KARAR METNİ
Derlemedeki karar metni
ÖZET: Sanığın şikâyetçiye ait iş yeri içerisine girmediği, sadece kırık olan vitrin ve buzdolabı camlarından elini uzatmak suretiyle et çaldığı, etlerin bulunduğu buzdolabının sanığın elini uzatıp alabilecek mesafede olduğu, sanığın iş yeri içine girme kastı olmadığı gibi içeriye girmesini engelleyen bir neden de bulunmadığı ve etleri çaldıktan sonra kendiliğinden olay yerinden ayrıldığı
anlaşıldığından iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir. Sanık hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin Özel Dairece reddine karar verilmiş, hırsızlık suçundan kurulan hüküm ise onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçunun yasal unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkin olup sadece elin içeriye uzatılmasının iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçunu oluşturmayacağı sonucuna ulaşılması hâlinde sanığın içeriye girip girmediğinin tespiti bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir. İncelenen dosya kapsamından; Olay ve yakalama tutanağında; 01.12.2012 tarihinde gece saat 01.45 sıralarında 155 Polis İmdat hattını arayan ve ismini vermek istemeyen bir şahsın, B. Lokantası isimli iş yerinden hırsızlık yapıldığı yönünde ihbarda bulunması üzerine bahse konu yere gidildiği, iş yerinin girişe göre sağ tarafında bulunan camın kırık olduğu, camın hemen önündeki, içerisinde etlerin bulunduğu buzdolabının da camının kırık olduğu, çevrede araştırma yapıldığı sırada iş yerinin arka tarafındaki cadde üzerinde elinde et ve köfte ile gitmekte olan sanık Vedat BabaC.’ın görülerek yakalandığı bilgilerine yer verildiği, Olay yeri inceleme raporuna göre; iş yerinin lokanta olarak faliyet gösterdiği, alüminyum doğramadan yapılmış iş yeri giriş kapısında herhangi bir zorlama izinin bulunmadığı, kapının yan tarafındaki vitrin camının kırık olduğu, vitrin camı önünde iç kısımda bulunan soğutucunun da camının kırılmış olduğu, iş yeri içerisinde bir dağınıklık olmadığının tespit edilerek olay yeri krokisinin ve fotoğrafın rapora eklendiği, Olay yerini gösterir bir adet fotoğrafın incelenmesinde; iş yerinin dış vitrin camı ile camlı bölmelerden oluşan soğutucunun bulunduğu yer arasında bir miktar boşluk bulunduğu, Görgü ve tespit tutanağında; iş yerinin giriş kapısının sağ tarafındaki üç bölmeli camın alt kısmındaki 1x2 metre ebadındaki camın 1x1,5 metre genişliğinde kırılmış olduğu, giriş kapısına göre sağ tarafta ve camın hemen bitişiğinde bulunan ön yüzü 1x2 metre ebadında olan cam bölmeli buzdolabının camının da 1x1,40 metre genişliğinde kırıldığı, iş yerinin içinde ve dışında cam kırıklarının bulunduğu, başkaca bir zarar olmadığının belirtildiği, Anlaşılmıştır. Şikâyetçi soruşturma aşamasında; hırsızlık olayını öğrenmesi üzerine iş yerine gittiğini, iş yerinin ön tarafında bulunan dış çerçeve camı ile buzdolabı camının kırılmış olduğunu gördüğünü, her iki camın da çift cam olduğunu, iki tabak içerisindeki köfte ve etlerinin çalındığını, şikâyetçi olduğunu beyan etmiş, Sanık aşamalarda; olay gecesi karnının acıktığını, şikâyetçiye ait lokantanın önünden geçerken vitrin camı içerisinde yiyecek gördüğünü, vitrin camını tekmeleyerek kırdığını, camın arkasında bulunan et ve köfteleri alarak yakınlarda bir yerde yemeye başladığını, bu sırada polislerin gelerek kendisini yakaladığını savunmuştur. Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır. I- Sanığa atılı iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığına ilişkin uyuşmazlık konusunun incelenmesinde; Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından konut ve iş yeri dokunulmazlığının ihlâli ile nitelikli hırsızlık suçları üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır. Türk Ceza Kanunu’nun “Konut dokunulmazlığının ihlâli” başlıklı 116. maddesi; “1) Bir kimsenin konutuna, konutunun eklentilerine rızasına aykırı olarak giren veya rıza ile girdikten sonra buradan çıkmayan kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 2) Birinci fıkra kapsamına giren fiillerin, açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalan işyerleri ve eklentileri hakkında işlenmesi hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine altı aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. 3) Evlilik birliğinde aile bireylerinden ya da konutun veya işyerinin birden fazla kişi tarafından ortak kullanılması durumunda, bu kişilerden birinin rızası varsa, yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanmaz. Ancak bunun için rıza açıklamasının meşru bir amaca yönelik olması gerekir.
4) Fiilin, cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle ya da gece vakti işlenmesi hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” şeklinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde; “Madde, Anayasa’nın 21. maddesinde güvence altına alınan konut dokunulmazlığını ihlâl fiillerini suç olarak tanımlamaktadır. Konut dokunulmazlığının ihlâli, kişinin kendisine özgü barış ve sükûnunu ve yuvasındaki yaşamının sulh ve selametle cereyanı için var olması gerekli güvenlik duygusunun sarsılmasını ifade etmektedir. Bireylere karşı işlenen ve aynı zamanda onların muhtaç oldukları güvenlik ve sükûnu ihlâl eyleyen bu fiillerin, hürriyete karşı işlenen suçlar arasında bir suç olarak tanımlanması uygun görülmüştür.” açıklamalarına yer verilmiştir. Maddenin iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçunu düzenleyen ikinci fıkrasının gerekçesinde de; “Birinci fıkrada tanımlanan fiillerin açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan yerler dışında kalan işyeri ve eklentileri hakkında işlenmesi ayrı suç olarak tanımlanmıştır. Bu fıkranın uygulanmasında, birinci fıkrada söz konusu olan koşullar aranacaktır. Niteliği itibarıyla açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi alışılmış, mutat olan yerler dışında kalan yerlere rıza bulunmaksızın girilmesi bu suçu oluşturacaktır. Avukatlık bürosu ve özel muayenehane izinle girilmesi gereken yerlere örnek olarak gösterilebilir. Keza herkesin herhangi bir koşulu yerine getirmeksizin girebileceği yerlere, söz gelimi süpermarketlere, dükkânlara, mağazalara, halka açık olmadıkları zamanlarda, mesela mesai saatleri dışında rıza hilafına girilmesi hâlinde de bu suç oluşacaktır. Zira hak sahipleri bu gibi yerlere isteyenin girmesi hususunda daha başlangıçta rızalarını örtülü olarak açıklamış sayılırlar” açıklamaları yapılmıştır. Madde gerekçesinde de özenle vurgulandığı üzere, konut dokunulmazlığının ihlâli ile mülkiyet ve zilyetlik hakkı değil kişi hürriyeti korunmaktadır. Kanunda mülkiyet ve zilyetliği koruyan başka hükümler bulunmakta olup bu suçla kişilerin konutlarındaki güvenlik duygusu, sükûn ve huzurlarının korunması amaçlanmıştır. Konut dokunulmazlığının ihlâli suçunun maddi unsuru, bireyin konutuna, iş yerine ya da eklentisine rızasına aykırı olarak “girmek” veya rıza ile girdikten sonra rızaya aykırı olarak “çıkmamak” şeklinde seçimlik olarak belirtilmiş olup girmek hâlinde icrai, çıkmamak hâlinde ise ihmali bir hareket söz konusudur. Girmek, Türk Dil Kurumu Sözlüğünde; “içeri dâhil olmak” şeklinde tanımlanmış olup suç tipi ile korunan mahallere hak sahibinin iradesine rağmen sokulmak, dâhil olmak anlamına gelmektedir. Öğretide bir kısım yazarlarca vücudun, koruma altındaki mahallere tamamen girmesi gerektiği savunulmaktadır. (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku Özel Kısım, Ankara, 2018, s. 100, Artuk, Gökcen, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara, 2017, s. 297) Bu görüşe göre suçun tamamlanması için failin konut, iş yeri veya eklentiye tüm vücudu ile girmesi gerekir. Kapı aralığından bir kolun, bacağın ya da başın sokulması suçun tamamlanması için yeterli olmayıp kısmen girme hâlinde teşebbüs hükümlerinin uygulanması söz konusu olabilecektir. Diğer bir kısım yazarlar ise suçla korunan hukuki değer gözetildiğinde bu değerleri ihlâl etmeye yetebilecek, hak sahibinin konutuna veya eklentisine başkasının girmesini istemediğine ilişkin iradesine karşı yapılan girme hareketlerinin suçun oluşması için yeterli olduğunu savunmaktadır. (Veli Özer Özbek, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, İzmir, 2017, s. 439; Durmuş Tezcan, Mustafa Ruhan Erdem, R. M. Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, İzmir, 2017, s. 533) Girmek hareketinin konut, iş yeri veya eklentisine yönelik olması gerektiğinden bir kimsenin konut ve eklentisine girilmeden dışarıdan yapılan çeşitli hareketler (örneğin, konutun penceresinden içeriye bakma, cama taş atma ya da dış kapı zilini çalma) konut dokunulmazlığının ihlâli suçunu oluşturmaz. Suça konu konuta, iş yerine ya da eklentisine nereden girildiğinin ise suçun oluşumu bakımından bir önemi bulunmamaktadır. Kanun’un, bu suç tipinde aradığı diğer bir seçimlik hareket “çıkmamak” fiilidir. Konuta, iş yerine veya eklentisine, rıza dâhilinde girildikten sonra, hak sahibinin, çıkma yönünde irade açıklamasına rağmen failin mahalden çıkmaması ile suç oluşur. Çıkmamak, mütemadi bir suç niteliğinde olduğundan, çıkmamanın konut veya iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçuna vücut verebilmesi için mahalde hukuka aykırı kalmanın belli bir süre devam etmesi gerekmektedir. Konut dokunulmazlığının ihlâli suçu, hak sahibinin rızası hilafına konut, iş yeri veya eklentilerine girilmesi veya rıza ile bu mahallere girildikten sonra rıza hilafına çıkılmaması ile tamamlanır. Bu suç sırf hareket suçudur. “girmek” seçimlik hareketi bakımından bu hareket parçalara ayrılabildiği için teşebbüs mümkün iken, “çıkmamak” seçimlik hareketi bakımından Kanun’da çıkmamanın ne kadar sürmesi gerektiği konusunda bir açıklık bulunmadığından teşebbüs mümkün değildir. (Tezcan, Erdem, Önok, s.548) Diğer taraftan suç genel kastla işlenebilen bir suç olduğundan failde içeriye girme kastının olup olmadığına bakılması gerektiği, suç işleme kastı bulunmakla birlikte herhangi bir engel nedeniyle içeriye girilemeyen hâllerde suçun teşebbüs aşamasında kalacağı da gözden uzak tutulmamalıdır.
Gelinen aşamada “iş yeri” ve “eklenti” kavramları üzerinde de durulmalıdır. Türk Ceza Kanunu’nda iş yeri ve eklenti kavramlarının tanımı yapılmamış, bu kavramlardan ne anlaşılması gerektiği öğreti ve uygulamaya bırakılmıştır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun ikinci maddesine göre iş yeri; işveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birim olarak tanımlanmış; aynı maddenin ikinci fıkrasında işverenin iş yerinde ürettiği mal veya hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen yerler ile dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden ve meslekî eğitim ve avlu gibi diğer eklentiler ve araçların da iş yerinden sayılacağı; üçüncü fıkrada da iş yerinin, iş yerine bağlı yerler, eklentiler ve araçlar ile oluşturulan iş organizasyonu kapsamında bir bütün olduğu belirtilmiştir. Türk Dil Kurumu Sözlüğünde iş yeri; “bir görevin yapıldığı yer, işçinin iş sözleşmesine göre çalıştığı yer” olarak tanımlanmış, öğretide; “esas olarak belirli bir zaman dilimi içinde ya da sürekli, sınaî, sanatsal, bilimsel ve benzeri amaçlara hizmet eden, sabit ya da sabit olmayan kapalı işletme veya satış yerleri” şeklinde açıklanmıştır. (Serap Keskin Kiziroğlu, Konut Dokunulmazlığının ihlali Suçu, Birinci Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2010, s. 68) Eklenti, Türk Dil Kurumu sözlüğünde; “herhangi bir yapıya göre ayrı bir işlevi bulunan bölümler veya yapılar, bir bütünü tamamlayan diğer küçük bölümler” şeklinde tanımlanmış olup öğretide de; “doğrudan doğruya veya dolaylı olarak konuta bağlı olup fiilen konutun kullanılmasına özgülenen veya onu tamamlayan, o yerin başkasına aidiyetini simgeleyen, engellerle dış dünyadan ayrı tutulmuş yer” (Tezcan- Erdem- Önok, s. 528); “binaya doğrudan veya dolayısıyla bağlı olan ve binanın hizmetine tahsis edilen, onu tamamlayan mahaller” (Nur Centel, Hamide Z., Özlem Yenerer Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt 1, 3. Baskı, İ., 2016, s. 321) şeklinde tanımlamalara yer verilmiştir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığın, hırsızlık amacıyla şikâyetçinin cadde üzerinde bulunan iş yerine gelerek iş yerinin vitrin camını kırdığı, vitrin camının hemen gerisinde bulunan cam bölmeli buzdolabının da camını kırarak elini uzatmak suretiyle buzdolabından et çaldığı olayda; sanığın, vitrin camını tekmeleyip kırarak camın arkasında bulunan etleri aldıktan sonra yakalandığını beyan etmesi ve olay yeri inceleme tutanağında suça konu etlerin alındığı buzdolabının iş yeri vitrin camının hemen gerisinde bulunduğunun tespit edilmesi karşısında, sanığın iş yeri içerisine girmediği, sadece kırık olan vitrin ve buzdolabı camlarından elini uzatmak suretiyle et çaldığı, etlerin bulunduğu buzdolabının sanığın elini uzatıp alabilecek mesafede olduğu, sanığın iş yeri içine girme kastı olmadığı gibi içeriye girmesini engelleyen bir neden de bulunmadığı ve etleri çaldıktan sonra kendiliğinden olay yerinden ayrıldığının anlaşılması karşısında iş yeri dokunulmazlığının ihlâli suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir. ...174 (CGK, 18.10.2018 tarihli ve 332-451 sayılı)