesinleşme tarihi 09.05.2007 yerine 09.05.2005 olarak gösterilmiş ise de bu husus mahallinde düzeltilebilir maddi hata olarak kabul edilmiştir. ... (CGK, 09.05.2019 tarihli ve 1087-412 sayılı)