Yargıtay · Ceza Genel Kurulu

TCK’nın 241. maddesindeki tefecilik suçunun, kazanç elde etmek amacıyla borç para verilmesiyle oluşacağı, bunu meslek hâline getirmenin suçun unsurları içerisinde yer

Ceza HukukuE. 2016/118K. 2016/20826.04.2016Ret

Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)

Eklendi: 4 Ağustos 2026Son kontrol: 4 Ağustos 2026
01

Kararın özeti

TCK’nın 241. maddesindeki tefecilik suçunun, kazanç elde etmek amacıyla borç para verilmesiyle oluşacağı, bunu meslek hâline getirmenin suçun unsurları içerisinde yer almadığı gözetildiğinde değişik zamanlarda ve farklı kişilere karşı ödünç para veren kişi hakkında bir suç işleme kararı ile hareket ettiği sürece aynı Kanun’un 43. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. Suçun sübutu ve nitelendirilmesine ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde de dosya muhtevası itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda, Özel Daireyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; tefecilik suçunda ivaz karşılığı ödünç para alan kişilerin hukuki statülerinin ne olduğu, bu bağlamda kazanç elde etmek amacıyla birden fazla kişiye ödünç para veren sanık hakkında ödünç para verilen kişi sayısınca hüküm kurulması mı, yoksa zincirleme suç hükümlerinin mi uygulanması gerektiği noktasında toplanmaktadır. ... İncelenen dosya kapsamından; Sanığın A. İli B. İlçesi Z. Köyünde ikamet edip çiftçilik yaptığı, potansiyel vergi mükellefi olup ödünç para vermek işiyle uğraşmak üzere izin belgesinin bulunmadığı, B. Mal Müdürlüğüne verilen 18.09.2006 tarihli ihbar dilekçesi üzerine vergi denetmeni tarafından yapılan incelemede sanığın, 2005-2006 yıllarında köylüsü olan veya yakın çevrede ikamet eden M.G., N.Ü., C.K. ve N.T. adlı kişilere faiz karşılığı ödünç para verdiği tespit edilip hakkında usulsüzlük cezası kesildiği, sanığın bu cezayı ödediği, sanıktan ivaz karşılığı ödünç para alan kişilerin tanık sıfatıyla dinlendikleri, herhangi bir şikâyet beyanlarının bulunmadığı, yapılan yargılama sonucunda sanığın birden fazla kişiye faizle borç para verdiği kabul edilerek 5237 sayılı TCK’nın 241, 62, 51, 52 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 5.000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının ertelenmesine ve hak yoksunluğuna karar verildiği, Anlaşılmaktadır. Tefecilik suçu, 5237 sayılı TCK’nın “Topluma Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü kısmının “Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar” başlıklı dokuzuncu bölümünde yer alan 241. maddesinde; “Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır” biçiminde düzenlenmiş, Madde gerekçesinde; “Faiz veya başka bir namla da olsa kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para verilmesi, tefecilik suçunu oluşturur. Tefecilik suçu, iktisadi hayatımızda, ‘senet kırdırma’ denen usulle de işlenebilir. Örneğin henüz vadesi gelmemiş bir bononun vadesinden önce başkasına verilerek karşılığında bono üzerinde yazılı meblağdan daha az bir paranın alınması durumunda tefecilik suçu oluşur. Çünkü bu durumda bononun el değiştirmesi, kişiler arasında doğmuş olan bir alacak borç ilişkisine dayanmamaktadır. İfade yerinde ise, bu durumlarda, birer ödeme aracı olan bononun veya çekin kendisi satılmakta ve satın alınmaktadır. İzlenen suç politikası gereğince, kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi cezalandırılmaktadır. Buna karşılık, ödünç para alan kişi cezalandırılmamaktadır» şeklinde açıklamalara yer verilmiştir. 5237 sayılı TCK öncesinde tefecilik suçu mülga 2279 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Kanun’unda ve 90 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de düzenlenmiş, 765 sayılı TCK’da tefecilik suçuna yer verilmemiştir. 5237 sayılı TCK içerisine 241. maddeyle tefecilik suçu dahil edilmiş ise de, tanımı yapılmamıştır. Buna karşılık mülga 90 sayılı KHK ve 2279 sayılı Kanunda tefeci ve tefeciliğin tanımları yapılmıştır. Buna göre, 2279 sayılı Kanun’un 14. maddesinde; “1 inci maddeye göre izin almaya mecbur olan hakiki veya hükmi şahıslardan bu mecburiyete riayet etmeyenlere veya 9 uncu madde hükümlerine göre Bakanlar Kurulunca

02

Derlemedeki karar metni

Aşağıdaki metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.

Görüntüleme ayarlarıStandart okuma alanı

KARAR METNİ

Derlemedeki karar metni

ÖZET: TCK’nın 241. maddesindeki tefecilik suçunun, kazanç elde etmek amacıyla borç para verilmesiyle oluşacağı, bunu meslek hâline getirmenin suçun unsurları içerisinde yer almadığı gözetildiğinde değişik zamanlarda ve farklı kişilere karşı ödünç para veren kişi hakkında bir suç işleme kararı ile hareket ettiği sürece aynı Kanun’un 43. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. Suçun sübutu ve nitelendirilmesine ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde de dosya muhtevası itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda, Özel Daireyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; tefecilik suçunda ivaz karşılığı ödünç para alan kişilerin hukuki statülerinin ne olduğu, bu bağlamda kazanç elde etmek amacıyla birden fazla kişiye ödünç para veren sanık hakkında ödünç para verilen kişi sayısınca hüküm kurulması mı, yoksa zincirleme suç hükümlerinin mi uygulanması gerektiği noktasında toplanmaktadır. ... İncelenen dosya kapsamından; Sanığın A. İli B. İlçesi Z. Köyünde ikamet edip çiftçilik yaptığı, potansiyel vergi mükellefi olup ödünç para vermek işiyle uğraşmak üzere izin belgesinin bulunmadığı, B. Mal Müdürlüğüne verilen 18.09.2006 tarihli ihbar dilekçesi üzerine vergi denetmeni tarafından yapılan incelemede sanığın, 2005-2006 yıllarında köylüsü olan veya yakın çevrede ikamet eden M.G., N.Ü., C.K. ve N.T. adlı kişilere faiz karşılığı ödünç para verdiği tespit edilip hakkında usulsüzlük cezası kesildiği, sanığın bu cezayı ödediği, sanıktan ivaz karşılığı ödünç para alan kişilerin tanık sıfatıyla dinlendikleri, herhangi bir şikâyet beyanlarının bulunmadığı, yapılan yargılama sonucunda sanığın birden fazla kişiye faizle borç para verdiği kabul edilerek 5237 sayılı TCK’nın 241, 62, 51, 52 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 5.000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının ertelenmesine ve hak yoksunluğuna karar verildiği, Anlaşılmaktadır. Tefecilik suçu, 5237 sayılı TCK’nın “Topluma Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü kısmının “Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar” başlıklı dokuzuncu bölümünde yer alan 241. maddesinde; “Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır” biçiminde düzenlenmiş, Madde gerekçesinde; “Faiz veya başka bir namla da olsa kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para verilmesi, tefecilik suçunu oluşturur. Tefecilik suçu, iktisadi hayatımızda, ‘senet kırdırma’ denen usulle de işlenebilir. Örneğin henüz vadesi gelmemiş bir bononun vadesinden önce başkasına verilerek karşılığında bono üzerinde yazılı meblağdan daha az bir paranın alınması durumunda tefecilik suçu oluşur. Çünkü bu durumda bononun el değiştirmesi, kişiler arasında doğmuş olan bir alacak borç ilişkisine dayanmamaktadır. İfade yerinde ise, bu durumlarda, birer ödeme aracı olan bononun veya çekin kendisi satılmakta ve satın alınmaktadır. İzlenen suç politikası gereğince, kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi cezalandırılmaktadır. Buna karşılık, ödünç para alan kişi cezalandırılmamaktadır» şeklinde açıklamalara yer verilmiştir. 5237 sayılı TCK öncesinde tefecilik suçu mülga 2279 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Kanun’unda ve 90 sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de düzenlenmiş, 765 sayılı TCK’da tefecilik suçuna yer verilmemiştir. 5237 sayılı TCK içerisine 241. maddeyle tefecilik suçu dahil edilmiş ise de, tanımı yapılmamıştır. Buna karşılık mülga 90 sayılı KHK ve 2279 sayılı Kanunda tefeci ve tefeciliğin tanımları yapılmıştır. Buna göre, 2279 sayılı Kanun’un 14. maddesinde; “1 inci maddeye göre izin almaya mecbur olan hakiki veya hükmi şahıslardan bu mecburiyete riayet etmeyenlere veya 9 uncu madde hükümlerine göre Bakanlar Kurulunca

15.04.2020 tarihli ve 31100 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 14.04.2020 tarihli ve 7242 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile eklenmiştir.

ittihaz edilecek kararlara aykırı hareket eyleyenlere ve beyannamelerindeki şartları ve faiz hadlerini muvazaa ile gizleyenlere ‘tefeci’ denir”, 90 sayılı KHK’nın 9. (Değişik madde: 21/06/1994-KHK-545/9. md.) maddesinde ise; “Bu Kanun Hükmünde Kararname uyarınca ikrazatçılık yapmak üzere izin alınmadan, faiz veya her ne ad altında olursa olsun, bir ivaz karşılığı veya ipotek almak suretiyle, ödünç para verme işlemlerinin yapılması veya bu işlerin meslek ittihaz edilmesi ve Kanun Hükmünde Kararname uyarınca alınan ikrazatçılık izni iptal edildiği halde ödünç para verme işlerine devam edilmesi, ‘tefecilik’ sayılır” şeklinde tanımlara yer verilmiştir. Tefecilik kavramı, ikrazatçılık kavramı ile de yakından ilgili olup 90 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (Değişik: 21.6.1994-KHK - 545/3 md.) 3/a bendinde ikrazatçı; “Devamlı ve mutad meslek halinde, faiz veya her ne ad altında olursa olsun bir ivaz karşılığı veya ipotek almak suretiyle, ödünç para verme işleriyle uğraşan veya ödünç para verme işlerine aracılık eden ve kendilerine faliyet izni verilen gerçek kişiler” olarak tanımlanmıştır. Tefecilik suçuyla korunan hukuksal değer serbest rekabet mekanizması ve ekonomik yaşamın güvenilirliğidir. Bu nedenle suç TCK’nın “Topluma Karşı Suçlar” kısmının “Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar” bölümünde düzenlenmiştir. Suçun konusunu kazanç karşılığı başkasına verilen ödünç para oluşturur. Türk Dil Kurumu sözlüğünde ödünç; “İleride geri verilmek veya alınmak şartıyla alınan veya verilen şey” olarak ifade edilmiştir. Ancak burada ödünç olarak verilen her şey bu suçun konusunu oluşturmayacak, madde metninde de açık şekilde ifade edildiği gibi yalnızca “para” bu suçun konusunu oluşturacaktır. Öte yandan paranın Türk parası ya da yabancı para olması suçun oluşması bakımından önem taşımamaktadır. Gerek Türk parası gerekse de yabancı para tefecilik suçunun maddi konusu olabilir. Tefecilik suçunun hareket unsuru, kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para verme işlemidir. Bu suçun oluşması için öncelikle ikrazatçılık yapmak üzere yetkili organlardan izin alınmamış olmalı ya da verilen iznin iptal edilmiş olması gerekir. İzin alınarak faiz karşılığında ödünç para verilmesi eylemi suç olmayacaktır. Tefecilik suçunun oluşması için, fail tarafından başka birisine ödünç olarak para verilmiş olması gerekmektedir. Ayrıca verilen bu paranın da kazanç elde etmek amacıyla verilmiş olması gerekir. Bir kimsenin paraya ihtiyacı olan kişiye yardımcı olmak amacıyla para verip bir süre sonra geri alması suç oluşturmayacaktır. 5237 sayılı TCK yürürlüğe girmeden önceki dönemde tefecilik suçunun oluşması için Ceza Genel Kurulunun 03.07.1995 gün ve 207-236 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, bir kimsenin birden fazla kişiye sürekli ve sistemli bir biçimde faiz karşılığı ödünç para vermek suretiyle kendisine çıkar sağlaması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK’nın 241. maddesindeki düzenlemeye göre ise, kişinin yalnızca bir kişiye ödünç para vermesi suçun oluşması için yeterli olup bu işi meslek haline dönüştürüp dönüştürmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Bu nedenle suçun temadi ettiğinden ve birden fazla kişiye ödünç para verilmesinin tek suç oluşturduğundan bahsedilemeyecektir. Nitekim tefecilik suçundan verilen hükümlerin temyiz incelemesini yapan Özel Dairelerce de durum bu şekilde kabul edilmiştir. (4. CD.nin 02.07.2012 gün 12999-15810 ve 5. CD.nin 25.09.2014 gün 3665-9013 sayılı kararları). Tefecilik suçu, kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para verme eylemiyle tamamlanır. Kasten işlenen bir suç olup suçun tamamlanması için fiilen kazanç elde edilip edilmediğinin ve ödünç verilen paranın geri ödenip ödenmediğinin bir önemi bulunmamaktadır. İvaz karşılığında ödünç para veren kişi tefecilik suçunun failidir. Tefecilik suçunun faili herkes olabilir. Tefecilik suçunun mağduru konusunda ise öğretide ve yargı kararlarında farklı görüşler bulunmaktadır. Bu görüşler suçun mağdurunun ödünç para alan gerçek kişi mi yoksa toplumun geneli mi olduğu hususunda yoğunlaşmaktadır. Bu görüşleri kısaca incelemek gerekirse; Örneğin Yrd. Doç. Dr. F. B.’ye göre, tefecilik suçunun mağduru, ödünç para alan gerçek kişidir. Yazara göre bu suç bakımından mağdur, genellikle acil ekonomik kaynağa ihtiyaç duyan ancak banka ve diğer kredi kurumlarına müracaat edemeyen, müracaat etse de ekonomik ihtiyacını bu kurumlar vasıtasıyla karşılayamayan ekonomik açıdan zor durumda bulunan kişilerdir. Bir kısım yazarlar ise tefecilik suçunun mağdurunun toplumun geneli olduğunu savunmaktadırlar. Örneğin Prof. Dr. İ. Ö. bu suçun mağdurunun ödünç para alan kişi olamayacağını, zira bu suçun aslında çok failli suçlardan (karşılaşma suçu) olduğunu ve fakat izlenen suç politikası gereğince ödünç para alanın cezalandırılmadığını, ne var ki bunun o kişiyi mağdur kabul etmek anlamına da gelmeyeceğini ifade etmektedir. Yazara göre, tefecilik suçunun mağduru toplumu oluşturan ve istikrarlı makroekonomide yararı bulunan herkestir.

Benzer şekilde A.P. da tefecilik suçunun mağdurunun ödünç para alan ve bu nedenle ekonomik yönden sömürülen bireyler değil, ödünç para verme işleminin ilgili mevzuatta öngörülen kurallara aykırı olarak yapılmasından dolayı çıkarları ihlal edilen toplumun bütün bireyleri, yani toplum olduğunu ileri sürmektedir. Yine Y., G. ve A.’ya göre de tefecilik suçunun mağduru belli kimselerden ve sayıdan oluşmayan topluluktur. Kısacası bu suçta ödünç para alan değil, tüm toplum mağdurdur. Buna karşın bazı yazarlar, konuyu mağdur-suçtan zarar gören kavramları üzerinden ele almışlardır. Örneğin Ö., K., D., B. ve T.’ye göre; suçun mağduru genellikle acil ekonomik ihtiyaca gereksinim duyan ve banka ve diğer kredi kurumlarına müracaat edemeyen veya müracaat etse de bu kurumlardan kredi alamayan ve dolayısıyla ekonomik açıdan zor durumda bulunan kişidir. Mağdur, suçun icra hareketlerinin üzerinde gerçekleştiği kişidir. O halde, ödünç para alan suçun mağdurudur. Buna karşın, haklı çıkarı bir şekilde zedelenen kişi ise suçtan zarar gören olduğuna göre kamu, yani toplumun bu suçta suçtan zarar gören olduğunu da kabul etmek gerekir. Yargıtay uygulamalarına bakıldığında ise, 5237 sayılı TCK öncesinde ivaz karşılığı ödünç para alanların tefecilik suçunun mağduru olamayacağı noktasında genel bir kabul bulunmaktadır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 29.05.1989 gün ve 147-209 sayılı kararında; “Sanık hakkındaki dava izin belgesi olmaksızın ödünç para vermek suçundan açılmıştır. Sanığa yüklenen bu eylemden gerçek ya da tüzel kişilerin zarara uğradıkları söylenemez. Ancak, bu tür faliyetlerin Devletin denetim ve gözetimi altında ve izin belgesi alınmak suretiyle yapılması gerekir. O halde Maliye Hazinesi bu suçlarda katılan sıfatını kazanabilir. İzin almadan ödünç para vermek suretiyle faliyette bulunduğu iddia edilen sanığın bu eyleminden mağdurun doğrudan doğruya zarara uğradığı söylenemeyeceğinden, katılan sıfatını kazanması mümkün olmayan şikâyetçinin temyiz isteminin reddine karar verilmelidir” sonucuna ulaşılmıştır. 5237 sayılı TCK’nın yürürlüğe girmesinden sonra ise Yargıtay, tefeciden kazanç karşılığı borç para aldığı belirtilen kişilerin suçun mağduru, Hazinenin ise suçtan zarar gören olduğunu kabul etmiştir (Örneğin Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 02.10.2015 gün ve 10871-14742 sayılı kararı). Tefecilik suçunda ivaz karşılığı ödünç para alanların hukuki niteliğindeki bu tartışmalara karşın gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda 5237 sayılı TCK döneminde farklı kişilere karşı ödünç para veren kişi hakkında bir suç işleme kararı ile hareket ettiği sürece zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği noktasında birlik bulunmaktadır. Yeni TCK döneminde TCK’nın 241. maddesinde düzenlenen tefecilik suçunun, kazanç elde etmek amacıyla borç para verilmesiyle oluşacağı, bunu meslek haline getirmenin suçun unsurları içerisinde yer almadığı da gözetilerek, değişik zamanlarda ve farklı kişilere karşı tefecilik eylemini zincirleme olarak işleyen sanık hakkında TCK’nın 43. maddesinin uygulanması gerektiği, bu itibarla hukuki kesinti oluşturan iddianame tarihinden evvel sanık hakkında dava konusu olsun ya da olmasın tüm eylemlerin teselsülün içerisinde değerlendirilmesi, iddianame tarihinden sonraki eylemlerin ise gerçek içtima hükümleri ve varsa kendi içinde teselsül hükümleri değerlendirilmek suretiyle karara bağlanması gerekeceği kabul edilmektedir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Tefecilik suçu ile korunan hukuki yarar ve bu bağlamda suçun topluma karşı suçlar bölümünde düzenlenmesi karşısında bu suçun mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamının, diğer bir ifadeyle kamunun olduğu, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağının kabulü gerekmektedir. Aksinin kabulü halinde, somut olayda olduğu gibi birden fazla kişiye karşı işlenmiş olan tefecilik suçlarında hükmolunacak sonuç ceza miktarları göz önünde bulundurulduğunda, 5237 sayılı TCK’nın “Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı 3. maddesinin gerekçesinde, “Suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak ceza hukuku yaptırımlarının haklı ve ölçülü olması gerekir. Çünkü ancak haklı ve suçun ağırlığıyla orantılı bir yaptırım ile suç işleyen kişinin bu fiilinden pişmanlık duyması sağlanabilir ve yeniden topluma kazandırılması söz konusu olabilir” şeklinde açıklanmış olan ölçülülük ilkesine aykırı davranılmış olunacaktır. Bu nedenle, 5237 sayılı TCK’nın 241. maddesinde tefecilik suçunun, kazanç elde etmek amacıyla borç para verilmesiyle oluşacağı, bunu meslek haline getirmenin suçun unsurları içerisinde yer almadığı gözetildiğinde değişik zamanlarda ve farklı kişilere karşı ödünç para veren kişi hakkında bir suç işleme kararı ile hareket ettiği sürece aynı kanun’un 43. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. (CGK, 26.04.2016 tarihli ve 118-208 sayılı)

KISA DEĞERLENDİRME

Bu karar neden önemli?

Kararın merkezinde maddi gerçeğin araştırılması ile savunma hakkı arasındaki denge bulunuyor. Delilin nasıl elde edildiği, sonuca en az delilin içeriği kadar etki eder.

KARAR METNİ HAKKINDA

Metin hakkında

Aktarım
Metin, derlemede yer aldığı biçimiyle aktarılmıştır.
Sayfa düzeni
Metin yalnızca okunabilir olması için paragraflara ayrıldı; içerikten çıkarma veya yeniden yazma yapılmadı.
Derleme
Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları 2015-2020 (1. Cilt)
Son kontrol
4 Ağustos 2026