KARAR METNİ
Derlemedeki karar metni
ÖZET: Suç tarihinde evli olup ortak konutta bulundukları sırada sanığın borcunu ödeyebilmek için katılandan kolundaki üç adet bilezik ile boynundaki altın kolyesini istediği, katılanın vermeyeceğini söylemesi üzerine sanığın boğazına sarılıp öldüreceğinden bahisle tehditle birlikte kolundaki üç adet bileziği pense ile keserek ve boynundaki kolyeyi kopararak zorla aldığı olayda; fazla miktarda olmayan ziynet eşyası katılanın mülkünde olup, katılan tarafından takı olarak kullanıldığı, sözü edilen takıların katılanın kişisel malı olduğu, bu nedenle “Edinilmiş mallara katılma rejimine” dayalı bir hukuki ilişkiden söz edilemeyeceği, sanığın da aşamalarda zorla aldığı altınların ortak mülkiyetinden söz etmediği, sanık ile katılan arasında başkaca alacak ve borç ilişkisi bulunmadığı anlaşıldığından sanık hakkında TCK’nın 150. maddesinin birinci fıkrasının uygulanma koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir. Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı yağma suçunun 5237 sayılı TCK’nın 150/1. maddesi kapsamında kalıp kalmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Sanık D.G. ile katılan S.G.’nin evli oldukları, 19.01.2010 tarihinde saat 19.30 sıralarında konutunda bulunan sanığın, TOKİ’ye olan borçlarını ödeyebilmek için eşi olan katılandan kolundaki bilezikler ile boynundaki altın kolyesini istediği, ancak katılanın kolye ve bileziklerini vermeyeceğini söylediği, bunun üzerine sanığın katılanın boğazına sarılıp “seni öldüreceğim” dediği, ardından da katılanın boynundaki kolyeyi kopararak, kolundaki üç adet bileziği ise pense ile keserek zorla aldığı, Y. Devlet Hastanesince katılan hakkında düzenlenen adli rapora göre; boyunda üç adet, sağ el bileğinde ise iki adet yüzeysel sıyrıklar tespit edildiği, yaralanmanın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu, Sanık ile katılan 20.05.1991 tarihinde evlenip suç tarihinden sonra boşandıklarının, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kullanılarak çıkartılan güncel nüfus kayıt örneğinde ise sanık ile katılanın 31.08.2015 tarihinde yeniden evlendiklerinin anlaşıldığı, Katılanın hükümden sonra mahkemeye verdiği 21.11.2011 tarihli dilekçesinde özetle; sanığın aldığı bileziklerin bedelini ödediğini, zararının giderildiğini ve şikâyetinden vazgeçtiğini bildirdiği, Anlaşılmaktadır. Katılan S.G. kollukta; sanık ile yirmi yıldır evli olduklarını, 19.01.2010 tarihinde saat 19.30 sıralarında sanığın kendisinden kolundaki üç adet altın bileziğini istediğini, veremeyeceğini söylediğinde ise bilezikleri kendisinin aldığını söyleyip, elleriyle boğazını sıkarak “seni öldüreceğim” dediğini, ardından sağ kolundaki bilezikleri pense ile kesip aldığını, bu esnada bileğinden yaralandığını, mahkemede benzer
Yukarıdaki kararlarda bulunan TCK’nın 150. maddesine ilişkin hukuki açıklamalar tekrardan kaçınmak adına bu karardan çıkarılmış olup, kararın diğer kısmına TCK’nın 110. maddesine ilişkin bölümde yer verilmiştir.
ifadelerine ek olarak; sanığın kendisini aldatması nedeniyle evden gitmek istediğini, ancak sanığın buna engel olduğunu ve boynundaki kolye, parmağındaki yüzük ve kolundaki bilezikleri zorla aldığını, sanığın aldığı altınları iade etmediğini, Görevli mahkemede tanıklıktan çekinme hakkını kullanan tanık Z.G. görevsiz mahkemede; sanığın babası, katılanın ise annesi olduğunu, sanığın TOKİ’ye olan borcunu ödeyebilmek için katılandan altınlarını istediğini, katılanın altınları vermeyip evi terk etmek istediğini, bunun üzerine sanığın öfkelenerek katılanın kolundaki bilezikleri pense ile kestiğini, daha sonra ise üstüne çullanıp boynundaki kösteği çekip zorla aldığını, İfade etmişlerdir. Sanık D.G. kollukta; katılan ile yirmi yıldır evli olduklarını, TOKİ’den aldığı dairenin taksitini ödeyemediği için katılandan kolundaki üç adet altın bileziği istediğini, vermeyeceğini söylemesi üzerine sinirlenerek katılanın kolundaki bilezikleri pense ile kesip aldığını, katılana kötü muamelede bulunmadığını ve darbetmediğini, görevsiz mahkemede benzer anlatımlarına ek olarak; katılanı tehdit etmediğini, boynundaki kolyeyi koparırken tırnakları ile katılanı boynundan yaraladığını, mahkemede; katılanın kendisini zorla TOKİ’ye üye yaptırdığını, TOKİ’ye olan borcunu ödeyebilmek için katılana ait altınları aldığını, geri ödeyecek durumunun olmadığını savunmuştur. Yağma suçu 5237 sayılı TCK’nın 148 ile 150. maddelerinde düzenlenmiş olup Kanun’un 148. maddesinin 1. fıkrasında; “Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceğinden ya da malvarlığı itibariyle büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması” şeklinde suçun temel hali, 2. fıkrasında senedin yağması, 3. fıkrasında cebir karinesine yer verilmiş, 149. maddesinde nitelikli yağma, 150. maddesinde de kişinin hukuki bir ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla yağma ile yağmada değer azlığı hükümleri düzenlenmiştir. Kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit edilerek veya cebir kullanılarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. 5237 sayılı TCK’nın da, 765 sayılı TCK’nın 308. maddesindeki “kendiliğinden hak alma” suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine Kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Aynı TCK’nın “Daha az cezayı gerektiren hal” başlıklı 150. maddesi; “(1) Kişinin bir hukukî ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması hâlinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. (2) Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir.” şeklinde düzenlenmiş olup madde ile yağma suçunun daha az cezayı gerektiren halleri belirlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması halinde, tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Buna göre bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması halinde eylem daha az cezayı gerektiren yağma suçunu oluşturmakta, ancak yaptırım olarak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanmaktadır. 5237 sayılı TCK’nın 150. maddesinde sözü edilen “hukuki ilişkiye dayanan alacak” kavramı hukuki anlamda bir edimle yükümlü olan borçlunun şahsına karşı alacaklının kullandığı haktır. Alacak hakkı malvarlığına ilişkin, geçici, şahsa bağlı ve nispi bir yararlanma hakkıdır. Alacak hakkı herkese karşı değil sadece borçluya karşı ileri sürülebildiği, sınırlı sayıda ve belirli kişiler arasında söz konusu olduğu için nisbi bir haktır. Borç ilişkisinden doğan haklar sadece borçluya karşı ileri sürülebilir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili Kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Dolayısıyla TCK’nın 150. maddesi ancak, mağdurun söz konusu hukuki ilişkiye taraf olan borçlu, failin ise alacaklı olması durumunda uygulanabilecektir. (Veli Özer Özbek, Yeni Türk Ceza Kanun’un Anlamı, Seçkin, Ankara, 2008, C. 2, s.1059-1061)
Bu aşamada konumuzla ilgisi bakımından Türk Medeni Kanun’unda düzenlenen “Edinilmiş mallara katılma rejimi” üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır. Türk Medeni Kanun’un “Kapsamı” başlığını taşıyan 218. maddesi; “Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar”, “Edinilmiş mallar” başlığını taşıyan 219. maddesi; “Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır: 1. Çalışmasının karşılığı olan edinimler, 2. Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler, 3. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, 4. Kişisel mallarının gelirleri, 5. Edinilmiş malların yerine geçen değerler”, “Kişisel mallar” başlığını taşıyan 220. maddesi; “Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır: 1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, 2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, 3. Manevî tazminat alacakları, 4. Kişisel mallar yerine geçen değerler”, “Kişisel malların ve edinilmiş malların ayrılması” başlıklı 228. maddesinin birinci fıkrası ise; “Eşlerin kişisel malları ile edinilmiş malları, mal rejiminin sona ermesi anındaki durumlarına göre ayrılır”, Şeklinde düzenlenmiştir. 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanun’una göre edinilmiş mallara katılma rejimini yasal mal rejimi olarak benimsemiştir. Evlilik birliğinin tarafları isterse mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı ve mal ortaklığı rejimlerinden birini de seçebileceklerdir. 4721 sayılı Kanun ile kabul edilen edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsamaktadır. Edinilmiş mal, her eşin mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği mal varlığı değerleridir. Kişisel mallar ise, TMK’nun 220. maddesinde sayılmıştır. Eşlerin edinilmiş mallara katılma rejiminin başlangıcında sahip oldukları her türlü mal varlığı onların kişisel malı kabul edilecektir. Eşler arasındaki mal rejiminin mahkemece evliliğin iptali veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hallerinde, mal rejiminin dava tarihinden geçerli olmak üzere sona ereceği belirtilmiştir. TMK’nun 220/1. maddesi uyarınca eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşyaları kişisel mal olarak sayılmıştır. Burada ifade edilen genellikle eşlerin günlük hayattaki ihtiyaçlarını karşılamaya yarayan eşyalar bu kapsamda değerlendirilmektedir. Eşlerin giyim eşyaları, takıları, hobi eşyaları, cep telefonu, makyaj malzemeleri, bakım eşyaları gibi eşyalar bu kapsamda sayılabilir. Eşlerden birine ait takılar; kişisel kullanıma özgüyse, değeri ne kadar yüksek olursa olsun kanun gereği kişisel mal sayılacaktır. Kişisel malın yalnızca malik olan eş tarafından kullanılması da gerekmektedir. Kadın eşe takılan takılar ise, kural olarak bağışlama niteliği taşıdıkları için kadının kişisel malı sayılmaktadır. Nitekim Yargıtayın yerleşmiş içtihadı bu doğrultudadır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirdirildiğinde; Suç tarihinde evli olup ortak konutta bulundukları sırada sanığın TOKİ’ye olan borcunu ödeyebilmek için katılandan kolundaki 3 adet bilezik ile boynundaki altın kolyesini istediği, katılanın vermeyeceğini söylemesi üzerine sanığın boğazına sarılıp öldüreceğinden bahisle tehditle birlikte kolundaki 3 adet bileziği pense ile keserek ve boynundaki kolyeyi kopararak zorla aldığı olayda; fazla miktarda olmayan ziynet eşyası katılanın mülkünde olup, katılan tarafından takı olarak kullanıldığı, sözü edilen takıların katılanın kişisel malı olduğu, bu nedenle “edinilmiş mallara katılma rejimine” dayalı bir hukuki ilişkiden söz edilemeyeceği, sanığın da aşamalarda zorla aldığı altınların ortak mülkiyetinden söz etmediği, sanık
ile katılan arasında başkaca alacak ve borç ilişkisi bulunmadığı anlaşıldığından sanık hakkında TCK’nın 150. maddesinin birinci fıkrasının uygulanma koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla haklı bir nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazın reddine karar verilmelidir. ... (CGK, 27.03.2018 tarihli ve 704-122 sayılı)