Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

Suç tarihinde saat 23.15 sıralarında sokakta yürüyen ve cep telefonu ile görüşme yapan mağdurun arkasından gelen sanığın, mağdurun elindeki cep telefonunu çekip

Ceza HukukuE. 2018/161K. 2018/1823.01.2018Ret

Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)

Eklendi: 4 Ağustos 2026Son kontrol: 4 Ağustos 2026
01

Kararın özeti

Suç tarihinde saat 23.15 sıralarında sokakta yürüyen ve cep telefonu ile görüşme yapan mağdurun arkasından gelen sanığın, mağdurun elindeki cep telefonunu çekip almaya çalıştığı, buna engel olmak için sanık ile mücadele etmeye başlayan ve bu esnada serçe parmağı kırılan mağdurun yere yığıldığı ve elindeki cep telefonunu düşürdüğü, sanığın cep telefonunu alıp kaçmaya

02

Derlemedeki karar metni

Aşağıdaki metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.

Görüntüleme ayarlarıStandart okuma alanı

KARAR METNİ

Derlemedeki karar metni

ÖZET: Suç tarihinde saat 23.15 sıralarında sokakta yürüyen ve cep telefonu ile görüşme yapan mağdurun arkasından gelen sanığın, mağdurun elindeki cep telefonunu çekip almaya çalıştığı, buna engel olmak için sanık ile mücadele etmeye başlayan ve bu esnada serçe parmağı kırılan mağdurun yere yığıldığı ve elindeki cep telefonunu düşürdüğü, sanığın cep telefonunu alıp kaçmaya

Yukarıdaki kararlarda yağma suçuna ilişkin hukuki açıklamalar bulunduğundan, tekrardan kaçınmak adına yalnızca özetine yer verilen kararın diğer kısmına CMK’nın 301. maddesine ilişkin bölümde yer verilmiştir.

Kitabın diğer bölümlerindeki kararlarda yağma suçuna ilişkin hukuki açıklamalar bulunduğundan, tekrardan kaçınmak adına bu kararın yalnızca özetine yer verilmiştir.

başladığı, ayağa kalkan mağdurun sanığın peşinden koşup “Hırsız kaçıyor, kapkaççı!” şeklinde bağırması üzerine, çevredeki vatandaşların da mağdur ile birlikte sanığı kovalamaya başladıkları, peşindekilerden kurtulmaya çalışan sanığın cep telefonunu yere atıp kaçmaya devam ettiği, ancak yüz elli metre sonra yakalandığı olayda; hırsızlık suçundan farklı olarak yağma suçunda, failin mal üzerinde serbestçe kullanım imkânı sağlayacak şekilde fiili hakimiyet kurması aranmayacağından yağma suçunun tamamlandığı kabul edilmelidir. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; nitelikli yağma suçundan sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının tespitine ilişkin ise de; öncelikle, suçun teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığının belirlenmesi gerekmektedir. İncelenen dosya kapsamından; 24.12.2004 günü saat 23.15 sıralarında sokakta yürüyen ve cep telefonu ile görüşme yapan mağdurun arkasından gelen sanığın, mağdurun elindeki telefonunu almak istediği, buna engel olmak isteyen mağdur ile sanık arasındaki boğuşma sonucunda mağdurun yere yığıldığı ve elindeki cep telefonunu düşürdüğü, sanığın cep telefonunu alarak olay yerinden kaçmaya başladığı, yerden kalkan mağdurun sanığın peşinden koşup “Hırsız kaçıyor, kapkaççı” şeklinde bağırması üzerine çevredeki vatandaşların da sanığı kovalamaya başladığı, yaşanan kovalamaca sırasında sanığın, mağdurdan aldığı cep telefonunu yere atıp kaçmaya devam ettiği ancak yüz elli metre sonra yakalandığı ve ardından kolluk görevlilerine teslim edildiği, İ. Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen 14.08.2007 tarihli rapora göre; mağdurun beşinci parmak proximal falanks fraktürüne neden olan yaralanmasının basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olmadığı, oluşan kemik kırığının hayat fonksiyonlarını hafif derecede etkileyecek nitelikte olduğu, Anlaşılmıştır. Mağdur M.U. kollukta; olay günü saat 23.10 sıralarında cep telefonu ile görüşme yaparak sokak üzerinde yürüdüğü sırada, sanığın arkasından gelip cep telefonunu elinden çekerek aldığını, bunun üzerine dengesini kaybedip yere düştüğünü ve serçe parmak tırnağının kırıldığını, ardından ayağa kalkıp kaçan sanığı kovalamaya başladığını ve “Hırsız kaçıyor” diyerek yardım istediğini, çevredeki esnaf ve vatandaşlarla birlikte sanığı yaklaşık yüz metre kovaladıklarını, bu sırada sanığın cep telefonunu yere bırakıp kaçmaya devam ettiğini, cep telefonunu yerden alıp sanığı kovalamayı sürdürdüğünü ve yaklaşık on dakika sonra sanığı yakaladıklarını, Mahkemede benzer anlatımlarından farklı olarak; sanığın, elindeki cep telefonunu çektiğini ancak alamadığını, arkasını döndüğünde sanığın ısrarla elindeki telefonu almaya, kendisinin ise vermemeye çalıştığını, aralarındaki boğuşma sonucu yere düştüğünü ve serçe parmağının kırıldığını, sanığın yere düşen cep telefonunu alıp kaçmaya başladığını, çevrede bulunan vatandaşların sanığın peşine düştüklerini, yakalanacağını anlayan sanığın cep telefonunu yere bırakıp kaçmaya devam ettiğini ancak bir süre sonra yakalandığını, Tanık G.K.; olay günü saat 23.00 sıralarında sanığın, mağdurun arkasına yaklaştığını ve mağdurun elinde bulunan cep telefonunu hızla çekip aldığını gördüğünü, ardından sanığın kaçmaya başladığını, yere düşen mağdurun ayağa kalkarak “Hırsız kaçıyor, telefonumu aldı” diye bağırdığını, mağdur ile birlikte sanığı kovalamaya başladıklarını, çevredeki vatandaşların da kovalamaya katılması üzerine yüz metre sonra sanığın cep telefonunu yere atıp kaçmaya devam ettiğini, ancak yüz elli metre sonra sanığı yakaladıklarını, Tanık B.Y.; olay günü saat 23.15 sıralarında kahvehanede oturduğu sırada sanık ile mahalleden tanıdığı olan mağdurun birbirleri ile mücadele ettiklerini, ardından kaçan sanığı mağdurun kovalamaya başladığını, yüz metre sonra sanığın cep telefonunu yere atıp kaçmaya devam ettiğini gördüğünü, bir süre sonra kovaladıkları sanığı yakaladıklarını, Tanık İ.D.; olay günü saat 23.15 sıralarında bakkalın önünde bulunduğu esnada, mahalleden tanıdığı olan mağdurun sanığı kovaladığını ve sanığın yere cep telefonu attığını gördüğünü, cep telefonunu yerden alan mağdurun “Yakalayın, kapkaççı kaçıyor” diye bağırması üzerine kendisinin de sanığı kovalamaya başladığını, çevreden gelen vatandaşlarla birlikte sanığı yakaladıklarını, sanığın cep telefonunu aldığı anı görmediğini, ancak yere attığını gördüğünü, Tanık M.C.; olay günü saat 23.15 sıralarında kahvehanede otururken “Kapkaççı kaçıyor, yakalayın” şeklinde bağrışmalar duyduğunu, dışarı çıktığında birkaç kişinin sanığı kovaladığını gördüğünü,

kendisinin de yüz metre kadar sanığın arkasından koştuğunu ve çevreden yardıma gelenler ile birlikte bir süre sonra sanığı yakaladıklarını, sanığın cep telefonunu aldığı anı görmediğini, Tanık E.C.; olay günü saat 23.15 sıralarında büfede bulunduğu sırada, mahalleden tanıdığı olan mağdurun birkaç kişi ile birlikte sanığı kovaladıklarını gördüğünü, bunun üzerine kendisinin de sanığın peşine düştüğünü, yüz elli metre sonra sanığı yakaladıklarını, sanığın cep telefonunu aldığı anı görmediğini, İfade etmişlerdir. Sanık H. E. soruşturma evresinde; olay günü saat 23.00 sıralarında mağduru cep telefonu ile görüşme yaparken gördüğünü, mağdurun elindeki telefonu almak için hamle yapıp çektiğini ancak alamadığını, bu sırada mağdurun yere düştüğünü, mağdurun bağırması üzerine çevrede bulunanların kendisini yakaladığını, kovuşturma evresinde; eylemi gerçekleştirmiş olabileceğini, ancak kullandığı uyuşturucunun etkisi ile olayı tam olarak hatırlamadığını, soruşturma evresindeki ifadenin kendisine ait olduğunu, olay nedeni ile pişman olduğunu savunmuştur. Uyuşmazlık konularının sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmeleri için ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır. 1- Sanığa atılı nitelikli yağma suçunun teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığının değerlendirilmesi; TCK’nın 148. maddesinde yağma suçu; “Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde hüküm altına alınmıştır. Madde gerekçesinde; “Hırsızlık suçundan farklı olarak yağma suçunun oluşabilmesi için mağdurun rızasının cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir. Yağma suçunun tamamlanabilmesi için kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya alınmasına karşı koyamamalıdır. Malın teslim edilmesi veya alınması, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesini ifade eder. Mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür. Örneğin evin içindeki eşyayı alıp kapıdan çıkarken mal sahibi ile karşılaşan hırsız, ona karşı cebir veya tehdit kullanacak olursa, yağma suçu oluşur. Mal alındıktan yani hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, bunu geri almak isteyen kişiye karşı cebir veya tehdide başvurulması hâlinde, yağma suçundan söz edilemez. Hırsızlık suçuna konu malın geri alınmasını önlemek amacına yönelik olarak kullanılan cebir veya tehdit ayrı suçların oluşmasına neden olur. Bu durumda gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekir” açıklamasına yer verilmiştir. 149. maddede de yağma suçunun; “Silâhla, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle, birden fazla kişi tarafından birlikte, yol kesmek suretiyle ya da konut veya işyerinde, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, gece vakti, var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla” işlenmesi nitelikli hal olarak kabul edilmiş, aynı maddenin ikinci fıkrasında yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir. Yağmanın temel şeklinin düzenlendiği 5237 sayılı TCK’nın 148. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da malvarlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir. Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır. Hırsızlık ile yağma suçları aynı ortak unsurlara sahip olup ayrıldıkları tek nokta ya da başka bir deyişle yağmanın, hırsızlığa oranla sahip olduğu ilave unsur, malı almak için cebir veya tehdit kullanılmasıdır. Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır.

Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi hürriyeti, vücut dokunulmazlığı, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuki değerlerdir. Bu aşamada konumuza ilişkin olarak suça teşebbüs hükümleri üzerinde de kısaca durulmalıdır. 5237 sayılı TCK’nın 35. maddesinin birinci fıkrası; “Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur” şeklindedir. Suça teşebbüsün varlığından söz edilebilmesi için; 1- Fail ya da faillerde kasıtlı bir suç işleme kararı olmalı, 2- Elverişli hareketlerle suçun doğrudan doğruya icrasına başlanmalı, 3- Failin elinde bulunmayan nedenlerle suç tamamlanamamalı veya amaçlanan sonuç gerçekleşmemelidir. Suça teşebbüste fail, eylemini tamamlamak amacıyla hareket etmesine karşın, elinde olmayan nedenlerden dolayı fiilini gerçekleştirememekte, bu durumda kişiye tamamlanmış suça oranla daha az ceza verilmektedir. Genel olarak suçun dış dünyada oluşmaya başladığı süreç, “hazırlık hareketleri” ve “icra hareketleri” olmak üzere birbirinden farklı iki evreye ayrılmaktadır. Suçu işlemek için kullanılacak âletlerin üretilmesi ya da temini, eylem yerinin araştırılması veya gözetlenmesi, eylemle ilgili çeşitli bilgilerin toplanması, suç işlendikten sonra sorumlu tutulmayı önleyici tedbirler alınması, suçtan elde edilecek eşyalar için güvenli bir yer ayarlanması gibi fiiller hazırlık hareketleri olup, suç tipini oluşturan icra hareketlerinden önce gerçekleştirilen ve cezalandırılmayan davranışlardır. Teşebbüs, suçun tamamlanmasından önce, fakat hazırlık hareketleri aşamasından sonra gelen, başlanmış ancak bitirilememiş bir eylemli evreyi ifade etmektedir. Bu kapsamda cezalandırılabilir davranışların, yani suça teşebbüsün sınırlarının belirlenmesi, diğer bir ifadeyle suç yolunda ilerleyen sanık ile ilgili olarak, ceza hukukunun hangi andan itibaren devreye gireceği sorununun çözülmesi gerekmektedir. Öğretide; teşebbüs açısından “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütünün kabul edilmesiyle “objektif teori”nin benimsendiği, suçun kanuni tanımında unsur veya nitelikli hal olarak belirtilmiş hareketlerin gerçekleştirilmesi halinde icra hareketlerinin başladığının kabul edilmesi, örneğin öldürmek için silahını hasmına doğrultarak nişan alınmasının icra hareketi sayılması gerektiği, ancak öldürmek için elverişli silah veya zehir satın alınmasının belirleyici bir niteliğe sahip olmaması nedeniyle hazırlık hareketi sayılabileceği belirtilmiştir. (Koca–Üzülmez; s. 401) Öte yandan, suça teşebbüsle ilgili bir değerlendirme yapılabilmesi, failin hangi suçu işlemeyi kastettiğinin belirlenmesini gerektirir ki buna subjektif unsur denir. Failin davranışı ile bir suçu işlemeye teşebbüs edip etmediğini, eğer etmişse hangi suça teşebbüs ettiğini tespit edebilmek için öncelikle kastın varlığının belirlenmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, tıpkı tamamlanmış suçta olduğu gibi, teşebbüs aşamasında kalan suçlarda da, işlenmek istenen suç tipindeki tüm unsurlar fail tarafından bilinmelidir. (Kayıhan İçel-Füsun Sokullu Akıncı-İzzet Özgenç-Adem Sözüer-Fatih Selami Mahmutoğlu-Yener Ünver, İçel Suç Teorisi, 2. Kitap, 2. Baskı, Sebat Yayınevi, İ. 2000, s. 315) Bu açıklamalardan sonra yağma suçunda teşebbüs hükümlerinin uygulanabilme koşullarına değinilmesinde fayda bulunmaktadır. Neticesi hareket ile bitişik bir suç olan yağma teşebbüse elverişli bir suçtur. Failin, cebir veya tehditle suçun icra hareketlerine başladıktan sonra elinde olmayan nedenlerle malı alamadığı hallerde, yağma suçu teşebbüs derecesinde kalmış sayılır. Yağma suçunda almanın gerçekleşmesi hırsızlık suçunun aksine, failin malı egemenlik alanına sokmasına bağlı değildir. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere, yağma suçunun tamamlanabilmesi için kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya alınmasına karşı koyamamalıdır. Malın teslim edilmesi veya alınması ise, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesini ifade etmektedir. Başka bir anlatımla, cebir veya tehdidin etkisiyle mal teslim edildiğinde veya alındığında suç tamamlanmış sayılacaktır. Bu nedenle mağdurun malı alıp giderken yakalanması halinde suça teşebbüs değil, tamamlanmış suç söz konusu olacaktır. Yağma suçunun tamamlanması için malın zilyedinden alınması yeterlidir. (Nur Centel-Hamide Z.-Özlem Çakmut, Kişilere karşı İşlenen Suçlar, Cilt:1, 4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 405-406)

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Suç tarihinde saat 23.15 sıralarında sokakta yürüyen ve cep telefonu ile görüşme yapan mağdurun arkasından gelen sanığın, mağdurun elindeki cep telefonunu çekip almaya çalıştığı, buna engel olmak için sanık ile mücadele etmeye başlayan ve bu esnada serçe parmağı kırılan mağdurun yere yığıldığı ve elindeki cep telefonunu düşürdüğü, sanığın cep telefonunu alıp kaçmaya başladığı, ayağa kalkan mağdurun sanığın peşinden koşup “Hırsız kaçıyor, kapkaççı” şeklinde bağırması üzerine, çevredeki vatandaşların da mağdur ile birlikte sanığı kovalamaya başladıkları, peşindekilerden kurtulmaya çalışan sanığın cep telefonunu yere atıp kaçmaya devam ettiği, ancak yüz elli metre sonra yakalandığı olayda; neticesi harekete bitişik bir suç olan yağmada, mağdurun zilyetliğine son verilmesi ve mal üzerindeki zilyetlikten doğan hakların kullanılmaz hâle getirilmesiyle söz konusu suçun tamamlanmış sayılacağı cihetle; elindeki telefonu vermek istemeyen mağdurun direncini kıran ve yere düşen telefonu alan sanığın tipe uygun bu hareketi ile yağma suçundaki malın alınması unsurunun gerçekleştiği ve mağdurun mal üzerindeki tasarruf olanağının ortadan kalktığı, diğer bir anlatımla sanığın suça konu telefonu herhangi bir dış engel ile karşılaşmadan alması ile suçun tamamlanmış olduğu, bu aşamadan sonra aldığı cep telefonu ile kaçmaya başlayan sanığın mağdur ve çevrede bulunan vatandaşlarca kesintisiz bir şekilde takip edildiği sırada elindeki telefonu yere atması ile yağma suçunun teşebbüs aşamasında kaldığından söz edilemeyeceği, zira hırsızlık suçundan farklı olarak yağma suçunda, failin mal üzerinde serbestçe kullanım imkânı sağlayacak şekilde fiili hakimiyet kurmasının aranmayacağından yağma suçunun tamamlandığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, yağma suçunda teşebbüs hükmünü uygulamayan Yerel Mahkeme hükmünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. ...245 (CGK, 23.01.2018 tarihli ve 161-18 sayılı)

KISA DEĞERLENDİRME

Bu karar neden önemli?

Kararın merkezinde maddi gerçeğin araştırılması ile savunma hakkı arasındaki denge bulunuyor. Delilin nasıl elde edildiği, sonuca en az delilin içeriği kadar etki eder.

KARAR METNİ HAKKINDA

Metin hakkında

Aktarım
Metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.
Sayfa düzeni
Metin yalnızca okunabilir olması için paragraflara ayrıldı; içerikten çıkarma veya yeniden yazma yapılmadı.
Derleme
Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)
Son kontrol
4 Ağustos 2026