KARAR METNİ
Derlemedeki karar metni
ÖZET: Sanık ile mağdurun kardeş oldukları, sanıkla kardeşleri arasında geçimsizlik bulunduğu, tanığın beyanlarına göre sanığın, kardeşlerinin ilçedeki eve gelmelerine karşı çıktığı, İstanbul’da oturan mağdurun olay günü ilçeye gelmesi üzerine sanığın mağdurla tartışmaya başladığı, belinden çıkardığı sustalı çakıyı mağdura doğru sallayarak “Buradan git, seni keserim, seni öldürürüm!” dedikten sonra çakı ile mağdurun göğsüne vurarak yaraladığı ve sanığın korkutmak maksadıyla mağduru yaraladığını ikrar ettiği olayda; sanığın, tehdidinin ciddiliğini vurgulamak amacıyla mağduru yaralaması nedeniyle TCK’nın 106/3. maddesi uyarınca, kasten yaralama suçunun yanı sıra tehdit suçundan da mahkûmiyetine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Sanık hakkında kasten yaralama ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece TCK’nın 53. maddesi yönünden düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleşmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında tehdit suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında kasten yaralama suçu yanında, tehdit suçunun da oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 16.06.2009 tarihli tutanakta; 14.35 sıralarında D. Adliyesine gelen sanığın, ağabeyini bıçakladığını beyan ederek, suçta kullandığını belirttiği bıçağı görevlilere teslim ettiği ve mağdur A. K.’nin göğüs cebinde bulunan nüfus cüzdanında 1,5 cm, plastik banka kartında ise 0,5 cm kesi bulunduğu bilgilerine yer verildiği, Mağdur hakkında düzenlenen adli raporda; göğüs sol kısımda 3 cm uzunluğunda ve 2 cm derinliğinde cilt kesisi bulunduğunun, mevcut yaranın basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğunun, sanık hakkında düzenlenen adli raporda ise; vücudunda darp ve cebir izine rastlanılmadığının ifade edildiği, A. Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen uzmanlık raporunda; suçta kullanılan 8 cm uzunluğunda tek ağızlı, sivri uçlu, sırtı küt, susta kilidi bulunan bıçağın, 6136 sayılı Kanun’un 4. maddesinde belirtilen yasak niteliği haiz bıçaklardan olduğu tespitine yer verildiği, Anlaşılmaktadır. Mağdur A.K.; olay günü İstanbul’dan ailesinin ikamet ettiği Düziçi’ne geldiğini, kardeşi olan sanığın ortada hiçbir neden yokken “Sen bana silah çektin, beni dövdün” diyerek elinde bulunan bıçağı üzerine doğru salladığını, sanıktan şikâyetçi olmadığını, Tanık M.K. kollukta; mağdur ile sanığın annesi olduğunu, mağdurun olay günü İ.’den geldiğini, valizlerini henüz eve taşımadan, sanığın mağdurun valizlerini tutarak “Buradan git, seni keserim, seni öldürürüm” dediğini, mağdurun ise sanığa herhangi bir şey söylemediğini, bıçaklama anını göremediğini, ancak mağdurun göğsünün sol tarafından kan geldiğini fark ederek bağırdığını, sanığın olay yerinden kaçtığını, sanığın sorunlu bir kişi olduğunu, kardeşleri ile geçinemediğini, onların Düziçi’ne gelmelerini istemediğini, Kovuşturma evresinde ise; olay günü kendisini ziyarete gelen mağdurun evin balkon kısmına girdiği sırada, alt katta oturan sanığın mağduru tutup aşağı indirdiğini, elinde tuttuğu bıçağı mağdurun göğsüne sapladığını, mağdurun eline kürek alarak kendini savunmaya çalıştığını, küreği gören sanığın “Tamam tekrar bıçaklamayacağım” dediğini, olay sırasında sanığın “Seni keserim, seni öldürürüm” şeklinde sözler söyleyip söylemediğini hatırlayamadığını, olayın başından beri sanığın elinde bıçak bulunduğunu, sanığın bıçağı yumruk yaptığı avucunun içine sakladığını, zaten sanığın hep bıçakla dolaştığını, kendilerine de “Sizi keserim, öldürürüm” diyerek şaka yaptığını, mağdurun kendisini ziyaret etmemesi için sanığın bu işi yapmış olabileceğini, oğlunun sağlığının iyi olmadığını, olaydan hemen sonra verdiği ifadesinin doğru olduğunu, Tanık G.K.; sanık ve mağdurun kız kardeşi olduğunu, olayı görmediğini, İfade etmişlerdir. Sanık H.K. aşamalarda; mağdurun ağabeyi olduğunu, olay günü evine gelen mağdurun “Sendeki paramı ne yaptın” diye sorması üzerine “Benim sana borcum yok; senden alacağım var” dediğini, bunun üzerine mağdurun “Seni de, çocuklarını da öldürürüm” diyerek elini beline attığını, mağdurun silah taşıdığını bildiği için üzerinde kılıf içerisinde taşıdığı bıçağı çıkarıp, korkutmak maksadıyla mağdura salladığını, “Can alırım demeyle can alınmaz, bak şimdi sen benim elimdesin” dediğini, bu sözleri söylerken bıçağı hafifçe mağdurun göğsüne doğru götürdüğünü, amacının bıçak dayayıp mağduru karakola götürmek olduğunu, suç işleme kastının bulunmadığını, korkutmak için bıçağı salladığını savunmuştur. Tehdit suçu 5237 sayılı TCK’nın 106. maddesinde; “(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
(2) Tehdidin; a) Silahla, b)Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle, c) Birden fazla kişi tarafından birlikte, d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir” şeklinde düzenlenmiştir. Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğü’ne göre, “gözdağı verme” anlamına gelen tehdit, bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması mümkün olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. Bu nedenle tehdit suçu, söz, yazı, resim, şekil veya işaret ile de işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır. (M.Emin Artuk, A.Gökcen, A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitabevi, Ankara, 6. bası, s.100). Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterli olup, saldırının kişinin veya başkasının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veya bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelik olması gereklidir. Suçun oluşabilmesi için mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili “korkutmak amacıyla” yapmış olmasıdır. (MAJNO, Ceza Kanunu Şerhi, Sevinç Matbaası, Ankara 1978, C.II, s.127; A.Pulat Gözübüyük, Mukayeseli Türk Ceza Kanunu, 5. Bası, C.II, s.517 ve 873) Tehdit suçuyla korunan hukuki yarar 5237 sayılı TCK’nın 106. maddesinin gerekçesinde; “tehdidin koruduğu hukukî değer, kişilerin huzur ve sükûnudur; böylece kişilerde bir güvensizlik duygusunun meydana gelmesi engellenmektedir. Bu nedenle, söz konusu madde ile insanın kendisine özgü sulh ve sükûnuna karşı işlenen saldırılar cezalandırılmış olmaktadır. Fakat, tehdidin bu maddeyle korumak istediği esas değer, kişinin karar verme ve hareket etme hürriyetidir” şeklinde açıklanmıştır. TCK’nın 106. maddesinin üçüncü fıkrasında tehdit suçuyla ilgili özel bir içtima kuralına yer verilmiş, bu fıkraya ilişkin madde gerekçesinde; “.tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya mala zarar verme suçunun işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı cezaya hükmedileceği belirtilmiştir. Kişi tehdidinin ciddiliğini vurgulamak için, bir başkasını öldürmüş veya yaralamış ya da malına zarar vermiş olabilir. Bu gibi durumlarda gerçek içtima hükümleri uygulanarak ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmedilmelidir” şeklinde açıklamalara yer verilmiştir. Fail, tehdidin ciddiliğini göstermek için bir başkasını öldürebilir, yaralayabilir ya da malına zarar verebilir. Bu gibi durumlarda fail sadece gerçekleşen bu araç suçlardan değil gerçek içtima hükümlerince hedef suç olan tehditten dolayı da cezalandırılacaktır. (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökçen-Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 15. Bası, Ankara, 2015, s.362) Örneğin; A, komşusu B’nin evini kendisine satmak üzere boşaltmasını istemektedir. Bu nedenle korkup kaçsın diye av tüfeğiyle evinin duvarlarına ve pencerelerine ateş etmiştir. Bu durumda fail hem silahla tehdit suçundan, hem de mala zarar verme suçundan cezalandırılacaktır. Yine bir kimse, geceleyin mağduru korkutmak için evine ateş ettiğinde hem mala zarar verme, hem de silahla tehdit suçunu işlemiş olacaktır. Aynı durum, tehdit amacıyla topuktan vurma olaylarında da uygulanacak, eylemin tehdit amacıyla gerçekleştirildiği ispat edilirse fail kasten yaralama suçunun yanı sıra silahla tehdit suçundan da cezalandırılacaktır. (Osman Yaşar - Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s.3580) Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık H. K. ile mağdur A. K.’nin kardeş oldukları, sanıkla kardeşleri arasında geçimsizlik bulunduğu, tanık M.’nin beyanlarına göre sanığın, kardeşlerinin D. ilçesindeki eve gelmelerine karşı çıktığı, İstanbul’da ikamet eden mağdurun olay günü D.’ye gelmesi üzerine sanığın mağdurla tartışmaya başladığı, belinden çıkardığı sustalı çakıyı mağdura doğru sallayarak “Buradan git, seni keserim, seni öldürürüm” dedikten sonra çakı ile mağdurun göğsüne vurarak yaraladığı, sanığın korkutmak maksadıyla mağduru yaraladığını ikrar ettiği olayda; sanığın, tehdidinin ciddiliğini vurgulamak amacıyla mağduru yaralaması karşısında, 5237 sayılı TCK’nın 106. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, kasten yaralama suçunun yanı sıra tehdit suçundan da mahkûmiyetine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, hükmün esasının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir. (CGK, 20.06.2017 tarihli ve 345-345 sayılı)