Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Sanığın, maktul tarafından sözlü olarak tehdit edildikten sonra henüz vücut bütünlüğüne yönelmiş haksız bir saldırı bulunmamasına rağmen maktulün silahla dönmesi

Ceza HukukuE. 2018/291K. 2018/38027.09.2018Ret

Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)

Eklendi: 4 Ağustos 2026Son kontrol: 4 Ağustos 2026
01

Kararın özeti

Sanığın, maktul tarafından sözlü olarak tehdit edildikten sonra henüz vücut bütünlüğüne yönelmiş haksız bir saldırı bulunmamasına rağmen maktulün silahla dönmesi ihtimaline binaen garajın yanında park hâlinde duran traktöründen av tüfeğini alıp atışa hazır hâle getirerek beklemeye başlaması, maktulün geldiğini görünce kolonun arkasına geçip siper alması, sanığın önce havaya sonra maktulün öldürücü mahiyetteki hayati bölgesine ateş etmesi ve etkisiz hâle getirdiği için artık saldırı imkânı bulunmayan maktulün yüzüne tüfeğinin dipçiğiyle çok sayıda vurması hususları göz önüne alındığında, doğrudan sanığın yaşam hakkına yönelmiş bir saldırının bulunmaması nedeniyle, sanığın saldırıyı o andaki hâl ve şartlara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile hareket etmeyip haksızlık karşısında öfkeye kapılarak maktulü doğrudan öldürmek amacıyla ateş ettiği anlaşıldığından meşru savunma veya meşru savunmada sınırın aşılması şartlarının uygulanma imkânının bulunmadığı ve sanığın eyleminin haksız tahrik altında kasten öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.

02

Derlemedeki karar metni

Aşağıdaki metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.

Görüntüleme ayarlarıStandart okuma alanı

KARAR METNİ

Derlemedeki karar metni

ÖZET: Sanığın, maktul tarafından sözlü olarak tehdit edildikten sonra henüz vücut bütünlüğüne yönelmiş haksız bir saldırı bulunmamasına rağmen maktulün silahla dönmesi ihtimaline binaen garajın yanında park hâlinde duran traktöründen av tüfeğini alıp atışa hazır hâle getirerek beklemeye başlaması, maktulün geldiğini görünce kolonun arkasına geçip siper alması, sanığın önce havaya sonra maktulün öldürücü mahiyetteki hayati bölgesine ateş etmesi ve etkisiz hâle getirdiği için artık saldırı imkânı bulunmayan maktulün yüzüne tüfeğinin dipçiğiyle çok sayıda vurması hususları göz önüne alındığında, doğrudan sanığın yaşam hakkına yönelmiş bir saldırının bulunmaması nedeniyle, sanığın saldırıyı o andaki hâl ve şartlara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile hareket etmeyip haksızlık karşısında öfkeye kapılarak maktulü doğrudan öldürmek amacıyla ateş ettiği anlaşıldığından meşru savunma veya meşru savunmada sınırın aşılması şartlarının uygulanma imkânının bulunmadığı ve sanığın eyleminin haksız tahrik altında kasten öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.

Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK’nın 27/2. maddesinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 10.07.2014 tarihli olay yeri inceleme raporunda; olayın Z. ilçesi, B. köyünde maktul ve sanığın oturduğu üç katlı binanın alt kısmında bulunan garaj kapısı önünde meydana geldiği, garaj kapısının sağında bulunan ağaç kirişler üzerinde horozu çekili, emniyeti açık, atım yatağında bir adet fişek, şarjöründe beş adet mermi bulunan atışa hazır hâlde tabanca, garaj demir kapısının sağ kirişine dayalı, içerisinde ve atım yatağında fişek bulunmayan av tüfeği, garaj kapısı önünde üzeri kanlı, beyaz renkli kep ve bir adet yeşil renkli çakmak, garaj giriş kapısından yaklaşık 2,45 metre içeride 5x5 cm ebadında kan lekesi, girişe yaklaşık 2,5 metre mesafede, su tankının alt kısmında 12 kalibre dolu av tüfeği fişeği, yine girişe yaklaşık 3 metre mesafede 12 kalibre boş av tüfeği kartuşu, sağ kirişe yaklaşık 85 cm uzaklıkta, av tüfeğinin yanında 12 kalibre boş av tüfeği kartuşunun olduğu, av tüfeği ve tabanca üzerinde yapılan tozlama usulü parmak izi araştırmasında tasnife elverişli olabilecek parmak izine rastlanılmadığının belirtildiği, 09.07.2014 tarihli yakalama tutanağında; saat 23.00 sıralarında öğrenilen olaydan sonra hastaneye gidildiği, maktulün öldüğünün öğrenildiği, ardından B. köyüne gidilerek sanığın evinin önünde yakalandığının bildirildiği, Ankara Jandarma Genel Komutanlığınca düzenlenen 22.07.2014 tarihli uzmanlık raporunda; tetkik için gönderilen tüfeğin, 12 kalibre av fişeği istimal eden, Uzay marka, tek namlulu, namlusu yiv ve set ihtiva etmeyen, fişek hazneli, yarı otomatik bir av tüfeği olduğu, tüfeğin emniyet sisteminin sağlam ve

Yukarıdaki kararlarda bulunan TCK’nın 25 ve 29. maddelerine ilişkin hukuki açıklamalar tekrardan kaçınmak adına bu karardan çıkarılmıştır.

işler durumda olduğu, atışına mâni mekanik herhangi bir arızasının bulunmadığı, tüfeğin münhasıran avda ve sporda kullanılmak üzere imal edildiği cihetle, 6136 sayılı Kanun’a göre yasak olarak mütalaa edilemeyeceği, ancak söz konusu av tüfeğinin taşınması ve bulundurulmasının 2521 sayılı Kanun kapsamında olduğu bilgilerine yer verildiği; tetkik için gönderilen diğer silahın ise, 9 mm çapında kurusıkı olarak da tabir edilen tabancadan tadil edilmek suretiyle 7,65x17 mm çapında fişek istimal eder hâle getirilmiş, namlusu yiv ve set ihtiva eden, yarı otomatik bir tabanca olduğu, emniyet sisteminin sağlam ve işler durumda olduğu ve atışına mâni mekanik herhangi bir arızasının bulunmadığı, 6136 sayılı Kanun’a göre istimale salih, yasak niteliği haiz, vahim nitelikte olmayan ateşli silah olduğunun belirtildiği, Ankara Jandarma Genel Komutanlığınca düzenlenen 11.08.2014 tarihli uzmanlık raporunda; maktul V. Ö.’ye ait gömlek üzerinde bulunan delinme bölgesinin etrafında atış artıkları tespit edildiği, atış artıklarının dağılımı ve yoğunluğu itibarıyla yapılan atışın “uzağa yakın atış” olduğu tespitine yer verildiği, 10.07.2014 tarihli ölü muayene tutanağında; maktulün kaş ile burun bölgesinin birleştiği yerde muhtemelen künt travmaya bağlı 1,5 cm, burun üzerinde 1 cm, sol kaş üzerinde 1,5-2 cm, sol kaş uç kısım şakak arasında 2 cm, sol kaş alt kısmında yaklaşık 2 cm uzunluğunda kesiler olduğu, elle yapılan muayenede baş, yüz kemiklerinde ve boyunda kemik kırığı bulunmadığı, sağ göz çukurunda kan birikintisinin olduğu, kafatasında, boyunda herhangi bir darp cebir izinin olmadığı, sol omuz ön kısmında 3 cm çapında derin av tüfeği fişek giriş deliği olduğu, bu delikten yoğun bir kan akışı görüldüğü, omuz arkası ve sırt incelenmesinde fişek ve saçma taneleri çıkışının gözlemlenmediği, cesedin sol kol ve koltuk altında muhtemel saçma girişlerine bağlı yoğun bir şişlik olduğu, sol kolda fişek giriş deliğine birer cm uzaklıkta 2 adet iç ve dış kısımda olmak üzere saçma izleri, göğüs üzerinde 2x1 cm boyutlarında ekimoz olduğu, sol kol ön kısmında kemik kırığı, fişek giriş deliğinin üzerinde 2x2 cm ebadında ekimoz oluştuğu bilgilerine yer verildiği, Sanık hakkında düzenlenen 10.07.2014 tarihli gözaltı giriş raporunda; her iki göğüs altında 10 cm, batın orta hatta 20 cm uzunluğunda kızarıklık, sağ üst kol lateralde 1x1 cm ebadında ekimotik alan olduğu, aynı tarihli gözaltı çıkış raporunda ise; darp cebir izine rastlanılmadığının belirtildiği, Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığınca düzenlenen 17.11.2014 tarihli otopsi raporunda; maktulün sol kolu deforme görünümde olup üst iç bölümde, sol koltuk altı ön birleşim yerinden 3 cm dışta, iç yan bölümünde 3x2 cm ve dış yan bölümünde 2,4x1,2 cm ebadında sıyrıklar, üst ve alt bölümlerinde birer adet 0,5 cm çapında tekli girişler bulunan, yaklaşık 3x2,8 cm ebadında av tüfeği saçma taneleri toplu giriş yarası olduğu, sol göğüs boşluğu içerisinden deforme görünümde plastik tapa ve dokuz adet küçük saçma tanesi çıkartıldığı, sol akciğerde av tüfeği saçma taneleri geçişine bağlı çok sayıda kanamalı laserasyon olduğu, göğüs arka duvarında sol aksiller hatta 3. interkostal aralıktan 6. interkostal aralığa kadar av tüfeği saçma taneleri geçişine bağlı 6x4 cm ebadında kanamalı doku defekti olduğu, sol torokal 2-7. paravertebral aralıkta kas yapılarının kanamalı olduğu, av tüfeği saçma taneleri toplu giriş yarası altına uyan lokalizasyonda cilt altı dokular ile kas gruplarının yaygın kanamalı, humerus kemiğinin çok parçalı kırık olduğu, bu seviyede aksiller arter ve venin, av tüfeği saçma taneleri geçişine bağlı kanamalı ve tam kat kopmuş durumda olduğu, troid kartilaj sol omuzda kanamalı kırık bulunduğu, sağda midklavikular hatta 5 ve 6. kostaların, solda midklavikular hatta 2, 3, 4 ve 5. kostaların minimal ekimozlu kırık olduğu, kan ve idrarda alkol ve uyuşturucu madde bulunmadığı, kişinin ölümünün av tüfeği saçma taneleri toplu giriş yaralanmasına bağlı kosta ve iskelet sistemi kemik kırıkları ile karakterli iç organ ve büyük damar yaralanmalarından gelişen iç ve dış kanama sonucu meydana gelmiş olduğu bilgilerine yer verildiği, Mahkemece, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsünden suç tarihine en yakın zaman dilimi ve hava durumu öğrenildikten sonra mahallinde yapılan keşifte; garaj içerisinde herhangi bir aydınlatma bulunmadığı, garaj kapısı tamamen açıldığında yaklaşık 3 metrelik giriş alanı olduğu, mahalde iki adet sokak lambasının bulunduğu, söz konusu sokak lambalarının garajın sağ ve sol taraflarında 15’er metre çaprazlarda olduğu, garajda kolonların bulunduğu, garaj içerisinde bazı tarım aletlerinin bulunduğunun gözlemlendiği, Keşif sonrasında düzenlenen 14.04.2015 tarihli bilirkişi raporunda; olayın meydana geldiği garaja biri 10 metre, diğeri 15 metre uzaklıkta bulunan iki adet sokak lambası ve maktulün elinden garaj içerisine bıraktığı el lambasının sağladığı ışığın, yerde yatmakta olan maktulün vücut ve baş bölgelerini ayırt edilebilecek oranda aydınlattığı tespitlerine yer verildiği, Dosya inceleme tutanağında; Z. Asliye Ceza Mahkemesinin .../... esas sayılı dava dosyasının incelendiği, maktul V.’nin 2013 yılında farklı zamanlarda sanık D.’ye karşı işlediği iddia edilen hakkı olmayan yere tecavüz, silahla tehdit ve basit tehdit suçlarından açılan üç ayrı kamu davasının birleştirilerek yapılan

yargılaması sonucunda, Z. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.06.2014 tarihli ve ...-...5 sayılı kararıyla, maktulün atılı suçlardan mahkûmiyetine karar verildiğinin belirtildiği, Anlaşılmaktadır. Katılanlar S.Ö., İ.Ö. ve E.T. mahkemede benzer şekilde; maktul V.’nin ağabeyleri olduğunu, olayı görmediklerini, olay esnasında köyde olmadıklarını, sanığın yalan söylediğini, olay öncesinde sanık ve akrabalarının maktulü tehdit ettiklerini, sanıktan şikâyetçi olduklarını, Mağdur E.E. mahkemede; maktul V.’nin babası olduğunu, altı yıldır köy dışında yaşadığını, olay esnasında da köyde olmadığını, yaklaşık beş yıl önce maktul ile sanığın tartıştıklarını hatırladığını, bunun dışında aralarındaki ihtilafı bilmediğini, sanıktan şikâyetçi olmadığını, Tanık F. Ö. kollukta; maktul V.’nin eşi, sanık D.’nin ise kardeşi olduğunu, köyde bulunan iki katlı evin birinci katında kendilerinin, ikinci katında sanık D.’nin oturduğunu, zemin katta bulunan garajın ise ortak kullanıldığını, olay gecesi saat 22.50 sıralarında teravih namazından geldiklerini, aradan on dakika geçmeden maktul V.’nin eve geldiğini, kendisine garajın kapısını kimin açtığını sorduğunu, kendisinin açtığını söylediğini, garajın anahtarını alarak aşağıya indiğini, kısa bir süre sonra silah sesi duyduğunu, hemen kızları olan S. ve K. ile birlikte garaja gittiklerini, maktul V.’nin yerde sırtüstü yattığını, garaj kapısının önünde duran sanık D.’ye ne olduğunu sorduğunu, sanığın “Bana tabanca doğrulttu. Beni vuracaktı. Bunun üzerine av tüfeğiyle ben onu vurdum.” dediğini, komşuların gelerek maktulü hastaneye kaldırdıklarını, sanık ile maktul arasında arazi anlaşmazlığı bulunduğunu, maktulün müşterek tarlaların kendisine ait olduğunu iddia ettiğini, Savcılıkta ve mahkemede bu beyanlarına ek olarak; maktulün gece küfrederek eve geldiğini, garajın kapısını kimin açtığını sorduğunu, evden el lambası ve silah alıp “Onu geberteceğim!” diyerek aşağıya indiğini, maktule “Gitme!” dediğini ve engel olmak istediğini, ancak kendisini dinlemeyerek iteklediğini, silah sesini duyup aşağıya indiğini, olaydan sonra sanığın, maktulü kastederek “Bunu doktora götürelim.” dediğini, kardeşi olan sanıktan şikâyetçi olmadığını, olay yerine geldiğinde tanık A. ile sanık D.’den başka kimsenin olmadığını, maktulün daha önce defalarca sanığı ölümle tehdit ettiğini, bir keresinde de balta ile sanığa saldırdığını ancak araya köylülerin girdiğini, Tanık S.Ö. kollukta; maktul V.’nin babası, sanık D.’nin ise dayısı olduğunu, olay gecesi maktulün eve geldiğini ve garaj kapısını kimin açtığını sorduğunu, sanığın garajda olduğunu bildiklerini, bu nedenle maktule engel olmak istediklerini, ancak maktulün evden silah ve el feneri alarak garaja gittiğini, sonra silah sesi duyduklarını, annesi ve kız kardeşiyle birlikte aşağı indiklerinde maktulün yerde sırtüstü yattığını, sanığın, kendilerine “Bana tabanca doğrulttu. Beni vuracaktı. Bunun üzerine av tüfeğiyle ben onu vurdum.” dediğini, komşuların gelerek maktulü hastaneye kaldırdıklarını, sanık ile maktul arasında arazi anlaşmazlığı bulunduğunu, maktulün müşterek tarlaların kendisine ait olduğunu iddia ettiğini, olayın asıl sebebinin arazi anlaşmazlığı olduğunu, Savcılıkta ve mahkemede bu beyanlarına ek olarak; maktulün evden çıkarken kendisine engel olmaya çalışan annesine “Bırakın şuna dünyayı dar edeyim. Geberteceğim!” dediğini, Kollukta S. ile aynı şekilde beyanda bulunan tanık K. Ö. savcılık ve mahkemede ek olarak; babası olan maktulün evden sinirli bir şekilde çıkarken sanığı kastederek “Bu sefer işi bitti.” dediğini, olay yerine gittiğinde maktule ait silahın yerde olduğunu ve kılıfının olmadığını, Tanık A. Ö. kollukta; sanık ve maktulün akrabası olduklarını, evlerinin karşısında oturduğunu, olay gecesi saat 23.00 sıralarında evde otururken silah sesi gelmesi üzerine dışarıya çıktığını, sanık D.’nin elinde av tüfeği olduğunu, garaj kapısının önünde durduğunu, maktul V.’nin ise garaj içinde yerde yattığını, yan tarafında bir tabanca olduğunu, sanığın maktulü tüfekle vurduğunu anladığını, tanık H. ile birlikte maktulü araçla hastaneye kaldırdıklarını, sanık ile maktul arasında arazi meselesi nedeniyle husumet bulunduğunu, Savcılıkta; olay gecesi evindeyken yatsı namazından sonra sanık ile maktulün tartışma seslerini duyduğunu, sanığın garaja girmek istediğini, maktulün ise sanığa küfrettiğini, daha sonra maktulün küfrederek evine çıktığını, sanığın da garaja girdiğini, olayın bittiğini düşünerek pencereyi kapattığını, kısa bir süre sonra iki el silah sesi duyduğunu, hemen olay yerine gittiğini, sanığın elinde tüfek gördüğünü, maktulün yerde yattığını, sanığın kendisine “Hemen arabayı getir, bunu hastaneye götürelim.” dediğini, tanık H. ve A. T. ile birlikte arabayla maktulü hastaneye götürdüklerini, hastaneye giderken kestirme yoldan gittiklerini, olay sırasında sanığın “Yaklaşanı vururum, bu adama kimse müdahale etmesin, karışanı vururum.” gibi bir şey söylemediğini,

Mahkemede bu beyanlarına ek olarak; tartışma sırasında maktulün, sanığa “Seni geberteceğim.” dediğini, sanık D.’nin ise hiçbir şey söylemediğini, olaydan sonra maktulün tabancasını eline aldığını, horozunun kalkık olduğunu, horozu indirerek su deposunun oradaki tahtanın üzerine koyduğunu, Tanık H. A. soruşturma aşamasında; olay gecesi teravih namazından çıkıp evine doğru giderken silah sesi duyduğunu, ardından bir kadının bağırdığını, seslerin geldiği yere doğru gittiğinde maktul V.’yi evinin önünde garaj girişinde vurulmuş hâlde yerde yatarken gördüğünü, olay yerinde bulunan tanık A.’nın kendisinden yardım istediğini ve maktulü hastaneye götürdüklerini, hastanede maktulün öldüğünü öğrendiklerini, sanık ile maktul arasında arazi anlaşmazlığı olduğunu, sanığın “Geleni vururum.” gibi şeyler söylediğini duymadığını, yolda giderken ambulansla karşılaşmak için ambulansın geldiği yolu kullandıklarını, Mahkemede bu beyanlarına ek olarak; maktulün yanında bulunan tabancanın kılıf içinde olduğunu, kılıfın meşin ve siyah renkli olduğunu, Tanık A.A. savcılıkta; olay gecesi camiden çıktığını, kalabalık bir grubun olay yerine doğru gittiklerini, olay yerine gittiğinde maktul V.’nin garaj kapısına doğru yerde yattığını, sanığın “Geleni vururum!” gibi bir şey söylemediğini, köylülerin maktulü arabayla hastaneye götürdüklerini, Mahkemede bu beyanlarına ek olarak; maktulün yanında bulunan tabancanın kılıf içinde olduğunu, maktul hastaneye kaldırıldıktan sonra, sanığın elinde tüfekle garajın çevresinde gezindiğini, Tanık M.Y. savcılıkta; sanık ve maktulün komşusu olduklarını, kendilerine yaklaşık yüz metre mesafede evinin olduğunu, olay gecesi iki el silah sesi duyduğunu, olay mahalline gittiğinde maktulün yerde yattığını, maktulün baş kısmının garaj içerisinde olduğunu, sanığın elinde tüfek olup olmadığını görmediğini, sanığın “Geleni vururum!” gibi bir şey söylemediğini, maktulün hastaneye her zaman kullanılan yoldan götürüldüğünü, Mahkemede bu beyanlarına ek olarak, olay yerine gelirken sanığın kendisine “Yaklaşma” dediğini, bu nedenle maktulün yanına yaklaşamadığını, sanığın neden böyle söylediğini bilmediğini, sanığın maktulün hastaneye götürülmesini engellemek gibi bir davranışının olmadığını, Tanık A.Ş. aşamalarda; sanığın kardeşi olduğunu, sanık ile maktul arasında önceye dayalı husumet bulunduğunu, önceleri maktulle sanığın tarlalarını birlikte ekip biçtiklerini, ancak sonradan maktulün aşırı borçlanması nedeniyle tarlalarını ipotek ettirip kredi çektiğini, bu olaylardan sonra sanık ile maktulün ayrıldıklarını ve yaklaşık on yıldır aralarının kötü olduğunu, maktulün daha önce de sanığı ölümle tehdit ettiğini, olayla ilgili görgüye dayalı bilgisinin olmadığını, Tanık K.E. mahkemede; sanık ve maktulle amca çocukları olduğunu, maktul V.’nin beş-altı sene önce destek parası alacağını söyleyip kardeşlerinden vekâlet alarak tarlaları sattığını, maktulün önceye dayalı borçları nedeniyle tarlalarının icradan satıldığını, ihaleden tarlaları sanığın satın aldığını, ancak buna rağmen tarlaları maktulün ekmeye devam ettiğini, aralarının bu nedenle bozuk olduğunu, maktulün daha önce de sanığı tehdit ettiğini, kendilerinin de sanığı yatıştırdıklarını, olayı görmediğini, Tanık N.Ş. mahkemede; maktulün, borçları nedeniyle sanık D.’nin babasından kendisine kefil olmasını istediğini, sanığın da bu duruma engel olmaya çalıştığını, aralarında bu nedenle tartışmalar yaşandığını, ayrıca sanığın, maktule ait tarlaları icradan satın aldığını, 2013 yılında tarladayken maktulün av tüfeğiyle geldiğine dair telefon edildiğini, bunun üzerine sanığın jandarmayı aradığını, bir süre sonra maktulün av tüfeğiyle geldiğini, tüfeği sanığa doğrulttuğunu, bu sırada jandarma komutanının maktulü aradığını, tüfeği indirdiğini ancak giderken sanığı başka bir yerde öldüreceğini söylediğini, öldürme olayını görmediğini, İfade etmişlerdir. Kollukta susma hakkını kullanan sanık savcılıkta; amcasının oğlu ve aynı zamanda eniştesi olan maktule ait tarlayı icradan ihaleyle satın aldığını, bu nedenle maktulle arasında husumet bulunduğunu, olay günü ilçe merkezinde işini bitirip saat 20.30 sıralarında köye döndüğünü, evde suların akmadığını görünce garaja inip su deposuna hortum bağladığını, o sırada yalnız olduğunu, bir süre sonra maktul V.’nin geldiğini ve kendisine “Senin burada ne işin var?” diye sorduğunu, hortumu bağlayıp ayrılacağını söylediğini, bunun üzerine kendisine “Kimin evinde kimin suyunu bağlıyorsun?” dediğini, her iki eve de su geldiğini ve evinde kız kardeşi olduğunu söyleyince bu sefer de maktulün “Suyun da senin olsun, sizin ev diye bir şey yok, al bacını git!” dediğini, sonra “Bekle geliyorum. Seni buraya sermenin zamanı geldi de geçiyor!” diyerek eve gittiğini, tabancası olduğunu bildiği için garajın yanındaki traktörde bulunan av tüfeğini yanına aldığını, içine fişek koyarak su tankının yanına koyduğunu, ancak o sırada atışa hazır hâle getirmediğini, hortum bağlama işine devam ettiği sırada maktulün elinde tabanca ile geldiğini,

kendisine sinkaflı sözlerle küfrettiğini, bunun üzerine hemen yan tarafa bıraktığı tüfeğini aldığını, maktulün tabancanın ağzına mermi sürdüğünü, maktulden önce davranarak hemen tüfeği kurup tetiğe bastığını, önce bir el boşa ateş ettiğini, amacının korkutmak olduğunu, ancak maktulün tekrar ateş etmek istemesi üzerine bu sefer hedef alarak maktule ateş ettiğini, maktulün garajın iç kısmına doğru sırtüstü yere yığıldığını, elindeki tabancayı kendisine doğrultmaya çalıştığını görünce tüfeğin dipçiğiyle birkaç kez vurduğunu ancak karanlık olduğu için neresine vurduğunu göremediğini, sesleri duyan tanıklar A. ve H.’nin olay yerine geldiklerini, arabası olan A.’ya maktulü hastaneye götürmesini söylediğini, normalde av tüfeğini evinde bulundurduğunu ancak yaz aylarında traktörle çok işi olduğu için traktörüne koyduğunu, ilk ateş ettiğinde maktule doğru yürüdüğünü, maktulün durmaması üzerine hedef alarak ateş ettiğini, maktulün kendisine tabancayı doğrultmadığını, tabancanın kurma sesini duyduğu an maktule doğru bir adım atarak yaklaşıp boşluğa doğru korkutma amaçlı ateş ettiğini, ikinci atışı maktulün silahını kendisine doğrultması üzerine yaptığını, garajın kapısının açık olduğunu, sokak lambasından hafif ışık geldiğini, ateş ettiği sırada maktulü görebildiğini, Sorguda bu beyanlarından farklı ve ek olarak; maktulün elinde tabancayla garaja geldiğini görünce alelacele tüfeği alıp dışarıda bulunan traktörünün yanına gitmeye çalıştığını, yanından kaçmaya çalışırken tabanca mekanizmasının kurma sesini duyunca dönüp baktığında maktulün tabancayı kendisine doğrultmak üzere olduğunu, daha atik davranarak boşa ateş ettiğini, o sırada maktulle aralarında 1,5- 2 metre olduğunu, bunun üzerine silahını kendisine doğrultunca bu sefer hedef alarak maktule ateş ettiğini, tüfeğinin otomatik olduğunu, bu nedenle rahatlıkla peşi sıra ateş edebildiğini, maktulün yere düşmesi üzerine garajın içine karanlığa doğru kaçtığını, tabanca maktulün elinden düşmediği için av tüfeğinin dipçiğiyle vurarak tabancayı elinden düşürttüğünü, daha sonra tabancasını elinden alarak yan tarafa attığını, maktulün kendisine hiç ateş etmediğini, Keşif esnasında önceki beyanlarına ek olarak; maktulün bir elinde tabanca diğer elinde el feneri olduğunu, maktulün garajın içine girdiğinde tamamen açık olan garaj kapısının bir kısmını kapattığını ve elinde bulunan el fenerini garaj içerisindeki kütüğün üzerine koyduğunu, karanlık olduğu için garajı aydınlatmak istediğini, yanından kaçmaya çalıştığında maktulün “Buradan kaçış yok!” dediğini, Mahkemede ise farklı ve ek olarak; yörelerinde “yere sermek” sözü, öldürmek anlamına geldiği için maktulün kendisine bir şey yapacağından korkarak traktörden av tüfeğini aldığını, maktulün garaja gelirken elindeki tabancasının yere doğru olduğunu, hemen tüfeği alarak garajın içindeki kolonun arkasına geçtiğini, sinkaflı sözlerle küfrederek kendisini yere sereceğini söylediğini, tabancayı ilk etapta maktulün çektiğini, havaya ateş edince tabancayı kendisine doğrulttuğunu, aralarında bir metreden az mesafe varken kolunu hedef alarak ateş ettiğini, yere düştükten sonra elindeki tabancayı alıp yardım etmeye çalıştığını, tabancayı bırakmayınca av tüfeğinin dipçiğiyle etkisiz hâle getirmek için omzuna vurduğunu, tabacanın sağ elinde olduğunu, Savunmuştur. Meşru savunma, 5237 sayılı TCK’nın 25. maddesinin 1. fıkrasında; “Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.” şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının “korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması” yeterli görülmüştür. Öğretide; «Bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanması” (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Adalet Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, Ankara, 2006, s. 364.); “Bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak amacıyla gösterdiği zorunlu tepki” (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, İstanbul, 2014, s. 307.); “Kişilerin saldırıya karşı verdikleri kendini veya diğer bir insanı koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal tepkinin hukuken meşru görülmesi” (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 697.) şeklinde, 765 sayılı TCK’nın yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında “Bir kimsenin ağır ve haksız bir tecavüzü kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepki” olarak tanımlanan meşru savunma; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eş zamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiillerdir.

Gerek öğretide, gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; 5237 sayılı TCK’nın 25. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. 1- Saldırıya ilişkin şartlar: a) Bir saldırı bulunmalıdır. b) Bu saldırı haksız olmalıdır. c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur. d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır. 2- Savunmaya ilişkin şartlar: a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır. b) Savunma saldırana karşı olmalıdır. c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır. Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, “sınırın aşılması” söz konusu olabilmektedir. Sınırın aşılması 5237 sayılı TCK’nın 27. maddesinde; “(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur. (2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.” şeklinde düzenlenmiştir. Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın, “sınırın aşılması” bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp TCK’nın 27. maddesinin birinci fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddesinin ikinci fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden bir tanesidir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde “beraat” kararı değil, anılan maddenin birinci fıkrasına göre indirimli ceza veya ikinci fıkrasına göre CMK’nın 223. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi gözetilerek “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilecektir. TCK’nın 27. maddesinin birinci fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır. 5237 sayılı TCK’nın 27. maddesinin ikinci fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için; 1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması, 2- Saldırıya ilişkin şartların var olması, 3- Savunmaya ilişkin şartlardan “ölçülülük ya da orantılılık” şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması, 4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir. Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi hâlinde, meşru savunmada sınırı aşan faile CMK’nın 223/3- c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, “heyecan, korku veya telaşa” kapılarak meşru savunmada

sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık D.’nin, amcasının oğlu ve aynı zamanda eniştesi olan maktulle aynı köyde iki katlı binada altlı üstü oturduğu, sanığın, maktulün de hissedarı olduğu tarlaları icradan ihale yoluyla satın alması nedeniyle maktulle aralarında husumet oluştuğu, aralarında zaman zaman bu nedenle tartışma yaşandığı, 2013 yılında bu anlaşmazlıklardan çıkan olaylar nedeniyle maktulün, Z. Asliye Ceza Mahkemesince tehdit ve hakkı olmayan yere tecavüz suçlarından cezalandırıldığı, suç tarihinde sanık D.’nin saat 20.30’da evine geldiği, suların akmadığını görünce evine su bağlamak için evin altındaki su tankının bulunduğu garaja gittiği, bir süre sonra maktul V.’nin evine geldiği ve garajın içerisinde bulunan sanığı görünce aralarında önceye dayalı husumet ve su bağlama meselesinden dolayı tartışma çıktığı, maktulün sanığa sinkaflı sözlerle küfredip “Bekle geliyorum. Seni buraya sermenin zamanı geldi de geçiyor!” diyerek üst katta bulunan evine çıktığı, sanığın ise garajın hemen yanında park hâlinde duran traktöründen av tüfeğini aldığı, tüfeğe fişek yerleştirdiği ve tekrar garaja girerek su bağlama işine devam ettiği, kısa bir süre sonra maktulün evinden çıkarak bir elinde tabanca, diğer elinde el feneriyle garaja yöneldiği, maktulü garaja gelirken gören sanığın, av tüfeğini eline alarak garaj içerisinde bulunan kolonun arkasına saklandığı ve tüfeğini atışa hazır hâle getirdiği, bu sırada maktulün garaj kapısını kapatmak için elindeki el fenerini garaj içerisindeki kütüğe bıraktığı sırada sanığın, saklandığı yerden çıkarak garaj kapısı önünde maktulle karşı karşıya geldiği ve elinde bulunan av tüfeği ile önce bir el boşa ateş ettiği, bunun üzerine maktulün, elinde bulunan tabancaya mermi sürdüğü ancak tabancayı sanığa doğrultmadığı, sanığın bu kez yakın mesafeden hedef alarak maktule ateş ettiği, maktulün aldığı isabet sonucu sırtüstü yere düştüğü, sanığın elindeki tüfeğin dipçiğiyle yerde bulunan maktulün baş bölgesine birkaç kez vurduğu, olay yerine gelen tanıkların maktulü alarak hastaneye götürdükleri, maktulün ateşli silah yaralanmasına bağlı iç ve dış kanama sonucu öldüğü olayda; sanığın, maktul tarafından sözlü olarak tehdit edildikten sonra henüz vücut bütünlüğüne yönelmiş haksız bir saldırı bulunmamasına rağmen, maktulün silahla dönmesi ihtimaline binaen garajın yanında park hâlinde duran traktöründen av tüfeğini alıp atışa hazır hâle getirerek beklemeye başlaması, maktulün geldiğini görünce kolonun arkasına geçip siper alması, sanığın önce havaya sonra maktulün öldürücü mahiyetteki hayati bölgesine ateş etmesi, sanığın, etkisiz hâle getirdiği ve artık saldırı imkânı bulunmayan maktulün yüzüne tüfeğinin dipçiğiyle çok sayıda vurması göz önüne alındığında, doğrudan sanığın yaşam hakkına yönelmiş bir saldırısının bulunmaması karşısında; sanığın saldırıyı o andaki hal ve şartlara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile hareket etmeyip haksızlık karşısında öfkeye kapılarak maktulü doğrudan doğruya öldürmek amacıyla ateş ettiği anlaşıldığından meşru savunma veya meşru savunmada sınırın aşılması şartlarının uygulanma imkânının bulunmadığı ve sanığın eyleminin haksız tahrik altında kasten öldürme suçunu oluşturduğunun kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. (CGK, 27.09.2018 tarihli ve 291-380 sayılı)

KISA DEĞERLENDİRME

Bu karar neden önemli?

Kararın merkezinde maddi gerçeğin araştırılması ile savunma hakkı arasındaki denge bulunuyor. Delilin nasıl elde edildiği, sonuca en az delilin içeriği kadar etki eder.

KARAR METNİ HAKKINDA

Metin hakkında

Aktarım
Metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.
Sayfa düzeni
Metin yalnızca okunabilir olması için paragraflara ayrıldı; içerikten çıkarma veya yeniden yazma yapılmadı.
Derleme
Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)
Son kontrol
4 Ağustos 2026